Dünya Gıda Dergisi - 2014/Nisan

Son Sayı

Dünya Gıda Arşivi

ARŞİV

Faydalı Bağlantılar

T.C Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü
İhracat Bilgi Platformu
T.C Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
FAO
KOSGEB
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası
Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu


ANKET

 
En çok tükettiğiniz atıştırmalık hangisi?
 
Kuruyemiş ve kuru meyveler
Cips, patlamış mısır v.b
Meyve
Bisküvi, şekerleme v.b



Yazım Kuralları

Sürdürülebilir pazarlamada tüketim kültürü: tarım ürünleri örneği

Tarımsal alanda faaliyet gösteren paydaşlardan üreticilerin, ileri teknolojiyi uygulayabilen, eğitimli-verimli işgücü ile üretim yapabilen, ölçek ekonomisi ile pazar odaklı çalışabilen bir yapıya kavuşturulması yanında kamu ve sivil toplum işbirliği ile iyi tarım uygulamaları konusunda bilgilendirilmeleri önemli hale gelmektedir.



Öğr. Gör. Mükerrem ATALAY ORAL,   Yrd. Doç. Dr.M. Göksel AKPINAR
       mukerrem@akdeniz.edu.tr,                            mgoksel@akdeniz.edu.tr
                   
                 
Tarım sektöründe bir gelişim ve değişim süreci yaşanmaktadır. Bu süreç dünyanın eksenini kaydırarak toplumları üretim toplumundan tüketim toplumuna doğru yönlendirmekte ve tarımsal üretim-pazarlamada çevreye duyarlı pazarlama uygulamalarını gündeme getirmektedir. Bu çalışmada son dönemin çevre duyarlılığına entegre konularından birisi olan sürdürülebilir pazarlama ve tüketim kültürü kavramları ele alınarak tarım ürünleri açısından değerlendirilmiştir. Tarım ürünlerinin üretim ve pazarlamasında geliştirilen kalite yönetim sistemleri sürdürürülebilir pazarlama anlayışıyla gelişmektedir. Bu süreçin tüm dünyada üreticileri, aracıları, kamu otoritelerini ve tüketicileri etkileyeceği beklentisi güçlenmektedir.

1. Giriş
Tarımsal üretime ayrılan kaynakların giderek azalması, nüfusun artması, toprağın kirlenmesi, iklim değişikliği gibi nedenler ekolojik dengeyi bozmanın yanında çevresel tehtitlerin artmasına, ekilebilir alanların azalmasına ve toprağın kirlenmesine neden olmuştur (Alagöz Başaran, 2007, Keleş, 1997). Ekolojik dengenin bozulması ile birlikte tarım sektörünün üretim alanında yaşanan sorun toplumların geleceğini etkilemekte, var olmanın temel kaynağı olan tarımsal üretimin tüketim ve pazarlama boyutuyla yeniden ele alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sektörde yaşanan sorunların çözümü için geliştirilecek önerilerde göz ardı edilmemesi gereken konu kültürel ve sosyal çevre, ekonomik, politik ve yasal çevre, demografik ve teknolojik çevre ile uyumlu ekolojik dengeyi göz önünde bulunduran ve aynı zamanda üreticilerin ve tüketicilerin sürece dahil olduğu yeni bir çözüm ortaklığı geliştirilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır (Çabuk ve Nakıboğlu, 2008). Bu kapsamda ilgili değerlendirmelerin tarım ürünleri baz alınarak yapılması yararlı görülmüştür.  Bu doğrultuda, çalışmada öncelikle pazarlama perspektifinde ekolojik dengenin korunmasına yönelik geliştirilen kavramlar ile sürdürülebilir pazarlama kavramı ve gelişimi mevcut literatürün incelenmesi ile yapılacaktır. Ayrıca sürdürülebilir pazarlama ile ortaya çıkan tüketim kültürünün tarım ürünlerine yönelik geliştirilen stratejilerinin üretici, tüketici ve yasal bazda değerlendirmesi yapılarak mevcut durum ortaya konulmaya çalışılacaktır.

2. Meteryal ve Metot

Yapılan bu çalışma literatüre dayalı olup, konu ile ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Dış Ticaret Müşteşarlığı, çeşitli yabancı, yerli kitap ve makalelerden, çevreyi korumaya yönelik çıkarılan tebliğ, yönetmelik ve yasalardan, internet yayınlarından ve gazete haberlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada çeşitli açılardan kaynakların değerlendirilmesi ve sentezlenmesi, incelenen tebliğ, yönetmelik ve yasaların yorumlanması ile konunun öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır.

3. Bulgular ve Tartışma

3.1. Sürdürülebilir Pazarlama ve Tüketim Kültürü Kavramı

Günümüzde üreticileri ve tüketicileri etkileyen dış çevre faktörlerinin en önemlilerinden birinin dünyanın doğal dengesi ve ekolojiyi oluşturan unsurlar olduğu bilinmektedir. Belirli bir dönem gerek bireylerin bilinçlenme süreci gerekse toplumsal ve ülkesel sorunlar nedeniyle fazla ön planda olamayan ekoloji ve doğal dengenin önemi, son yıllarda daha çok tartışılır hale gelmiştir. İşletmeler üretim stratejilerinde ve ürün tasarımlarında bu konuya dikkat etmekte, tüketiciler ise ürün tercihlerinde ürünlerin çevreye zarar verip vermediklerini incelemektedir. Üretici ve tüketici arasındaki bu etkileşimin sonucunda da çevre bilinci ve doğal dengeyi koruma anlayışı her iki taraf açısından daha belirgin bir şekilde oluşmaya başlamıştır.

Bazı tahminlere göre insanoğlu dünyanın net temel üretkenliğinin yüzde 40’ından fazlasını kullanmaktadır. Eğer nüfus, tahminler doğrultusunda önümüzdeki 40 yılda ikiye katlanacak olursa, doğal kaynakların da tamamen yok olma derecesinde kullanılması sorunu ortaya çıkacaktır. Bu durum ise dünyanın varlığının ve insan sağlığının sürdürülemez biçimde yok edilmesi anlamına gelmektedir (Hart, 2001). Dünya genelinde çevre bilincinin yerleşmesi ve doğayı koruma anlayışı önem kazanırken, bu gelişmeler konu ile ilgili çeşitli sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkmasına, uluslararası kalite standartlarında ve yasal düzenlemelerde de çevreyle ilgili kriterlerin yer almaya başlamasına neden olmuştur. Ülkemizde 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde “herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer almaktadır. Ayrıca “Çevre Yasası” ise; çevre korunması ve geliştirilmesi için hem devlete hem de bireylere aktif katılım görevi vererek, çevre olgusunu birçok gelişmiş ülkede kabul edilen bir yaklaşımla ele almaktadır. Bu yaklaşım çevre bilincinin tüm topluma ve tek tek bireylere kazandırılması temeline dayanmaktadır. Tüm bunlara ilaveten “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” tüketicinin evrensel haklarından biri olarak “uluslararası tüketici birlikleri örgütü” tarafından kabul edilip tüm dünyaya ilan edilmiştir (Babaoğul ve Altıok, 2007). 1987'de yayımlanan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun Brundtland Raporu, yoksulluğu çevresel bozulmanın başlıca nedenleri arasında saymaktadır. Tüketim düzeyindeki azalmalar, üretimi ve buna bağlı olarak da kaynakların yok olma düzeyini azaltacak ve kirlenmenin önlenmesini sağlayacaktır. Bu nedenle tüm bu zincirleme ilişkiler sürdürülebilirliğin yalnızca üretim ve tüketimde çevre dostu teknolojilerin varlığına değil yaşam biçimleri (tüketim düzeyinin düşürülmesi) ve bunu belirleyen değerler sistemindeki değişimlere bağlı olduğunu göstermektedir (Martell,1994). Dünyadaki tüm sorunların kaynağı üç büyük olguya bağlanmakta ve bu olgular aşırı nüfus artışı, hızlı teknolojik gelişme ve tüketim şeklinde sıralanmaktadır. Bu olgulardan nüfus artışı ve hızlı teknolojik gelişmeye fazlasıyla önem verilip; önlemler alınırken (nüfus planlama politikaları, nükleer silahlanmanın azaltılması vb.), tüketim sorunu konusunda nispeten bir sessizlik oluştuğu ifade edilmektedir (Durring, 1992).

Günümüz tüketicileri çevre sorunlarına büyük duyarlılık göstermekte ve işletmelerden sorumluluklarının farkına varmalarını ve doğayı daha iyi koruyacak uygulamaları gerçekleştirmelerini beklemektedir (Uydacı, 2002).  Ekolojik dengeyi koruma bilinci ve yeşil pazarlama faaliyetlerine yönelik gelişmeler son yıllarda hız kazanmıştır. İşletmelerin reklam mesajlarında, ürün ambalajlarında, üretim stratejilerinde ve daha birçok alanda çevreye zarar vermeyen ve doğal dengeyi korumaya yönelik geliştirilen stratejiler bu gelişmelerin sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmelerin pazarlama faaliyetlerini de önemli ölçüde etkilediği izlenmektedir. Ekolojik pazarlama, çevreci pazarlama, yeşil pazarlama ve sürdürülebilir pazarlama kavramlarıyla konunun irdelendiği görülmektedir. Ekolojik pazarlama, ağırlıklı olarak zararlı olduğu düşünülen bazı ürünlere bağımlılığı azaltmaya odaklanmakta, belirli çevre sorunlarını (kirlilik, enerji kaynaklarının tükenmesi) ve bunların mevcut teknolojilerle önlenmesine yönelik pazarlama faaliyetlerini tanımlamak için dar anlamda kullanılmaktadır (Koçak, 2003: 34; Apaiwongse, 1994, Peattie 2001). Çevresel ve yeşil pazarlama, yeşil tüketici talebini ve rekabet avantajı fırsatlarını kullanarak, çevresel hasarı azaltmaya çalışan, daha kapsamlı bir girişim olan ve daha geniş bir ürün kategorisini içerecek şekilde yönetsel bir bakış açısının yer aldığı pazarlama faaliyetleridir (Crane, 2000).  Peattie (2001), yeşil pazarlamayı, “Tüketicilerin ve toplumun ihtiyaçlarını, kârlı ve sürdürülebilir şekilde belirlemek, tahmin ve tatmin etmekten sorumlu, bütünsel yönetim süreci” olarak tanımlamaktadır.  Sürdürülebilir pazarlama ise, pazarlara ve pazarlamaya çok daha radikal bir yaklaşımla, sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak için, üretimin ve tüketimin tüm çevresel maliyetlerini karşılamaya çalışan, makro bakış açısıyla pazarlama faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınma anlayışı kapsamında ele alınışını yansıtmaktadır (Ay, Ecevit, 2005, Peattie, 2001, Van Dam, Apeldoorn, 1996 ).  Sürdürülebilir pazarlama; tüketiciler, sosyal çevre ve doğal çevre ile sürdürülebilir ilişkiler kurmak ve yaşatmak olarak tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilir pazarlamada, müşteri değeri, sosyal değer ve çevresel değer yaratmak hedeflenmektedir (Belz, Peattie 2006). Sadece ürün kategorilerindeki yeşil hareketlerden değil, tüm yönetim ve pazarlama süreçlerindeki kalkınma hedeflerinden hareket edilmekte ve bunu kültürel bir yaşam tarzı olarak topluma sunmak amaçlanmaktadır (Aksoy, Özyer, 2008).  Sürdürülebilir pazarlama "bütün pazarlama işlemlerinin hali hazırdaki ve potansiyel müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile planlanması, koordinasyonu, uygulaması ve kontrolüdür" şeklinde tanımlanmaktadır.  Bu süreç boyunca amaç işletmenin hedeflerinden sapmamak, aynı zamanda üretim ve tüketim faaliyetleri sırasında ekolojiye en az zararın verilmesi ve sosyal açıdan fayda sağlanmasıdır.  Tüm kaynakların etkin kullanımını amaçlayan sürdürülebilir pazarlama aynı zamanda yeniden üretim sürecine dahil edebilmeyi amaçlamaktadır (Kirchgeorg ve Winn, 2006). 

Pazarlama disiplinine ve yerleşmiş sosyal-ekonomik yapıya karşı bir tehdit oluşturan sürdürülebililik yaklaşımı ekonomik açıdan, dünyanın bir pazar yeri haline gelmesini ve tüketicilerin homojen davranışlarda bulunmasını da içermektedir. Nitekim tüketiciler için çevrecilik 1960’larda bir “uyanma zamanı”, 1970’lerde “harekete geçme dönemi”, 1980’lerde “hesaplı olma zamanı” ve 1990’larda “pazardaki güç” olarak tanımlanmıştır. Özellikle bu son dönemde tüketiciler, doğal kaynakları kullanmanın sınırları olduğunun ve düşünülenden çok daha hassas gerçekleri bulunduğunun farkına varmışlardır (Ay, Ecevit,  2005). Tüketim kalıplarının değişmesi ve bilinçsizce yapılan tüketim eylemleri sonucu hızlı bir şekilde ortaya çıkan bozulma, daha fazla ilerlemeden bir takım önlemler alınmasını zorunlu kılmaktadır. Rio’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Gelişme Konferansı’nda (1992) bu konu üzerinde durulmuş ve sunulan raporda sürdürülebilir gelişmenin yaşama geçirilebilmesi için gerekli tüketim ve üretim alışkanlıklarıyla ilgili değişimler ortaya konulmuştur. Dünya Sürdürülebilir Gelişme Zirvesinde ise sürdürülebilir tüketim ve üretim, sürdürülebilir gelişmenin ön koşulu olarak kabul edilmiştir (www.rec.org.tr).  Sürdürülebilir tüketim sadece ekonomik yararları değil çevresel ve sosyal refahı da vurgulayan bir stratejidir. Tüketicilerin sürdürülebilir tüketim kalıplarını seçmesi, bunlarla ilgili bilgi edinmelerini gerektirir. Çevreye duyarlı tüketici davranışı, çevreyi korumaya ve en az zararı vermeye yönelik tüketim kalıplarıyla ilgilidir (Haron, Palm, Yahaya, 2005 ). Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi tarafından 2006 yılında yayımlanan tüketim ürünlerinin çevreye olan etkisinin araştırıldığı raporda 255 ürün çeşidi değerlendirilmiştir. Sürdürülebilirliğin daha etkin olduğu ürünler; başta gıda ve içecek tüketimi olmak üzere, konaklama ve ulaşım ile ilgili tüketilenlerdir. Rapora göre en azından bu üç tüketim alışkanlığı çevreye duyarlı bir şekilde oluşursa sürdürülebilir tüketim için iyi bir başlangıç yapılmış olacaktır (Arnold, Gjalt, Jeroen, 2006).

3.2. Sürdürülebilir Pazarlamanın Tarımsal Etkileri

3.2.1. Yasal Mevzuat ve Kalite Yönetim Sistemleri

Sürdürülebilir pazarlamanın tarımsal etkilerinden biri dünyada ve Türkiye’de organik tarıma yönelme şeklinde görülmektedir. Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik çevreye ve insana dost üretim sistemidir. Organik tarım, sentetik gübre ve zirai ilaç kullanımını yasaklamasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti, toprak muhafazası, bitkinin direncini artırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı ve bütün bu işlemlerin kapalı bir sistem içerisinde yürütülmesini amaçlayan ve bununla birlikte; insana ve çevreye verilen zararın azaltılmasını sağlayan alternatif tarımsal bir sistemdir. Bu nedenle dünyada yaygınlaşan organik tarım modeli Türkiye’de de gelişmektedir. Organik tarım sayesinde daha az dış kimyasal girdiler kullanılmakta,  gelecekte sağlıklı nesiller ve doğal çevre hedef alınmaktadır (Rehber, Turhan, 2001). Sürdürülebilirlik tarıma dayalı sanayi olan gıda sektörünü de etkisi altına almıştır. Gıda sanayi tarıma dayalı sanayi dalları içerisinde, ham ve işlenmiş maddeler yönünden en kapsamlı olanıdır. Türkiye gibi çok çeşitli tarımsal ürün yetiştirilen bir ülkede bu ürünlerin en iyi şekilde değerlendirilmesi hem toplumun beslenmesi, hem de Türkiye ekonomisi açısından önem taşımaktadır. Tarım sektöründe üretim ve verimliliği geliştiren, tarım ürünlerini işleyerek ek gelir sağlayan gıda endüstrisinin gelişmesi dünyada olduğu gibi ülkemizde de öncelikle ele alınmaktadır (Sungur, 1999). Bugün gelişmiş sistemlerde gıdanın özellikle mikrobiyolojik açıdan güvenliğinin sağlaması için çeşitli yaklaşımlar başarıyla uygulanmaktadır. Bunlardan en yaygın olanlar HACCP, HAZOP, GMP, HT, PM ve ISO 9000 serisidir (Halkman, 1998). Ancak gıda güvenliği standartları konusunda çalışmalar ağırlıklı olarak iki boyutta devam etmektedir: i) HACCP (Kritik Kontrol Noktası Kontrolü) ii) İzlenebilirlik (Traceability ya da Farm to Table/Fork) (Caswell, 1998:409, Wilson ve Otsuki, 2001:2).  Gıda güvenliği ve kalite alanında birçok ulusal ve uluslararası standart söz konusudur. Bunlar arasında ISO 9001:2000, ISO 22000, HACCP, Global-GAP (Önceden Eurep-GAP olarak kullanılıyordu), ISO 17025, GLP-İyi Laboratuvar uygulamaları (Good Laboratory Practice), BRC, IFS ve İzlenebilirlik sayılabilir. HACCP, üretimden tüketime kadar risk oluşturabilecek her noktanın kritik kontrol noktası olarak belirlenip sorunların bu noktalarda giderilmesi esasına dayalı bir uygulamadır (Halkman,1998). Ülkemizde TSE, HACCP uygulamalarını “HACCP Standardı” şeklinde belgelendirmektedir. HACCP üretim sürecinin kontrolü üzerine odaklanan kalite kontrol sistemidir. Gıda endüstrisinde geniş oranda tanınan HACCP, gıda güvenliği tehlikelerini kontrol ya da elimine etmeyi amaçlamaktadır (Unnevehr,  Jensen, 1998). İzlenebilirlik, gıda, gıdanın elde edildiği hayvan, yem veya gıdaya karıştırılan maddelerin üretim, işleme, dağıtımı ile ilgili bütün aşamalarda izlenmesi yöntemidir. İzlenebilirlik sistemi sayesinde, içinde insan sağlığına zararlı herhangi bir madde tespit edilen ürünün, hangi ülkeden, hangi kanalla dağıtıldığı ve hangi üreticinin hangi tarlasından geldiği kolayca tespit edilebilmektedir (http://www.traceback-ip.eu/index.php?page=About1). İzlenebilirlik esas olarak HACCP gıda güvenlik sisteminin gerekliliklerini daha etkin yerine getirmek üzere oluşturulmuş bir yöntemdir (Unnevehr ve Hirschhorn 2000). İzlenebilirlik kapsamında “güvenli gıda”, birincil üretim aşamasından başlayarak çiftlikten sofraya, tüketiciye ulaşana kadar geçen sürede fiziksel, kimyasal ve biyolojik riskleri taşımayan gıdadır (www.kkgm.gov.tr).

ISO 22000 Standardının amacı gıda tedarik zinciri boyunca gıda güvenliği yönetimi için gerekli olan uygulamaları uyumlaştırmaktır. Söz konusu standart, çiftçiden gıda hizmet sektörüne kadar gıda zincirindeki tüm üyeleri kapsayan gıda güvenliği yönetim uygulamalarını tanımlayan bir standarttır. İyi tarım uygulamaları (İTU); tarımsal üretimin planlanması, geliştirilmesi, pazarlanması, kayıt altına alınarak gıda güvenlik zinciri içinde güvenli ürünlerin tüketicilere ulaştırılması ile ilgili bütün iş ve işlemler olarak tanımlanabilir. İyi tarım uygulamaları bir anlamda, çevreye duyarlı, asgari hijyen standarlarını karşılayan, kimlik- kayıt sistemi olan ve yaygın kabul gören bir tarım biçimidir (Duman, Paksoy, Tanrıvermiş, 2004). İyi Tarım Uygulamaları ile globalleşen gıda ticaretinde üretim ve tüketim ekseninde yer alan çeşitli taraflarca (hükümetler, gıda işleme firmaları, çiftçiler, perakendeciler vb.) gıda güvenliği, gıda güvencesi,  kalite ve çevre ile ilgili kaygıların giderilmesi, kısaca tarımsal üretime ilişkin çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğin sağlanması amaçlanmaktadır. AB ülkelerindeki tedarikçilerin, perakendecilerin ve tüketicilerin gıda güvenliği, kalitesi, çevre kirliği ve çalışanların sosyal ve ekonomik refahı ile ilgili kaygıları giderek artmaktadır. AB’ndeki büyük süpermarketler bu kaygılar sonucu “İyi Uygulamalara” kurallar getirmiş ya da etik standartlar geliştirmişler ve tedarikçilerden, ihracat yapılan ülkelerde bu kuralların uygulanmasını talep etmişlerdir. EUREP (The Euro Retailer Produce Working Group) tarafından 1997 yılında hazırlanan EurepGAP protokolü bu tür kaygılar sonucu ortaya çıkmıştır (Özdemir, 2008). Dünya çapında önde gelen perakende grupları için kabul edilebilir tarım mahsulleri küresel üretimi ve bahçe mahsulleri küresel üretimi için en iyi uygulamanın geliştirilmesi amacıyla temel unsurlar tanımlayan, Tarlalarda Doğru Tarım Uygulamaları (GAP) çerçevesidir. Bu tarım sistemi 1997’de Avrupa Perakendecileri Tarım Ürünleri Çalışma Grubu (Euro Retailers Produce Working Group) tarafından başlatılmıştır. GAP’ın önemi; bu çalışma grubunun, güvenli ve güvenlikli gıda için belirli standartlar düzenlemesi ve bunları şu an dünyanın 5 kıtasında uygulamaya koymuş olmasıdır. Halen 70’ten fazla ülke GAP belgelendirmesinde yer almaktadır ve en önemli ülkeler; AB, BK (Birleşik Krallık), ABD, Güney Afrika, Çin, İspanya v.b.dir (Çay, Paikray, Palta, Okur).

3.2.2. Tarım Ürünleri İhracatında Yaşanan Sorunlar

Ülkemiz, taze sebze üretiminde, 22 milyon ton ile 680 milyon ton olan dünya yaş sebze üretiminin yüzde 3.3’ünü karşılamaktadır ve önemli bir ihracat potansiyeline sahiptir. Sebze üretimimiz, 11.5 katrilyon lira olan toplam tarımsal üretim değerimiz içerisinde, 3.7 katrilyon lira ile toplam değerin yüzde 32’sini karşılamaktadır. Dünya yaş sebze ihracatı ise 40-50 milyon ton arasında olup, Türkiye bunun miktar bazında ancak yüzde 1’ini gerçekleştirebilmektedir. Mevcut potansiyelin bunun çok üzerinde olduğu da düşünüldüğünde, bu sektörün, ülkemiz ekonomisi için ne kadar önemli bir yer işgal ettiği çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ancak zaman zaman tarım ürünlerinde zirai ilaç kalıntılarının toleransların üstünde olması nedeniyle ürünlerimiz ya geri çevrilmekte veya imha edilmektedir. Bu konu yaş meyve-sebze ihracatı sektöründe söz sahibi olan diğer ülkeler tarafından da propaganda malzemesi haline getirilerek ihracatımız sekteye uğratılmaktadır. Bu nedenle maksimum kalıntı limitlerinin belirlenmesi ve kalıntı izleme çalışmalarının yapılması ihracatımız açısından da son derece önem taşımaktadır (http://tarimciyiz.com/baslik.asp?altkategori). Aşağıda yaş meyve sebze ihracatında yaşanan sorunlara yer verilmiştir (Kaynak…..)
Almanya İle Yaşanan Sorun   
Yıl: 2001
Sorun: İlaç Kalıntısı
Ülke: Almanya
Ürün : Biber
Nasıl Çözüldü? Yoğun çalışmalar yapılarak kalıntı oranı düşürüldü. Türk biberine koyulan tedbir 2003’de kaldırıldı.
Ülke: Almanya
Ürün : Biber
Yıl: 2003
Sorun: Etiketleme Hatası (Türkiye menşeli 1400 parti mal kontrol edilmiş, 59’unda şikayet olmuştur).
Ülke: Almanya
Ürün: Çeşitli ürünler

Almanya ile ürün bazında karşılaşılan sorunlar
1) Kavun; Yeterli olgunluk derecesi yaklanamamıştır. Çürümeler meydana gelmiştir.
Sorun: Bakteri üremesi
Nedeni: Ürünün dıştan zarar görmesi,
Hatalar: Paketleme, Nakliye ve Depolama
2) Domates; Kapanmış çizik, Parmakla bastırılan yerin izinin kaybolmaması.
Sorun: Yaralanma, ezilme, sertlik
Hatalar: Paketleme, Nakliye ve Depolama
3) Üzüm; Kapanmış çizik, Parmakla bastırılan yerin izinin kaybolmaması.
Sorun: Döküntü tane oranının fazlalığı
Nedeni: Fiziki olgunluk dönemi süresinin aşılması-Mahsulden sonraki soğutmanın geçiktirilmesi
Hatalar: Nakliye, Depolama, Soğutma
4) Kiraz; Ezilmiş ve yumuşamış ürünler ihraç edilememiştir.
Sorun: Çürüme olması
Nedeni: İklim koşullarının uyumlaştırılamaması
Hatalar: Nakliye, Depolama, Soğutma
Almanya ile Türkiye arasında gerçekleşen yaş meyve sebze ihracatına yönelik olarak yaşanan şikayetlerin çoğunun etiketlemedeki hatalardan kaynaklandığı gözlenmektedir. Çok açık ve tüm bilgileri içerecek bir etiketleme, hem mevzuat gereği ve hem tüketici isteği yönüyle zaruridir. Ayrıca, etiketlemenin doğru olarak malın bulunduğu yerde yeniden yapılması, çeşitli kanunların etiketlemeye yönelik hükümlerinden dolayı bazı sorunları beraberinde getirmektedir.

Rusya ile Türkiye Arasında Yaşanan Sorun
Yıl:2003
Sorun: Akdeniz Sineği ve Tarım ilacı kalıntısı
Ürün: Sivri biber, üzüm, kiraz
Çözüm: Labaratuvarların kurulması ile analizler yapılmaya başladı.

Yıl:2008
Sorun: Tarım sektöründeki düzensizlikler
Ürün: Yaş meyve sebze
Nedeni: Dış pazardan istenen çeşit ve ambalajlama ile ürün tedarikinin sürekliliğinin olmaması.
Türkiye-Rusya arasındaki sebze ve meyve ihracatına yönelik olarak; ihraç ürünlerde pestisit, nitrit ve nitrat limitleri aşıldığı için analiz zorunluluğu getirilmiştir. Türkiye, sebze-meyve üretiminin yüzde 5'ini ihraç etmektedir.  2008 yılında Rusya ile yaşanan kriz aynı zamanda uzun süreli mal tedariki ve depolama konularını gündeme getirmektedir (Esen Evran, www.sabah.com.tr, 07.05.2006).


4. Sonuç ve Öneriler

Sosyal ve çevresel konulardaki gelişmelerin yanında yaşanan sorunlar tüm dünyayı ve gelecek nesilleri etkisi altına almaktadır. Bu süreç toplumların kendi ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerinde ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak sosyal ve çevresel konularda önlem almalarını gerekli kılmaktadır. Mevcut tüketim kalıplarının değiştirilerek bilinçsizce kullanılan kaynaklara karşı duyarlılığın arttırılması şimdiki ve gelecek nesillerin daha iyi ve kaliteli bir yaşam sürmesi açısından önemlilik arzetmektedir. Bu konu sürdürülebilir tüketim anlayışının temelini oluşturmaktadır. İhtiyaç ve isteğin tanınması ile başlayan sürdürülebilir tüketim süreci, seçenekleri değerlendirme, satın alma, kullanma ve kullanmama adımlarından oluşmakta ve baştan sona alınacak kararda sosyal ve çevresel sorunların göz önünde bulundurulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.  Bu kapsamda güçlenen sürdürülebilir pazarlama anlayışı toplumsal ve sosyal değerlerin farkında olan, tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını anlayan, tüketici istek ve ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin yaşam haklarını da göz önünde bulunduran değer temelli pazarlama anlayışı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç olarak tarımsal alanda faaliyet gösteren paydaşlardan üreticilerin, ileri teknolojiyi uygulayabilen, eğitimli-verimli işgücü ile üretim yapabilen, ölçek ekonomisi ile pazar odaklı çalışabilen bir yapıya kavuşturulması yanında kamu ve sivil toplum işbirliği ile iyi tarım uygulamaları konusunda bilgilendirilmeleri önemli hale gelmektedir. Aracılar bazında ise tarım ürünlerinin işlenmesi, ambalajlanması, paketlenmesi ve pazarlanması konularında iyileştirmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Altındeğer, 2008).  İhracat süreçlerinde ise tarım ürünlerinde markalaşma stratejilerine odaklanılması yararlı görülmektedir. Tüketicler nezdinde sağlıklı ve çevreye duyarlı tüketim kültürünün gelişmesi sürdürülebilir pazarlama anlayışının bir sonucu olarak beklenmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar

Aksoy, Y., Özyer, Y., 2008., “Sürdürülebilir Fiyatlandırma Stratejilerinin Oluşumunda Yeni Medya ve Yeni Ekonomi Etkisi: Arçelik Vaka Analizi”, 13.Ulusal Pazarlama Kongresi Bildiriler Kitabı, Çukurova Üniversitesi Matbaası, Adana.

Alagöz Başaran,. S., 2007., “Yeşil Pazarlama ve Eko Etiketleme”, Akademik Bakış, Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi ISSN:1694 – 528X Sayı: 11 Ocak – 2007, Kırgızistan

Altındeğer, M., 2008., “Samsun’da Tarım Ürünlerinin Ambalajlanması Paketlenmesi ve Pazarlanması İçin Yapılması Gerekenler”., TMMOB Samsun Kent Sempozyumu, Bildiriler Kitabı, Samsun.

Apaıwongse, T., 1994.,  The Influence of Green Products on Dual Marketing Center: Ecological Marketing Approach, Journal of Business and Industrial Marketing, 9(2).

Arnold, T., Gjalt, H., Jeroen, G., 2006., Spain: Environmental Impact of Products: Analysis of the life cycle environmental impacts related to the final consumption of the EU-25, ed. European Commission Joint Research Centre (DG JRC).

Ay, C., Zümrüt E., 2005., “Çevre Bilinçli Tüketiciler”. Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. Cilt.5, Sayı.10. Kasım.

Babaoğul, M., Altıok, N., 2007., Evrensel Tüketici Hakları. Tüketici yazıları (I). (Ed: Müberra Babaoğul, Arzu Şener). Hacettepe Üniversitesi Tüketici Pazar Araştırma Danışma Test ve Eğitim Merkezi, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Basımevi, Ankara.

Belz, F.M., Peattıe, K., 2009., Sustainsbility Marketing: A Global Perspective, West Sussex: John Wiley.

Caswell, J.A., 1998., How Labeling of Safety and Process Attributes Affects Markets for Food. Agricultural and Resource Economics Review, 27(October).

Crane, A., Desmond, J., 2002., “Societal Marketing and Morality”, European Journal of Marketing, c.36/syı 5/6.

Çabuk, S., Nakıboğlu, B.M.A., 2008., “Çevreci Pazarlama Ve Tüketicilerin Çevreci Tutumlarının Satın Alma Davranışlarına Etkileri İle İlgili Bir Uygulama”, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, s.85-102.

Çay, Ş., Paikray, S.P., Palta, Ç., Okur, O., “Organik Tarımın Kolaylaştırılması İçin İzlenebilirlik Sistemleri ve Çiftçi Kapasitelerinin Geliştirilmesi” mitos.tagem.gov.tr/fulltext.php?yayin=755&id=fulltext/tagem/

Duman, S., Paksoy, M., Tanrıvermiş, H., 2004., Türkiye Tarımında Gap (Good Agricultural Practices) Uygulanabilirliği ve Tarım Ürünleri Ticaretine Olası Etkileri. Türkiye VI. Tarım Ekonomisi Kongresi, Tokat.

Durring, A., 1992., How much is Enough? The Consumer Society and the Earth. W. W. Norton and Company, New York.

Halkman, A.K., 1998., Kalite güvenliği ve Haccp, Gıda Denetçisi Eğitim  Materyali, T.C. Sağlık   Bakanlığı Temel Sağlık  Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara.

Haron, S.A., Palm, L., Yahaya, N., 2005.,  “Towards Sustainable Consumption: An Examination of Environmental Knowledge Among Malaysians”, International Journal Of Consumer Studies, c.29/sayı 5.

Hart, S., 2001., “Yeşilleşmenin Ötesinde Sürdürülebilir Bir Dünya İçin Stratejiler”, İş ve Çevre (Çev: Ahmet Kardam), Harward Business Review, MESS Yayınları.

Keleş, R., 1997., “İnsan Çevre Toplum”, İnsan Çevre Toplum (Der:Ruşen Keleş), Ankara: İmge Yayınevi, 9-18

Kırchgeorg, M., Wınn, M.I., 2006.,  “Sustainability Marketing for the Poorest of the Poor”, Business Strategy and the Environment,c.15/sayı 7.

Koçak, A., 2003.,  “Yeşil Pazarlama: Eleştirel Bir Bakış”, Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi, c.3/sayı 3.

Martell, L., 1994.,  Ecology and Society. The University of Massachusetts Pres. Amherst, USA.

Özdemir, S., 2008., Türkiye’nin Avrupa Birliği Ülkelerine Yaş Meyve Sebze İhracatı ve Avrupa Birliği Çevre Politikalarından Kaynaklanan Teknik Engeller, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana.

Peattie K., 2001., “Towards Sustainability: The Third Age of Green Marketing”, The Marketing Rewiew, c.2.

Rehber, E., Turhan, S.,  2002., Prospects and Challenges for Developing Countries in Trade and Production of Organic Food and Fibers British Food Journal, c. 104, s.3/4/5.

Sungur, H.,1999., Gıda Güvencesi. Tarım ve Köy Dergisi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayınları Sayı 129.

Unnevehr, L. J.,  Jensen, H. H., 1998., HACCP as a regulatory innovation to improve food safety in the meat industry. American Journal Agricultural Economics, 78.

Unnevehr, L., Hirschhorn, N., 2000., Food Safety Issues in the Developing World. World Bank, Washington DC.

Uydacı, M., 2002., Yeşil Pazarlama, İş Ahlakı ve Çevresellik Açısından Yaklaşımlar, Türkmen Kitabevi, İstanbul.

Van Dam, K., Apeldoorn, P., 1996., Sustainable Marketing, Journal of Marketing, Fall.

Welch, Eric W., Rana, A., Mori, Y., 2003., “The Promises and Pitfalls of ISO 14001 for Competitiveness and Sustainability: A Comparison of Japanand The United States”, Greener Management International, Winter.

Wılson, J., Otsukı, T., 2001., Global Trade and Food Safety: Winners and Losers in a Fragmented System, Development Research Group Trade Seminar, World Bank, Washington DC, USA.

http://www.rec.org.tr.
http://www.traceback-ip.eu/index.php?page=About1
http://www.kkgm.gov.tr
http://www.sabah.com.tr
http://tarimciyiz.com