Çay pazarında küresel riskler ve fırsatlar

Çay Sanayicisi İş Adamları Derneği Genel Sekreteri Mustafa Yılmaz Kar, dünya çay sektöründe gelecekteki öncelikli risk algısını; üretim/tüketim dengesindeki bozulma oluştururken, Türk çay sektöründe ise aşırı yükselen maliyetlerin oluşturduğunu söyledi.

Özlem As

Çay Sanayicisi İş Adamları Derneği Genel Sekreteri Mustafa Yılmaz Kar, dünya çay sektöründe gelecekteki öncelikli risk algısını; üretim/tüketim dengesindeki bozulma oluştururken, Türk çay sektöründe ise aşırı yükselen maliyetlerin oluşturduğunu söyledi.

Kar, “Bir araştırmaya göre dünyada günlük üç milyar bardak çay içildiği hesap edilmiştir. Asya, Orta Doğu, Afrika, Birleşik Krallık, AB, ABD, ve BDT ülkeleri düzenli şekilde çay tüketmektedir. Ancak üretim tüketimden daha hızlı arttığı için bu yeterli değildir. Son yıllarda çay sektörü, dünyanın çeşitli bölgelerinde geleneksel harmanlama yaparak çeşitlerini artırıyor. Tüketici kitlelerini, özellikle de gençleri çayı daha çok tüketmeleri yönünde cesaretlendiriyor. Yeni tatlar, dokular ve cazip paketleme teknikleri kullanıyor. Amaç tüketimi artırmak. Bu sebeple bugün için global çay sektöründe beklenen öncelikli risk algısının ‘’üretim/tüketim’’ dengesindeki bozulma olduğunu söyleyebiliriz. Dünya’da çay satış fiyatları otalama 2,5 USD civarındadır. Bizde ise üretim maliyeti 3,5 USD civarındadır. Türk çay sektörünü ayakta tutan devlettir. Devleti yok saydığımızda, çay sektörünü de yok saymalıyız” diye konuştu.

Küresel pazarda yüksek bir üretim iştahı var

Sektörün, 2020 yılı sonuna kadar yaklaşık 30 milyar ABD doları büyüklüğe ulaşabileceğinin öngörüldüğünü belirten Kar, bu denli yüksek bir üretim iştahı hiç şüphesiz, beraberinde riskleri de sürüklediğini söyledi. Piyasanın gelecekte daha da kızışmasını beklediklerini belirten Kar, “Bugün için dünyada üretim ve tüketim rakamları, 5.563 bin ton üretime karşılık, 5,114 bin ton tüketim rakamı şekildedir. Yapılan tahminler sektörün, 2020 yılı sonuna kadar yaklaşık 30 milyar ABD doları büyüklüğe ulaşabileceğini öngörüyor. Diğer bir hesapla bu rakam, 10 milyon tonun üzerinde kuru çay demektir. Bu denli yüksek bir üretim iştahı hiç şüphesiz, beraberinde riskleri de sürüklüyor. Yeni tüketim alanları bulunamazsa, yeni tüketicilere ulaşılamazsa her yıl artan stoklarla dengesini bulan çay sektörü büyük problemlerle karşılaşacaktır. Bu sürpriz olmaz. Afrika’daki ucuz maliyet, etkin insan gücü ve çay bitkisi için elverişli iklimsel koşullar üretim için büyük bir potansiyel demektir. Böylesine düşük maliyetli bir piyasa bugün için yüksek fiyattan çay satan ülkeleri yarınlarda ciddi şekilde zorlayacaktır. Gelecekte rekabet daha da kızışacak” dedi.

Sektörde rekabet artıyor

Sektörün cirosunun 1 milyar dolara yaklaştığını ifade eden Kar özel sektörün payının da yüzde 50’ye dayandığın söyledi.
Kar, “Ülkemizde çay sektörü bilindiği gibi kamunun öncülüğünde büyümüş ve gelişmiştir. Kamu bir istikrar unsuru olarak sektörde her zaman varlığını sürdürmüş ve kalitenin teminatını oluşturmuştur. 2016 yılı itibarı ile sektörün cirosu 1 milyar dolara yaklaşırken, özel sektörün piyasa payı da yıllar itibarı ile artarak 2016 yılında yüzde 50’ye ulaşmıştır. Böylece iç pazarda yerli firmaların mutlak hakimiyetinin var olduğunu söyleyebiliriz. Çaykur kamuyu temsilen piyasanın öncüsüdür. Kamunun sektörde büyüme heyecanının göstergesi olan kapasite artırma yönündeki istekli tavrı, özel sektör firmalarında aynı oranda yüksek değildir. Piyasamızda yabancı menşeli firmaların etkinliğini artırma gayretleri ve ithal çayların pazar tutma girişimleri önümüzdeki dönemlerde yoğun bir rekabetin olabileceğini gösteriyor. Bu rekabeti çağrıştıran en belirgin işaret yerli üretimdeki hızlı maliyet artışlarıdır” dedi.

Türkiye çayda ihtiyacını karşılayabiliyor

Türkiye’nin ihtiyacı olan kuru çayı ürettiğini dile getiren Kar, üretime ilişkin şu bilgileri verdi: “Türkiye 2016 yılında, yüzde 53’ü kamu, yüzde 47 si özel sektör tarafından satın alınan 1,296 bin ton yaş çay üretmiştir. Bu hammaddeden 254 bin ton kuru çay elde edilmiştir. Bu miktar üretim Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaktadır. Son 30 yılda üretimdeki artışımız ise, yaş çayda 628 bin tondan 1,296 bin tona çıkarak yüzde 106 oranında gerçekleşmiş, kuru çayda 138 bin tondan 254 bin tona çıkarak yüzde 85 oranında gerçekleşmiştir. Kuru çay üretimindeki artış oranımızın bir miktar düşük olması, hammadde kalitesinde bir miktar sorunumuzun olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu tablo kaliteli çay içtiğimizin de göstergesi. Çünkü yüzde 15 civarında bir vasıfsız hammadde üretime katılmadan imha ediliyor demektir. Tabi ki bu sanayici açısından maliyeti artırıcı bir unsurdur” diye konuştu.
Türk çay sektörünün, iç piyasada var olan yüksek talep potansiyeline odaklanarak büyümüş bir sektör olduğunu dile getiren Kar, bu nedenle dünya piyasası için yeterli ilgiyi gösteremediğini söyledi. Kar, “Ancak çay sektörümüz başarılı bir sektördür. Çünkü kendisine kuruluşunda verilen ‘’İç piyasanın ihtiyacı olan kaliteli çayı üretmek’’ vizyonu nu başarı ile yerine getirmiştir. Dünya piyasalarında çayın içecek olma vasfı dışında, özellikle güzellik ve cilt bakımları alanında yaygınlaşan tüketimi, piyasadaki talebi olumlu etkilemiştir. Ülkemizde de çayın içecek dışında kullanımı konusunda var olan çalışmalar hızla yaygınlaşırsa, bu alandaki sanayi gelişirse tüketim bundan olumlu etkilenecektir. Çünkü biz ülkemizde çay sektörü için tüketimde iyi bir potansiyelin var olduğunu biliyoruz. Bugünkü tüketime baktığımızda ise ‘’üretim+ithalat-stok/Toplam nüfus’’ formülünden hareket edersek Türkiye de kişi başı tüketimin 3,1 kg/yıl olduğunu söyleyebiliriz. Dünyada bu alanda ülkemizle ilgili olarak yayınlanan 5 kg/yıl, 7 kg/yıl gibi abartılı rakamları gerçeği yansıtmamaktadır” diye konuştu.

Çay sektörü yeni yatırımcıları heyecanlandırıyor

Devletin çay sektöründeki politikaları sayesinde hem müstahsil ve hem de sanayicinin çok verimli yıl geçirdiğini ifade eden Kar, kaçak çay girişinin de hemen hemen sıfır noktasına indiğini söyledi. Bu durumun piyasanın yerli aktörlerin önünü açtığını belirten Kar, müstahsili de yeni çay bahçesi edinmenin heyecanı sardığını söyledi.
Kar, “Çay tarımı ülkemizde kontrollü tarım olarak yapılmaktadır. Yanı ne kadar alanda çay tarımı yapılacağı ve hangi bölgede yapılacağı devletçe belirlenmektedir. Bugün için 829 bin dekar alanda çay tarımı yapılmaktadır. Son 15 yıla baktığımızda ise yüzde 8’lik bir büyüme ile çay alanları 767 bin dekardan 829 bin dekara çıktı. ÇAYSİAD olarak müstahsilin çay bahçesi edinme konusundaki iştahını ölçmek üzerine yaptığımız anketten, yeni çay alanı edinme konusunda büyük bir iştahın var olduğunu gördük. Çayda gelecek görüyorum ve boş olan arazilerimi çay bahçesi yapacağım diyenlerin oranı yüzde 62 seviyesinde çıktı. Bu yüksek bir orandır. Son iki yılda ise dolaysıyla şunu söylememiz lazım. Kaçak çayın girmemesi sebebi ile artan iç talep yeni çay alanı edinmek isteyenleri cesaretlendirecektir” diye konuştu.

“Organik üretim için üç yıl daha bekleyeceğiz”

Son yıllarda bilinçli tüketicilerin organik ürünlere olan talebi arttığını fakat bugün ülkemizde sadece 40 bin dekar alanda organik çay üretimi yapıldığını ifade eden Kar, bu oranın da toplam alanların yaklaşık yüzde beşi olduğunu söyledi. Kar sözlerine şöyle devam etti: “Türk çayı doğal olsa da, pestisit içermese de organik üretilmesi hedeflenmektedir. Çünkü çayın tüketilmesindeki en cesaretlendirici unsur sağlığımıza olan olumlu katkısıdır. Bugün Çaykur ağırlıklı olarak organik üretim yaparken, özel sektör de bu alanda istekli olduğunu göstermektedir. Bakanlığımızın 2018 yılında tüm alanlarda organik üretime geçme kararı 3 yıl daha ertelenmiştir. Şimdi organik üretim için üç yıl daha bekleyeceğiz. ‘’Organik Türk çayı’’ hedefimiz gerçekleştiğinde ise, çayımızın kıymetini artıran iyi bir avantaj yakalayacağız.”
Müstahsilin organik çay üretimi kararına olumlu baktığını kaydeden Kar, fakat kullanacağı gübrenin ne olacağı konusunda kafasının biraz karışık olduğunu söyledi. Kar, “O, 25.5.10 gibi kullanımı kolay kompoze gübrenin organik hale getirileceğini ve tıpkı mevcut halindeki gibi çaylıklara kolayca atılacağını ve iş yükünde bir değişiklik olmayacağını bekliyor. Sürecin böyle işleyeceğine, bütün hünerin organik gübrede olacağına inanıyor. İşi bilenler, organik üretimin aslında yıllar öncesinde olduğu gibi çok büyük bir maliyet istemediğini, işi tarım olanlar için ise maliyetsiz bir alan olduğunu biliyor. Bir miktar emek ile insanın hem kendi ekonomisine ve hem de ülke ekonomisine katkıda bulunması mümkün. Toprağı kazmak, havalandırmak ve sağlıklı hale getirmek işin ilk adımı. İkinci adım ise hayvan beslemek ve onun gübresini toprağın üzerine yaymak. Organik çay üretmek istiyorsanız yapmanız gereken sadece bu. Üretici organik üretime geçtiğinde gelirinin düşeceğini bilmektedir. Bu bilgiye sahip olduğu bu halde bile organik üretime geçmek istemektedir” dedi.