“Birincil sıvı kaynağı su olmalı”

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, yaşamsal faaliyetlerin gerçekleşebilmesi için; tüm hücrelerin ve organların ihtiyacı olan birincil sıvı kaynağının su olması gerektiğini söyledi.

Kahve ve çay, içerisindeki kafeinden dolayı fazla tüketildiklerinde ( yapılan bir çalışmaya göre 180 mg kafein. Çayda 20-40 mg kafein, kahvede türüne göre değişmekle birlikte 200 mg‘ları bile bulabiliyor.) idrar atıcı yönde etki gösterdiği için vücuttan su kayıplarına sebep olabiliyor, bu da günlük sıvı ihtiyacımızı arttırabiliyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, sıvı ihtiyacının yüzde 20’sinin besinlerden gelen su olduğunu fakat birincil sıvı kaynağın su olması gerektiğinin unutmaması gerektiğini söyledi.
Güleryüz, “Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60-70'i sudan oluşuyor. Yaşamsal faaliyetlerimizin gerçekleşebilmesi için; tüm hücrelerimizin ve organlarımızın suya ihtiyacı var. Su, eklemlerin daha rahat hareket etmeleri, besin ve oksijenin hücre ile dokulara taşınması, atıkların vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının korunması gibi önemli konularda rol alıyor. Gün içerisinde tüketilen besinlerin sindiriminden gelen su da sıvı ihtiyacımızı karşılamaya katkı sağlıyor. Sıvı ihtiyacının yüzde 20’sine besinlerden gelen su yardımcı oluyor. Özellikle sebze ve meyveler yüksek oranda su içeriyorlar. Süt ve meyve suyu da yine sıvı ihtiyacını karşılamak için kullanılıyor. Ancak birincil sıvı kaynağın su olması gerektiği unutmamalı” dedi.
Güleryüz, vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ının sudan oluştuğunu, tüm hücrelerin ve organların düzgün çalışabilmeleri için suya ihtiyaç duyduklarını belirterek “Her gün vücut; terlemeyle, idrarla ve hatta nefes alırken bile su kaybeder. Yaşamsal faaliyetlerin devam edebilmesi için kaybedilen suyun yerine konması gerekir. Vücudun su ihtiyacı kişinin kilosuna, aktivite durumuna göre değişiklik gösterirken, kilo başına su tüketiminin 30-40 ml olması gerekir. Hiç tüketilmemesi ise ölümcül sonuçlar doğurabilir” diye konuştu.

Suya vücudun günlük ihtiyacının yaş-cinsiyet ve fiziksel aktivite durumuna göre değişiklik gösterdiğini ifade eden Güleryüz, “Çocuklarda 1-3 yaş 4 bardak, 4-8 yaş 5 bardak, 9-13 yaş 8 bardak, 14-18 yaş 11 bardak su içilmesi öneriliyor. 18 yaş ve üzeri kadınlarda ve erkeklerde ortalama su ihtiyacı kilo başına 30-35ml olarak hesaplanabilir. Kahve ve çay, içerisindeki kafeinden dolayı fazla tüketildiklerinde (yapılan bir çalışmaya göre 180 mg kafein. Çayda 20-40 mg kafein, kahvede türüne göre değişmekle birlikte 200 mg‘ları bile bulabiliyor) idrar atıcı yönde etki gösterdiği için vücuttan su kayıplarına sebep olabiliyor, bu da günlük sıvı ihtiyacımızı arttırabiliyor” diye konuştu.
Uluslararası İçme Suyu Standartlarına göre, su, elde edildiği kaynağa ve çevreye bağlı olarak metal ve kimyasal maddeler içerebildiğini ifade eden Güleryüz, bu kimyasalların, suda sağlığı tehdit edecek kadar fazla miktarda olmaması gerektiğini söyledi. Güleryüz, “Bu değerler ve özellikler, ulusal ve uluslararası su standartlarıyla belirlenmiştir. Örnek olarak, kurşun Avrupa Birliği standartlarına göre içme veya kullanma sularında 1 litrede 0.01 miligramdan (0.01 ppm 'den) fazla bulunmamalı. Suyun, içme-kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için tam analizinin yapılması; içerdiği arsenik, krom, kurşun, siyanür, civa, baryum, selenyum, mangan, bakır, antimon, berilyum, florür, alüminyum, tarım ilaçları, böcek ilaçları, amonyak, fenoller, nitrit gibi kimyasallar, mikroorganizmalar ve radyoaktif bileşenler yönünden değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle tüketeceğimiz suyun onaylanmış ve testlerden geçmiş olmasına dikkat etmeliyiz. İçilebilir suyun özelliklerini üç grup altında toplamak mümkün: 1.Fiziksel özellikler: Bulanıklık, renk, koku, sıcaklık, radyoaktivite 2. Kimyasal özellikler: Sertlik derecesi, organik ve inorganik içerikler, pH ve zehirli bileşikler vb. 3. Biyolojik özellikler: Bakteriler, virüsler, parazitler vb.” diye konuştu.

Bir bardak su içmeyince

“Bir bardak suyu bile zor içiyorum!”… “Özellikle kışın hiç susuzluk hissetmiyorum!”… ”Bir bardak su içmeden günü tamamladığım oluyor!”… Hayati öneme sahip olmasına rağmen pek çok kişinin susamadıkça su içmediğini belirten Güleryüz, ihtiyacımızdan az su içtiğimizde sağlığımızı bekleyen tehlikeleri anlattı, uyarı ve önerilerde bulundu.

Konsantrasyonu azaltıyor

Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Hafif seviyelerde susuzluk duygu durum ve bilişsel işlevlerde bozulmalara neden olabiliyor. Susuzluk sonucu konsantrasyon azalırken, kısa süreli hafıza gibi bilişsel işlevin performansı önemli ölçüde düşüyor. El-göz motor koordinasyonu bozulabildiğinden, hassas veya detaylı işlerin yapılması zorlaşıyor, güvenlik zafiyeti oluşabiliyor.

Astım ve alerjiyi tetikliyor

Su tüketimi azaldığında, hava yolları su kaybını en aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanıyor, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşebiliyor. Vücudumuzdaki mikropların kısa sürede dışarı atılabilmesi için de yeterli su tüketimi önemli. Özellikle yüksek ateş ve ishal gibi durumlarda su tüketimi hayati öneme sahip.

Tansiyonu yükseltiyor

Kanın yüzde 90’ı sudan oluşuyor. Kan hacmi ve kan basıncı su tüketiminden doğrudan etkilendiğinden, yeterli su tüketimi olmaması durumunda kan basıncı dengesi ayarlanamıyor, tansiyonda yükselişe neden olabiliyor.

Kas kramplarına yol açıyor

Terleme, vücut için önemli bir soğutma mekanizması. Cildin soğumasına yardımcı oluyor. Öte yandan ter attıkça tuz ve bazı mineralleri de kaybediyoruz. Ter kayıpları sıvı alımıyla telafi edilmezse, vücut ısısının düzenlenmesi sağlanamıyor, ayrıca kaslara giden kan basıncı azalıp, kas krampları ve kas kasılmaları gözlemlenebiliyor.

Mide- bağırsağı bozuyor

Bağırsağın düzgün çalışması için suya ihtiyacı var. Az su tüketimi olursa, sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Su tüketiminin yetersiz olması mide ekşimesini daha yaygın hale getiren ve mide ülserlerinin gelişimini teşvik edebilecek aşırı derecede asidik bir mideye neden olabiliyor.

Baş ağrısına yol açabiliyor

Susuzluk baş ağrısına da yol açabilirken, bazı gözlemsel çalışmalar susuzluğun migren sürelerini uzatabileceğini söylüyor. Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunun nedenini stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ancak gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız ve dinmeyen baş ağrıları migrene dönüşüyorsa bunun en temel nedeni su içmemeniz olabilir.

Böbrek yetmezliğine götürebiliyor

Böbrekler atıkların kan dolaşımından filtrasyonu ve idrar yolu ile atılım için suya ihtiyaç duyuyor. Böbrekler vücudumuzda her gün oluşan zararlı atık maddeleri (üre, kreatinin, ürik asit gibi) su ile seyreltip atıyorlar. Günlük ihtiyacından daha az sıvı alan insanlarda idrar akımı yavaşlayacağı için kolayca idrar yolu iltihapları ve taşları oluşabiliyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede böbrek yetmezliğine de yol açabiliyor.

Ciltte kırışıklıklara sebep oluyor

Cildimizin yaklaşık yüzde 30’u sudan oluşuyor. Su, cilt nemini korumak ve cilt hücrelerine gerekli besin maddelerini vermek için gerekli. Cilt dokusunu yeniliyor, esnekliğini artırıyor. Bu da, kırışıklıklar ve ince çizgiler gibi yaşlanmanın belirtilerinin görünümünü geciktirmeye yardımcı oluyor. Az su tüketildiğinde ise; cilt bozuklukları ve kırışıklıklarla daha erken karşılaşılıyor.

Eklem ağrılarına yol açıyor

Eklemlerde ve omurganın disklerinde bulunan kıkırdak, yaklaşık yüzde 80 oranında su içerir. Su tüketimi yeterli olduğunda kıkırdaklar daha iyi iş görür ve iyi yağlanmış omurga daha kolay hareket edebilir. Daha pürüzsüz omurgada sürtünme daha az etkilenir. Susuzluk arttığında, dejenerasyon ve hasara neden olabilir, şiddetli ağrıya yol açabilir.