Beslenme: Geleceğin ilaçları ilaç / gıda etkileşimi

Beslenme ve insan fizyolojisi ilişkisi ve hatta zihinsel fonksiyonların ilişkisi üzerine birçok teori bulunmaktadır.

Dr. Yazgı KAYABAŞOĞLU
Sakarya Halk Sağlık Müdürlüğü
yazgiskender@yahoo.com
Doç. Dr. Y. Birol SAYGI
Bilgi Üniversitesi
ybirolsaygi@gmail.com

Geleceğin tıbbının yakın zamanda iyileştirici ve hastalıkları önleyici olacağı, tıbbın temel felsefesinin yakın gelecekte ilaçlar üzerine kurulu olmayıp, sağlık için diyet formatına oturtulacağı öngörülmektedir. Beslenmenin; çok geniş ve derin bir konu olduğu modern toplum tarafından son yıllarda daha çok anlaşılmıştır. Beslenme ve insan fizyolojisi ilişkisi ve hatta zihinsel fonksiyonların ilişkisi üzerine birçok teori bulunmaktadır. Ancak beslenmenin önemi sadece yakın tarihimizde vurgulanmamıştır, tahmin ettiğimizden çok daha eski zamanlarda anlaşılmıştır. 

2500 yıl önce, “tıbbın babası” sayılan Hipokrat öğrencilerine, “gıdan ilacın, ilacın gıdan olabilir” demiştir. 12. yüzyılın önemli doktorlarından Moses Maimonides, ise öğrencilerine Hipokrat’ın cümlesini tekrarlayarak, "Diyet ile tedavi edilebilir hastalıkların tedavisi başka yollarla ele alınmalıdır" demiştir. Sonuç olarak, Hipokrat ve Maimonides öğrencilerine beslenme terapisi uygulamalarında ısrarcı olmalarını vurgulamışlardır. Bu tür tıbbi uygulamalar günümüzde doktorlar tarafından ender olarak tercih edilmektedir. Aksine bu görüş beslenme uzmanları tarafından daha fazla tercih edilmektedir.
Bunun nedeni ise tıp eğitimi içinde beslenme konusunun sınırlı şekilde yer alması, ardından da ilaç dominanslı terapi felsefesiyle eğitim alan hekimlerin, çok yoğun çalışma hayatı içinde beslenme üzerinde yeterli bilgi birikimine sahip olamamasıdır. Ancak günümüzde ilaç dominanslı terapi felsefesinde değişiklikler olmaya başlamıştır.
Artık günümüzde doktorlar ve beslenmeciler, vücudumuzda mevcut “doğru moleküllerin” (vitaminler, mineraller, iz elementler, amino asitler, enzimler, vücutta mevcut olan hormonlar, vb.) konsantrasyonlarının değişiminin enfeksiyona ve dejeneratif hastalıklara neden olabileceğine inanmaktadırlar.
Vücudumuzun sağlıklı olması ya da bozulan sağlığını onarması için hücrelerimizin yeterli beslenmesi gerekmektedir. Besinlerimizdeki eksiklikler vücudun hastalıklara veya dejenerasyona daha duyarlı olmasına neden olmaktadır. Her insan için gerekli besin içerikleri aynı olmakla birlikte miktarları vücut tiplerine göre değişmektedir, bu nedenle tüm bireyler için tek bir beslenme şeklinin ve miktarlarının belirlenmesi olanaksızdır. Bu konuda ortaya atılan ilginç bir kuram da şudur: Tükettiğimiz gıdaların çeşidi ve miktarı fiziksel, zihinsel ve duygusal stres durumumuzdan, bulunduğumuz çevreden, biyokimyasal ve fizyolojik genetik özelliklerimizden, günlük yapılan aktivitelerden ve hatta gıdaların kendisinden bile (gıdanın üretildiği iklim ve toprak özelliklerinden) etkilenmektedir. Diğer bir deyişle, günlük gıda gereksiniminiz kendimize, çevremize has birçok etkenler tarafından belirlenir. Bu durum pek tabii ki zihinsel ve ruhsal durumumuza da bağlıdır.
Eksikliklerin nerede doğrudan hastalığa neden olduğunun, daha da önemlisi sağlıklı yaşamda bulunduğumuz ortamın fiziksel, zihinsel ve ruhsal sarmalında vücudumuzun hücresel sağlığına nelerin tehdit oluşturduğu az çok bilinmektedir. İşte tam bu noktada da ilaçlar devreye girmektedir.
İlaçlar hastalık süreçlerini baskılamak, vücudun mekanizmalarını kontrol etmek, yönlendirmek, yardımcı olmak gibi görevler üstlenmektedir. İlaçlar bazı durumlarda hastalığı ortadan kaldırmak, bazı durumlarda ise semptomatik rahatlama sağlama amacıyla kullanılan moleküllerdir. Ancak unutulmaması gerekir ki ilaçlar kimyasal moleküllerdir, bilinçli kullanılmaması durumunda ciddi yan etkiler oluşturmaktadırlar. Elbette ilaçlar, doktorların uzmanlığı çerçevesinde cerrahi müdahaleler ve diğer teknikler doğrultusunda hasta hayatını kurtarabilir. Ama bu paradigmada yakın zamanda bir takım değişiklikler olacağına inanılmaktadır.
Doktorların yakın zamanda beslenmenin önemini daha çok kavrayacağı ve hastalıkların tedavisinde en az ilaçlar kadar yer verecekleri düşünülmektedir. Buna örnek olarak Dublin’de bir doktor “Eğer beslenmeciler bugün doktor olmazlarsa, beslenmeciler yarın doktor olacaktır” diyerek beslenmenin önemini vurgulamaktadır.
Beslenme konusunda çoğu insan eksik bilgi sahibidir ve bu nedenle bilinçsiz tüketim alışkanlıklarına sahiptir. Aslında gündemde çok çelişkili tavsiyeler ve kafa karıştırıcı bilgiler olmasına rağmen yeterli ve dengeli beslenmenin çok net kuralları bulunmaktadır. Yıllardır yapılan araştırmalar sonrası iyi bir diyet için sonunda resmi ve besleyici bir rehberimiz vardır. Mesaj aslında çok basittir düşük doymuş yağ, orta düzeyde protein, yüksek kompleks karbonhidrat tüketimini temel alan diyet tariflenmektedir. Basit ifade ile, sağlıklı bir diyet için altın kurallar şunlardır:
Uyarıcı maddeler olan şeker, kahve, çay ve sigaradan kaçının ve sınırlı alkol tüketin; doymuş (hayvansal) yağlar ve hidrojenize (işlenmiş) yağlardan kaçının; beyaz ekmek, bisküvi, kek ve benzer diğer gıdalar ile basit (rafine) karbonhidratlardan, doğal olmayan katkı maddeleri, aromalar ve koruyuculardan kaçının. Daha fazla fasulye, mercimek, tohum, fındık, fıstık ve kepekli tahıllar yiyin; çiğ veya az pişmiş (buharda işlenmiş en iyisi) çok sebze tüketin. Balık tüketiminiz önemlidir, her gün birkaç porsiyon taze meyve yiyin, mümkünse organik yetiştirilen, doğal, işlenmemiş gıdalar yiyin ve bol bol su için.
Beslenmenin göstergesi olan kilomuzu muhafaza etmenin veya kilo vermenin en önemli etkeni olan düzenli egzersizin yanında, diyetin içinde yeme içmeden zevk almak ve ilaç kullanımı her zaman olacaktır. Diyetimiz, uzun sağlıklı bir yaşam ve hastalıklardan korunma açısından çok önemli bir role sahiptir. Bazı insanlar gıdalar yerine vitamin takviyeleri almaya daha çok inanmaktadırlar. Ancak sadece takviyelere güvenmeyip, iyi planlanmış ve çeşitlendirilmiş diyet esastır. Tabii ki vitaminler ve mineraller açısından zengin gıdalar tüketmek iyidir. Ayrıca, iyi gıda, düşük doymuş yağ ve tuz ile yüksek lif içermelidir. Alkali oluşturan gıdalar (kalsiyum, magnezyum ve potasyum içeren gıdalar) - tüm meyve ve sebzeler, mısır, fındık, badem, bitki çayları, yoğurt tercih edilmelidir. Bu gıdalar vücutta oluşan asitleri tamponlamada yardımcı olacaktır. Böyle bir diyet de düşük kalorili olacaktır.
Hiçbir insan aynı değildir. Kişiye özel yaşam tarzı için ihtiyaçlarınızın yeterince karşılanması, tercihen gıdaların uygun türde alınması gerekmektedir. Aynı zamanda sağlık sorunlarına neden olan beslenme yetersizlikleri durumunda besin takviyelerinin kullanımı yararlı olabilir. Örneğin, sık sigara ve içki tüketiminiz varsa beslenme gereksinimleriniz artacaktır. Eğer hamile iseniz, kirli bir çevrede yaşıyorsanız, yüksek stres altında çalışıyorsanız veya duygusal stres altında iseniz, alerji sıkıntınız varsa, herhangi bir rahatsızlığınız varsa, dejeneratif hastalık veya genetik zayıflık gibi faktörler mevcutsa besin gereksinimleriniz artar.
Beslenme açısından düşük kaliteli tüketilen gıdalar diğer bir başka faktördür. Tükenen topraklar, fazlasıyla uzatılan depolamalar, pestisitler, antibiyotikler, katkılar ve buna benzer maddelerin toksisitelerinin yanı sıra gıdanın değerini azaltmaktadırlar. Örneğin, çoğu insan diyetinde yeterli çinko, folik asit veya esansiyel yağ asitlerini alamadığından sağlık (fiziksel ve ruhsal) sıkıntıları yaşamaktadır.
Temel beslenme elementlerinin eksikliği (RDA miktarın altında) belli bir zaman periyodu sonrasında hastalık ile sonuçlanır. Son zamanlarda yapılan araştırmaların çoğunda bireylerde besin eksikliği olduğunda (yaygın olarak çinko, selenyum, D, B ve C vitaminleri) aslında hastalık sınırında oldukları gösterilmiştir. Bazı özel durumlarda, vücudun bireysel beslenme ihtiyaçları RDA miktarlarından daha yüksek olabilmektedir.
Vitaminler ve mineraller vücudun hemen hemen her fonksiyonu için gereklidir. Erken yaşlanma ve dejeneratif hastalıklardan korurlar, birlikte çalışarak doğal ve sağlıklı gıdaların absorbsiyonu ve sindirimine katkıda bulunurlar.
Kültürel kötü beslenme alışkanlıkları ise maalesef çok yaygındır. Örneğin Amerikalılar sıklıkla aşırı yağlı - kızartılmış yiyecekler, ağır soslar, şuruplar ve hazır konserve gıdalarla beslenmektedir.

Tıp ve gıda etkileşimi

Tıp, insanların yaşam kalitelerini arttırmayı ve daha uzun bir ömre sahip olabilmeleri için insanlara yardım etmeyi hedefler. Bunun sonucu olarak da ilaçların önemi her geçen gün artmakta ve vazgeçilmez hale gelmektedirler.
Hızlı gelişen teknoloji ve araştırmalar ile etkin ve çok fazla sayıda ilaç üretilmektedir. Fakat ilaçlar doktor gözetiminde, tedavilere ve yan etkilere dikkat edilerek alınmalıdır. Eğer ilaçlar vücuda yardım etmek amacıyla düzgün bir şekilde alınırsa vücutta pozitif bir etki gösterebilir.
İlaçlar, besinler gibi değişik bileşenlere sahiptir. Çoğu zaman, gıdalarla alındıklarında eş zamanlı olarak vücutta etkileşime geçer. İlaç alındığı sırada vücutta ne olduğunu bilmek ilaç-gıda ilişkisini daha iyi anlayabilmek için çok önemlidir. Bir ilaç ağızdan alındığında genellikle dört adım meydana gelir.
1: Midede çözülerek emilebilecek hale gelir.
2: Kana absorbe edilerek etki edeceği alana taşınır.
3: Vücut yanıt verir ve ilaç fonksiyonunu gösterir.
4: Karaciğer, böbrek veya ikisi tarafından vücuttan atılır.
Gıdalar ilacın aksiyon aşamalarını engelleyebilir. Bilinen en önemli etki ilaç emilimidir. Bu etki ilacın kanda ve aktivite bölgesinde etkinliğini azaltır. İkincil olarak, besin içerikleri veya gıdanın diğer bileşenleri ilaçların vücutta nasıl kullanıldığını etkileyebilir. Üçüncü olarak gıdalar, besin bileşenleri ve diğer maddeler ilaçların vücuttan atılımını etkiler.
Gıdanın kendisinin ya da içindeki bir besin öğesinin, ilacın vücutta kullanımına müdahale ettiği durumda bir gıda/ilaç etkileşiminin meydana geldiği söylenebilir. İlaç/gıda etkileşimi ise ilacın bir besin öğesinin vücutta kullanılmasını etkilediği zaman ortaya çıkar. Gıda/ilaç ve ilaç/gıda etkileşimindeki riskler pek çok faktörden etkilenmektedir. Bunlardan bazıları: Yaş, cinsiyet, kişinin tıbbi geçmişi, vücut bileşimi, beslenme durumu ve kullanılan ilaçların sayısıdır.
Gıdalar, vücudun ilaçlara olan tepkisini etkileyebilir; emilimini artırabilir, geciktirebilir veya azaltabilir. Örneğin kafein astım ve kronik bronşit tedavisinde kullanılan bronkodilatör ilaçların etkisini sınırlandırır, asitli meyve suları penisilin gibi antibiyotiklerin etkisini azaltabilir. Süt ve süt ürünleri tetrasiklin grubu antibiyotiklerin ve gastrit tedavisinde kullanılan antiasitlerin etkisini azaltır, yüksek posalı besinler ise yine bu ilaçların emilimini azaltırlar.
Bazı ilaçlar iştahı arttırır, bazıları ise iştahı azaltabilir; bu da daha az besin öğesinin alımına neden olur. Bu durumda, ilaçların besin eksikliğine yol açma olasılığı artar. Üç temel besin öğesi olan karbonhidrat, protein ve yağ emilimi de ilaçlardan etkilenebilir. Bir ilaç, vücudun fonksiyonları için önemli olan bu üç temel besin öğesinin emilim hızını arttırabilir, yavaşlatabilir veya etkisini yok edebilir. Gıda ve ilaç arasında etkileşim, alınan ilacın türüne göre de (tablet veya şurup) çeşitlilik gösterebilir.
İlaç/beslenme ve ilaç/gıda interaksiyonunu; İlaç tipi, ilacın formu (sıvı, hap v.b.), doz, absorpsiyon yeri (ağız, mide, bağırsaklar) ve uygulama yolu (oral, damar v.b.) etkilemektedir.
Genellikle, ilaçlar yemek yedikten hemen sonra kullanılır. Bunun nedeni ise, mide boşken alınırsa mideye zarar verme ihtimalidir. Bazı ilaçlar da yemek ile aynı anda alındığında gıda, ilaç emilimine müdahale edebilir, bazıları ise yemekle birlikte alındığında diğer ilaçlara göre daha iyi tolere edilirler. İlaçların sıcak içeceklerle birlikte alınması genellikle verimini düşürür.
Bazı ilaçlar, iştahı, besinlerin emilimini ve metabolizmayı etkilerler. GI (Glisemik Endeks) hareketliliğini arttırırken, besin emilimini azaltırlar. Bazı ilaçlar vitamin emilimini ve metabolizmayı etkiler.
Beslenme eksiklikleri ilaç emilimini etkileyebildiği gibi, metabolizmayı da etkiler. Bazı enerji ve protein eksiklikleri, enzimlerin doku konsantrasyonlarını azaltır, ilaç emilimini zorlaştırır ve karaciğer fonksiyonlarının bozulmasına yol açar.
Yaşlılar, beslenme durumları ve kullandıkları ilaçların etkileşimi yüzünden önemli bir risk grubudur. Bu yaş grubundaki insanlar, genellikle yüksek miktarda ve birden çok ilaç kullanırlar. İştah azalması, koku ve tatma duyularındaki azalma ya da yutkunma problemleri gibi pek çok sorun yaşlılık döneminde birden çok ilacın bir arada kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Dengeli beslenmeme yüksek yaş grubundaki insanların en yaygın ortak problemlerinden biridir. Bu nedenle, yaşlı insanların beslenme durumu gıda alımının azlığından her şekilde etkilenir. Bu durum ise, gıda ve ilaç etkileşiminin en kötü etkilerinden biridir. Kullanılan ilaçların rutin hale gelmesi ve uzun sürelerde kullanılması yaşlı insanlarda beslenme eksikliklerine yol açmaktadır.
Vücutta istenmeyen gıda-ilaç etkileşiminden kaçınmak için geliştirilen birçok yol vardır. Prospektüsün dikkatlice okunması, anlaşılmayan yerlerin doktora ya da bir eczacıya sorulması, paketteki bilgilendirme kısmının, ilacın etiketinin, yan etkilerinin, yönlendirmelerin ve uyarıların dikkatlice okunması, ilacın her zaman dolu bir bardak su ile içilmesi gerekmektedir. Eğer ilaç düzgün bir şekilde alınmazsa düzgün bir şekilde etki gösteremez. Birçok ilaç ile etkileşime geçen vitamin ve mineraller, ilaçlar kullanılırken ek olarak alınmamalıdır. Herhangi bir ilaçla birlikte alkol kullanılmamalıdır.
Reçeteli ve reçetesiz ilaçlar günlük yaşamda akut tedavilerde ve kronik hastalıklarda kullanılmaktadır. Araştırmalar ve gelişen teknoloji sürekli olarak ilaç sanayisini geliştirmekte ve yeni ilaçların üretilmesine olanak sağlamaktadır. İlaçlar insanlara uzun süreçlerde sağlıklı yaşam sunar. İlaçların bu kadar sık kullanıldığı bir dönemde dikkatli ve bilinçli kullanım çok önemlidir.
Unutulmaması gereken noktalar;
Günümüzde pek çok farklı ilaç bulunmaktadır. Neredeyse tüm ilaçlar yan etki potansiyeline sahiptir. Birçok kişi özellikle yaş ilerledikçe aynı anda birden fazla ilaç kullanmaktadır. Birden çok ilaç kullanıldığında gıda ve ilaç etkileşimi daha olasıdır.
Aşağıdaki ipuçları olası problemlerden kaçınmak için yardımcı olabilir:
• Her zaman kullandığınız ilaçların tamamının bir listesini ve dozaj talimatlarını yanınızda taşıyın.
• Doktorunuz yeni bir reçete yazarken kendisine mutlaka mevcut kullandıklarınızı belirtiniz. Bu durum özellikle düzenli kullandığınız OTC ve gıda takviyeleri için de geçerlidir. Ayrıca, herhangi bir ilaca alerjiniz varsa doktorunuza hatırlatmanız gerekir.
• İlaçlarınızı nasıl ve ne zaman alacağınızı bilin. Herhangi bir sorunuz varsa doktorunuza veya eczacınıza mutlaka sorun.
• Eğer ilaçların herhangi bir yan etkisi varsa, derhal doktorunuza veya eczacınıza başvurun. Bir sonraki görüşmeye kadar beklemeyin. Eğer emin değilseniz ve semptomlar ilaçlarınız ile ilgili ise hemen danışın.
• En iyi ilaç kullanma yöntemi bir bardak sudur. Bu midenin tahriş olmasını önler ve emilimi artırır. Başka içecekler ile ilaç almayın.
• Reçete yazılınca ilaçlarınızı hemen alın ve doz kaybına uğramayın.
• Doktorunuz veya eczacınız size söylemeden ilaçları yiyecek veya içecek içine karıştırmayın. Bazı gıdalar, ilacın etkisini azaltır veya ilaç emilimini sınırlar.
• Her zaman prospektüs ve uyarı ile ambalaj üzerinde yazılanları okuyunuz. Anlamadıysanız doktorunuza veya eczacınıza sorunuz.

Mart 2017 sayısının 62.sayfasında yayımlanmıştır.