Balık stokları devamlı azalıyor

Çiftlik balıkçılığının gelecek yıllarda bütün dünyada daha da artması beklenmektedir. Ancak artan talep karşısında yem hammaddesi olan göçmen pelajik balıkların stoklarında da azalma bekleniyor.

Türkiye’de balık avcılığının aşırı olarak yapılması ve balık kaynaklarının yönetilmesi sırasında ortaya çıkan zafiyetler sonucu, deniz balıkçılığının büyümesini kaybettiğini belirten Prof. Dr. Bayram Öztürk, “Sektör ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır. Gelinen bu noktadan sonra bazı tedbirler alınmaya çalışılsa bile doğal balık stokları hiçbir zaman istenilen seviyede artmayacak” diye konuştu.

Akdeniz’de yaşayan ve Karadeniz ve Marmara’da 20 yıl önce nadir görülen Sardalya, Kupes ve Salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz’de avcılığına başlanması, deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, Thallossoma pavo (Gün balığı) türü balıkların artık Marmara Denizi’nde de görülebilmesi, dağılımının Akdeniz’in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmasın etkileriyle açıklanmaktadır. Termofilik olarak adlandırılan (Sıcağı seven) Arbacia lixula denilen bir tür denizkestanesinin Kuzey Ege ve Marmara Denizinde yoğun olarak görülmeye başlanması bu denizlerdeki faunal değişimin öncü işareti olarak değerlendirilmektedir.


Özlem As

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Bayram Öztürk, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak daha fazla Akdeniz kökenli türün Karadeniz’e girdiğinin tespit edildiğini ve bu olgunun Karadeniz’in Akdenizleşmesi olarak değerlendirildiğini; bu sürecin gelecekte ekosistemi olumsuz etkileyebilecek bir gelişme olduğunu söyledi.
İklim değişikliğinin yanı sıra özellikle denizel kirlenmenin, stokları derinden etkilediğini ve arıtılmamış sular ile evsel atıkların, denizlerde bol miktarda azot ve fosfatın oluşmasını sağladığını belirten Öztürk, “Bunlar, olması gereken seviyelerini aştığı takdirde ötrofikasyona sebebiyet veriyor, ötrofikasyon ise balık ölümüne ve oksijensizliğe ve sonunda biyoçeşitliliğin azalmasına neden olur. Bu durum stoklarımız ve denizlerimiz için ciddi bir tehlike oluşturuyor” dedi.
İklim değişikliğinin denizler ve su ürünleri üzerindeki etkilerini anlatan Prof. Dr. Bayram Öztürk, tüm dünyada deniz balıkçılığının giderek azaldığını sektörün ciddi bir krizle karşı karşıya kaldığını bu durumda ihtiyacın artık büyük oranda su ürünleri yetiştirileceği ile giderileceğini söyledi.


İklim değişikliği etkilerini birçok alanda görmek mümkün. Su ürünleri, denizler nasıl etkileniyor?

Su ürünlerinin çeşitliliğini, sayısını ve kalitesini olumsuz yönde etkilemesi beklenmektedir. Su sıcaklıkları değiştikçe sıcaklığa toleransı düşük olan birçok canlı türü daha soğuk sulara doğru göç edeceklerdir ya da öleceklerdir. Yüksek sıcaklığa toleranslı yeni türlerde artış olacak ve dengesiz bir popülasyon dağılımı görülecektir. Su seviyesinin yükselmesiyle ekonomik ve ekolojik öneme sahip türlerin büyüme alanları etkilenecek ve bu ortamlar özelliklerini yitirecektir.
Yüksek su sıcaklığı çözünmüş oksijen seviyesini azaltarak canlıları strese sokabilir ve tür çeşitliliğinin azalmasına neden olabilir. Sulardaki hastalık yapıcı organizmalar, zararlı maddeler artar ve su ürünlerine bulaşarak kontaminasyona sebep olur. Çünkü bu canlıların metabolizması su sıcaklığı, tuzluluk ve oksijen düzeyinden oldukça etkilenir. İklim değişimi ile değişen koşullar su ürünlerini olumsuz yönde etkiler, ölüm oranlarını arttırır ve hastalıklara karşı dirençlerini düşürür. Üreme dönemlerinde sıkıntılar oluşturur. Akdeniz’de, Kızıldeniz’den Süveyş kanalı yoluyla gelen işgalci türlerde artış gözlenmektedir ve su sıcaklığının artması sonucu bu yabancı, istilacı türler baskın hale gelmektedir. Akdeniz içinde giderek başka bir tropik Akdeniz oluşmaktadır. 12 binden fazla deniz canlısına ev sahipliği yapan Akdeniz’in, sahip olduğu türlerin kaç tanesinin ve hangilerinin bu değişimden etkileneceğini kestirmek zordur.

Akıntı sistemindeki değişimler canlı denizel kaynaklarımızın verimliliğini ve göç durumunu etkiler. Deniz suyundaki sıcaklık artışı, mercanların sararmasına ya da toplu ölümlerine yol açar. Denizlerimizdeki taş mercanların bir kısmı sararmaya başlamıştır. Yükselen su seviyesi ile kıyı alanlarındaki yerleşim yerlerinin sular altında kalması söz konusudur. Ve bunlar için bizim herhangi bir “iklim değişikliği acil durum planı”mız yoktur. Denizel kaynaklı ticari gelirlere sahip olanlar ciddi boyutta zarar göreceklerdir.
Denizel canlılardan özellikle de bazı balık türleri, küresel ısınmanın anlaşılmasında belirteç görevi görürler. Su sıcaklığı; balık türlerinin üremesi ve ideal yaşam alanı oluşturması nedeniyle belirleyici faktörlerin başında gelir. Balıklar larva ve juvenil denilen ergin öncesi safhalarında su sıcaklığı değişimine karşı oldukça duyarlıdır. Bu nedenle deniz ve nehir arasında göç eden balıkların bu olumsuzluktan etkilenmeleri kaçınılmazdır. Akdeniz’de yaşayan ve Karadeniz ve Marmara’ da 20 yıl önce nadir görülen Sardalya, Kupes ve Salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz’de avcılığına başlanması deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, Thallossoma pavo (Gün balığı) türü balıkların artık Marmara Denizi’nde de görülebilmesi, dağılımının Akdeniz’in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmasın etkileriyle açıklanmaktadır. Termofilik olarak adlandırılan (Sıcağı seven) Arbacia lixula denilen bir tür denizkestanesinin Kuzey Ege ve Marmara Denizinde yoğun olarak görülmeye başlanması bu denizlerdeki faunal değişimin öncü işareti olarak değerlendirilmektedir.

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak daha fazla Akdeniz kökenli türün Karadeniz’e girdiği tespit edilmiştir. Halen gözlenmekte olan bu olgu Karadeniz’in Akdenizleşmesi olarak değerlendirilmekte olup bu süreç gelecekte ekosistemi olumsuz etkileyebilecek bir gelişmedir.

Etkileri konusunda önümüzdeki döneme ilişkin öngürüler ne yönde?

İklim değişikliği konusunda çok fazla öngörüler, senaryolar mevcuttur. Ancak Türkiye için konuşacak olursak, denizlerimiz ile ilgili uzun süreli verileri bilmemiz gerekmektedir. Ne yazık ki bizde bu veriler eksiktir. Herhangi bir öngörüde bulunabilmemiz için denizlerin seviyelerindeki değişimleri, sıcaklık, tuzluluk değişimlerini bilmemiz gerekir.

Akdeniz’de deniz seviyesinin 19.yy göre 20 cm yükseleceği öngörülüyor. Bu nedenle iklim değişikliği konusunda izleme ve planlama gerekmektedir. Sulak alanlar, lagünler, kıyısal alanlar ve ekosistemler iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgelerdir. Sulak alanlardaki çekilme biyoçeşitliliği etkilemeye başladı. Vakfımız bu konuda REC ile 2 yıllık bir çalışma sonucunda “Vakit Yok” isimli önemli bir başucu kitabına katkıda bulunarak bu konuda da öncü rolünü sürdürmüştür. Yaptığımız araştırma sonuçlarına göre Akdeniz endemiği olan taş mercan Cladocora caespitosa kolonilerininin sıcaklık anomalileri nedeniyle sararmaya başladığı ayrıca gorgonlarda zaman zaman ölümlerin görüldüğü tespit edilmiştir. Oysa mercanların ortadan kalkması sadece denizlerdeki biyoçeşitliliğin yıkımına yol açmakla kalmayıp, ayrıca karbondioksitin denizler tarafından emilimini de azaltır. Bu tür süreçler uzmanlar tarafından sistemin küresel çöküşünün işareti olarak yorumlanmaktadır.

Su seviyesinin yükselmesiyle, kumsalları üreme alanı olarak kullanan veya yumurta bırakan deniz kaplumbağası gibi türler, plajların yüzey alanlarının azalmasıyla tehlike altına girecektir. Hareket yeteneği zayıf, sesil ve sedenter türleri daha fazla etkilerken, balık gibi aktif yüzücü türleri adaptasyon yeteneği nedeniyle daha az etkileyecektir.

Akdeniz’de bir tropikalleşme yaşandığı ve bunun tüm havzayı etkilediği açıktır. Ayrıca iklim değişikliğinin okyanus ve denizlerde asitleşmeye neden olduğu da bilinmektedir. Bu konuda ülkemizdeki bilgiler sınırlıdır ve uzun dönemli izleme çalışmalarına gerek duyulmaktadır.

Vakfımızın, Antalya Büyükşehir Belediyesiyle Eylül 2017 tarihinde başlattığı “Antalya’nın Deniz ve Kıyılarının İklim Değişikliğine Adaptasyonu” projesi bu konuda yeni bilgiler ortaya çıkaracağı gibi iklim değişikliğini anlama, önlem alma ve tahmin yapma konularında da önemli oranda bilgi toplamaya katkı sağlayacaktır.
İklim değişikliği ve deniz suyu seviyelerindeki değişimlerin ülkemizi başta Ege ve Akdeniz olmak üzere kıyıda veya deniz içinde bulunan kültürel mirası nasıl etkileyeceği de büyük önem taşımaktadır. Zaman geçirmeden bu konuda arkeologların başta kıyı ve iklim uzmanlarıyla birlikte çalışmaları gerekmektedir.

İklim değişikliği sadece canlı yaşamını direkt olarak etkilemeyecek, habitat yıkımlarına da yol açacaktır. Böylece iklim değişikliği, ekosistem değişikliklerini de beraberinde getirmektedir.


Su ürünleri kaynaklarımız sınırsız mı?

Denizlerimizdeki su ürünleri kaynakları sınırsız değildir. Aksine bilimsel çalışmalar ile bunun sınırsız olmadığı kanıtlanmıştır. Artan nüfus, kirlenme, iklim değişikliği gibi faktörler bu kaynakların olumsuz olarak etkilenmesine sebep oluyor. Su ürünleri stoklarımızı bu etkenlerden koruyamıyoruz. İklim değişikliğinin yanı sıra özellikle denizel kirlenme, stoklarımızı derinden etkilemektedir. Arıtılmamış sular ile evsel atıklar, denizlerimizde bol miktarda azot ve fosfatın oluşmasını sağlıyor. Bunlar, olması gereken seviyelerini aştığı takdirde ötrofikasyona sebebiyet veriyor, ötrofikasyon ise balık ölümüne ve oksijensizliğe ve sonunda biyoçeşitliliğin azalmasına neden olur. Bu durum stoklarımız ve denizlerimiz için ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Bilim dünyası son 10 yılda denizlerdeki balık stoklarının azalması nedeniyle su ürünleri üretimi teknolojisi üzerinde çalışmaya hız vermiştir. Türkiye Denizleri de bütün dünya deniz ve okyanusları gibi karmaşık kökenli kirlenme, küresel iklim değişikliği, yabancı türler, yasadışı, kayıtdışı ve kural dışı balıkçılık konularında zorlu bir sınavla karşı karşıyadır. Son yıllardaki üretimdeki düşüşler bu olguları destekler mahiyettedir.

Su ürünleri potansiyelimiz için neler söyleyeceksiniz? Rakamlar bize neler söylüyor?

Ülkemizde, balık avcılığının aşırı olarak yapılması ve balık kaynaklarının yönetilmesi sırasında ortaya çıkan zafiyetler sonucu, deniz balıkçılığı büyümesini kaybetmiş ve sektör ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır. Gelinen bu noktadan sonra bazı tedbirler alınmaya çalışılsa bile doğal balık stoklarının hiçbir zaman istenilen seviyede artmayacağı, stokların giderek azalması ile ortaya çıkan su ürünleri yetiştirileceği ile üstesinden gelinebileceği uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.
Aşırı ve bilinçsiz avcılığın yanı sıra çevresel bozulmalar nedeniyle de dünya doğal su kaynakları ve dolayısıyla balık stokları devamlı azalmaktadır. 2014 verilerine göre dünyada üretilen 167 milyon ton balığın yüzde 56’sı olan 93 milyon tonu avcılıktan, yüzde 44ü olan 74 milyon tonu ise yetiştiricilikten gelmektedir. Çiftlik balıkçılığının gelecek yıllarda bütün dünyada daha da artması beklenmektedir. Ancak artan talep karşısında yem hammaddesi olan göçmen pelajik balıkların stoklarında da azalma beklenmektedir.
Ülkemiz 2017 verilerine göre üretilen 630 bin ton balığın yüzde 56 olan 354 bin tonu avcılıktan, yüzde 44’ü olan 276 bin tonu ise yetiştiricilik yoluyla sofralarımıza gelmektedir. Denizlerden avcılık yoluyla gerçekleştirilen üretimde Karadeniz en yüksek payı almaktadır.

Su ürünlerini koruma konusunda yasaklar vs yeterli mi sizce?

Stokların sürdürülebilir olmasını önerirken ayrıca yasadışı, kuraldışı balıkçılık konusunda birçok çalışma yapmakta ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktayız. Aşırı balıkçılık baskısı ile yasadışı balıkçılık bir araya geldiğinde ortaya denizlerimiz için daha büyük ve olumsuz bir tablo çıkmaktadır.

Sonuç olarak, yasaklara uyulması, kaçak avlanmanın izlenmesi, iyi bir denetleme sağlanması, yetkililer ile çalışanların bu uygulamalar üzerine bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.