Kanola üretimindeki hızlı artış yüzleri güldürüyor

“Yağlı tohum üretiminin artırılmasına yönelik TAGEM’e bağlı Enstitülerle birlikte TAGEM Arge Ketencik Islah Projesini yürütüyoruz. Yeni başlayacağımız Hardal projesi ile de özellikle ülkemizde nadasa bırakılan 3,8 milyon hektar alanda proje sonuçlarına göre Ketencik ve Hardal üretimi yapmayı hedefliyoruz.”

2017’de 165 bin 500 dekarda 48 bin 200 ton ürün elde edilirken bu yıl 820 bin dekara ekilen kanola bitkisinden 230 bin ton civarında ürün bekleniyor. Hemen hemen tüm Türkiye’de yetişebilen ve alternatiflerine göre yaklaşık yüzde 50 daha fazla gelir getirmesi üreticinin kanolaya yönelmesini sağlıyor. Özellikle biyodizel zorunlu harmanlama uygulamasıyla birlikte daha çok talep gören kanolanın yüzde 40’ına yakını biyodizel sektöründe kullanılıyor. Önümüzdeki dönemde sektörün ihtiyaç duyacağı hammadde miktarında da artış bekleniyor. Biyodizel sanayicileri kanola ile birlikte farklı yağlı tohum bitkilerinin üretimi için projelerini hayata geçirmeye hazırlanıyor.


"Türkiye’de biyodizel sektörü 12 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu süreçte gönüllü olarak motorine yüzde 2 oranına kadar biyodizel harmanlaması gerçekleştirilmiş ve istikrarlı bir şekilde sektörel gelişim sağlanmıştır. 2018 yılında ise ülkemizde Avrupa Birliği uygulamalarına paralel olarak motorine biyodizel harmanlaması zorunluluğu getirilmiş ve zorunlu harmanlama oranı yüzde 0,5 olarak tanımlanmıştır. Zorunluluğun ilk yılında Türkiye’de 110 bin ton biyodizel üretimi ve harmanlanmasını başarıyla gerçekleştirilmiş, biyodizel üreticileri açısından son derece başarılı bir yıl geride kalmıştır.”

Özlem As
Kanola son dönem üreticisinin ve biyodizel sanayicisinin yüzünü güldürüyor. 2017’de 165 bin 500 dekarda kanola ekilerek 48 bin 200 ton, 2018’de 504 bin dekar ekili alandan 118 bin 500 ton kanola hasadı gerçekleştirildi. 2019 yılında ise ekili alanlar 820 bin dekara yükseldi ve yaklaşık 230 bin ton civarında kanola üretimi bekleniyor.
Hemen hemen tüm Türkiye’de yetişebilmesi ve alternatiflerine göre yaklaşık yüzde 50 daha fazla gelir getirmesi üreticinin kanolaya yönelmesini sağlıyor.
Özellikle biyodizel zorunlu harmanlama uygulamasıyla birlikte daha çok talep gören kanolanın yüzde 40’ına yakını biyodizel sektöründe kullanılıyor.
Bu yıl 820 bin dekarlık bir alanda kanola hasadı gerçekleştirileceği göz önüne alındığında bu zamana kadar yürütülen çalışmalarda yukarıya doğru seyreden bir ivme yakaladıklarını belirten Biyodizel Sanayi Derneği Başkanı ve DB Tarımsal Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Borovalı, yağlı tohum tarımında yaşanan gelişmelerin sadece biyodizel sektörü için değil yağ ve yem sanayi için de önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
Biyodizel harmanlama zorunluluğunda ilk yılın başarı ile geride kaldığını, sektörün gelişmeye devam edeceğini ve yıllar içerisinde zorunluluk miktarının kademeli olarak artacağını öngördüklerini belirten Borovalı, sektör için hammadde tabanının zenginleştirilmesi ihtiyacının doğacağını söyledi.
Selçuk Borovalı ile kanola üretimini ve biyodizel sanayideki son gelişmeleri konuştuk.

Türkiye’de son iki yılda ne kadar kanola ekildi? Hangi bölgelerde daha çok ekildi, kaç dekar alanda?

2017 yılında ülkemizde 165 bin 500 dekar alanda kanola ekilerek 48 bin 200 ton ürün elde edilmiştir. 2018 yılına gelindiğinde Trakya'da 422 bin dekar, Güney Marmara, Bilecik, Uşak ve Konya'da da 82 bin dekar alanda kanola üretimi yapılmış, toplam 504 bin dekar ekili alandan 118 bin 500 ton kanola hasatı gerçekleştirilmiştir. 2019 yılında ise ekili alanlar 820 bin dekara yükselmiştir. Bu yıl yaklaşık 230 bin ton civarında kanola biçilmesini bekliyoruz. Son iki yıl içinde kanola ekiminde kat edilen mesafeye baktığımızda Türk tarımı ve kırsal kalkınmamız için önemli bir ilerleme yaşandığını görüyoruz.

Kanola üretiminin artmasının nedeni nedir? Devlet tarafından verilen destekler arttı mı?

Kanola bitkisi ekonomik açıdan ekicilerimiz için ciddi avantajlar sağlıyor ve alternatiflerine göre yaklaşık yüzde 50 daha fazla gelir getiriyor. Ülkemizin coğrafik deseni göz önüne alındığında hemen hemen tüm bölgelerimizde ekim yapılabilme özelliği bulunuyor. Yılda 600-700 kilogram yağış ortalaması bulunan yerlerde son derece verimli bir bitki olduğu biliniyor. Ayrıca münavebe tarımı için de ideal bir ürün olarak değerlendiriliyor. Tüm bu avantajlara bakıldığında ülkemizde kanola bitkisinin önünün çok açık olduğunu düşünüyoruz. Burada özellikle ürünün tarlada kalmadan alıcısını bulduğu sözleşmeli tarım modelimizi de vurgulamak istiyorum. Tarım Bakanlığı ile iş birliği içerisinde yürüttüğümüz sözleşmeli tarım modelimiz ile her geçen yıl daha fazla sayıda ekiciye ulaşıyoruz. Bu alanda tüm göstergeler başarılı bir şekilde ilerlendiğini ortaya koyuyor. Özellikle devletimiz tarafından şu anda Kanola için kg başına 50 kuruşluk prim desteği veriliyor. Devlet desteklerinin önümüzdeki yıllarda artması sonucunda kanola üretiminin yükseleceğine inanıyoruz.

Kanolanın ekonomik getirisi nedir?

Ülkemizde 22 yıldan beri üretilen kanolanın bugün ton başına fiyatının ortalama 2.100 TL olduğunu biliyoruz. Şu anda prim desteği olan 500 TL’yi de eklediğimizde ve sulamalı alanlardan 450 kg diğer alanlardan da 300 kg verim alındığı düşünülürse üreticiler iyi ve sürdürülebilir gelir elde etmiş oluyorlar. Kanola üretimi iyi bir münavebe bitkisi olduğu kadar arıcılık için muhteşem bir mera da oluşturuyor. Devletimiz prim desteğinin yanı sıra kanolada sertifikalı tohum desteği ve mazot gübre desteği de veriyor. Genel olarak baktığımızda çiftçimiz sulamalı alanda 800 TL, ekilebilen diğer tarlalarda ise 375 TL net gelir elde edebiliyor.

Biyodizel sanayicileri için kanolanın önemi nedir? Bir fırsat mı?

Ülkemizde sektörel gelişime paralel olarak yağlı tohum tarımının gelişmesi, yeni türlerin tarıma kazandırılması ve dışa bağımlılığın azalması için 10 yılı aşkın süredir çiftçilerimiz ile birlikte ortak çalışmalar yürütüyoruz. 2019 yılında 820.000 dekarlık bir alanda kanola hasadı gerçekleştirileceği göz önüne alındığında bu zamana kadar yürütülen çalışmalarda yukarıya doğru seyreden bir ivme yakaladığımızı özellikle belirtmek istiyorum. Ayrıca yağlı tohum tarımında yaşanan gelişmelerin sadece biyodizel sektörü için değil yağ ve yem sanayi için de önemli bir fırsat olduğunu biliyoruz. Bugün toplam hasat edilen kanolanın yüzde 40’ına yakını biyodizel sektöründe kullanılırken, geri kalan miktar ise gıda sektöründe değerlendiriliyor.

Biyodizel sanayinin son durumu nedir? Dünyaya ile paralel bir ilerleme söz konusu mu?

Türkiye’de biyodizel sektörü 12 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu süreçte gönüllü olarak motorine yüzde 2 oranına kadar biyodizel harmanlaması gerçekleştirilmiş ve istikrarlı bir şekilde sektörel gelişim sağlanmıştır. 2018 yılında ise ülkemizde Avrupa Birliği uygulamalarına paralel olarak motorine biyodizel harmanlaması zorunluluğu getirilmiş ve zorunlu harmanlama oranı yüzde 0,5 olarak tanımlanmıştır. Zorunluluğun ilk yılında Türkiye’de 110 bin ton biyodizel üretimi ve harmanlanması başarıyla gerçekleştirilmiş, biyodizel üreticileri açısından son derece başarılı bir yıl geride kalmıştır.
50 bin ton seviyesinde ilerleyen üretim rakamları zorunluk ile birlikte bir yıl içerisinde 110 bin ton seviyelerine kadar çıkmıştır. Biraz daha geniş bir çerçeveden konuyu ele alırsak biyoyakıtlar, atıkların geri dönüşüm ekonomisi yoluyla kazanımı, ithal ikamesi yaratılması, tarımsal alanda sağlanan yerel kalkınma, üretim süreçleri sonucunda çıkan yan ürünlerin yem sanayine ham madde olarak kullanılması gibi pek çok farklı alana etki eden önemli faydalar zinciri sunmaktadır. Verilerle aktarmak gerekirse 2 milyar TL değerinde bir kazanım sağlandığı görülüyor. Sektör ile birlikte harekete geçirilen farklı sektörler ve buralardaki ekonomik kazanımlar da hesap edildiğinde ciddi bir değer yaratıldığı görülüyor. Örneğin çevreye zararı olan atık bitkisel yağların ham madde olarak kullanımı ile sadece atık ekonomisi kapsamında 200 milyon TL’lik bir katkı sağlandığı biliniyor.

Önümüzdeki döneme ilişkin hedef ve beklentileriniz nelerdir?

Biyodizel sektöründe yaşanan olumlu gelişmeler, sadece üreticiye değil aynı zamanda harmanlama yapana, tüketiciye de önemli bir katma değer sağladı. Özellikle Avrupa ülkelerine bakıldığında zorunluluğun yüzde 7’ler seviyesinde olduğu ülkeler görüyoruz. Bu kapsamda ülkemiz henüz daha yolun başında fakat emin adımlar ile ilerleniyor. Sektördeki istikrarlı gelişmeler yakın zamanda yeni yatırımları tetikleyecektir. Dünya’daki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de zorunlu harmanlamanın yıllar içerisinde kademeli olarak yüzde 1, 1,5 seviyelerine çıkacağına inanıyoruz.
Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Direktifi 2030 yılı hedefleri kapsamında sera gazı emisyonlarının yüzde 30 oranında düşürülmesi ve ulaşımda yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının yüzde 20 seviyelerine çıkarılması öngörülüyor. Bu gelişmeler kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ülkemizde yürüttüğü çok önemli çalışmalar var. Dolayısıyla yakın zamanda yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer alan biyodizelin öneminin artmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Gıda-tarım sektörü üretim açısından sıkıntılı ve hammadde açısından önemli oranda dışarıya bağımlı. Biyodizel sanayicileri sektörden, üreticiden isteği kadar ihtiyacı kadar ürün ya da atık alabiliyor mu?

Biyodizel zorunlu harmanlama uygulamasının ilk yılı başarı ile geride kalırken, sektörün gelişmeye devam edeceğini ve yıllar içerisinde zorunluluk miktarının kademeli olarak artacağını öngörüyoruz. Bu bakış açısından yola çıkarak sektör için hammadde tabanının zenginleştirilmesi ihtiyacı doğacaktır. Bugün devlet ve özel sektör işbirliğinde hem atık bitkisel yağ toplama miktarlarının iyileştirilmesi hem de ülkemizdeki yağlı tohum türlerinin zenginleştirilmesi için çeşitli uygulamalar hayata geçirilmektedir.
2018 yılında ülkemizde yaklaşık 35 bin ton atık bitkisel yağ toplandı. 2019 yılında bu rakamın 40 bin tonlara yaklaşacağını tahmin ediyoruz. Özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önderliğinde başlatılan “sıfır atık” projesi ile atık yönetimi süreçlerinde ülke genelinde bir seferberlik ilan edildi. Toplumsal alanda yaratılan farkındalık ve yapılan sistemsel iyileştirmeler ile birlikte önümüzdeki birkaç yıl içerisinde toplanılan atık yağ miktarının 70 bin tonlara gelmesini hedefliyoruz
Gıda-tarım sektörünün ise üretim açısından sıkıntılı bir dönemden geçtiğini görüyoruz. Özellikle destekleme politikalarında yapılacak olan değişiklikler yani üreticinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve verimin en üst düzeye çıkması için sulamanın artırılması sayesinde sektör rahatlayacak. Ve bu şekilde ülkemizde bir dönüşüm olabilirse kendi ihtiyacımızı yerli üretimden karşılayabilecek bir hale geleceğiz. Çünkü inanıyoruz ki tarımsal üretimde doğru bilgiyle iyi teknik uygulama yapılırsa doğru destekleme politikalarıyla birlikte yağlı tohumlar üretimini artırırız. Bu noktada biz özellikle ekilmeyen marjinal alanlarda yağlı tohum üretiminin artırılmasına yönelik TAGEM’e bağlı Enstitülerle birlikte TAGEM Arge Ketencik Islah Projesini yürütüyoruz. Yeni başlayacağımız Hardal projesi ile de özellikle ülkemizde nadasa bırakılan 3,8 milyon hektar alanda proje sonuçlarına göre Ketencik ve Hardal üretimi yapmayı hedefliyoruz.

.