Gıda enflasyonun kaynağı nedir?

TÜSİAD tarafından düzenlenen “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu” Konferansı 28 Eylül 2016 tarihinde Tekfen Tower’da gerçekleşti. Konferansın açılış konuşmaları Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes tarafından yapıldı.

Konferansta aynı zamanda TÜSİAD tarafından hazırlanan “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” raporu açıklandı. Özel sektör, kamu ve akademinin bir araya geldiği panelde de gıda-tarım-içecekteki yapısal sorunlar masaya yatırıldı.

Gıda üretiminin karşısındaki en büyük tehdidin iklim değişikliği olduğunu belirten Başaran Symes, bu tehdidin artık belli ülkelerin ya da bölgelerin sorunu olmaktan çıktığını ve sınır tanımadığını söyledi. Symes, “Gıdayı üretme noktasında en büyük tehdidi iklim değişikliği olarak görmek gerekir. Gezegeni tümüyle etkiliyor. Avrupa Birliği’nin tahminine göre 2080 yılına kadar gerçekleşecek 2.5?C’lik bir sıcaklık artışı 50 milyona yakın insanı açlık riskiyle karşı karşıya bırakacak. Geçimini topraktan kazanan dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’si de iklim değişikliğinden ekonomik olarak ciddi bir şekilde etkilenecek. Peki ülkemiz açısından durum nedir? Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Türkiye açlığa son verme hedefine ulaşan 79 gelişmekte olan ülkeden biri. Bu çok güzel bir haber. Bununla birlikte, Türkiye iklim değişikliği tehdidinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında. Dünya Bankası’nın bu yıl yayınladığı rapor 2050 yılında Türkiye’nin de içinde olduğu geniş bir bölgede iklim değişikliği sonucu yaşanacak su sıkıntısına dikkat çekiyor. Rapora göre bu durum GSYH’nın yüzde 6’sına varan ekonomik kayıplara neden olabilecek. Gıda fiyatlarındaki yükseliş de yüzde 84’e varabilecek. Neticede, gıda güvenliği ve güvenilirliği konusuna iklim değişikliği penceresinden bakmamız kaçınılmaz. Bununla birlikte, sektörün sürdürülebilirliği ve rekabet gücü açısından hem küresel hem de ulusal gelişmeleri de odağımızda tutmamız ve yakinen takip etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Tarımsal verimlilik büyük bir tehdit

Düşük seyreden tarımsal verimliliğin, Türkiye’nin uzun vadede kendine yeter bir ülke olma niteliğini ciddi riske soktuğunu ifade eden Symes, sözlerine şöyle devam etti: “Verilere göre 2014 yılında Fransa’nın tarımsal verimliliği yaklaşık 95 bin $, İtalya’nınki ise 52 bin $ değerinde. Türkiye ise yaklaşık 9 bin $ ile EUROMED ülkeleri arasında en düşük tarımsal verimliliğe sahip ülkelerden biri. Acı ama gerçek bir veri. Teknolojinin ve yenilikçiliğin, sektörün tüm tedarik zincirinde, verimliliğin en üst seviyeye çıkarılacak şekilde kullanılması artık tüm ülkeler için stratejik öneme sahip. Bu nedenle ülkeler, sektörü teknoloji ile buluşturacak çözümler üzerinde dikkatle çalışıyor: kendiliğinden sıcaklık ve nem ayarlamaları yapan sera takip sistemleri, hidroponik yetiştiricilik, dijital tarım makinaları, tarımsal üretimde nano-teknoloji üzerine odaklanıyor.”

“Ar-Ge’ye daha çok yatırım yapmalıyız”

Özel sektörün tarım ve gıda sektöründe teknolojinin kullanılması konusunda rolü olduğunu ve bu alandaki AR-GE çalışmalarına daha çok yatırım yapılması gerektiğini kaydeden Symes, “Teşvik mekanizmalarını bunu cazip kılacak yönde mutlaka geliştirmeliyiz. Öte yandan, düşük ölçek ekonomisini dikkate alarak, Ar-ge’de kamu-özel sektör işbirliğini mutlaka güçlendirmeliyiz. Mart ayında yayınladığımız Sanayi 4.0 çalışmamız gıda sanayisinde dijital dönüşümün sektörün katma değerine potansiyel katkısını yüzde 10 mertebesinde öngörüyor. Bu bağlamda, sektörün rekabet gücünün artırılması hedefiyle belirlenmiş bir gıda sanayi stratejisini oluşturmalıyız. Türkiye’deki tarım alanları 2002-2015 yılları arasında yüzde 6.4’e yakın bir küçülme yaşadı. Tarım arazilerinin farklı amaçlarla kullanılmasında sektörün dinamiklerinin de dikkate alınması kritik öneme sahip. Diğer yandan arazi toplulaştırma çalışmaları gibi, ölçek ekonomisine yönelik politikaların da etkili bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor.

“Kooperatiflerin işleyişi iyileştirilmeli”

Gıda enflasyonuna yol açan yapısal sorunları üretim maliyetlerinin artması; düşük verimlilik ve arz açığı; dünya piyasalarından yalıtım ve ürün piyasalarındaki eksik ve aksak örgütlenme olarak aktaran Symes önerilerini anlattı: “Son bir yılda yazılı ve görsel basında gıda enflasyonuyla ilgili 5000 civarında haber yer aldı. Biz de, TÜSİAD olarak bu konunun etraflıca değerlendirilmesine yapıcı bir katkı koymak adına “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” çalışmasını gerçekleştirdik. Rapor gıda enflasyonuna da yol açan yapısal sorunları bizlere irdeleme fırsatı verdi. Bu sorunları; üretim maliyetlerinin artması; düşük verimlilik ve arz açığı; dünya piyasalarından yalıtım ve ürün piyasalarındaki eksik ve aksak örgütlenme şeklinde toparlamak mümkün. Bu sonuç, sektörün yapısal sorunlarının, kamunun reform programının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini bize bir kez daha gösteriyor. Sektörde öngörülebilirliğin artırılması açısından da öne çıkan bazı alanlar var. Bunları, düzenleyici kurulların piyasaya müdahale mekanizmalarındaki aksaklıkların giderilmesi, kooperatiflerin işleyişinin iyileştirilmesi, vadeli opsiyon borsalarının etkin olarak çalışması ve lisanslı depoculuk uygulamalarının geliştirilmesi şeklinde örneklemek mümkün.”

“Ekilmedik bir karış yer bırakmayacağız”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, tarım ve gıda alanında gelecek dönemde yapılacakları anlattı.
Gıdanın temel kaynağının toprak olduğunu ifade eden Çelik, “Bakanlık olarak ekilmedik bir karış toprak bırakmayacağız. Bir karış dahi toprak olsa, bunun üretime kazandırılması konusunda yasal düzenlemeyi parlamentoya getireceğimizi Başbakanlığa gönderdik. Türkiye’de 184 ova belirledik. Yağmadan kurtardığımız ovalarımızdan 184 ovayı tarımsal sit alanı ilan edeceğiz, ekilmedik bir karış yer bırakmayacağız. Topraktan silahlar falan değil, topraktan bereketin fışkırması için bu çalışmaları yoğunlaştıracağız” dedi.
Gıdadaki enflasyon sorununun tarlada, serada, tarımsal üretimde değil de, birazda başka yerlerde aranması gerektiğini kaydeden Çelik, “Gıda enflasyonunun Tarım Bakanlığı ile ilgisi yok. Meyve sebzede arz açığımız söz konusu değil ancak tarladan sofraya gelirken oluşan zincir halkalarının fazlalığı veya ilgili kar marjları fiyatları üreticinin elindeki noktadan neredeyse üç misli noktaya taşıyor” dedi.


Et fiyatlarında ise arz açığının etkili olduğunu söyleyen Çelik, “Milli Tarım Politikası çerçevesinde, özellikle hayvancılıkla ilgili yaklaşık 25 ili yetiştirici bölgesi ilan edeceğiz ve kendimiz üretmek adına buralarda her türlü desteği sağlayacağız. Özellikle doğu illerindeki meraları üreticinin kullanımına açacağız. Burada verimli meraların oranı yüzde 15. Geri kalan yüzde 85’lik alan da üreticinin kullanımına açılacak. Buraların ıslah edilmesi sağlanacak” diye konuştu.
Bakan Çelik’ten sonra “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Perspektifinden Gıda, İçecek ve Tarım Sektöründe Verimlilik” konusunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nusret Yazıcı bir konuşma yaptı.

TÜSİAD Gıda İçecek ve Tarım Çalışma Grubu Başkanı Mustafa Sayınataç’ın moderatörlüğünde ise "Gıda, İçecek ve Tarım Sektöründe Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu" panelinde Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji, TED Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol Çakmak, Kalkınma Bakanlığı Tarım Dairesi Başkanı Dr. Taylan Kıymaz ve Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz konuştu.

Enflasyon nedenleri ve öneriler

TÜSİAD tarafından hazırlanan 319 sayfalık raporda öne çıkan başlıklar şöyle:
*Tüketici fiyat endeksi rakamları incelendiğinde, 2013 Ocak ayından itibaren gıda ve alkolsüz içecekler sektörü için hazırlanan endeks değerlerinin giderek yükseldiği ve genel endeks değerinin üzerine çıktığı görülüyor. Yurtiçinde genel fiyat artış seviyesinden bu şekilde sapan gıda ve alkolsüz içecekler sektörü enflasyonu, dünya ortalama gıda fiyat endeksleri incelendiğinde de benzer bir trend sergiliyor. 2014 yılı başından itibaren dünya gıda fiyatları düşme trendine girerken Türkiye’de tam tersi yönde bir trend devam etmiş ve dünya gıda fiyatlarıyla arasındaki makas giderek açıldı.
*Fiyat yükselmesinin ekonominin önemli bir kısmını doğrudan etkilediği görülüyor. Merkez Bankası, gıda fiyatları artışının -sektörün dolaylı ve doğrudan etkilediği diğer sektörlerle birlikte dikkate alındığında- yol açtığı enflasyonun genelin yaklaşık yüzde 30’u civarında olduğunu vurguluyor.
*Enflasyon en çok alt ve orta gelir gruplarını etkilemekte, gelirlerinin çok önemli bir kısmını gıda harcamalarına ayırmak zorunda kalan yoksul kesim üzerinde bir yük oluşturmaktadır. Dış piyasalarda ise ihracat potansiyeli yüksek gıda ürünlerinin rekabet gücü azalmakta ve aslında tüm bu olumsuzlukları gidermek için uygulanan politikalar ve bütçeden yapılan destekleme ödemelerinin bir bakıma hedefine ulaşmadığını göstermektedir. Bu yılın ikinci çeyreğinde açıklanan enflasyon rakamları gıda fiyatlarında bir düşüşe işaret etmiş olmasına karşın bu durumun kalıcılığı sektörün yapısal sorunlarının çözümüne bağlıdır.


*Yapılan analizler; Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonuna yol açabilecek ve/ veya bunu kronik hale getirebilecek faktörlerin; artan üretim maliyeti, arz açığı, ihracat arzı (yaş sebze-meyve), dünya piyasalarından yalıtım ve ürün zincirlerinde eksik ve aksak örgütlenme başlıkları altında toplanabileceğini gösteriyor.


*Üretim maliyetlerindeki artış temel olarak birkaç farklı unsurdan kaynaklanıyor. Bunlardan en önemlisi tarımsal girdi kullanımında ithalata bağımlılıktır. Bitkisel üretimde gübre ve tohumluk, hayvansal üretimde yem, ortak olarak da mazot maliyetlerindeki artış girdi maliyetlerini önemli ölçüde etkiliyor.


*Gıda fiyatlarını etkileyen bir diğer unsur arz açığıdır. Bu sorun çok boyutlu olmakla birlikte nedenleri incelendiğinde en başta verimin düşük oluşu göze çarpmaktadır. Bu durum tarımsal arazilerin tarım dışı amaçlarla kullanılmasına ve bununla birlikte tarımın giderek daha fazla görece düşük verimli marjinal alanlara kaymasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yetersiz/kalitesiz sulama ve Biyogüvenlik Kanunu’nun uygulamaya girmesinden sonra gerçekleşen düşük kaliteli girdi ithalatı da verime etki eden bir unsur olarak ele alınıyor.


*Tarım-gıda alt-sektörlerinde Türkiye’nin en önemli ihracat kalemi yaş meyve sebzelerdir. Bu sektörde sürekli bir dış talep ve sürdürülebilir bir arz fazlası vardır. Bununla birlikte gıda enflasyonu söz konusu olduğunda ilk sözü edilen ürün grubu yaş meyve-sebzedir, zira ortaya çıkan arz fazlası iç piyasada fiyat dalgalanmalarını dengelemek amacıyla kullanılamıyor.


*Sektörün sorunlarını belki de kronik hale getiren bir faktör iç piyasayı uzun süredir dış piyasadan yalıtan uygulamalardır. Türkiye’de destekleme alım fiyatı uygulamasının çok uzun yıllar temel tarım politikası aracı olması, bununla tamamlayıcı olan ve ithalata uygulanan yüksek gümrük vergilerini de birlikte getirmiştir. Nihai ürün fiyatları yüksek gümrük korumalarıyla dünya fiyatlarından yalıtılırken, bu ürünlere girdi olan fiyatların konjonktür ve kur etkilerine açık olması fiyatlar yükselmesine neden olan önemli bir unsurdur.


* Gıda fiyatları enflasyonu üzerinde etkili olduğu tespit edilen son başlık, ürün zincirlerinde eksik ve aksak örgütlenmedir. Örgütlenme kavramı burada geniş bir anlam ifade etmekte, zincirde her türlü aktörün davranışını belirleyen bir sistem olarak düşünülmekte ve ayrıca tarladan-rafa uzanan süreci; lojistik ve pazarlamayı da içermektedir. Burada problemin kaynakları çeşitlidir. İlgili gıda alt-sektörüne bağlı olarak tarladan-rafa olan süreçteki katmanların artması bunlardan bir tanesidir. Diğeri, kamu sektörünün sürece dahil olması ve işleyişte aksaklıklara neden olmasıdır. Firma yoğunlaşmaları ise bu problemin ortaya çıkmasına yol açan diğer faktördür.


*Analiz bulguları Türk tarımı için çok boyutlu ve derin problemler içeren bir çerçeve çiziyor. Bu noktada, tüm bu problemlerle baş edebilmek için sektöre bakış açısında köklü bir anlayış değişikliğinin gerektiği öneriliyor. Bu araştırmada, gerekli görülen anlayış değişikliğinin ana hatları; genel tarımsal destekleme politikası, hayvancılık destekleri, tarımsal örgütlenme ve tarımsal pazarlama başlıkları altında özetleniyor.


*Genel tarımsal destekleme politikası olarak önce bölge daha sonra havza tabanlı ekim alanı ve verim verileri ile çok yıllık ortalama fiyatlara dayalı gelir tahminlerinden yola çıkarak ayrıntılarıyla çalışılacak bir destekleme sistemi öneriliyor. Gelir ödeme sisteminin ürün, bölge ve kaliteye göre farklılık gösterecek biçimde yeniden düzenlenmesi uygulamayı kolaylaştıracak bazı temel ürün borsalarını canlandıracak ve ürün kayıtlılığını artıracak.


*Hayvancılık sektöründe hayvan sağlığını da gözetecek şekilde girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarını göz önüne alan sade bir destekleme politikasına ihtiyaç vardır. Bu çerçevede özellikle damızlık ihtiyacını karşılayacak büyük işletmelerin kurulması, ortalama işletme büyüklüğünü artırmaya yönelik önlemler ve üretim artışını ve ihtisaslaşmayı destekleyecek yatırım desteklerini içermesi vazgeçilmez görülmektedir.


*Tarım sektöründe kooperatifler, üretici birlikleri, yetiştirici birlikleri, meslek örgütleri, vakıflar, dernekler gibi unsurları kapsayan sayısı binlerle ifade edilen, sınıflandırılması dahi güç olan bir örgütlenme yapısı mevcuttur. Her şeyden önce bu örgütlenme yapısı içerisinde yetki alanı karmaşası yaratan, pazarlama faaliyetleri yürütmeye engel olan vb. bir dizi soruna neden olan mevzuatın yenilenmesi gerekmektedir. Tarımsal üretim veya üretici gücünü artırmaktan farklı kaygıları olmayan, üretici odaklı ve sayısal çokluktansa etkinlik hedefli yeni bir model çalışmasına başlanmalıdır.


*Türkiye’de tarımsal pazarlama üretim noktası, yerel pazar, toptancı pazar ve perakende aşaması gibi ürünleri tüketici ile buluşturan ve aracılarla ya da aracısız gerçekleşen birçok noktada olmaktadır. Örgütlenme üreticiler için pazarlama aşamasında da iyileşme sağlayabilecekken, lisanslı depoculuk, ürün ihtisas borsaları, ticaret borsaları, vadeli işlem borsaları ve haller gibi tarımsal ürün pazarlamasındaki kurumsal yapının etkinliği tartışılır haldedir. Bu etkinliğin artırılabilmesi için sayılan pazarlama organlarının üreticiler lehine düzenlemelerle cazip hale getirilmesi gereklidir. Denetim ve bildirimlerin artırılması yoluyla, haksız rekabet ve kayıt dışılığa neden olan hal dışı satışların engellenmesi için önlemler alınmalıdır.