Dünya Gıda Dergisi - 2014/Haziran

Son Sayı

Dünya Gıda Arşivi

ARŞİV

Faydalı Bağlantılar

T.C Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü
İhracat Bilgi Platformu
T.C Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
FAO
KOSGEB
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası
Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu


ANKET

 
Gıda Güvenliği konusunda en çok şüphe duyduğunuz ürün grubu hangisi?
 
Kırmızı ve beyaz et ürünleri
Bakliyat ve hububatlar
Tatlı ve Unlu Mamüller
İçecekler
Süt Ürünleri



Yazım Kuralları

Gıda sanayiinde yeni teknoloji kullanımı ve rekabet

“Ülkemizin ileriye yönelik bir strateji ve belirlenmiş alanlar bazında tarım ve gıda araştırmalarını yönlendirememesi kaynak israfı yaratmakta, yeni teknoloji kullanılarak üretilen ürünlerin geliştirilmesi yönünde ya da tarımsal hammaddenin yüksek katma değerli işlenmiş ürünlere çevrilmesinde geri kalınmaktadır.”

Dr. Taylan KIYMAZ – ODTÜ Ek Görevli Öğretim Görevlisi Önceki yıllarda önemli bir döviz getirisi sağlamış olup son dönemde Çin’in ya da yükselen maliyetlerin etkisiyle kimi işlenmiş ürünlerde rekabetin getirdiği baskılarla fiyat avantajını yitiren bazı yerli gıda ürünlerimiz bir kenara bırakılacak olursa, 2007 yılı ve sonrasında ardı ardına yaşanan küresel gıda krizi ve mali krizle birlikte yükselen gıda fiyatlarının ulusal gıda sektöründe kimi ürünlerde rekabet avantajları kazandırmış olabileceği düşünülebilir. Sektörde maliyet yapılarının analizinin kolay olmaması yanında, enerji fiyatlarındaki artışların maliyete yansımalarının ampirik olarak ölçülmemiş olması, genel fiyat artışlarının gıda sektörünün dış ticaretine etkilerinin ölçümünü zorlaştırmaktadır. Öte yandan, dış ticaret verileri gıda sektörü açısından şunu göstermektedir: 2010 yılında ihraç edilen birim gıda ürünlerinin fiyatı düşmüştür, yani daha fazla ürün satarak örneğin 2008 yılındaki ihracat gelirine ulaşılabilmiştir. Gıda ticareti üzerinde net rekabet etkileri son dönemde ürün ve alt sektör bazında değişkenlik arz etmektedir. Bu süreçte Bu bağlamda, Türk ürünlerinde rekabet edebilirliği artırmak için gerek gıda bilimi gerek yeni ürün araştırmaları açısından önemli birkaç konuya değinmek yararlı olacaktır. Öncelikle Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde uyum sağlamayı taahhüt ettiği halde bu uyumun gerçekleştirilmediği alanlardan biri de yeni gıdalardır (novel foods). Bu gıdaların geliştirilmesi ülkemizde henüz hiç başlatılmamış ya da geri durumda olan bazı gıda araştırmalarının başlangıcı da olabilecektir. Bu savımızın ayrıntılarına girmeden önce yeni gıdaların tanımını vermek uygun olur. Yeni gıdalar AB mevzuatına göre 1997 yılına kadar AB piyasalarında tüketime sunulmamış gıda ve gıda bileşenlerini tanımlamakta olup bunlar genelde teknoloji kullanımı yoluyla elde edilmiş gıdalar olmaktadır. Genetiği değiştirilmiş ürünler 2003 yılına kadar bu sınıfta bulunmuş ancak daha sonra başka bir mevzuatla düzenlenmiş ve ayrı bir kategori olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde nanoteknoloji kullanılarak üretilmiş bir gıda ürünü yeni gıdaya örnek gösterilebilir. Bu gıdaların piyasaya sürümü öncesi çok ciddi değerlendirme ve deneylerden geçirildiğini belirtmek yerinde olacaktır. Yine fonksiyonel gıdalar yeni gıda statüsünde aynı prosedürler sonrası onaylanarak piyasaya sürülebilmektedir. AB ülkelerinde 1997 yılından bu yana yaklaşık 150 “yeni gıda” ürünü piyasaya sürülebilmiştir. Ülkemizde bazı yeni gıdaların piyasaya sürümü yapıldığı halde herhangi bir özel mevzuat düzenlemesinin bulunmaması AB uyumunu bir kenara bırakalım, insan sağlığı açısından risk oluşturabilecektir. Bunları tamamen yasaklamak ise, ya üretici ülkelerle ticari sorunlar yaratacak ya da faydalı olabilecek ürünlerin ülkemizde geliştirilmesini önleyebilecektir. Bu konu, genetiği değiştirilmiş ürünlerde olduğu gibi çok yakından izlenmesi ve ülkemizde bilimsel olarak araştırılarak geliştirilmesi gereken ürünler olarak görülmektedir. Gıda mühendislerinin katkısı da bu tip ürünlerin anlaşılması, araştırılması, doğru şekilde üretilip, denetlenip zararsız ise piyasaya sürülmesi noktasında ortaya çıkacaktır. Ek olarak, bu alanın ülkemizde boşta kaldığı ya da ithalata bağımlı ve dışarıdan yönlendirilen bir üretim sektörüne dönüştüğü dikkate alınmalıdır. Ülkemizde 50’den fazla üniversitede tarım ve gıda alanında eğitim verilse de araştırma daha kısıtlı sayıda üniversitede, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın enstitülerinde ve TÜBİTAK’ta yapılabilmektedir. Bu araştırmaların sanayiyle bütünleştirilerek kullanıma sunulamadığı sektördeki en önemli şikayet konularından biri olarak bilinmektedir. Ülkemizin ileriye yönelik bir strateji ve belirlenmiş alanlar bazında tarım ve gıda araştırmalarını yönlendirememesi kaynak israfı yaratmakta, yukarıda belirttiğimiz gibi yeni teknoloji kullanılarak üretilen ürünlerin geliştirilmesi yönünde ya da tarımsal hammaddenin yüksek katma değerli işlenmiş ürünlere çevrilmesinde geri kalınmaktadır. TÜBİTAK tarafından koordine edilen gıda alanında Ar-Ge ve Yenilikçilik konulu strateji hazırlık çalışmaları sektörün ileriye yönelik araştırma ve geliştirme ihtiyaçlarının ortaya konulması açısından önemli bir eksikliği ortadan kaldırabilecektir. Dokuzuncu Kalkınma Planında Ar-Ge ve Yenilikçiliğin Geliştirilmesi konusuna özel önem verilmiştir. Gerek yurtiçi kaynaklar olan TÜBİTAK ve DPT gerek AB’nin Çerçeve Programları yoluyla önemli destekler sağlanırken bu desteklerin gerçek hedefine ulaşması ve özellikle AB kaynaklarının emilebilme kapasitesinin artırılması gıda sektörü için bir hedef olmalıdır. Tüm bu çabaların iç piyasayı genişletme yanında dünya piyasalarına daha fazla açılabilme hedefini de içermesi yani üretime ve ihracata hizmet etmesi önemlidir. Bu noktada, teknolojik ürünlerin geliştirilmesi maliyetli olduğundan ürünün piyasalara girişinde rekabet şansının artırılması açısından özel ihracat desteği programlarına ihtiyaç duyulabilecektir. Artık ülkemizin narenciye, elma, patates ihracatını desteklemek yerine bu hammaddelerin teknoloji kullanımıyla işlenmiş ürünlerini desteklemesi ve bu geleneksel ihraç ürünlerinin ileri işlenmesi anlamında teknoloji geliştirilmesi açısından bütüncül bir bakışla ülke stratejisi kurgulanması ileriye yönelik bir gereksinimi karşılayabilir. Ülkemizde gıda işletmelerinin çok büyük bir bölümünün geleneksel metot ya da teknolojilerle gerçekleştirdiği gıda üretimini, modernize etmesi ve bunu yaparken gıda hijyeni gereklerini uygulaması AB uyumunun da bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun getireceği yeni uygulamalardan birinin, işletmelerin gıda mevzuatına aykırılıkları gidermek üzere hazırlayarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığına sunmaları gereken modernizasyon planları olacağı bilinmektedir. Bu planların hazırlanması sektörde önemli bir bilgi ve sermaye birikimi gerektirirken rekabet açısından teknoloji yenilemelerine, işletmelerin büyüyerek daha rekabetçi ve yenilikçi olmalarına yol açabilecektir. Bunun önünü açmak için kamu kurumlarının teşvik ve zorlayıcılık açısından dengeli bir politika belirlemeleri öncelikli görülmektedir. Günümüzde merdiven altı olarak nitelenen ve istihdam için kayıtdışı üretimlerine göz yumulan işletmelerin tasfiye olması ve gerçekten sektöre hizmet edecek işletmelerin yaşatılması, bunların ülkemizde geliştirilen teknolojilerin kullanımıyla gelişmesi, istenen, ancak günümüz koşullarında, ulaşılması uzun vadeye yayılacak bir hedef olarak görülmektedir. Özetle, önümüzdeki dönemde fiyat rekabetinden uzaklaşarak ürün geliştirme ve teknoloji temelli rekabete hazırlanılması ihtiyacı, sektörde önemli bir dönüşümün gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.