Bitkisel hastalıklarla nasıl mücadele edilir?

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, önemli oranda kalite ve ürün kaybına yol açan bitkisel hastalıklarla mücadelede işin kolayına kaçarak kontrolsüz kimyasal mücadeleye yönelmenin kabul edilecek bir yöntem olmadığını belirterek “Entegre mücadele kapsamında kültürel, biyolojik, biyoteknik mücadele yapılmalı” diye konuştu.

Özlem As

Genel olarak mevsimsel iklim yapısı ve bitkinin çeşidi ne olursa olsun her yıl kendini gösteren bitkisel hastalıklar.... Ve o yıla özgü hasada musallat olan zararlılar.... Her yıl meyve-sebze ve hububatta yüzde 25-30 oranlarda kalite, ürün kaybına neden oluyorlar. Elma, zeytin, fındık, turunçgiller ve depolananlar en çok hastalıklara maruz kalan ürünler arasında yer alıyor.
Zararlılarla en bilindik ve en yaygın mücadele yöntemlerin başında ilaçlar (pestisitler) geliyor. Fakat malum; kontrolsüz pestisit kullanımı başta insan sağlığı olmak üzere ihracatta bir takım sorunlara neden oluyor.
Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, pestisitlerin çevre ve insan sağlığına zararlı etkileri ile kalıntı problemlerinin ihracatta sürekli sıkıntı yarattığını ve ülkemiz ekonomisine darbe vurduğunu söyledi. Demirtaş, entegre mücadele kapsamında kültürel, biyolojik, biyoteknik mücadele yapılmadan işin kolayına kaçarak kontrolsüz olarak kimyasal mücadeleye yönelmenin kabul edilecek bir yöntem olmadığını vurguladı.
Hüseyin Demirtaş, Dünya Gıda Dergisine son dönem çiftçileri mağdur eden bitkisel hastalıklara ilişkin bilgi vererek mücadele yöntemlerine ilişkin uyarıda bulundu.
Genellikle depolanmış ürünlerde organizmaların neden olduğu kayıpların ortalama yüzde 10 olduğunu belirten Demirtaş, “Ülkemizin tarımı açısından tahıllar, baklagiller, kurutulmuş meyve ve baharatlar hem iç tüketim hem de ihracat yönünden büyük önem arzetmektedir. İç tüketimi karşılamak ve ihracatta büyük öneme sahip olan bu ürünleri ve önemli ihracat ürünlerimiz olan fındık, kuru incir ve kuru üzüm ile birlikte düşünüldüğünde depolanmış ürünlerimizin ekonomik değerinin muazzam büyüklüğü ortaya çıkmaktadır” dedi.

Tarım ilaçları (pestisitler) nelerdir?

Farklı türlerdeki kemirgen veya zararlı organizmalara karşı kullanılan pestisitlerin kimyasal karışımlar olduğunu vurgulayan Demirtaş, en yaygın kullanılan ilaçlardan birinin de organofosfat olduğunu dile getirdi. Demirtaş, “Beyindeki nöronlar arasındaki bağlantıyı etkileyen bu madde Alzheimar ve Parkinson gibi hastalıklara yol açabiliyor. Tarım ilaçları kullanımı en çok elmada pestisit oranı yüzde 99, şeftalide pestisit oranı yüzde 98 ve çilekte pestisit oranı yüzde 13. Ürünlerin gerek seralarda gerekse hal çıkış noktalarında kontrol edilip daha detaylı incelemelere tabi tutulması gerekiyor. Gıda Güvenliği ve Araştırma Merkezi’nin laboratuvar analizleri sonucu yaptığı tetkiklerde mevzuatın çok üstünde pestisite (ilaç kalıntısına) rastlandığı anlaşılmıştır” dedi.
Depolanmış ürün zararlıları ile mücadelede halen fumigasyon yöntemi ile pestisit kullanımının önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Demirtaş, “Fumigasyonda yaygın olarak fasin ve metil bromit kullanılmış, Montreal Protokolü uyarınca 2004 yılında ülkemizde depolarda metil bromit kullanılması yasaklanmıştır. Pestisitlerin çevre ve insan sağlığına zararlı etkileri ile kalıntı problemleri ihracatta sürekli sıkıntı yaratmakta olup, ülkemiz ekonomisine darbe vurmaktadır. Entegre mücadele kapsamında kültürel, biyolojik, biyoteknik mücadele yapılmadan işin kolayına kaçarak kontrolsüz olarak kimyasal mücadeleye yönelmek kabul edilecek bir yöntem olmamalıdır. Hasat sonrası depolama sürecinde problem olan zararlıları böcekler ve akarlar ile kemirgenler olmak üzere sıralayabiliriz. Böceklerin ürünleri yemek suretiyle meydana getirdiği ekonomik zararların dışında oluşturdukları zararlar insan sağlığında önemli risk oluştururlar. Böcek artık ve kalıntıları arasında örneğin; kırma bitinin içerdiği 2 benzen quinon ve buğday bitinin içerdiği etil, metil quinon ile metoksi guinon kansorojen maddelerdir ve bunlar sıcaklık uygulamasına dayanıklı, pişirme veya kaynatma ile yok edilemeyen özelliktedir” dedi.

İhraç edilen ürünler nasıl denetleniyor?

Pestisitlerin akut ve kronik zehirlenmelere neden olduğunu belirten Demirtaş sözlerine şöyle devam etti: “Pestisitlerin üretilmesi, taşınması, depolanması, uygulanması ve pestisitlerle buluşan ürünlerin tüketilmesi veya kullanılması, toprak, su, hava yoluyla canlıların yaşadığı ortamlara taşınması kısa veya uzun sürede insan çevre üzerinde istenmeyen etkilere neden olabilmektedir. Pestisitler akut ve kronik zehirlenmelere neden olmaktadır. Bu bağlamda pestisitlerden kaynaklı kronik zehirlenmeler, kanser, doğum anomalileri, nörolojik bozukluk, üreme kapasitesinin düşmesi gibi çeşitli zararlara neden olabilmektedir. Pestisitlerin zehirliliği kimyasalın grubuna, formulasyonuna, alınan miktara, insanın yaşına, cinsiyetine, vücut savunma sisteminin sağlıklı olmasına, maruz kalma süresine vücuda giriş yollarına yani; ağız, deri, göz, solunum yolundan alımına göre değişiklik göstermektedir. Ülkemizde bitki koruma ürünlerinin tarımsal üretimde kullanılması aslında 1950’li yıllarda başlamış ve tarihsel süreçte değişik düzenlemeler yapılmış en son 11 Haziran 2010 yılında yayımlanan 5996 sayılı ‘’ Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’’ Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumlu ve Gıda Güvenliği yaklaşımına uygun olacak şekilde güncellenmiştir. Bakanlık Ruhsatlı bitki koruma ürünlerini, imalat ya da ithalat aşamasından tüketimine kadar izlemektedir. Piyasa denetimleri sırasında alınan numunelerde ürün standartlarına aykırılık saptanması halinde Zirai Mücadele ilaçları kontrol yönetmeliği uyarınca gerekli cezai yaptırımlar uygulanmaktadır.”

İç pazarda denetim

Türkiye’de en fazla domates, biber ve asma yaprağında “klorpirifos’’ aktif maddesinin görüldüğünü belirten Demirtaş şunları söyledi: “Türkiye’nin ihraç ettiği gıda ürünleri iade edilince bu ürünler iç piyasada soframıza kadar taşınıyor. Türkiye’nin AB’ne ihraç ettiği ve gümrük kapılarından dönen bazı yaş sebze ve meyvelerin iç piyasada halka satıldığına dair basın haberlerine aşina olduk. AB uyum yasası çerçevesinde satışı yasaklanan böcek öldürücü pestisitlerin satışı Avrupa ülkelerinde yasaklanınca Türkiye’de 31 Mayıs 2016’ya kadar bu ilaçların piyasadan toplanıp, satışının yasaklanmasına karar verilmişti. Zehirin imalatı ve ithalatı durdu ancak mevcut stokların bitinceye kadar satışının yapılıp yapılmadığı tartışmalara yol açtı. Avrupa, Rusya ve Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatın son yıllarda düşüş seyrettiği de bilinen gerçeklerdir. Dolayısıyla ilaç kalıntısı içeren ürünler, en çok ihracatı yapıldığı AB ülkelerinde hızlı alarm sistemiyle belirlenip iade ediliyor. Ülkemizde en çok kullanılan ilaçların Glifosat ve Klorpirifos aktif maddeleri olduğundan bu ilaçları denetleyecek mekanizmaların yetersizliğinden kaynaklı sorunlar sürekli yaşanmaktadır.”

Ayrı bir bölüm

Türkiye’de şu anda yaygın olan bitkisel hastalıklar
Hüseyin Demirtaş, ürün kayıplarına neden olan ve çiftçilerin şu anda yoğun bir şekilde mücadele ettiği zararlılara ilişkin şu bilgileri verdi:
Bitkisel ürünlerde yaygın olan hastalıklar ülkemiz iklim yapısı, bölgeler, bitkinin çeşidine (tahıl, meyve, sebze, örtüaltı vs.) göre farklılık göstermekte ve hastalığın yayılma seyrinde de değişikliklere uğramaktadır. Genel olarak mevsimsel iklim yapısı ve bitkinin çeşidi ne olursa olsun her yıl kendini gösteren bitkisel hastalıklarla mücadele edilen hastalıklardan yani tarladan ambara kadar musallat olan ve tarımsal üretimde kalite ile üretimi düşüren hastalıkların önemlilerinden örnek vererek bazende teknik ayrıntılara girerek açıklama yapmanın daha doğru olacağına inanıyorum.
Buğdayda süne ve kımıl zararlısı ve zarar şekli: Bitkiler geliştikçe başaklar henüz yaprak kılıfı içindeyken beslenerek başakların dane bağlamasına engel olurlar. Sünenin bu şekli zararına Akbaşak adı verilir. Süne yavruları danenin süt ve sarı olum dönemindeki buğdayla beslenirler, bu beslenme sonucunda danenin özü bozulur. Zarar gören bu buğdaydan ekmek ve makarna yapılmadığı gibi tohumlukta da kullanılamaz.
Ne yazık ki geçmişte Bakanlık İl/İlçe Müdürlüklerince bu zararlılara karşı yapılan zirai mücadeleye , artık çiftçiler kendi olanaklarıyla mücadele etmektedirler.

Önemli hububat hastalıkları

Bakterilerin, mantarların, virüslerin ve nemototların neden olduğu hastalıklar kalite ve verimi düşürerek tarımsal ürünlerde önemli derecede rekolte kayıplarına sebep olurlar. Bu tür hastalıklar mevsimsel ve iklim koşullarına bağlı olarak hemen hemen her yıl kendini gösterir. Örneğin; yağışlı geçen ilkbaharda buğdayda sarıpas, kahverengi pas; kara pas, külleme gibi. Buğdayın en önemli zararlılarında kımıl ve süne mücadelesi yapılamadığı sürece özellikle Orta Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizde ürün kayıplarına yol açmaktadır.

Meyvelerdeki hastalıklar

Elma: Elmalarda iklim şartlarına bağlı olarak mantari hastalıklardan; elma kara lekesi ve külleme hastalığı hemen hemen her yıl görüldüğü gibi bu senede verim kayıplarına yol açmıştır. En önemli zararlılarından; elma ağ kurdu, elma göz kurdu ve elma iç kurdu genellikle kimyasal mücadeleyle önlenir. 2018 yılında da üreticiler bu hastalıklara yoğun mücadele etmişlerdir.

Zeytin: Akdeniz meyve sineği (konakçısı turunçgiller) zeytin dal kanseri (mantari bir enfeksiyon) bu hastalık için, son iki yıldır yoğun bir mücadele verilmektedir. Zeytin sineği yaklaşık yüzde 10 hasar verdiğinden ihraç edilemiyor, yağ sanayinde kullanılıyor. Diğer hastalıklar ise; zeytin güvesi, zeytin kabuklu biti, zeytin pamuklu biti ve zeytin fidan tırtılıdır.

Fındık: Son zamanlarda fındık tarım arazileri bakım ve koruma için kültürel tedbirlerde alınmadığından fındık tarımında küf mantar hastalığı fındık üretimine önemli derecede zarar vermektedir. 2017 yılında rutubet ve nemin yüksek oranda seyretmesinden ötürü yüzde 25-30 düzeyinde verim, kalite ve randımana zarar vermiştir. Bu senede aynı şekilde verim ve kaliteyide etkilemiştir.

Turunçgil zararlıları

Turunçgil yaprak galeri güvesi, kırmızı sarı kabuklu bitler, unlu bit, beyaz sinekler, turunçgil beyaz sineği, torbalı koşnil, yıldız koşnili, yaprak bitleri, yaprak pireleri, limon çiçeği güvesi, Akdeniz meyve sineği, pas böcüsü, turunçgil kırmızı örümceği, virüs ve virüs benzeri hastalıklar tüm turunçgillerde önemli verim düşkünlüğüne sebep olmaktadır. Tüm turunçgil çeşitlerinde rastlandığı gibi özellikle limonda “uçkurutan’’ hastalığı verimde düşüşlere neden olmuştur.