Kırmızı et üretimizin yeterli olması için neler yapılmalı?

İnsan beslenmesinde büyük öneme sahip olan hayvansal ürünler ülkemizde hem yeterli düzeyde tüketilmemekte hem de üretilmemektedir. Gıda enflasyonunun yüksek olmasından hayvansal ürünler sorumlu tutulmaktadır.

Tüm paydaşların katılımı ile «ET EYLEM PLANI» hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Eylem planında; et arz talep dengesizliğini gidererek fiyat istikrarsızlığını giderecek, besi materyali ve yem maliyetlerini düşürecek, kalite düşüklüğünü önleyecek, işletmeleri optimum büyüklüğe ulaştıracak, kayıt dışılığı önleyecek, bilgi eksikliğini giderecek, en önemlisi de hayvan hastalıklarını yok edecek tedbirler yer almalıdır. 


Dr. İsmail Mert
Ziraat Yüksek Mühendisi

İnsanoğlu, sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi, yeterli ve dengeli bir beslenme için bütün besin maddelerinden (su, karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineral maddeler) tüketmelidir. Sağlıklı bir insanın vücut ağırlığının her bir kilosu için günde 1 gram protein tüketmesi gerekiyor. Bunun da % 50-60’ı hayvansal kaynaklı olmalıdır. 2017 yılı hayvansal protein kaynaklarımıza baktığımızda; 20 bin 699 ton çiğ süt, 1.126 bin ton kırmızı et, 2 bin 189 bin ton beyaz et, 588 bin ton su ürünleri, 20.254 milyon adet yumurta ürettiğimiz görülmektedir. Aynı yıl kişi başına tükettiğimiz ürünlere baktığımızda ise 13,9 kg, kırmızı et, 24,8 kg kanatlı eti, 256 kg süt eşdeğeri, 214 adet yumurta, 5,4 kg su ürünleri tükettiğimiz görülmektedir.
İnsan beslenmesinde büyük öneme sahip olan hayvansal ürünler ülkemizde hem yeterli düzeyde tüketilmemekte hem de üretilmemektedir. Gıda enflasyonunun yüksek olmasından hayvansal ürünler sorumlu tutulmaktadır. Hâlbuki Türkiye’deki et fiyatlarının gelişmiş ülkelere göre yüksek olması, besi materyali ve yem fiyatlarının daha yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu makalemizde, kırmızı et sektörünün sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması için neler yapmamız gerektiği üzerinde duracağız. Öncelikle, tüm paydaşların katılımı ile «ET EYLEM PLANI» hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Eylem planında; et arz talep dengesizliğini gidererek fiyat istikrarsızlığını giderecek, besi materyali ve yem maliyetlerini düşürecek, kalite düşüklüğünü önleyecek, işletmeleri optimum büyüklüğe ulaştıracak, kayıt dışılığı önleyecek, bilgi eksikliğini giderecek, en önemlisi de hayvan hastalıklarını yok edecek tedbirler yer almalıdır. Kırmızı et üretimimiz neden yetersiz ve maliyetleri neden yüksek? Biz nerede hata yapıyoruz ki üretimimiz yetersiz ve maliyetlerimiz yüksek oluyor? Uluslararası piyasada rekabetçi olabilmek için maliyetlerimizi nerelerde düşürebiliriz, kalitemizi nasıl artırabiliriz? Buna bakmak gerekiyor. Maliyet kalemleri tek tek tespit edilerek dünya ile rekabet edebilmek için yapılması gerekenler belirlenmeli; yetiştiricinin yapması gerekenleri yetiştirici, sanayicinin yapması gerekenleri sanayici, devletin yapması gerekenleri de devlet yerine getirmelidir. Aksi halde fiyat üzerinden kör döğüşü devam eder gider. Ekonomi Bakanımız Sayın Nihat Zeybekçi’nin ifade ettiği gibi AB ile yapılacak müzakerelerde Gümrük Birliği’nin içine tarım da dahil olursa o zaman AB’nin ucuz ürünleri Türkiye piyasasını dolduracaktır. O zaman ne yetiştiricimiz ne de et sanayicisi kalır.
Şimdi bu kalemleri tek tek irdeleyelim. Et değer zincirinde işlemin birinci basamağını aşağıdaki şekilde gördüğünüz gibi hayvan üretim girdileri oluşturmaktadır. Bunlar canlı hayvan, yem, veteriner hizmetleri, suni tohumlama, tarım makineleri, yakıt, işçilik vb. girdilerdir.

Kırmızı et üretiminin sürdürülebilirliğini belirleyen en önemli husus, besi materyalidir. Besilik hayvan materyali kırmızı et üretim girdilerinin %50-60’ını oluşturmaktadır. Bizde kırmızı et üretiminde besi materyali olarak sığır, koyun, keçi, manda kullanılmaktadır. 2017 yılı TUİK verilerine göre 15 bin 944 baş sığır, 164 bin baş manda, 30 bin 984 baş koyun, 10 bin 346 baş keçi varlığımız ve ülkemizde büyükbaşta karkas verimi 237,6 kg., koyunda 16 kg., keçide ise 15,4 kg.dır. Kasaplık gücü sığırda %30, mandada %21, koyunda %43, keçide de %32 olarak kabul edersek kırmızı et üretimimiz (15.944x237,6x0,3)+ (164x237,6x0,21)+ (30.984x16x0,43) +(10.346x15,4x0,32)=1.136.488+8.182+213.169+50.985=1.408.824 ton olması gerekir.

Et değer zinciri

Hayvan varlığımıza ve onların karkas verimine bakıldığında kırmızı et üretimimizin yeterli olması gerekir. Besilik materyal ithalatımıza rağmen 2017 yılı TUİK verilerine göre kırmızı et üretimimiz 1.126 ton olup tüketimimiz yetmediği için de 2017 yılında 18 bin 879 ton kırmızı et ithalatı yapılmıştır. Bunun böyle olmasının sebebi hayvan varlığı istatistiklerimizin gerçeği yansıtmadığından olabilir. Nitekim bunun bir kanıtı Türkvet (Türkvet ve KKKS birleştirilerek Hayvancılık  Bilgi Sistemi oldu) ile TUİK verileri arasındaki farklılıklardır. Hayvan varlığımızı gerçek olarak belirleyebilmek için tarım sayımının en yakın zamanda tamamlanarak bir kerelik, geçici düzeltmeler yerine sayım sonuçlarına göre istatistiklerde tutarlılığı sağlamak için köklü değişiklikler toptan yapılmalıdır. Niteliksiz istatistiklerle politika tasarımı, geliştirilmesi, uygulanması ve etki değerlendirmesi sağlıksız olur. Müslüman bir ülke olmamıza rağmen; kurban bayramındaki hayvan kesimleri  ile ilgili bir istatistiğimiz bulunmamaktadır. Türkiye hayvan varlığı genotip (ırk) bazında ele alınmamış olup, bu  durum, ithal hayvan  ve  yerli gen kaynaklarının sayılarının bilinmesi planlama açısından oldukça önemlidir. Mutlaka sığır, koyun ve keçi için ırk bilgileri ve istatistikleri verilmelidir.

Hayvancılık politikasının amaçları ve hedef kitlesi (üretici, tüketici, ürün, işletme türü vd.) belirlenmeli ve kaynaklar öncelik sırası belirlenmiş amaçlara göre dağıtılmalıdır. Amaç azami gelir yaratmak ise ileri veya geri bağlantısı en yüksek halkaya destek vermek olabilir. Hayvancılık destek politikalarının temel hedeflerini net olarak tanımlamadan bu sorunun çözümü olanaksızdır. Verilecek destekler hayvansal üretimi teşvik edici olmalı ve üretim bazlı olmalıdır. Hayvancılık desteklemeleri yıllık olarak değil çok yıllık olarak yapılmalı. Genel olarak 5 yıllık olarak yapılması bu konuda yatırım yapacakların önlerini görmeleri sağlayacaktır. Aksi halde sanayicimiz, yatırımcımız, ihracatçımız önünü göremeyecek, bunun neticesi olarak ihracatçılarımız uzun vadeli anlaşmalar yapamayacak ve ürünlerimiz de uluslararası piyasada spotçu olarak algılanacak ve piyasalarda kalıcılığımız söz konusu olmayacaktır.
Kırmızı et açığının giderilmesi için Türkiye ekolojisine uygun etçi ırklar ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği geliştirilmelidir. Bugün itibari ile Türkiye’de süt üretimi talebin üzerinde bulunmakta, bu da süt fiyatlarındaki istikrarı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayni zamanda Ülkemiz et açığını kapatabilmek için daha fazla buzağı elde edebilmek için süt sığırı ithalatını sürdürmektedir. “ Hâlbuki Türkiye’nin Süt üreten Sığıra değil Süt vermeyen (Sadece yavrusuna yetecek kadar süt veren) et sığırı yetiştiriciliğinin teşvik edilmesine ihtiyacı vardır. ”

Türkiye’de hayvancılık işletmeleri, optimum büyüklüğe ulaştırılmalı ve özellikle buzağı ölümleri önlenmelidir.

Bursa, Balıkesir, Çanakkale illerini kapsayan Güney Marmara; İzmir, Manisa, Aydın, Denizli İllerini kapsayan Batı Anadolu; Ankara, Konya, Afyon, Aksaray, Karaman, Niğde illerini kapsayan Orta Anadolu; Antalya, Burdur, Isparta illerini kapsayan Güney Batı Anadolu; Kars, Erzurum, Erzincan Ardahan, Iğdır illerini kapsayan Kuzey Doğu Anadolu hayvancılık havzası olarak kabul edilmeli ve bu bölgelerde damızlık merkezlerinin kurulması da ithalata dayalı hayvancılık anlayışı ortadan kaldırılmalıdır. Mera alanı geniş olan Kars, Erzurum, Ardahan, Iğdır illerini kapsayan Kuzey Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesinde Gümüşhane, Tokat, Amasya Kastamonu gibi verimli meralara sahip illerimizde et sığırı yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için gereken tedbirler alınmalı ve orta vadede toplam sığır varlığının % 25 ini teşkil edecek şekilde planlanmalıdır.
Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu'da terör örgütlerinden ve yasa dışı uyuşturucu tarımından temizlenen güvenli arazilerde hayvancılığın (sığır, koyun ve keçi) yeniden başlatılması için özel projeler ve politikalar geliştirilmelidir.
Hayvanlarımızın karkas verimleri dünya ortalamalarının üzerindedir. Büyükbaş karkas verimimiz 237,6 kg iken AB’de 284,6 kg., dünyada ise 215,5 kg.dır. Koyun karkas verimimiz 16 kg iken AB’de 15,5 kg. dünyada ise 16,4 kg.dır.

Et fiyatına yemin etkisi 

Ayrıca yemin niteliği ile etin kalitesi arasında da doğrusal bir ilişki vardır. Toplam giderin %25-40’ını yem, %5-15’i de veteriner hizmetleri, suni tohumlama, tarım makinaları, yakıt, işçilik vb. girdiler oluşturmaktadır.
1954 yılında zamanın Tarım Bakanı olan Nedim ÖKMEN bütçe görüşmeleri esnasında TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada o günkü et sorunu için; "Et meselesi Ot meselesidir" demiş. Konu o günden bu yana değişmemiş olup et sorunu için özellikle ot meselesi halledilmelidir. Bunun için meralar orta malı olmaktan çıkarılmalı uzun vadeli olarak kiralanmalıdır. Bunun için mera kanununda değişiklik yapılması iyi bir uygulama olacaktır. Ayrıca ot verim potansiyeli olan yapay otlaklar teşvik edilmelidir. Su kullanımının planlanması gereklidir. Meralar dâhil sulanabilecek tüm alanlar sulanmalıdır.
Hayvancılık işletmeleri kısa orta ve uzun vadede yapılacak planlama ile kendi yemini (Özellikle kaba yem ve dane yemin bir kısmı) üretir hale getirilmelidir. Soya ve mısıra alternatif bulmak güç de olsa;  savaş ve zor durumlar için özellikle alternatif ham maddelerin kullanımı ve yaygınlaştırılması konusunda politikalar geliştirilmelidir.

Hayvan hastalıkları Türkiye hayvancılığı için en büyük risktir. Ülkemizde hayvancılığımız üzerinde özellikle damızlık anaçlar genelinde çok tehlikeli sonuçlar oluşturan Brusella ve diğer yavru atma gibi olumsuzluklarla mücadele çok daha dikkatli sürdürülmelidir. Şap hastalığı ile ilgili ari bölgelerin genişletilmesi iyi bir gelişme ancak hayvan hastalıkları ile mücadelede eksiktir. Çünkü hastalıklar Türkiye’ye genel olarak Kars ve Van illerinden yayılmaktadır. Zaman zaman da devreye Kilis ili de girmektedir. Bunun için yapılacak iş bu illerden her türlü hayvan hareketini yasaklamak olmalıdır. İkinci olarak da Trakya bölgesi tüm hastalıklardan ari hale getirilmelidir. Hastalıktan ari olan Trakya bölgesindeki dişi hayvan popülasyonunu muhafaza edebilmek için Anadolu’ya damızlık hayvan geçişi belli bir süre yasaklanmalıdır.

Kendi teknik personelini, Zooteknist ve Veteriner çalıştıran işletmelere destek verilmelidir. Kent merkezlerine göç edilmesine bağlı olarak boşalan köylerde ve kırsal alanlardaki boş tarım alanları, hazine ve mera arazilerinin, daha etkin işletilmesi ve değerlendirilmesi için girişimci yeni mezun ziraat mühendislerinin kullanımına tahsis edilmelidir. Ayrıca Zooteknist Ziraat Mühendisi ve Veteriner hekimler desteklenerek hayvancılık işletmeleri açması teşvik edilmelidir.

Hayvan bakıcısı, çoban ve eski adıyla kahya (çiftliği çekip çeviren ara eleman) yetiştirilmesi, bu meslek sahiplerinin çiftliklerde  ve hayvancılık işletmelerinde çalıştırılmasına yönelik özendirici (sigorta, prim, vs.., hisseli üretim, sosyal hayatın iyileştirilmesi vs. gibi yasal dayanağı olan) uygulamalara yönelik yeni proje ve politikalar geliştirilmelidir.

Hayvancılık politikaları geleneksel olarak üretim ve üretici odaklı olmuştur. Oysa değişen hayvancılık ve gıda sisteminde etkileme zinciri tersine işlemeye başlamış ve tüketicilerin tercihleri hayvansal üretimi nitelik ve niceliğini belirler hale gelmiştir. Hayvancılık politikaları, eğer hayvancılık sektörünü ekonomik olarak geliştirmeyi amaçlayacaksa, üreticiler kadar, sektörün ileri ve geri bağlantıları olan girdi sağlayıcıları ve hayvancılık ürünü talep edenlerle ilgilenmek zorundadır. Nitekim kırmızı et üretim ve tüketim verilerine bakıldığında sığır eti üretim ve tüketiminin 2000 yılında % 72,20 iken 2010 yılında % 79,24’e, 2018 yılında da % 87,67’e yükseldiği görülmektedir. Aynı yıllarda koyun eti üretim ve tüketiminin sırasıyla % 22,63, % 17,38 ve % 8,88, Keçi etinin % 4,36, % 2,95 ve % 3,33, manda etinin ise % 0,81, % 41, % 12 olmuştur. Görüldüğü üzere sığır eti üretim ve tüketimi devamlı yükselirken diğer et türlerinde devamlı azalma olmuştur. Ülkemiz coğrafyası esas alındığında sığır eti üretim ve tüketiminin % 80’i geçmemesi, koyun ve keçi eti üretim ve tüketiminin ise % 20’nin üzerinde olması hedeflenmelidir. Planlama ve halkın yönlendirilmesi buna göre olmalıdır.

Sonuç olarak bugün uygulanan politikalar, ithalatı ön plana çıkarmaktadır. Bundan vazgeçilmelidir. Hayvan ithalatından orta vadede vazgeçilmeli, kendi değerlerimiz üzerinden planlama yapılarak ihtiyacı karşılama planlanmalıdır.

Son yıllarda bilimsel temeli olmayan kişisel bilgilerin kamuoyuna açıklanması, kaos yaratarak, halkın yeterli ve dengeli beslenmesini engelleyerek, halkın genel sağlığını bozucu etki yapmaktan başka bir şeye yaramamaktadır. Günümüzde, hayvansal gıda maddelerinin itibarsızlaştırılmaları yüzünden özellikle ülkemizdeki tüketiciler, yedikleri ve içtiklerinden endişe duymaktadır. İnsanlar hatalı davranışlara yönlendirilmekte, şüphe ve kararsızlığa düşürülmektedir. Bilimsel temeli olmayan kişisel bilgileri kamuoyuna açıklayarak, kaos yaratan, halkın yeterli ve dengeli beslenmesini engelleyen, halkın genel sağlığını bozucu etki yapan kişilerin önü kesilmeli, tek taraflı olarak tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini yok sayarak toplumun yanlış bilgilendirilmesinin önüne geçilmeli, halkın doğru bilgilendirilmesi sağlamalıdır. Bunun için Bakanlık, tarım ve gıda konusundaki tüm paydaşların katılımıyla risk iletişim stratejisi oluşturmalı ve uygulamalıdır. Sorun çıktığında adım atması beklenen kuruluşlarla, sorun çıkmadan sistemin kurgulanması sırasında etkin iletişim sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığı, RTÜK, YÖK, meslek odaları, STK ları ile birlikte hayvansal ürünlere gerekli itibar kazandırılmalı ile tüketici güveni artırılmalı, halkın yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmalıdır.