İklim değişikliği, gıda güvencesi ve eğitim

İklim değişikliği sorununun, küresel gıda güvencesi için temel ve giderek artan bir tehdit oluşturduğu, dolayısı ile insan ve toplum yaşam şeklini önemli düzeyde etkileyecek bir boyutta olduğu söylenebilir.

Doç. Dr. Remziye YILMAZ
Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü
remziye@hacettepe.edu.tr


Birleşmiş¸ Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (UNFAO)’nün İklim değişikliği ve Gıda Güvencesi Raporu’nda, 2050 yılında ciddi bir gıda güvencesi sorunu ile karşı karşıya kalınmaması için gıda üretiminin % 60 artması gerekliliği vurgulanmıştır. İklim, kısaca oldukça geniş¸ bir bölge içinde ve uzun yıllar değişmeyen ortalama hava koşulları olarak tanımlanabilir. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), iklim değişikliğini “ortamla hava koşullarının uzun dönemdeki değişiklikleri” olarak ve Küresel İklim Gözetim Sistemi (GCOS) “iklim sistemi içindeki bütün değişiklikler” olarak tanımlıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi’nde (UNFCCC) ise “iklim sistemindeki sadece insan kaynaklı değişiklikler” iklim değişikliği olarak tanımlanmaktadır. Gıda güvencesi ise, insanların aktif ve sağlıklı yaşaması için gereken gıda ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yeterli, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli erişebilmesi durumudur. Gıda güvencesi açısından stratejik öneme sahip tarım sektörü, insanların tüketimi için hammadde üretimi ve dünyanın toplam is¸ gücünün yüzde % 36’sına temel geçim kaynağı sağlaması açısından önemlidir.

İklim değişikliği sorununun, küresel gıda güvencesi için temel ve giderek artan bir tehdit oluşturduğu, dolayısı ile insan ve toplum yaşam şeklini önemli düzeyde etkileyecek bir boyutta olduğu söylenebilir. Bu kapsamdaki tehditler; bitkilerde verimin azalması, sulama suyu talebindeki artış, dikim ve hasat zamanı değişiklikleri, ürün yetiştirme elverişliliğindeki azalma, daha fazla hastalık ve zararlı, balıkçılık sektöründeki bazı riskler olarak sıralanabilir.

Her geçen gün daha da kritik bir hal alan bu tehdide farkındalığın arttırılması, bilgilendirme gerekliliği ortadadır. Türkiye’de resmi otorite iklim değişikliği hakkında yürütülen projelerin hedefine ulaşması ve iklim değişikliği ile mücadelenin etkinliğinin artırılması, iklim değişikliği ile mücadele konusunda toplumun farkındalığının ve bilincinin artmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Ayrıca, toplumda iklim değişikliğinin hayatımızın her alanını etkileyen, mücadele edilmesi gereken bir sorun olduğu algısının yaygınlaşması, sorunla bireysel ve ulusal mücadele edebilme açısından öneminin altını çiziyor.

Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nde yürütülen Mevlana Projesi ile Türkiye’de bulunan araştırmacılardan Michigan State Üniversitesi’nden Sean C. Lawrie öğrencilere “Climate Change and Conflict” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Bu sunumda iklim değişikliğinin tanımı yapıldıktan sonra iklim değişikliğinin giderek hem insan hem de doğal sistemler için geniş kapsamlı etkilere sahip küresel güvence riskleri oluşturabileceği vurgulandı. İklim değişikliğinin olası çatışmalara nasıl yol açabileceği ve bu durumun öncelikle iklim değişikliğine karşı zaten savunmasız olan ve gelirini büyük ölçüde tarım ve balıkçıktan sağlayan az gelişmiş toplumlarda ortaya çıkabileceği vurgulandı. Bu nedenle, alternatif gelir kaynaklarının geliştirilmesini desteklemek, toplumların gelir kayıplarını yönetme kapasitelerini arttırmak ve çatışma risklerini azaltmak için toplumları bu konuda güçlendirmenin önemi vurgulandı. Sayın Lawrie ayrıca bu konuda yapılacak araştırmalara acilen ihtiyaç olduğunu ve bu araştırmaların özellikle bazı başlıklara katkıda bulunmasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Örneğin iklim değişikliğinin etkilerinin zamanla artması beklenmekte, ancak iklim ile ilgili birçok felaket mevsimsel ve bu çatışma dinamiklerini farklı şekilde etkilemektedir. Buna ek olarak, az sayıda çalışmanın konu ile ilgili kent ya da köy gibi yerleşim mekanı farklılığını ele alması gerekliliğini vurguladı. Sayın Lawrie’ye göre iklim değişikliği ve çatışma olayları farklı toplumlar üzerinde farklı etkilere sahiptir. Bu nedenle, tepkileri anlamak için bu bağlama özgü farklılıkları anlamak çok önemlidir. İklim değişikliğinin uluslarüstü karakteri, ulusal kurumlar için yeni zorluklar getirmektedir. Bu nedenle yerel, ulusal ve bölgesel kurumların bu risklerle başa çıkma yeteneklerini nasıl geliştirdiğini analiz etmek önemli görünüyor.

Geçtiğimiz yıl Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF), “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporu ile tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehdidin boyutlarını ortaya koydu, çözüm önerilerinde bulundu. Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için “günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi” gerektiğinin altı çizildi. İklim değişikliği, gıda güvencesi ile çatışma ilişkisi hakkında araştırma yapmaya ve yapılan araştırmaların uygulamaya konmasına ihtiyacımız olduğu açık. Bu konudaki politikalar belirlenirken zaman ve mekan bağlamında düşünmekte önemli görünüyor. Ayrıca konu gıda güvencesine geldiğinde ise disiplinler arası çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.