Dünya bakliyat yılında ‘’Ülkemizde Bakliyat Üretimi ve Tüketimi’’

Türkiye’nin önerisi ile 2016 yılında Birleşmiş Milletlere bağlı Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) tarafından ‘’Uluslararası Dünya Bakliyat yılı’’ ilan edilmişti. Her yıl Ocak ayının üçüncü Çarşambası bu gün özelinde kutlanılmasına karar verilmiştir.

FAO dünyada yaşanan açlık ve yetersiz beslenmeye karşı insan gelişiminde büyük rolü olan protein bakımından zengin baklagillerin gıda güvencesi açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca tüketicinin mercimek, nohut, fasulye gibi baklagillerin insan sağlığına fayda sağladığını bilinmediğinin de uyarısını yaptı. Bakliyat açlığa çaredir, doyurucudur, bitkisel protein sağlar, artımlıdır. Böylesine güçlü bir besinin ana vatanı olan Türkiye bu konuda çiftçisine gerekli yatırımları yapması gerekir ve bunun yanında tarım arazilerine tarım amacı dışında kullanılmasına karşı önlemler alması gerekmektedir. 

Ülkemizde 1982-1994 yılları arası uygulanan tarım politikası bakliyat üretimini arttırdı. Kendi ihtiyacını karşılayacak miktarda üretim gerçekleştirildi.
Türkiye dünya mercimek üretiminde ilk sırayı alırken, nohut üretiminde ise ikinci sırada yer aldı. Yüksek düzeyde gerçekleştirdiği üretimle ihracatçı konuma ulaştı.
Ülkemizde nüfus artışına paralel üretimin yapılamaması kişi başına düşen bakliyat tüketimini de azaltmıştır. İnsanların dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için gıdaların üretim ve tüketiminin nüfus artışına oranla dengelenmesi gerekmektedir. Her ülke özellikle stratejik ürünlerde ön görülü davranarak, yaşanacak mücbir sebepleri de göz önünde bulundurarak halkının gıda güvencesini sağlayabilmek için kendi kendine yeterli üretim yapmalıdır.
Üretimin azalması nedeniyle yaşanan rekolte eksikliği spekülatif hareketlere zemin hazırlamakta ve dolayısıyla bakliyat fiyatlarında aşırı fiyat dalgalanmalarına neden olmaktadır.

Üretim azalınca iç tüketim karşılanamıyor, fiyatlar artıyor, çare olarak ithalata gidiliyor. İthalat yapılan bakliyat ürünlerinin içeriği ve lezzeti Türkiye’de yetiştirilenlerden farklıdır. Türk damak tadına uygun olmadığı için kişi başına düşen tüketimin azalmasına neden olmaktadır. Sağlıklı beslenmede önemli yeri olan bakliyat ürünlerindeki üretim ve tüketimin azalması hem ülke ekonomisini hem de sağlığımızı olumsuz etkilemektedir.
Geleneksel damak tadımız İthal ürünlerle değişmeye başladı. Bu değişimi özellikle yerel tohumları koruma altına alarak ve üretimdeki sürekliliği gerçekleştirerek önleyebiliriz.

Bakliyat ürünlerinin üretimi canlıların besin kaynağının olmasının yanında toprağa verdiği azot sayesinde toprağı besler ve güçlendirir.
Türkiye'nin birçok bölgesi ekolojik yönden bakliyat yetiştirmeye uygundur. Toprak ve su kaynakları yeterlidir. Bakliyat tarımı diğer ürünlere göre daha kolaydır. Bakliyat üretiminde deneyimli çiftçilerimiz ve yerel tohumlarımız var. En önemlisi dekar başına alınan verimde ciddi artış yaşanıyor.
Türkiye bakliyat tarımı için son derece uygun olan bu avantajını en iyi şekilde değerlendirmelidir. Maliyetlerin yüksek olması ve diğer nedenlerden dolayı bakliyat ekim alanlarına çoğunlukla buğday başta olmak üzere arpa, mısır gibi başka ürünler ekiliyor.
1982-1994 yılları arasında olduğu gibi kendi iç tüketimimizi karşılayıp aynı zamanda ihracat yapan bir ülke konumuna gelebilmek için bakliyat ekim alanlarını arttırılmalıyız.

Bakliyat üreticisi üretim aşamasında desteğin yapılmasını ve maliyetlerin aşağı çekilmesini talep ediyor. Daha nitelikli, verim gücü yüksek tohumlarla üretim konusunda desteklenmesini ve yönlendirilmesini istiyor.
Bu çerçevede yurt içi tüketim ve dış satım potansiyeli dikkate alınarak her üründen ne kadar üretilmesi gerektiği araştırılıp; ekilecek ürün çeşidi, miktarı belirlenmeli devamında üretim planlaması yapılarak, üretici yönlendirilmeli ve takibi sağlanmalıdır.
Tüm bunlar sağlanarak çiftçilere tekrar bakliyat üretimi özendirilerek teşvik edilmeli ve üretimin devamlılığı sağlanmalıdır.
Türkiye bakliyat ithalatı yapmasına rağmen ihracatta yapmaktadır. Burada dikkat çeken İhracat yaptığımız ülkelerin dünya bakliyat ürünleri ihracatında söz sahibi olmalarıdır. Ülkemizde yetiştirilen bakliyat ürünleri dünya pazarında tercih edilmektedir. Dış pazarda Türkiye menşeli ürünlerin kabul görmesinin nedeni geleneksel yerli tohumların genetik müdahaleye uğramamış olmasıdır. Kendine has özelliklerini, besin değerlerini koruması ve lezzet farklılığından dolayı son yıllarda ciddi bir talep artışı yaşanıyor.

Dış pazarda Amerika, Kanada, Meksika, Hindistan’da yetiştirilen kırmızı mercimek, nohut ve fasulye daha ucuz olmasına rağmen tercih edilmiyor. Türkiye’de yetiştirilen yerli ürünleri talep ediyor. Türkiye bu talebi dikkate almalı ve üretim potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmelidir.
Türkiye'de bakliyat üretimini artırır ve kendi kendine yeterlilik düzeyini aşarsa ithalatçı ülke konumundan çıkarak ihracatçı ülke konumuna geliriz
1990 yılında 2 milyon tonu aşan miktarda bakliyat üretimini gerçekleştiren Türkiye bugün daha fazlasını üretebilir. İç tüketimde kendi kendine yeterliliği sağladığı gibi 1,5 milyar doların üzerinde bakliyat ihracatı da yapabilir. 1 milyon ton mercimek üretelim tamamını ihraç ederiz.
Bilim insanları tarafından gıdada yaşanacak bir krizin dünya barışını bozabileceği söyleniyor.
ABD dış işleri Bakanı Henry Kissinger ‘’Petrolü kontrol edersen Ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen, insanları kontrol edersin’’ diyerek bir ülke için gıda da yeterliliğin önemini vurgulamıştır.
Her ülkenin kendi iç tüketimini karşılayacak ve üretimini kalıcı bir şekilde arttıracak önlemleri alması gerekmektedir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bir ülke için üretimin ve üreticinin önemini vurgulayan şu sözleri çok önemlidir. ‘’Üreticilerden yoksun olan milletler üretenlerin esiri olur. Milli ekonominin temeli ziraattır. Köylü milletin efendisidir’’
Ülkemizde; sosyal ve ekonomik açıdan katma değeri yüksek olan, hububat, bakliyat, yağlı tohumlar tarım, hayvancılık ve gıda konusunda çok önemli bir yere sahip olup stratejik ürünlerdir.
Sorunlar tüm paydaşlarca ele alınırsa, koordinasyon sağlanırsa, üretimi artırıcı projeler uygulanırsa verim artar ithalat biter, ihracat başlar, dış ticaret açığı azalır.
Bir ülke kendi topraklarında yetiştiremeyeceği ürünleri ithal edebilir ancak atalarımızın yüzyıllardır topraklarımızda ürettiği ürünleri mücbir sebep olmadıkça biz ithal etmemeliyiz.
Üretim maliyetleri düşürülerek yapılacak planlı bir üretim çiftçiye para kazandırır. Çiftçinin refah seviyesi artar, toprağına daha çok bağlanır, daha fazla üretir. Yerli tohumlarla sürdürülebilir bir tarım politikasıyla iç tüketim karşılanır, fiyat istikrarı gerçekleşir ve Türkiye sağlıklı beslenir.
İklim değişikliğine çözüm getirmeden dünyayı koruyamayız, insanları doyuramayız. Gelecekte bizi bekleyen olumsuzlukları idrak ederek bu günden tedbir almalıyız.

Bir Kızılderili’nin herkese ders olacak nitelikteki sözü beni çok etkilemiştir. “Son ağaç yok olduğunda, son ırmak kuruduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”
Bunun yanında 2017 de FAO’nun da dosya konusu olan ‘’GÖÇ’’ tüm dünyanın ortak sorunu haline gelmiştir. Küresel iklim değişikliği, açlık, savaş, randlaşma, bunun gibi sayacağımız bir çok sebep insanlar için itme gücü yaratmaktadır. İnsanları topraklarından ve vatanlarından zorunlu olarak ayrı koymaktadır.
Bugün dünyanın bir bölgesinde obezite ile mücadele edilirken, diğer bir bölgesinde çocuklar açlıktan ölüyor. Kaynakların dağılımındaki eşitsizlik ve gıda israfı açlığın en önemli nedenidir. Dünyada üretilen gıdanın üçte biri sofralara gelmeden çöpe gidiyor, israf ediliyor. Nüfusun sağlıklı bir şekilde beslenmesini sağlamak için kaynakları verimli ve tasarruflu kullanmak için israfın önlenmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda Örgütüne göre 1,3 milyar ton gıda çöpe gidiyor. Bunun parasal değeri 800 milyar dolar. Çöpe giden bu yiyecekler aslında 1.8 milyar insanın doymasına yetiyor.

Reis gıda olarak 2009 yılında obezite mücadelemiz ‘‘Geleneksel Lezzetler Sağlıklı Nesiller’’ sloganıyla başladı. Üstlendiğimiz misyonla sosyal sorumluluk projelerimize ‘‘Abur Cubur Olacağı Budur’’ “Abur Cubura Karnımız Tok” kampanyalarıyla sürdürdük. 2015 yılındaki “Ev Yemeği Sofrada Hesap Ortada” çalışmamızı, 2018’de ‘’Evde Yemek Var’’ ile devam ettiriyoruz. Aynı zamanda, Türk Kızılay’ının 144. yaşında, yurt içi ve yurt dışı insani yardım operasyonlarına verdiğimiz desteklerden dolayı, Reis Gıda’ya Altın Madalya ödülü takdim edildi. Toplumsal bir yara olan sokak çocukları, sosyal hayata tutunma mücadelesi veren bedensel ve zihinsel engelliler, kadın sığınma evleri, Çocuk Esirgeme Kurumları, Darülaceze, Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı gibi birçok projeye, maddi ve manevi destek sağlamaya devam ediyoruz. Mehmet Reis Reis Ailesi olarak, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışıyla, toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarımızın üstünde tutarak; bunun ülkemize olan borcumuzu ödemenin bir yolu olduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.