Çok mu geç kaldık?

Dünyada üretilen gıdanın üçte birinden fazlası her yıl üretimden tüketime kadar geçen süreçte ya kayboluyor ya da israf ediliyor. Gıda atıklarının küresel maliyeti, yıllık yaklaşık 2,6 trilyon dolar.

Özlem AS

Dünyada üretilen gıdanın üçte birinden fazlası her yıl üretimden tüketime kadar geçen süreçte ya kayboluyor ya da israf ediliyor. Gıda atıklarının küresel maliyeti, yıllık yaklaşık 2,6 trilyon dolar. Ama iklim değişiklikleri üzerinde de çok ciddi etkileri var. Atık gıdaların üretimi, işlenmesi ve dağıtım süreçleri küresel sera gazı emisyonunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Çöplüklerde metan gazını salan gıdalar ekstra sera gazı emisyonu anlamına geliyor. Küresel gıda kayıp ve israfı, yıllık toplam sera gazı emisyonunun yüzde 8’sini oluşturur.

İklim Değişikliği Performans Endeksi’ne göre; küresel dönüşüm son bir yılda hızlandı ve bu dönüşüme gelişmekte olan ülkeler liderlik ediyor. Japonya, Avustralya ve Kanada gelişmiş ülkeler arasında en kötü performansı sergiliyor. Gelişmekte olan ekonomiler gruplamasında yer alan Türkiye, geçtiğimiz seneki yerini koruyarak listede 51. sırada yer aldı ve ülkenin performansı “çok zayıf”olarak nitelendi.

İngiliz bilim insanı James Lovelock, 2006 yılında yazdığı The Revenge of Gaia (Gaia’nın Öcü)* kitabında o dönem çok da önemsenmeyen bir öngörüde bulunmuştu:

İnsanlık ne yaparsa yapsın yok oluşun eşiğinde. İklimsel veriler, kritik eşiği çoktan aştı. Artık başımıza gelecekler engellenemez. 2020 yılında aşırı hava koşulları iklimin normali haline gelecek ve 2040 yılı civarında Avrupa’nın büyük kısmı çölleşecek. Lovelock'un, bu konulardaki uyarıları, çalışmaları 1960’lı yıllara dayanıyor. Bu arada Lovelock’un bağımsız bir bilim adamı, küresel ısınma tehlikelerini dünyada ilk dile getiren, bunu yıllardır ısrarla tekrarlayan aktif bir çevreci olduğunu da ekleyelim.
Bugün, Lovelock’un dile getirdiği iklimsel veriler ve sonuçlarını artık birbiri ardına yapılan araştırmalar da destekliyor. Küresel ısınma, eko sistemlerde meydana gelen olumsuz gelişmeler dünyanın dört bir yanında az veya çok insanlığı ve doğayı tehdit ediyor. Gelecekte yaşanabilecek bir dünya olacak mı? Yeterli ve sağlıklı beslenebilecek miyiz?
Bu soruları artık eskisine oranla daha çok soruyoruz. Kaygılanmakta da sonuna kadar haklıyız.
Daha somut konuşacak olursak…
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) -kayıtlara geçen en sıcak beş yıl olan- 2011-2015 yılları arasındaki küresel iklimin ve tehlikeli ve maliyetli etkileri olan aşırı hava ve iklim olaylarına dair bir çalışma yayınladı.

2010-2012 yılları arasında 258 bin kişinin ölümüne ve 2013-2015 yılları arasında Güney Afrika kuraklığına da neden olan Doğu Afrika kuraklığı; 2011 yılında 800 insanın ölümüne ve 40 milyar dolardan daha fazla hasara sebep olan Güneydoğu Asya’da yaşanan sel felaketleri, 2015 yılında Hindistan ve Pakistan’da 4 bin 100 kişinin ölümüne neden olan sıcaklık dalgaları; 2012 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde 67 milyar dolar hasara neden lan Sandy kasırgası ve 2013 yılında Filipinler’de 7 bin 800 kişinin ölümüne neden Haiyan kasırgası gibi olaylar insan hayatına neden olan felaketlerin en somut rakamları…

Gıda güvenliği tehdit altında

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) da sık sık değişen iklim koşullarının 'gıda güvenliği'nde ciddi riskler yarattığına dikkat çekiyor. FAO, “Gıda güvenliği olmadan sosyal ve ekonomik kalkınma da mümkün değil” tespitini verilerle destekliyor.

İşte FAO’nun rakamları…

İklim değişikliğinin temel gıda ürünlerinde verimi azaltması öngörülüyor.
Tahminlere göre; 2100 yılı itibarıyla mısırda verim yüzde 20-45, buğdayda yüzde 5-50, pirinçte yüzde 20-30, soyada ise yüzde 30-60 arasında düşüş yaşanabilir.
İklim değişikliği çoğunlukla dünyanın en yoksul kesimlerini en sert şekilde etkiliyor. Dünyadaki yoksul insanların yüzde 70’inden fazlası geçinmek için tarıma ve doğal kaynaklara ihtiyaç duyuyor.
Tarımsal sektörler aynı zamanda küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 20 -25’ini oluşturur.
Ayrıca küresel su kullanımının yaklaşık yüzde 70’ini oluştururken toprağın, ormanların ve ekosistem hizmetlerinin sağlığı üzerinde de önemli etkiye sahip.
Dünya ormanlarındaki tahribat endişe verici bir hızda ilerliyor. Her yıl, yaklaşık 13 milyon hektarlık orman alanı kaybedilmekte veya farklı arazi kullanımları için dönüştürülmektedir. Ormansızlaşma ve orman tahribatı iklim üzerinde önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 10-11’ine sebep oluyor.
Dünyada üretilen gıdanın üçte birinden fazlası her yıl üretimden tüketime kadar geçen süreçte ya kayboluyor ya da israf ediliyor. Gıda atıklarının küresel maliyeti, yıllık yaklaşık 2,6 trilyon dolar. Ama iklim değişiklikleri üzerinde de çok ciddi etkileri var. Atık gıdaların üretimi, işlenmesi ve dağıtım süreçleri küresel sera gazı emisyonunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Çöplüklerde metan gazını salan gıdalar ekstra sera gazı emisyonu anlamına geliyor. Küresel gıda kayıp ve israfı, yıllık toplam sera gazı emisyonunun yüzde 8’sini oluşturur.
Hayvancılık sektörü tarımsal sera gazı emisyonlarının neredeyse üçte ikisini, tarımsal metan emisyonlarının ise yüzde 78’ini oluşturuyor. Hayvancılık ürünlerine olan talebin nüfus artışıyla birlikte daha da artması bekleniyor; bu durum sorunun daha da büyüyeceğinin işareti.
Tropik alanlarda yakalanan balık türlerinin 2050 yılı itibariyle yüzde 40 düşüş göstereceği tahmin ediliyor.

Ülkelerin iklim performans karneleri

Germanwatch ile CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı), en son Marakeş’te ülkelerin iklim değişikliği konusundaki faaliyetlerini izleyen İklim Değişikliği Performans Endeksi'ni (CCPI) açıkladı. Rapor, küresel dönüşümün son bir yılda hızlandığını ve bu dönüşüme gelişmekte olan ülkelerin liderlik ettiğini ortaya koyuyor. Rapora göre gelişmekte olan ülkeler dönüşümü yakalarken, Japonya, Avustralya ve Kanada gelişmiş ülkeler arasında en kötü performansı sergiliyor. Araştırma, Türkiye’nin performasını ise “kötü” olarak değerlendiriyor. Rapora göre, hızla gelişmekte olan ekonomiler gruplamasında yer alan Türkiye, geçtiğimiz seneki yerini koruyarak listede 51. sırada yer aldı ve ülkenin performansı “çok zayıf” olarak nitelendi.
Ev sahibi Fas (8. sırada), CCPI’te yükseliş trendini devam ettirdi. Yenilenebilir enerjiye yaptığı çok büyük yatırımlar ve orta ve uzun vadeli iddialı hedefleriyle, Fas Afrika kıtasında bir öncü. Pozitif trendler, Hindistan (20. sıra), Arjantin (36. sırada) ve Brezilya (40.) gibi, gelişmekte olan G20 ekonomilerinde de gözlemleniyor.
Ancak hiçbir yüksek emisyon ülkesi 1.5-2 C derece limitine göre hareket etmemekte ve bundan dolayı sıralamanın ilk üç pozisyonu boş kalıyor. 4. sıradaki Fransa, geçen yıl Paris Antlaşmasını mümkün kılan olağanüstü diplomasiden faydalanarak ilk defa tablonun en üstü sırasında yer alıyor. İsveç (5.) ve Birleşik Krallık (6.) önceki hükümetler tarafından çizilen ümit verici iklim politikalarından faydalanıyor.

Ne yapılmalı?

FAO şu önerilerde bulunuyor: “İklim-akıllı tarımsal uygulamalar benimsenerek toprakların ve ormanların karbon hapsetme kapasitesi yükseltilebilir, emisyonlar azaltılabilir ve gittikçe büyüyen nüfusu beslemek için gıda üretimi bu şekilde artırılabilir. Gıda sistemleri, gıda kayıp ve israfını azaltmaya katkıda bulunabilir ve çevreye daha az iz bırakarak daha sağlıklı beslenme düzenlerini teşvik edebilir.”
İsrafı azaltacak yeni gıda sistemleri neler? Akıllı tarımsal uygulamalar neler?
Ve sürdürülebilirlik… Dünyanın ve insanlığın karşı karşıya olduğu bu felakette son dönem üzerinde durulan sihirli kavram da sürdürülebilirlik. Sadece gıda-tarım-çevre için değil ekonominin her alanında bununla karşılaşıyoruz.
Birbiri ardına yapılan çalışmalar, araştırmalar, toplantılar, ülkelerin bir araya geldiği zirveler, alınan kararlar ve hızla ilerleyen, derinleşen sorunlar…
Değişen bir iklimde artmakta olan bir nüfusu doyurmak için dünyanın daha verimli, dayanıklı ve sürdürülebilir tarımsal kalkınma türlerine ve gıda sistemlerine geçiş yapılması birçok kesimin hem fikir olduğu bir tespit. Henüz çok azınlıkta olmakla birlikte sürdürülebilir politikalar çerçevesinde üretim yapmaya çalışan; sosyal sorumluluğun çok ötesinde bu alana eğilen şirketler, firmalar da mevcut.
Bu aydan sonra her sayı bu sayfamızda, “sürdürülebilir gıda”yı konuşacağız. Öncelikle sorunun farkında olmak, buna dikkat çekmek, büyük-küçük adımlar atmak, adımları desteklemek önemli. Bunu yapmaya çalışacağız. Bu alanda farkındalığa sahip, çalışmalar yürüten kişilere, şirketlere, kurumlara yer vereceğiz.
Bir sonraki sayı görüşmek dileğiyle…

Gaia’nın Öcü*: Gaia; Yunan mitolojisinin ‘toprak ana’sıdır. Lovelock’ın Gaia hipotezi, dünyanın bir süperorganizma şeklinde işlev gördüğünü; dünyanın taşı toprağı, havası-suyu ile yaşayan bir varlık olarak hareket ettiğini söylüyor. Ve tüm türler birbiriyle etkileşim içinde; yaşayan bir organizma. Birinde meydana gelen sorun kayıp diğerlerini de etkiliyor. İnsan eliyle ekosistemlere yaratılan kayıplar nedeniyle bugün toprak ana da bizden intikam almaktadır. Ama bu bir “kaybet kaybet” durumudur.