Beslenmenin toplum üzerindeki etkileri

Yapılan çeşitli araştırmalar toplumumuzun önemli bir kısmının dengesiz beslenmekte olduğunu ortaya koymakta ve dengesiz beslenmenin etkilediği grupların başında ise gelişmekte olan çocuklar, gençler, gebe ve emzikli anneler gelmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Gökhan KAVAS1 Öğr. Gör. Nazan KAVAS2 1 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Süt Teknolojisi Bölümü. Bornova-İzmir. 2 Ege Üniversitesi Ege Meslek Yüksekokulu ,Süt ve Ürünleri Teknolojisi. Bornova-İzmir Beslenme alışkanlıklarının günlük insan yaşamında önemli bir değeri bulunmakta ve Maslow’un gereksinimler hiyeraşisi’ndeki piramidinde de belirttiği gibi, beslenme gereksinimi bireylerin yaşamını sürdürebilmesi için zaruri bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu yaşamını sürdürebilmek için ilkel çağlarda bile hayatını tehlikeye atmış, günümüzde ise bireyler ve aileler gelirine göre değişen oranlarda, bütçelerinin yaklaşık 1/3’ünü beslenme faaliyetleri için ayırmış bulunmaktadırlar. Bu çerçevede insanoğlu varoluşundan günümüze kadar geçen süreçte, fiziksel ve zihinsel gelişimleri ile direkt etkileşim içerisinde olan beslenme faaliyetleri için sürekli bir uğraş içerisinde olmuştur. Ancak küreselleşen Dünya’da gelişmiş ülkelerin sanayii toplumundan bilgi toplumuna dönüşmeleri neticesinde, çalışan bireylerin zamanlarının büyük çoğunluğunu çalışmaya ayırdığı, bu nedenle de bireylerin beslenme faaliyetlerine ayırdıkları zamanın gün geçtikçe azaldığı görülmektedir. Bireylerin yoğun yaşam temposu sonucu beslenme faaliyetlerine ayırdıkları zamanın azalması neticesinde, toplumun büyük bir çoğunluğu fast-food beslenme şekline yönelmiş ve bu durum ayni zamanda gelişim çağında olan çocukların da beslenme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkilemiştir. Günümüzde fast-food beslenme şekli ile, bir yandan bireylerin besinlerden aldıkları verim ve tat alma hazları erozyona uğramakta, bir yandan da yetersiz beslenme sonucu önemli rahatsızlıklar (kanser, ruhsal bozukluklar, zeka geriliği gibi) ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konu ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda; ilk olarak bireylerin günlük yoğun yaşam koşullarında besinlerden alacakları verimin ve tat alma hazlarının arttırılması, ikinci olarak da beslenme olgusunun bireylerde sadece karın doyurmak gibi ihtiyaçların giderilmesinin olmadığı, aksine beslenmenin bireylere yaşamlarının her döneminde zihinsel ve fiziksel aktivitelerini etkileyecek en önemli faktörlerden biri olduğu aktarılmaya çalışmaktadır. Söz konusu bu çalışmalar ile; beslenmenin yalnızca fizyolojik gereksinimlerin değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik gereksinimlerin de karşılanmasını sağlayan, karşılanmadığında ise bedenin fiziksel ve ruhsal sağlığını doğrudan etkileyen bir süreç olduğu ve ayni zamanda bu araştırmaların yirmi birinci yüzyıla damgasını vuran bilimsel çalışmalara temel teşkil ettiği görülmektedir. İnsan sağlığı; beslenme, kalıtım, iklim ve çevre koşulları gibi bir çok etkenin etkisi altında bulunmakta ve bu etmenlerin en başında beslenme gelmektedir. Beslenme; vücudun büyüme ve gelişmesi, yıpranan hücrelerin onarımı ve yaşamın sağlıklı olarak sürdürülmesi için bireyin enerji ve madde ihtiyacının karşılanması olarak özetlenmekle birlikte, beslenmenin açlık duygusunu bastırmak, karın doyurmak ya da canının çektiği şeyleri yemek içmek olmadığı özellikle vurgulanmaktadır. Bu açıklamadan hareketle beslenme; sağlığı korumak geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir eylem olarak tanımlanmaktadır. Buna göre; enerji sağlayan ve yapı taşı görevi üstlenen besin öğeleri gereksinimini çeşit ve miktar yönünden, yaş, cinsiyet, vücut yapısı ve çalışma durumuna uygun olarak karşılayan beslenme biçimine; “yeterli ve dengeli beslenme” denmektedir. İyi bir beslenme, kalite ve miktar itibariyle vücudun ihtiyacı olan çeşitli gıdaları her gün dengeli şekilde alarak, yeterli ve besleyici gıda bileşenlerinin tüketilmesi ile mümkün olabilmektedir. Her bir gıdanın bileşiminde bulunan gıda bileşenlerinin çeşit ve kalitesi farklı olmakta ve buna bağlı olarak bileşenlerin vücutta yarayışlılık (emilimi) derecelerinde de farklılıklar bulunmaktadır. Beslenme konusunda yapılan araştırmalar, yetersiz beslenme kadar, aşırı beslenmenin de sağlığı ve yaşam süresini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. İnsanların gelirleri arttıkça, kronik beslenme yetersizliği, aşırı beslenme durumuna dönüşmekte ve bunun sonucunda daha önce toplumlarda ender olarak görülen hastalıkların sıklığında artışlar yaşanması kaçınılmaz olmaktadır. Bu anlamda yüzyılımızın önemli rahatsızlıkları arasında obezite ilk sıralarda yer almakta ve son yıllarda yapılan çalışmalarda obezitenin her şeyden önce bir kültür hastalığı olduğu, obeziteden korunmak ve kurtulmak için bireysel çabaların yanında ülke bazında önemli çabaların gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Uzmanlar obezitenin temel sebeplerinin en başında, dengesiz ve düzensiz beslenme geldiğini ve özellikle batı kültüründe beslenme tarzının yanlış olması ile obezitenin artış gösterdiğini ifade etmektedirler (Kolotkin. R.L. et.al. 2004) . Toplumlarda yerleşen yanlış beslenme alışkanlıkları, değişik yaş grubu ve cinsiyet gibi değişkenlerde sorun olarak ortaya çıkmakta ve beslenme bozukluklarında görülen artışlar ve yaşanan çevresel tehditler, sağlıklı yaşamın giderek daha da önem kazanması, beslenme alışkanlıklarında yeni bozuklukları gündeme getirmektedir. Bu bozuklukların uzun vadede toplumların sürekliliğini tehlikeye düşürecek derecelere ulaşması, bireylerin beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeleri gerekliliğini ortaya koymakla birlikte, bireylerin bozuk beslenme alışkanlıklarını gözden geçirebilmeleri beslenme olgusuna farklı bir bakış açısı ile mümkün görünmektedir. Bireylerdeki ve dolayısıyla toplumdaki bozuk beslenme alışkanlıklarının düzeltebilmesi için hazır gıdalardan kaçınmaları ve sahip olduğumuz, ancak günümüzde çeşitli nedenler ile unutulmaya yüz tutmuş geleneksel mutfak alışkanlığının hatırlatılması ve benimsetilmesi gerekmektedir. Bu veriler ışığında bireylerin günlük olağan beslenme olgusunu yalnızca basit bir fizyolojik ihtiyaç olarak görmek yerine, yeterli ve dengeli beslenmenin, bireylerin yaşamlarının her safhasında gereksinim duyulan bir süreç olduğunun ve bilinçli olarak yapılmasının bireylerin bedensel ve zihinsel gelişimlerini olumlu yönde etkilediğinin farklı etkinlikler ile (televizyon, paneller, konferanslar gibi) hatırlatılması gerekmektedir. Bir toplumdaki bireylerin yeterli ve dengeli beslenip beslenmediklerine sadece dış görünüşüne bakarak hüküm vermek doğru olmamakla birlikte, toplumdaki bireylerin gerçek beslenme durumları günümüzde bilimsel yöntemlerle tespit edilmektedir. Toplumda beslenme durumlarının saptanmasında kullanılan bazı ölçütler bulunmakta ve bunlardan ilki; Dolaysız yöntemler olarak isimlendirilmektedir. Dolaysız yöntemler; klinik belirtilerin saptanması, biyokimyasal, biyofizik ve Antropometrik (yaşa göre boy, boya gör ağırlık, yaşa göre ağırlık gibi) testlerle bulguların saptanması ve değerlendirilmesi gibi alt başlıklardan oluşmaktadır. Söz konusu ölçütlerden bir diğeri ise; Gıda Tüketim Araştırmaları başlığı altında toplanmakta ve bu başlık içersinde gıda denge cetvelleri, ev halkı gıda tüketim araştırmaları (anketler, tartı yöntemi, hesap defteri gibi) ve bireysel gıda tüketim araştırmaları gibi konular yer almaktadır Toplumda beslenme durumlarının saptanmasında sayılabilecek son ölçüt ise; Ekolojik etmenlerin araştırılması başlığı ile tanımlanan, tarım ve gıda üretimi ile gıda fiyatları ve halkın ekonomik durumunu kapsayan konuları içersine alan bir ölçüt olarak bilinmektedir (İrgil, 2005). Yapılan çeşitli araştırmalar toplumumuzun önemli bir kısmının dengesiz beslenmekte olduğunu ortaya koymakta ve dengesiz beslenmenin etkilediği grupların başında ise gelişmekte olan çocuklar, gençler, gebe ve emzikli anneler gelmektedir. Nitekim ülkemizde yapılan çeşitli araştırmalarda; 5 yaş altındaki çocukların yüzde 12’sinin bodur olduğu ve bunların önemli bir kısmının da Doğu Anadolu’ da yer aldığı, yüzde 4’ünün düşük kilolu ve bunlardan yüzde 0.6’sının ise ciddi zayıflık ölçütlerinde olduğu bildirilmekte (İrgil, 2005) ve toplumda görülen beslenme yetersizliği sorunlarının oluşmasındaki nedenler genel olarak aşağıdaki başlıklarda toplanmaktadır: 1. Toplumdaki bireylere yetecek kadar besin bulunmayışı anlamına gelen, besin üretimi, dağılımı ve teknolojisindeki yetersizlik ve düzensizlikler; 2. Satın alma gücünün yetersizliği; 3. Eğitim eksikliğine bağlı olarak, beslenme bilgisinin yetersizliği; 4. Çevre koşullarının sağlık kurallarına uygun olmayışı, Yukarıda özetlenen, yetersiz ve dengesiz beslenmenin nedenleri olarak sıralanan bu maddelerden “beslenme bilgisinden yoksunluğun” diğer faktörler kadar önem taşıması toplumun bilinçlendirilmesi açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamakta, yetersiz ve dengesiz beslenmenin önlenmesinde beslenme eğitiminin büyük önem taşıdığı görülmektedir. Günümüzde yeterli ve dengeli beslenme bilgisi, bireylerin, ailelerin ve toplumların beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olan çok önemli bir faktördür. Yeterli ve dengeli beslenmeme sonucu oluşan sorunların önlenmesi beslenme eğitimi ile sağlanabilmektedir. Ülke genelinde halkın beslenme bilgi düzeyinin yetersiz oluşu, ellerinde mevcut gıda ve ekonomik kaynak olsa bile bu kaynakların faydalı bir şekilde kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir. Yeterli ve dengeli beslenme olgusu sadece bireylerin fiziksel büyümesini değil, aynı zamanda bireylerin zeka gelişimini de direkt etkilemektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar hızlı büyüme dönemlerinde yetersiz ve dengesiz beslenen çocuklar arasında, normal ve dengeli beslenenlere göre zeka geriliği oranının yüksek olduğunu göstermektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme yüzünden zihinsel ve bedensel olarak iyi gelişmemiş, yorgun, isteksiz ve hassas bireyler toplum için itici bir güç ve kuvvet olmamakta, aksine bir yük olarak görülmektedir. Günümüzde küreselleşme ile birlikte ülkeler gelişen teknolojiye ve yeniliklere uzak kalmamak için bilgi toplumunu teşvik eden tedbirler almakta ve toplumu bilgi toplumu olmaya yöneltmektedirler. Ülkelerin bilgi toplumu olabilmelerinin en önemli iki şartından ilki; bireylerin sağlıklı olmaları, diğeri ise bu bilgiyi alabilecek zihinsel kapasitelerinin yeterince gelişmiş olmasıdır. Bu iki şartın yerine getirilebilmesinde rol alabilecek çok sayıda faktörden en önemlilerinden birisinin yeterli ve dengeli beslenme olduğu açıktır. Yeterli ve dengeli beslenme çoğu zaman bireylere, beslenme miktar ve çeşitleri açısından sınırlayıcı bir faktör olarak acı verse de, beslenme bilgisi ile birlikte bireyler yeterli ve dengeli beslenerek besinlerden alacakları hazzı arttıracaklar, ayrıca beslenme olgusuna bilinçli yaklaşarak ülkenin kalkınmasına da yardımcı olacaklardır (Aymankuy ve Sarıoğlan, 2007). Bilinçli beslenmenin öneminin aktarılması açısından önemli sayılabilecek bir çalışma 2007 yılında Manisa’da (Yılmaz ve Özkan 2007) üniversitede öğrenim gören öğrenciler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu araştırma; öğrencilerin yüzde 69.7’sinin besleneme konusunda eğitim almadıklarını ve daha da önemlisi yüzde 78.9’unun yeterli ve dengeli beslenmediklerine inandığını ortaya koymuştur. Ayrıca bu çalışmada, öğrencilerin süt ve ürünleri tüketim sıklığı ile meyve-sebze grubu besinlerin tüketim sıklığının yeterli düzeyde olmadığı da vurgulanmıştır. Konu ile ilgili olarak yapılan tüm araştırmalarda, genel olarak insanın gereksinmesi olan ve besinlerin bileşiminde yer alan 40’ı aşkın besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücut çalışmasındaki etkinliklerine göre 6 grupta toplanmaktadır. Bu gruplar sırasıyla; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, mineraller, vitaminler ve su olarak özetlenmektedir. Uzmanlar bireylerin çok fazla sayıda ve türde olan bu besin öğelerinin tümünü tüketmelerinin mümkün olamayacağında, ancak bunları belirli bir kurala göre almaları gerektiğinde birleşmektedirler. Araştırmalarda besinler besleyici değerleri yönünden 4 grup altında toplanmakta ve bu gruplar içinde yer alan besinlerin birbirinin yerini tutabildikleri ifade edilmektedir. Uzmanlar günlük olarak bireylerin diyetlerinde her gruptan besin bulunması gerektiğini ve bunların miktarlarının ihtiyaca uygun olduğu taktirde yeterli ve dengeli bir beslenmenin mümkün olabileceğinde birleşmektedirler. Buna göre; 1. grup süt, süt ürünleri ve sütten üretilen gıdaları; 2. grup et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, mercimek vb. gıdaları, 3. grup taze sebze ve meyveleri, 4. grup ise tahıllar ve tahıllardan yapılan gıdaları içermektedir. Bu gruplarda belirtilmeyen yağ, şeker, salça ve baharat besinlere lezzet vermek için kullanılırken, bunların fazla oranlarda tüketilmesi istenmeyen sorunlar ile karşılamasına zemin sağlamaktadır. Ankara Tabipler Odasının (ATO) (2008) bildirdiğine göre; Türkiye’de yetersiz beslenme sorunları özellikle çocukluk yaş grubunda görülmekte ve buna ilişkin ulusal düzeyde en son yapılmış çalışmanın Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması olduğu vurgulanmaktadır. Tabipler Odası tarafından bu araştırmaya atıf yapılarak; beş yaş altı çocukların yüzde 12.2’sinde akut ve süregelen herhangi bir beslenme yetersizliğinin bulunduğu, yetersiz beslenme sorunları arasında aneminin ilk sıralarda yer aldığı ifade edilmektedir. Ayrıca ülkemizde okul öncesi yaş grubu çocukların ortalama yüzde 50’sinin, okul çağı çocukların yüzde 30’unun, gebe ve emziren kadınların yüzde 50’sinin anemik olduğu açıklanmaktadır. Uzmanlar aneminin başlıca nedenlerini; demir, B6, B12 vitaminleri ve folik asit alımının yetersizliğine ya da biyoyararlılıklarının düşüklüğüne bağlamaktadırlar. ATO’ya göre; 2006 yılında ülkemizde fertlerin yaklaşık yüzde 0.74’ü yani 539 bin kişisi sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, yüzde 17.81’i yani 12 milyon 930 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Gelir dağılımında adaletsizliğin yaşandığı ülkemizde beslenme alışkanlıkları ve tüketim sıklığını yakından etkileyen minimum gıda harcaması yöntemiyle yapılan yoksulluk çalışmalarına göre ise, ülkemizde gelir dağılımının en altta yer alan yüzde 20'lik bölümüne inildikçe hububata dayalı ürün, şeker, yağ ve çay-kahve tüketim harcamalarının arttığı, buna karşılık, et, balık, meyve suyu ve şekerli mamul tüketim harcamalarının azaldığı gözlenmektedir (Ankara Tabip Odası 2008). Sonuç olarak, tüm hükümetler bebek, çocuk ve yetişkinlerin beslenmeleri için politika geliştirmek zorundadırlar. Tüm annelere anne sütü ve ilgili beslenme şekilleri konusunda yeterli eğitim verilmelidir. Sağlık çalışanları her türlü beslenme sorununda danışmanlık yapabilme bilgisine sahip olmalıdırlar. Hükümetler, özellikle anne sütü ile beslenme konusunda yasal düzenlemeler yapmalı ve ilerleyen yaşlardaki beslenme konusunda toplumu bilinçlendirmeye yönelik sempozyumlar ile katkıda bulunmalıdırlar. Bunların yanında gıdaları zenginleştirmek, halkın gelir düzeyini yükseltmek, gıda üretimini arttırmak ve dağıtımını düzenlemek, gıda sanitasyonu ile birlikte genel çevre sağlığı sorunlarını iyileştirmek ve beslenme konusunda eğitimler vermek amacıyla uygun programlar geliştirmek de ülkelerin önemli görevlerinden olmalıdır. Kaynaklar Aksit M.A., 1991. Beslenmeye Giriş. T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 491, http://www.aof.edu.tr/kitap/EHSM/1209/unite01.pdf. Ankara Tabip Odası (ATO), 2008. Dünya’ da ve Türkiye’ de Beslenme. http:// www. ato. org. tr/index.php?option=com_content&view=article&id=41:duenyada-ve-tuerkiyede-beslenme-&catid=7:komguebilnot Aymankuy, Y., Sarıoğlan, M., 2007. Yiyecek-İçecek Felsefesi Ve Beslenme Alışkanlığının Geliştirilmesine Yönelik Bir Model Önerisi. Balıkesir Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu. Baysal A., (2003), Sosyal Eşitsizliklerin Beslenmeye Etkisi, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2003 Özel Eki, 25 (4). Güven R., 2005. Çalışanların Beslenmesi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi, Sayı: 24. İrgil, E., 2005. Beslenme. http:// halk-sagligi.uludag.edu.tr / emel_irgil_3011 /Beslenme. Pdf. Kolotkin. R.L. et.al. 2004. Does Binge Eating Disorder Impact Weight-Related Quality of Life? Obesity Research (2004) 12, 999–1005; doi: 10.1038/oby.2004.122 Nnakwe.N.E. 2009. Community Nutrition: Planning Health Promotion And Disease Prevention. 180-195 Ünver Y. ve Ünüsan N., 2005. Okulöncesinde Beslenme Eğitimi Üzerine Bir Araştırma, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:14. Toprak, İ., Şentürk, Ş., Yüksel, B., Özer, H., Çakır, B. ve Bideci, A.E., 2002. Saha Personeli İçin Toplum Beslenmesi Programı Eğitim Materyali. T.C. Sağlık Bakanlığı Hacettepe Üniversitesi Temel Sağlık Hizmetleri T.C. Beslenme Ve Diyetetik Genel Müdürlüğü Bölümü. Yılmaz, E., Özkan, S., 2007. Üniversite Öğrencilerinin Beslenme Alışkanlıklarının İncelenmesi. 88 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:2, Sayı:6.