Hayvan sağlığı sağlanmadan insan sağlığı korunamaz

Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, şarbonun ülkemizde zaten varolan bir zoonoz olduğunu belirterek Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmış olan hastalık bildirimlerine bakıldığında şarbon bildirimlerinin çoğunluğunun ne yazık ki Türkiye’den olduğunu söyledi.

Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmış olan hastalık bildirimlerine bakıldığında şarbon bildirimlerinin çoğunluğunun Türkiye’den olduğunu resmi ithalatın yanı sıra kaçak hayvan girişlerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Saner, şarbonla mücadelede ülkemizdeki endemik şarbon mücadelesinin önemini vurguladı.


Mikroekonomi ölçeği ile baktığımızda o an için kayıtdışı bir ürün daha ucuz olabilir, ancak makro ekonomik ölçekde ve uzun vadede hem bu ürünün yol açacağı sağlık problemleri, hem de yaratacağı haksız rekabet koşullarından başta tüketiciler olmak üzere, hem üreticiler, hem de ülke ekonomimiz son derece ağır bir şekilde etkilenebilir. Bu nedenle özellikle ekonomik açıdan sıkıntılı olduğumuz bu günlerde; bir taraftan devletin kayıtdışı ile mücadelesini yoğun bir şekilde sürdürmesi ve diğer taraftan da gıda sanayisinin tüketicilere daha ekonomik çözümler üretmeleri gerekmektedir.

Özlem As

Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, şarbonun ülkemizde zaten varolan bir zoonoz olduğunu belirterek Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmış olan hastalık bildirimlerine bakıldığında şarbon bildirimlerinin çoğunluğunun ne yazık ki Türkiye’den olduğunu söyledi. “Şarbonla mücadelede ithalattaki kontrollerle birlikte ülkemizdeki endemik şarbon mücadelesinin de altını çizmemiz gerekiyor” diyen Saner, hayvan sağlığının güvence altında olmadığı bir dünyada insan sağlığını, gıda güvenliğini ve çiftlik hayvanlarının insanların en önemli protein kaynağı olması nedeniyle, sürdürülebilir gıda güvencesini sağlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Samim Saner ile gıda güvenliği gündemine ilişkin son gelişmeleri konuştuk.

Son günlerde ithalatla gelen hayvanların hastalıkları gündemde. Neler söyleceksiniz? Neler yapılmalı? Önüne nasıl geçmeli?

İnsanlarda rastlanan enfeksiyon hastalıklarının büyük bir çoğunluğu zoonotiktir, yani hayvan kaynaklıdır. O nedenle hem insan sağlığının korunması, hem de ülkemizdeki hayvan varlığının sağlığının korunması açısından canlı hayvan ithalatında veteriner kontrolleri kilit öneme sahip bir konudur. İthalatla gelen hastalıkların önlenmesi ancak uluslararası kabul görmüş normlara uygun bir şekilde ithal edilecek tüm hayvanların hem laboratuar hem de veteriner hekim kontrolünden geçmesi ile mümkündür. Ancak biz burada resmi ithalatı konuşurken çok önemli bir başka konu olan sınırlarımızdan kaçak hayvan girişini göz ardı etmemeliyiz. Bu çok önemli bir konu. Doğu sınırlarımızdaki Irak, Suriye gibi hayvan hastalıklarıyla mücadelenin pek söz konusu olmadığı ülkelerden kaçak bir canlı hayvan girişi bulunmaktadır. Bu durum halk sağlığı açısından son derece riskli ve ne zaman ne ile karşılaşabileceğimizi bilemeyeceğimiz bir sorun oluşturuyor. Şu an ülkemizin gündeminde olan şarbon vakalarına gelirsek, şarbonun ithal hayvan kaynaklı olup olmadığını şu an net olarak bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da şarbonun zaten ülkemizde varolan bir sağlık sorunu olduğudur. Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmış olan hastalık bildirimlerine baktığımızda şarbon bildirimlerinin çoğunluğunun ne yazık ki Türkiye’den olduğunu görüyoruz. Yani şarbon ülkemizde zaten varolan bir zoonoz. Şarbonla mücadelede ithalattaki kontrollerle birlikte ülkemizdeki endemik şarbon mücadelesinin de altını çizmemiz gerekiyor. Zoonotik hastalıklarla mücadelede mevcut durumun ve değişimlerin izlenmesi çok önemli. O nedenle zoonotik hastalıklara ilişkin epidemiyolojik çalışmaların artırılması ve entegre bir veri tabanı oluşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Genel anlamda ise enfeksiyon hastalıklarının değişen epidemiyolojisi ve buna neden olan global faktörler dikkate alındığında, halk sağlığı hizmetlerinin başta veteriner hekimlerin ve beşeri hekimlerin olmak üzere gıda mühendislerinin, ziraat mühendislerinin de işin içerisinde olduğu multidisipliner bir alan olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Hayvan sağlığının güvence altında olmadığı bir dünyada insan sağlığını, gıda güvenliğini ve çiftlik hayvanlarının insanların en önemli protein kaynağı olması nedeniyle, sürdürülebilir gıda güvencesini sağlamak da mümkün değildir.

Gıda sektöründeki inovasyon çalışmalarının geleceği hakkında neler söylersiniz?

Gıda konusunda karşılaşacağımız inovasyonların hem gıda sanayisinin karşılaştığı sorunlara çözüm bulmaya ve hem de fırsatlar yaratmaya yönelik projeler olacağı aşikar. Gıda endüstrisinin artan ve yaşlanan nüfus sorunsalı ile obezite ve tip 2 diabet gibi bulaşıcı olmayan sağlık problemlerinin öneminin farkında olması gerekiyor. Bu karmaşık sorunsal; sağlık, yaşlanma ve beslenme bileşenlerinden oluşuyor. Bu konunun her geçen gün daha fazla yasal düzenlemeler ile kontrol altına alınacağı kesin. Hem toplumun, hem de yasa koyucunun talebi daha sağlıklı ürünler üzerine yoğunlaşacak. Gıda bir nevi ilaç muamelesi görecek ve hastalıkların tedavisi yerine önlenmesi yaklaşımı öncelik kazanacak. Bu tip ürünlere yönelik inovasyon çalışmalarının artacağı kesin. Bununla birlikte bir diğer önemli inovasyon alanı da kişisel beslenme alanında olacak. Gelişen analiz teknolojileri sayesinde kısaca omiks olarak genellediğimiz genomiks, metabolomiks gibi alanlarda hastalık ve sağlık arasındaki biyokimyasal şifre çözümlenecek ve beraberinde kişiye özel beslenme kavramı gündeme gelecek. Gelişen analiz ve büyük data işleme teknolojileri sayesinde aynı zamanda gıda ürünlerinin hem kimyasal, hem de mikrobiyolojik anlamda çok hassas parmak izi profilleri çıkarılacak ve gıda güvenliği sorunları bu parmak izlerinden sapma olarak hedefsiz analiz yaklaşımlarıyla tespit edilebilecek. Bu bahsettiğim konular önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde kendini artan şekilde göstermeye başlayacak.

Djitalleşme gıda güvenliğinin sağlanmasında ne gibi avantajlar, kolaylıklar sağlıyor?

Endüstri 4.0 ve Nesnelerin İnterneti (IoT) sayesinde dijitalleşme ile iş dünyasında yeni bir çağ başlıyor. Ancak önce dijitalleşmeden ne anlamamız gerekiyor , o konuda netleşmemiz lazım. Dijitalleşme en basit şekliyle manuel olarak oluşturulan verilerin ve mevcut iş süreçlerinin bilgisayar ortamına yani dijital ortama aktarılarak yönetilmesi anlamına geliyor. Bilgisayarın işlev gücü sayesinde süreçler daha hızlı, daha doğru, daha verimli ve de daha ekonomik olarak ilerliyor ve verilere erişim, verilerden sonuç çıkarma ve kaynak yönetimi çok kolaylaşıyor. Özellikle ürün ve hammadde izlenebilirliği ile HACCP ve gıda güvenliği kontrol planlarının takibi gibi çeşitli gıda güvenliği uygulamalarında dijitalleşme gıda sektörüne çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Dijitalleşme konusu altında üretim prosesinde kullanılan araçların birbirleriyle konuşabildiği, sensörlerle proses verilerine göre kendi kendilerine durumları algılayıp, karar verebildiği bir süreçten bahsediyoruz.

Diğer taraftan, işletmelerin hammadde ve tedarikçi sayıları ile bünyelerindeki çalışan sayısı arttıkça dijitalleşmenin daha da büyük bir ihtiyaç haline geldiğini ve tüm bu bilgilerin ve verilerin depolanması, bu dinamiklerin verimli bir şekilde yönetilmesinin zorlaştığını ve çok fazla zaman almaya başladığını görüyoruz. Bu nedenle tüm verilerin dijital ortamda yönetilmesi hem zamandan hem de iş gücünden tasarruf sağlayarak işletmelerin yüzünü güldürüyor.
Burada dijitalleşmeden bahsederken özellikle blockchain teknolojisinden ve de bu teknolojinin izlenebilirlik konusunda sağladığı inanılmaz faydalardan da bahsetmekte fayda var. Blockchain en basit ifadesiyle şifrelenmiş işlem takibi sağlayan dağıtık bir veri tabanıdır. Gıda veya gıda hammaddelerine ait satıcı ve alıcı arasında gerçekleşen her işlem bloklar halinde gelişmiş şifreleme algoritmalarıyla birbirine bağlanarak kaydedildiği merkezi olmayan bu veri tabanında her türlü işlem yapılabiliyor. Yapılmış bir işlem asla değiştirilemiyor, yani kayıt niteliğinde. Blockchain sayesinde tarladan çatala en kompleks tedarik zincirlerinin yönetimi bile çok kolay ve hızlı bir hale gelebilecek. Blockchain teknolojisi şu an perakende sektöründe ve gıda sektöründe ABD’de uygulamaya başladı.

Dijitalleşme Türkiye'de gıda güvenliğinde önümüzdeki dönem nasıl bir gelişim gösterir?

Dijitalleşme gerçekten de günümüzün en önemli hayatı kolaylaştıran araçlarından birisi. Ancak bu aracı kullanabilmenin ilk adımı için işleyen bir fiziksel gıda güvenliği sisteminin varolması, gıda güvenliği veri kaynakları ile süreçlerin net bir şekilde tanımlı olması ve de verilerin elektronik ortamda tutuluyor olması gibi ön gereklilikler bulunmakta. Ne yazık ki ülkemiz gıda sanayinde bir çok KOBİ’de bu konuda etkin uygulamalara rastlayamıyoruz. Bu uygulamalar manuel ya da analog olarak bile yokken dijitalleşmenin ise tek başına hiçbir anlamı yok. Dijitalleşme için öncelikle manuel gıda yönetim sistemlerinin işler hale getirilmesi gerekiyor. Bu eksikliklere karşın, işverenler ve yöneticilerin dijitalleşmenin faydalarını gördüklerinde ülkemizde uygulamaların hızla yaygınlaşacağına inanıyorum.

Son dönemde gıda-tarım ürünlerinde yaşanan fiyat artışı nedeniyle tüketicinin markalı, paketli ürün satın almaktan vazgeçeği yönünde beklenti var. Enflasyon, belirsizlik gıda güvenliğini nasıl etkiler?

Bu tabi ki çok önemli bir tehdit. İçinde bulunduğumuz zorlu ekonomik koşullarda insanların ekonomik nedenlerle gıda güvenliğini ikinci plana itmesi ve kayıtdışı ve ne olduğu belirsiz ürünlere yönlenmesi söz konusu olabilir. Mikroekonomi ölçeği ile baktığımızda o an için kayıtdışı bir ürün daha ucuz olabilir, ancak makro ekonomik ölçekde ve uzun vadede hem bu ürünün yol açacağı sağlık problemleri, hem de yaratacağı haksız rekabet koşullarından başta tüketiciler olmak üzere, hem üreticiler, hem de ülke ekonomimiz son derece ağır bir şekilde etkilenebilir. Bu nedenle özellikle ekonomik açıdan sıkıntılı olduğumuz bu günlerde; bir taraftan devletin kayıtdışı ile mücadelesini yoğun bir şekilde sürdürmesi ve diğer taraftan da gıda sanayisinin tüketicilere daha ekonomik çözümler üretmeleri gerekmektedir. Bu dönemde aynı zamanda tüketicilere sürekli olarak gıda güvenliğinin önemini hatırlatacak mesajlar verilmelidir.