“Farklı renklerden meyve ve sebzeleri bir araya getirin”

Dr. Sinan Akkurt, yeni çıkan Biorezonans isimli kitabında sağlıklı bir yaşam için beslenmemizle ilgili önerilere de yer verdi.

Kitabın “40 adımda sağlıklı bir beden” isimli bölümü, ilk olarak “hayatınızdan şekeri çıkarın” sözü ile başlıyor. Doğal olarak meyve ve sebzelerden aldığımız şekerin insan vücudu için yeterli olduğunu belirten Dr. Akkurt, aynı zamanda kişinin ağırlığı ölçüsünde, kilogram başına günlük 40 cc su içmesi gerektiğine vurgu yapıyor. 

Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta beslenmede renkler... "Beslenmede renklere dikkat edin. Her rengin yararları farklıdır. Örneğin sarı-turuncu renk grubundaki havuç, elma, kayısı, domates, biber gibi sebze ve meyveler A vitamini bakımından zengindir. Her renkten sebzeyi bir araya getirebileceğiniz öğünler yaratmaya çalışın" diyen Dr. Akkurt sorularımızı yanıtladı.


Özlem AS

Meyve-sebzeden alınan şekerin yeterli olduğunu belirtiyorsunuz. Bunun da bir ölçüsü var mı? Bir yetişkin ve çocuk gün içinde ne kadar meyve-sebze tüketmeli?

Meyve ve sebzeler doğal şeker ihtiva eden kaynaklardır. Bu kaynaklardan aldığımız şeker miktarı bizim için yeterlidir. Buna bir ölçü belirtmek gerekirse, yetişkinler için günlük iki çeşit meyveden oluşan bir porsiyon ile gelişme çağındakiler için ikişer çeşit meyveden oluşan iki porsiyon makul ölçülerdir. Örneğin bir elma, bir portakal, bir armut, bir kayısı, bir şeftaliden dilediğimiz ikisini seçerek yetişkinler için günlük makul bir meyve porsiyonu oluşturabiliriz. Karpuzun bir dilimi, üzümün makul bir salkımı ve olgun bir muzun yarısı yeterli olacaktır. Kuru meyvelerin şeker oranı daha yüksek olduğundan mümkün olduğunca taze meyve tercih etmeliyiz. Taze sıkılmış meyve suları vitamin desteği açısından faydalı olmakla birlikte yemeye oranla daha fazla meyve şekerinin vücudumuza girmesine sebep olabildiğinden yukarıda belirttiğim adetlere dikkat etmekte yarar olacaktır.

Yemek düzenimizde nasıl bir ayarlama yapmalıyız?

Özellikle akşam yemeği menülerimiz sebze yoğunluklu olmalı. Öğle yemeklerinde et ve yanında sebze bir arada yenmeli. Salatalık, domates, marul, maydanoz, taze nane, taze soğan, ıspanak, semiz otu, kabak gibi sebzeleri doyum hissini sağlamak için daha fazla tüketebiliriz. Ancak patates, havuç, taze fasülye gibi sebzeleri de makul porsiyonlarla sınırlandırmakta fayda var.

Bunun dışında günlük yaşamımızda sürekli tüketmekte olduğumuz, hemen hemen yediğimiz her yemeğin içinde yer alan süt, un gibi maddeler, bunun yanında bulgur, pirinç gibi gıdalar da şeker içermektedir. Yani gün içinde tükettiğimiz tüm öğelerden şeker almaktayız. Bir de bunun üzerine tatlı yemek bardağı taşırmak ve dengeyi bozmak anlamına gelir.

Şöyle düşünmeliyiz: İnsanlar için üç ana besin maddesi var, bunlar karbonhidrat, yağ ve protein. Yani şeker dördüncü bir madde değil, ekstra bir ihtiyaç değil.

Şekeri sadece meyve-sebzeden almak yeterli olamayabiliyor. Örneğin tatlı yenmek istendiğinde ya da çay-kahveyle birlikte… Buna karşın neler önerirsiniz?

Aslında “şeker ihtiyacımı tatlıdan alayım” diye bir ihtiyaç yok. Bu bizim toplumsal beslenme alışkanlıklarımız ya da psikolojik durumumuzla ilgili. Bir kere bunu bilmemiz ve irademize hakim olabilmemiz gerekli.

Yine de her şeye rağmen tatlı krizleri yaşanıyorsa, organik bal ve pekmez ile tatlandırılmış yiyecekler ve stevia bitkisi ile hazırlanmış dondurmadan reçele tüm tatlılar iyi birer seçenek olabilir. Özellikle adet dönemi öncesi çikolata yemeden duramayan kadınlar için ayda bir kere bir – iki parça bitter çikolata makul karşılanabilir. Özel günlerde, toplum yaşantısının zorunlu kıldığı durumlarda ise baklava, pasta gibi aşırı yoğun tatlılar yerine dondurma, muhallebi, puding gibi sütlü tatlılar tercih edilebilir.

Çayın yanında ne atıştırabiliriz diyorsanız, fındık, Antep fıstığı, badem gibi kuruyemişlerin özellikle kavrulmamış olanlarından birer avuç önerebilirim.

Dikkat çektiğiniz bir diğer konu su. Yeterli miktarda su tüketilmemesi hangi hastalıklara davetiye çıkarır?

Su vücudumuzun yapı taşıdır. Vücudumuzun 64’ü sudur. Hücreler arası iletim ve temizlik su sayesinde sağlanır. Su vücudun titreşim sağlığında yiyecekten bile önemli bir yere sahiptir ve bağışıklık sistemini güçlendirme konusunda etkindir. Hücreler, etrafı bir çeşit sıvı ile çevrili küçük odacıklardır. Burada yapılan her çalışma sonrası atık çıkar. Hücrelerin atıkları dışarıya, onu çevreleyen bu sıvıya bırakılır. Bu su, atıklarla kirlenir. Ancak siz su içtiğiniz sürece burada bir devirdaim yaratarak bu kirliliği tersine çevirebilirsiniz. Su içtikçe vücudunuz temizlenir. Su içmediğiniz zaman toksinler dışarı atılamaz. Ayrıca enerji ihtiyacı için gerekli biyokimyasal işlemler de eksik kalır. Bu durum birçok hastalığa davetiye çıkarmak demektir. En basiti baş ağrılarının yüzde75’i susuzluktan kaynaklanır. Romatizmal hastalıkları olanlar da su içimlerini artırdıkça ağrılarının azaldığını gözlemleyebilirler. Öksürüğü olanlarda ılık su verdiğinizde daha kolay balgam atabilir. Su içmek kilo vermeye de yardımcı bir eylemdir.

Beslenmede renkler konusunu açar mısınız? Tüketicilere neler önerirsiniz?

Beslenmede her rengin yararları farklıdır. Örneğin sarı-turuncu renk grubundaki havuç, elma, kayısı, domates, biber gibi sebze ve meyveler A vitamini bakımından zengindir. Çilek, vişne, ahududu gibi kırmızı yiyecekler hem antioksidan açısından zengindir, hem de salvesterol içeriği ile kanserden koruyor.
Farklı renklerden meyve ve sebzeleri bir araya getirebileceğiniz öğünler yaratmaya çalışın.

Antioksidanlar sağlık için neden önemli?

Hücrelerimizin beslenmesi, gelişmesi için vücudumuzda sürekli kimyasal reaksiyonlar gerçekleşir. Bunlar için oksijen, su ve glukoz gerekir. Bu reaksiyonlardan sonra atıklar ortaya çıkar. Bu atıkları da o an bize zarar vermemesi, sağlıklı dokularda deformasyona yol açmaması için nötrleştirmek gerekir. Bunu yapan maddelere antioksidan diyoruz. Biyokimyasal tepkimelerde antioksidanlar etken maddelerdir.

Yeşil çay, üzüm çekirdeği, yaban mersini, semiz otu, domates, kereviz, sarımsak, badem, ceviz, çilek, kivi, kuşburnu gibi besinler antioksidan açısından zengin besinlerdir.

30 yaştan sonra her gün bir kase yoğurt
Özellikle bayanların 30 yaş sonrası her gün bir kase yoğurt tüketmeleri gerektiğini dile getiren Dr. Akkurt, vücut direncini artırıp bağışıklığı güçlendirmek için de şu besinleri öneriyor: Ekinezya, turunçgiller, kuşburnu, brokoli, doğal pekmez, baharatlar, balık, yeşil çay, yumurta.