Genetiği değiştirilmiş yemlerin zararları konusunda giderek daha çok veri birikiyor

“Yapılan pek çok araştırma glifosat ve benzeri tarım ilaçlarının hormon sisteminin düzenli işleyişini bloke ettiğini göstermektedir, bu tür etkiler “endokrin bozucu” olarak adlandırılmaktadır. Glifosat sadece karaciğer enzim sistemiyle etkileşmemekte, hücre döngüsünün pek çok aşamasını da değiştirmektedir.”

Dr. Yavuz Dizdar Genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) sağlık riskleri konusunda gün geçtikçe daha fazla yeni veri ortaya çıkıyor. Bu yeni sonuçların vurguladığı birinci nokta, bugüne dek yapılan araştırmaların hemen hepsinin GDO’ları geliştiren endüstri tarafından yapılmış olduğu ve bu nedenle aslında büyük eksiklikler içerdiği. İkinci aşamada ise saptanan yeni risklerden bahsediliyor. Bu bulgulardan biri geçtiğimiz ay içerisinde basında da yer aldı. Glifosat adlı tarım ilacı zararlı otların ortadan kaldırılmasında kullanılmakta. Bu daha önce de sözünü ettiğimiz “çiftçinin tarlayı çapalayıp zararlı ot mücadelesi yapması” yerine önerilen “çabasız” tarımın bir yöntemi. Fakat zararlı ot ilacı, soya gibi tarımı yapılacak bitkiyi de etkileyeceğinden, soyaya herbisit direnç geni yerleştiriliyor. Bu genin nakledilmiş olduğu soya ya da mısır, tarlada biten zararlı otlar için kullanılan ilaca karşı dirençli, aynen çiftçinin ifadesiyle söyleyelim “otlar küçülürken, ürün büyüyor”. Ne var ki Arjantin’de özellikle bu tür tarım yapılan yerlerde doğumsal anomalilerin ve düşüklerin artması üzerine bir şeylerin yanlış gittiği ortaya çıkmaya başlıyor. Bunun olası iki nedeni var, çiftçi ve bölgede yaşayan hayvanlar ister istemez glifosata maruz kalıyor. Ancak daha büyük sorun, glifosata dirençli GDO’nun dolaylı etkileri. Bunun üzerine dünyada en fazla genetiği değiştirilmiş tarım yapılan Arjantin’de bir araştırma gerçekleştiriliyor (1). Glifosat ve benzeri tarım ilaçlarının tavuk ceninleri de dahil olmak üzere omurgalılar üzerindeki etkilerine bakılıyor. Araştırma sonuçları çok önemli bir sorunu ortaya koyuyor: glifosat ciddi anomalilere neden olmakta. Embriyoların özellikle sinir sistemleri etkileniyor, sinir dokusunun oluşumu bozuluyor. Kafa orta hat bozuklukları saptanıyor, aynı şey sırt bölgesindeki sinir dokusunun (omurga ve omurilik) kapanmasında da ortaya çıkıyor. Bütün bu veriler Arjantin’de tarım yapılan bölgelerde sık görülen düşük ve anormal doğumları açıklar nitelikte sonuçlar veriyor. Arjantin’de GDO’lu soya üretimi 19 milyar hektarlık bir alanda gerçekleştiriliyor ve yılda 290 milyon litre glifosat kullanılıyor. Yapılan pek çok çalışma glifosat ve benzeri ot ilaçlarının hormon sistemiyle etkileştiğini ortaya koyuyor. Ancak bu araştırmada ortaya konan değişikliklerin retinoik asit sinyal sistemiyle ilişkili olduğu sonucuna varılıyor, işin kötüsü bu sistem, sinir sistemi dışında da daha pek çok yerde etkin görev üstleniyor, kanser gelişimi de bunlardan biri. İlaçların GDO’lu ürünün yenmesiyle dolaylı zarar vermesi de olası Şimdi gelelim sorunun olası daha ciddi dolaylı etkilerine. Tarımda bitki dışarıdan ilaçlandığında bunun doku içerisine nüfuz etmesi olasılığı daha düşük. Glifosat gibi bir ot ilacı verildiğinde, direnç geni nakledilmiş soyalar glifosata ister istemez dayanıklı. Ancak bunun glifosatın bitkiye geçmemesinden mi, yoksa etki mekanizmasının engellenmiş olmasından mı kaynaklandığı açık değil. Bu nokta çok önemli, glifosat soyaya geçiyor ve onu etkilemeden dokusunda bulunuyorsa, onu yiyen hayvanlara da geçecektir. Soya glifosata dirençli olabilir, ancak hayvanda (insanda) aynı direnç olmadığından etkilenecektir. İşte bu çok ciddi bir sorundur. Nitekim GDO’lu mısırla beslenen kemirgenlerde yapılan yeni çalışmalar, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasarlar geliştiğini ortaya koydu. Etkilenen sistemler arasında dolaşım ve kan yapımı da bulunmakta (2). Mesele besi hayvancılığındaki yem kullanımı olduğunda, örneğin tavukların kesim süresini dikkate alırsak, gösterilebilir hastalık gelişmesi için geçen süre yetersizdir. Ne var ki bu tür yemlerle beslenen hayvanlar insan beslenmesinde kullanıldığında, birikici bir etki söz konusu. Hayvanların en fazla birkaç yıllık yaşamında saptanamayacak olan hastalıklar, insanlarda elbet bir şekilde karşılık bulacaktır. Yapılan pek çok araştırma glifosat ve benzeri tarım ilaçlarının hormon sisteminin düzenli işleyişini bloke ettiğini göstermektedir, bu tür etkiler “endokrin bozucu” olarak adlandırılmaktadır. Glifosat sadece karaciğer enzim sistemiyle etkileşmemekte, hücre döngüsünün pek çok aşamasını da değiştirmektedir (3). Hal böyleyken, ülkemizde GDO’lu pek çok ürünün yem olarak kullanılmasına izin verildi ve ithalat serbestisi getirildi. Meselenin bir de denetim boyutu bulunmakta, zira ülkemizde GDO denetimi hemen hemen hiç yapılmamaktadır. Dolayısıyla ithal edilen soya her ne kadar hayvan yemi olarak kullanılacak dense de, başta bisküvi endüstrisi olmak üzere, diğer endüstriyel alanlarda kullanılmadığını kimse garanti edemez. Kronik hastalıklar ülkemizde de dünyada olana paralel bir ciddi artış göstermekte. Hastalıklara eklenen önemli bir diğer sorun ise hormonal bozuklukların neden olduğu kısırlık. Kadın hastalıkları uzmanları yirmili yaşlarındaki genç kadınların hormonal profillerinin menopoza yakın değerler gösterdiğini şaşırarak açıklamakta, nitekim neredeyse her hafta bir yenisi açılan tüp bebek merkezleri bu vargıyı doğruluyor. Görünen o ki hastalıkların kaynağını uzaklarda değil, özellikle yediklerimizde aramalıyız. Kaynaklar (1) Paganelli A, Gnazzo V, Acosta H, Lopez SL, Carrasco AE. Glyphosate-based herbicides produce teratogenic effects on vertebrates by imparing retinoic acid signalling. Chem Res Toxicol 2010; 23: 1586-95. (2) Spiroux de Vendomois J, Roullier F, Cellier D, Seralini GE. A comparison of the effects of three GM corn varieties on mammalian health. Int J Biol Sci 2009; 5: 706-26. (3) Marc J, Mulner-Lorillon O, Belle R. Glyphosate-based pesticides affect cell cycle regulation. Biol Cell 2004; 96: 245-9.