Denizlerdeki plastik kirlilik sofraları da tehdit ediyor

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü’nden Dr. Sedat Gündoğdu, denizlerde bulunan plastiklerin tuzlara etkisini ortaya koyan bir araştırma gerçekleştirdi. Bu araştırmada 16 sofra tuzu markası üzerinde gerçekleşti. Sonuçlara göre resmen önemli oranda tuz değil plastik tüketiyoruz.

Denizlerdeki plastik kirlilik dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artıyor. Ekonomik açıdan önemli bir değer yaratmakla birlikte bu durum denizler, göller ve karalar için tam bir kâbus. Bu plastiklerden 1644 adet canlı türünün etkilendiği çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Özellikle deniz kaplumbağaları, balinalar ve diğer deniz canlıları bu plastikler nedeniyle ölmektedir. Ve bu durum denizlerden elde edilen ürünlerin de etkilenmesi anlamına gelmektedir. Bu ürünlerden bir tanesi de sofralarımızda kullandığımız tuzlar.

Analiz sonuçlarına göre deniz tuzunda 16–84 adet plastik/kg, göl tuzlarında 8–102 adet plastik/kg ve kaya tuzunda da 9–16 adet plastik/kg olduğunu tespit etik. Bu değerleri Türkiye’nin günlük ortalama tuz tüketim miktarıyla (14,8 ile 18,01 gram/gün) birlikte değerlendirdiğimizde, bir yıl içerisinde, bir kişi eğer deniz tuzu tüketiyorsa 248.5–302.4 adet, göl tuzuyla 202.5– 246.5 adet ve kaya tuzuyla 63.7–77.5 adet mikroplastik parçacığı yutma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu değerler oldukça ciddi değerler çünkü bu durum sadece herhangi bir şeyi yemek anlamına gelmiyor. Bu aynı zamanda bu plastiklerin içeriklerindeki katkı maddelerini (fitalat, stiren, bisfenol-a vb.) ve geldikleri ortamda bulunan diğer türlü kimyasal maddeleri de yemek anlamına gelmektedir. Çünkü plastikler sucul ortamdaki diğer kirleticileri de (ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler vb.) bünyesine alma davranışı gösterebiliyorlar.

Özlem As

Bugün denizler üzerinde 5 trilyon plastik çöp yüzer halde bulunmaktadır. Bir o kadar çöp de dibe çökmüş ya da kıyılarda birikmiş durumda... Ve hala her yıl 14 milyon ton plastik çöp de denizlere başıboş halde akmaya devam ediyor. Bu plastiklerden 1644 adet canlı türünün etkilendiği çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Özellikle deniz kaplumbağaları, balinalar ve diğer deniz canlıları bu plastikler nedeniyle ölmektedir. Ülkemizde de plastik kirliliği ciddi boyutlara ulaşmıştır. Yapılan çalışmalara göre Marmara denizinde km2 de 1.2 milyon adet, Akdeniz’de özellikle Mersin körfezinde km2 de 7 milyon adet mikroplastik partikül yüzer halde kirletici olarak bulunmaktadır. Bunun yanında daha birçok bölgede de benzer kirlilik düzeyleri mevcuttur.

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü’nden Dr. Sedat Gündoğdu, denizlerde bulunan plastiklerin tuzlara etkisini ortaya koyan bir araştırma gerçekleştirdi. Bu araştırmada 16 sofra tuzu markası üzerinde gerçekleşti. Sonuçlara göre resmen önemli oranda tuz değil plastik tüketiyoruz.

Dr. Sedat Gündoğdu, sucul ortamlardan elde edilen diğer tüm ürünlerde de mikroplastik izine rastlandığını belirterek “Bunların başında midyeler ve istiridyeler gelmektedir. Çünkü bu canlılar suyu süzerek beslendikleri için su ortamındaki kirleticileri direkt olarak bünyelerine almaktadırlar” diye konuştu.

Yaptığınız araştırma oldukça ilgi çekti. Araştırma hakkında bilgi verir misiniz?

Öncelikle böylesine önemli bir araştırmanın kamuoyuyla paylaşılmasına katkı sağladığınız için teşekkür ederim. Biz Mikroplastik Araştırma Grubu olarak Prof. Dr. Cem Çevik ile birlikte mikroplastik kirliliğini uzun zamandır araştırıyoruz. Bu araştırmalarımızda denizlerdeki kirliliğin boyutunun o kadar büyük olduğunu gördük ki bunun denizden elde edilen ürünlere de bulaşabileceğini ve böylelikle de besin zinciri yoluyla insana ulaşabileceğini düşündük. Tuz ile ilgili çalışma fikrimiz de böyle ortaya çıktı. Zaten daha önce Çin’de de benzer bir çalışma yapılmıştı tuzlarla ilgili. Bu da araştırmayı yapma motivasyonumuzu arttırdı. Aslına bakarsanız biz bu araştırmayı Mart 2018’de Food Additives and Contaminants dergisinde yayınladık. O zaman çok dikkat çekmedi. Ne zaman ki Yeşil Gazeteden Ayşe Bereket bu makaleyi haberleştirdi, işte o zaman birden ülke gündemine oturdu.

Araştırmamızı planlarken öncelikle piyasadaki yaygın kullanılan tuz markalarını belirledik. Bunlardan erişebildiğimiz 16 tanesi üzerinden araştırmamızı gerçekleştirdik. Bu sayı daha fazla da olabilirdi ancak bu durum sonucu pek etkilemeyecekti. Çünkü kaynak aynı kaynak, kirlilik aynı kirlilik. Bu 16 sofra tuzu markasının 5’i deniz tuzu, 6’sı göl tuzu, 5 tanesi de kaya tuzu markası. Analiz sonuçlarına göre deniz tuzunda 16–84 adet plastik/kg, göl tuzlarında 8–102 adet plastik/kg ve kaya tuzunda da 9–16 adet plastik/kg olduğunu tespit etik. Bu değerleri Türkiye’nin günlük ortalama tuz tüketim miktarıyla (14,8 ile 18,01 gram/gün) birlikte değerlendirdiğimizde, bir yıl içerisinde, bir kişi eğer deniz tuzu tüketiyorsa 248.5–302.4 adet, göl tuzuyla 202.5– 246.5 adet ve kaya tuzuyla 63.7–77.5 adet mikroplastik parçacığı yutma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu değerler oldukça ciddi değerler çünkü bu durum sadece herhangi bir şeyi yemek anlamına gelmiyor. Bu aynı zamanda bu plastiklerin içeriklerindeki katkı maddelerini (fitalat, stiren, bisfenol-a vb.) ve geldikleri ortamda bulunan diğer türlü kimyasal maddeleri de yemek anlamına gelmektedir. Çünkü plastikler sucul ortamdaki diğer kirleticileri de (ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler vb.) bünyesine alma davranışı gösterebiliyorlar.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta bu tuzlara firmaların bu plastikleri bilerek gıda sahteciliği amacıyla atmadıklarıdır. Bunlar bir şekilde tuz kaynağından, taşıma ve işleme esnasında ortamdan ve paketlemeden kaynaklı olarak bulaşmaktadırlar. Tuz markaları artık bu durumu görüp, plastiklerin tuzlardan ayrıştırılması için gerekli önlemleri almaları gerekmektedir. Bunun yanında yine firmalar plastik ambalaj kullanmaktan vazgeçmeliler. Bunun yanında tabii ki plastiğin toplumdaki kullanımı da azaltılmalıdır. Çünkü biz bunları konuşurken bile denizler kirlenmeye, tuzlar aracılığıyla da mikroplastikler tüketiciye ulaşmaya devam ediyor.

Plastik kirliliği Türkiye ve dünyada ne seviyeye ulaşmış durumda? Giderek artıştan söz edebilir miyiz?

Plastik kirliliği her gün artmaya devam eden bir kirlilik. Bu tüm dünya için ve Türkiye için de geçerli. Çünkü plastik üretimi her yıl 10 milyonlarca ton artarak devam ediyor. 2017 yılında 400 milyon ton plastik üretilmiş. Üreticiler için bu bir ekonomik değer ifade edebilir ancak denizler, göller ve karalar için bu tam bir kâbus. Çünkü hali hazırda dünya denizleri üzerinde 5 trilyon plastik çöp yüzer halde bulunmaktadır. Bunun yanında dibe çökmüş ya da dip çamuruna batmış halde ve kıyılarda birikmiş halde bulunan çöplerin miktarı da bu sayıya yakındır. Bunlar bilinmesine rağmen her yıl 14 milyon ton plastik çöp de denizlere başıboş halde akmaya devam ediyor. Bu plastiklerden 1644 adet canlı türünün etkilendiği çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Özellikle deniz kaplumbağaları, balinalar ve diğer deniz canlıları bu plastikler nedeniyle ölmektedir. En son yapılan bir çalışma bütün deniz kaplumbağalarının plastik yediğini ortaya koymuştur.
Ülkemizde de plastik kirliliği ciddi boyutlara ulaşmıştır. Çünkü ülkemizde de plastik üretimi tıpkı dünyada olduğu gibi hızla artmaktadır. Sadece 2017 yılında 9.5 milyon tona yakın plastik üretilmiş ve bunun yaklaşık 3.8 milyon tonu plastik ambalaj. Bunun bir ekonomik katkısı olduğu şüphesizdir ancak bir de ekolojik sonucu var. Bunların başında da deniz çöpleri gelmektedir. Bunu ortaya koyan birçok çalışma tarafımızca ve başka araştırıcılar tarafından gerçekleştirildi. Bu çalışmalara göre Marmara denizinde km2 de 1.2 milyon adet, Akdeniz’de özellikle Mersin körfezinde km2 de 7 milyon adet mikroplastik partikül yüzer halde kirletici olarak bulunmaktadır. Bunun yanında daha birçok bölgede de benzer kirlilik düzeyleri mevcuttur.

İnsanın yarattığı plastik kirliliğin çevre ve gıda üzerinde yarattığı tahribatla bireye dönüşü nasıl olmaktadır?

Burada öncelikle plastik tüketiminin doğaya dönüşünü sadece kirlilik üzerinden değerlendirmemek lazım. Çünkü plastik daha çöp haline gelmeden önce başlıyor gıdayla etkileşime. Örneğin plastik ambalaj ya da paketleme kullanılarak muhafaza edilen birçok gıda maddesi, plastiğin kendisi ve içeriğinde barındırdığı katkı kimyasallarıyla kirlenmektedir. Bunun son örneği, pet şişe ile satışa sunulan su ve diğer içeceklerde mikroplastik bulunması olayıdır. Bu mikroplastikler direkt olarak kullanılan plastik ambalajlardan bulaşanlardır. Bunun başka birçok örneği daha var. Örneğin plastik ile paketlenmiş süt ve süt ürünlerine ve diğer gıda maddelerine plastik içerisindeki katkı maddelerinin ve plastiğin kendisinin sızma yaptığı birçok çalışma ile ortaya konulmuştur. Bizim çalışmamızın da yayınlandığı Food Additives and Contaminant dergisi bu tür çalışmalarla doludur. İşte bu ürünler tüketildikten sonra bunların ambalajları ve paketleri yetersiz ve etkisiz çöp yönetiminden kaynaklı olarak denizlere ve göllere karışmakta oradan da tekrar insana gıda maddesi olarak sunulan balık, midye, tuz vb. aracılığıyla geri dönmektedir. Bir nevi bir kısır döngüden bahsedebiliriz.

Plastiklerin sofra tuzu üzerindeki etkileri ile ilgili elde ettiğiniz sonuç nedir?

Tuzların içeriğindeki mikroplastik bulunurluğunun iki temel etkisi söz konusudur. Bunlardan birincisi bu mikroplastik partiküllerin fiziksel olarak organlarda tahribat yapabileceği ihtimali diğeri de içeriklerindeki toksik kimyasalların yaratacağı etkilerdir. Bu toksik etkilerin başında hormonal sistemin etkilenmesidir. Bir diğer etki de bu katkı maddelerinin ve daha önce bahsettiğimiz üzere, plastiklere tutunan diğer toksik maddelerin kanserojen etki potansiyelleridir. İşte tüm bunlar plastiklerin tuzlar aracılığıyla yaratabileceği potansiyel etkilerdir. Ancak burada bu etkilerin tam olarak ne olduğunun ortaya konulması için daha fazla çalışma yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Sofra tuzları dışında plastikler hangi gıdaları olumsuz etkilemektedir?

Sucul ortamlardan elde edilen diğer tüm ürünlerde de mikroplastik izine rastlanmıştır. Bunların başında midyeler ve istiridyeler gelmektedir. Çünkü bu canlılar suyu süzerek beslendikleri için su ortamındaki kirleticileri direkt olarak bünyelerine almaktadırlar. Örneğin Avrupa’da yapılan bir çalışma ortalama bir Avrupalının yılda midye tüketiminden kaynaklı olarak 11000 adet mikroplastik yediğini ortaya koymuştur. Bunun yanında konserve halinde tüketime sunulan ya da kurutulmuş olarak satılan deniz ürünlerinde de mikroplastik bulaşması olduğu birçok çalışmayla ortaya konulmuştur. Olay sadece denizlerden ibaret de değildir. Almanya’da yapılan bir çalışmada bira, bal ve diğer bazı gıda maddelerinde de plastik kirleticilerin izine rastlanmıştır. Ayrıca daha önce de bahsettiğimiz gibi plastik pet şişe su içerisinde de çoğunluğu ambalajdan kaynaklı mikroplastik izine rastlanmıştır. Sonuç olarak kirlilik varsa bir şekilde bu kirlilik tekrar besin yoluyla insana geri dönecektir. Ayrıca bunu sadece insan için bir riskmiş gibi görmemek lazım. Tıpkı insan gibi diğer canlılar da bu kirlilikten ziyadesiyle etkilenmektedir.

Plastik kirliliğin önüne geçmek için sizce neler yapılmalı?

Plastik kirliliği için tek bir çözümden bahsetmek pek olası değildir. Bu konuda vatandaş, devlet ve özel kuruluşların birlikte alması gereken birçok önlem vardır. Bunların başında tek kullanımlık plastik üretiminin derhal sınırlandırılması önlemi gelmektedir. Bakın daha birkaç gün önce Avrupa Parlamentosu tek kullanımlık plastiklerle ilgili bir yasak kararı aldı. Biz henüz daha plastik poşetlerin parayla verilmesi önlemini 2019 başında alacağız. Kaldı ki bu önlemi Avrupa çok önceden almıştı ancak görüldü ki bu yeterli bir çözüm değil. Bu konuda yetkili kurumların elini çabuk tutup plastik tüketimi ve üretimini en azından tek kullanımlık ambalaj ve plastikler için çeşitli sınırlamalar getirmesi gerekmektedir. Diğer bir önlem ise plastiği ambalaj ve paket olarak kullanan firmalara düşmektedir. Firmalar, plastiğe alternatif olarak var olan paketleme ürünlerinin kullanımını arttırmalı ve başka doğa dostu ambalajların geliştirmesi için ar-ge faaliyetlerini arttırmalıdır. Benzer şekilde kullandıkları plastik ambalajlar için de depozito sistemine dönmeleri gerekmektedir. Bu noktada şirketlerin bu meseleyi sadece kar marjı meselesi üzerinden değerlendirmek yerine ekolojik bir sorun olarak değerlendirmeleri gerekmektedir. Vatandaşın da plastik tüketimini azaltarak geleneksel alış veriş davranışlarına geri dönmesi gerekmektedir. Tüm bunların birlikte gerçekleşmesi durumunda plastik kirliliği problemi azalma eğilimine girebilecektir.