“Kooperatifler 21. yüzyılın favori işletmeleri olacak”

Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan Çıkın, kooperatif bankalarının 2008 krizinden başarıyla kendilerini koruduklarını ve hatta güçlenerek çıktıklarını belirterek Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bu gerçeği gözlemleyerek 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı (UKY) ilan ettiğini söyledi.

 



Kooperatife katılım oranı, İrlanda’da yüzde 70, Finlandiya’da yüzde 60, Avusturya’da yüzde 58 ve Singapur’da yüzde 50, Türkiye’de ise bu oran yüzde 10 civarında. Kooperatifçiliğin gelişme düzeyinin göstergesi kabul edilen bu oranlara bakıldığında Türkiye’nin durumu da ortaya çıkıyor.
Tarımsal üretimde nicelik ve nitelik artışı için kooperatiflerin önemine işaret eden ve Türkiye düzeyinde kooperatiflerin başarı potansiyeli yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Çıkın, “Yeter ki, uygulanan ekonomi politikaları içinde gerekli rol kendilerine sunulabilmiş olsun” dedi.

Prof. Dr. Ayhan Çıkın’la kooperatiflerin ülkemiz ve dünyadaki rolünü konuştuk.

Özlem AS

- Günümüzde kooperatiflerin işlevi nedir?
Prof. Dr. Çıkın: Piyasa koşullarında insanlar, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sahip oldukları üretim kaynaklarını (emek, toprak, sermaye, girişimcilik) “satarak/kiralayarak/kullanarak” elde ettikleri gelirlerle harcamalarını finanse ederler. Özellikle mal ve hizmet üreterek ekonomiye katılma işlevine sahip olan kişi veya kuruluşlara ekonomide “işletme” adı verilir. Günümüz ekonomi koşullarında “işletme kurma”  için yapılan yatırımlarda iki gerçeklik ön plana çıkmaktadır. Bunlar, emeğe bağlı yatırımlar ve sermayeye bağlı yatırımlar’dır. Sermayeye bağlı yatırımlar salt “kâr arayan” yatırımlardır. Emeğe bağlı yatırımların özünde, işyeri sahibi (örneğin çiftçi)  hem yatırımcı ve hem de yönetici konumundadır. İşyeri sahibi, yatırım yaptığı organizasyon için de çalışır, işçisiyle, müşterisiyle, toplumla sürekli bağlantılıdır. Bu nedenle kooperatifler, daha çok emeğini gelire dönüştüren kişilerin, çiftçilerin ortaklaşa kurduğu bir işletme tipidir. Kooperatifçilik, sermayenin araç olarak hizmet ettiği ve fazlaların (kapitalist dilde kârın) dağıtımı, yatırılan sermayeye göre değil, kooperatif girişim ile ortaklar  arasında gerçekleşen ticari işlem üzerine oturtulmuş çağdaş bir işletmecilik vizyonudur.
Kooperatifler, ekonomik faaliyetlerin ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş, yeniden gruplandırılmış farklı bir tür şirket biçimidir. Başlıca özellikleri: kârdan ziyade üyelerine / topluma hizmet amacı güderler; yönetim özerktir; demokratik karar süreçleri ile çalışırlar; gelirlerin paylaşımındaki özelliği risturn  biçimindedir.
Kooperatifler dağınık kaynakları ekonomiye sokarak üretimi artırırlar, maliyetleri düşürürler; özellikle tarımsal pazarları organize ederek üretici-tüketici arasındaki zinciri kısaltırlar, fiyatların çiftçiler lehine oluşmasını sağlarlar; ürünleri sınıflandırarak, işleyerek yeni ürün çeşitleri yaratırlar, katma değer yaratarak ortaklarının gelirini yükseltirler; ölçek ekonomisine yaklaşarak maliyetleri düşürürler, yapay fiyat yükselmelerini engellerler.
Ekonomik teori açısından kooperatifleri gerekli kılan en önemli neden“bölüşüm”de görülen sıkıntılardır. Sanırım kooperatiflerin bu işlevi 21. Yüzyılda daha net olarak ortaya çıkacaktır. Bilindiği gibi 2008 mali krizinin en önemli nedeni, uzun yıllardır teorik olarak kurulan makro ekonomik dengelerin pratik olarak kurulamamış olmasıdır. Yani ekonomide üretilen ‘toplam gelirle toplam harcamaların eşitlenememesidir. Bunun sonucunda dünya reel üretiminin 3,2 katı kadar bir finans kapitalin banka stoklarında toplanmış olmasıdır Kooperatif bankaları 2008 krizinden başarıyla kendilerini korumuşlar ve hatta güçlenerek çıkmışlardır. Birleşmiş Milletler Örgütü bu gerçeği gözlemleyerek 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı (UKY) ilan etmiştir. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)’de “ekonomik teoride kooperatiflerin yerini belirlemek” için Ekim 2012’de Québec-Kanada da “Kooperatiflerin İnanılmaz Gücü” konulu bir “Uluslararası Kooperatifler Zirvesi” düzenlemiştir.
Özetle, geleneksel ekonomi şirketlerinin üretimi salt “kâr” amaçlı planlanmasından kaynaklanan “makro ekonomik denge”nin kurulamaması, üretimin ihtiyaçlara göre planlandığı kooperatiflerde “harcanamayan bir gelir fazlası” bırakmayacağı “makro ekonomik denge”nin kurulmasında kooperatif işletmelerin avantajlı bir konuma geçeceği varsayılmaktadır.

-Türkiye’de çiftçinin-tarım sektörünün birçok sorunu var. Bu noktada kooperatifler açısından durum nedir?
Prof. Dr. Çıkın: Türkiye tarımının önemli sorunları var. En önemli sorunları teknik ve ekonomik alt yapı sorunlarının hep ihmal edilmiş olmasından kaynaklanan sorunlardır. Öncelikle ülkenin ve ekonominin beklentilerine uygun bir “toprak ve tarım reformu” gerçekleştirilemedi. Kendine yeterli, optimum üretim desenli işletme büyüklüğü ve modeli yaratılamadı. Bundan dolayı işletmeler çok küçük ve çok parçalı kaldı. İşletmelerin küçük ve parçalı olması,  uygun teknolojilerin tarıma uyarlanmasında sıkıntılar yarattı. Dolayısıyla bunlar ürün maliyetlerinin yüksek düzeyde gerçekleşmesine neden oldu.
Tarım ve kooperatif kesimleri için Türkiye’de ekonomik ve hukuki alt yapı da yetersizdir.  Her şeyden önce günümüz dünya ekonomisinde “likit sermaye” çok önemli rol oynamaktadır. Likit sermayenin iki önemli ana kaynağı vardır: tasarruflar ve Merkez Bankası yoluyla piyasaya arz edilen nakit paralar. Her iki durumda da “Banka” önemli rol oynar. Çiftçilerin/kooperatifçilerin tasarruflarını toplayıp onlar adına bu tasarrufları yönetecek ve yönlendirecek “Banka” olgusu çok önemlidir. Ayrıca çiftçiler /kooperatifler adına Merkez Bankası’ndan sıcak para talep edebilecek bir “Çiftçi Bankası ve Kooperatifler Bankası”  ne yazık ki Türkiye’de hâlâ kurulamamıştır. 1937’de “Tarım ve Kooperatifler Bankası” durumuna getirilen Ziraat Bankası’nın bu statüsü 1980’li yıllarda kaldırılmıştır. Özetle, bugünkü koşullarda tarım ve kooperatif sektörü için finansal alt yapı hazırlanmamıştır. Ayrıca, kooperatiflerin hukuki alt yapısı da yetersizdir.
Küreselleşen bir ekonomide GATT anlaşmasını hayata geçiren Dünya Ticaret Örgütü’nün temel mantığı “bir mal nerede ucuzsa oradan alınır, nerede pahalıysa oraya satılır” şeklinde özetlenebilir. GATT anlaşmasının hayata geçirilmesinde ekonomilerin ülke ve küresel bazda liberalleşmesi ana amaç olarak belirlenmiştir. Bunun için de ülkelerin “Gümrük Duvarları” belirli bir süreç içinde  “sıfırlanana kadar” düşürülecektir.  Ayrıca bütçelerini denkleştiremeyen birçok ülke gibi Türkiye de IMF’nin “ekonominin yeniden yapılandırılması” sürecine girdi. Tarımsal destekler büyük ölçüde kaldırıldı. Bir taraftan gümrüklerden mal girişlerinin kolaylaşması, diğer yandan tarımın yapısından kaynaklanan tarımsal ürün maliyetlerinin yükselmesi, tarımsal ürünlerin ihracatını kısarken ithalatında bir patlama yarattı. Örneğin 2001 yılına göre, Dolar-ABD bazında tarımsal ihraç 2011’de 2,6 kat artarken, tarımsal ithalat ayni dönem içinde 6,3 kat artmıştır. Ayrıca ülke ekonomisini yönetenlerin, ülkenin gerçeklerine uygun sağlıklı politikalar üretememesi, IMF’nin “yeniden yapılanma politikalarını” benimsemeleri, Türk tarımını çıkmaza soktu. En tipik örneği ile bu olgu,  tütün ve pamuk ile bu ürünlere bağlı sanayilerde yaşandı.

-Peki kooperatiflerin rolü nedir?
Prof. Dr. Çıkın: “Bu konuda Türkiye’deki kooperatiflerin rolü nedir?” sorusunu biraz geçmişe dönerek yanıtlamaya çalışacağım. Cumhuriyetin Kuruluş dönemlerinde “Tarım-sanayi-ticaret” kesiminin bütünleşmesinde özellikle tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri önemli görevler alarak tarımsal üretimin artmasında ve çeşitlenmesinde büyük rol oynamıştır. Örneğin, kırsal kesime teknik bilgiler “Tarımsal Yayım Servisi” ile ulaşırken, tarımsal girdilerin ve onu finanse edecek kredilerin, o günkü koşullarda bir tarım ve kooperatifler bankası özelliği taşıyan Ziraat Bankası”nın eşgüdümünde Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) aracılığı ile ülkenin dört bucağındaki binlerce köye ve çiftçiye ulaştırıldı. Böylece tarımsal üretimde nitelik ve nicelik arttı. Bu şekilde üretilen başlıca tarım ürünleri, Tarım Satış Kooperatifleri(TSK) aracılığı ile ülkenin çeşitli bölgelerinden toplanıp işlenerek pazarlandı. 1950’lerde pancar üreticileri kooperatifleri ile Türkiye Şeker Şirketi’nin ortaklaşa çalışmasıyla Türkiye şeker üretimi geliştirilmiş, tarımsal ithalat büyük ölçüde azalmış, buna karşılık tarım ürünleri ihracatı gelişmiştir. 1960’larda bugünkü “Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri”nin atası olan “Köy Kalkınma Kooperatifleri” devreye girdi. Türk çiftçisi, bu kooperatiflerle “kooperatifçilik teorisi” ile daha yakından tanıştı. Son çeyrek yüzyıldır izlenen ekonomi politikaları, tarım kesiminde kooperatifçiliği oldukça zayıflatmasına karşın tarım kesimindeki kooperatifler, hâlâ önemli bir potansiyeli harekete geçirecek düzeydedir. Örneğin 2011 yılında sofralık zeytin ihracatında Marmara Birlik birinci, kuru üzüm ihracatında Tarım Satış Kooperatifi Birliği Tariş Üzüm Birliği ikinci sırada yer almışlardır. Türkiye düzeyinde kooperatiflerin başarı potansiyeli yüksektir. Yeter ki, uygulanan ekonomi politikaları içinde gerekli rol kendilerine sunulabilmiş olsun.


-Kooperatiflerin faaliyet gösterdikleri alanlar nelerdir? Ve ağırlık hangisinde?
Prof. Dr. Çıkın: Çiftçilerin kurdukları kooperatifler tarımın üç önemli alanında işlevlerini yerine getirirler:
1. Tarımsal girdi ve hizmet temin eden kooperatifler: Bu kooperatiflerin amacı, çiftçilerin ihtiyaç duyduğu teknik bilgiyi toplayıp işleyerek çiftçilere sunmak; yem, gübre tarımsal ilaç, tohumluk, yapay dölleme, vb.. girdileri kaliteli ve ucuz temin ederek tarımsal ürünlerin maliyetini düşürmektir. Örneğin AB-15’lerde tarımsal kooperatifler tarımsal girdilerin yüzde 50’sinden fazlasını ortaklarına temin etmektedirler.
2. Tarımsal ürünlerin toplanması, işlenmesi ve pazarlanması konusunda organize olan kooperatifler: Bu kooperatifler, tarım ürünlerinin toplanması, sınıflandırılması, depolanması, işlenmesi, pazarlanması konularında faaliyet gösterirler. Bu kooperatifler, ürün fiyatlarının oluşmasında, ürün çeşitlendirilmesinde, yeni katma değerler yaratılmasında, vb.. önemli işlevleri yerine getirerek çiftçi gelirlerinin yükselmesine katkıda bulunurlar. Örneğin AB ülkelerinde tarımsal çıktıların toplanmasında, işlenmesinde ve pazarlanmasında kooperatiflerin payı yüzde 60’ın üstündedir.
3. Tarımın ve kooperatif (çi)lerin finansal sorununa çözüm üreten kooperatifler: Modern ekonominin en önemli sorunlarından birisi, her ekonomik faaliyetin finansal sorununun çözümlenmesi ile ilgilidir. Özellikle tarımın üretim öncesi ve üretim sonrası faaliyetlerinin finanse edilmesinde en önemli rolü oynayan tarım kredi kooperatifleri ve “kooperatif bankaları”dır. Bu kooperatifler ve bankalar, bir taraftan çiftçilerin tasarruflarını toplayarak onları çeşitli çiftlik ve kooperatif projelerinde yatırıma dönüşmesine katkıda bulunurlar ve tarımsal ekonomiye önemli katkılar sağlarlar. Ayrıca kooperatif bankaları, bankacılık hizmetleri yanında, Merkez Bankası’ndan   “para”  çekme yetkisiyle “tarım ve kooperatif sektörün”  likidite tıkanıklarını aşmada önemli rol oynarlar. Kooperatif bankalar, dünyadaki banka şubelerinin yüzde 23’ünü temsil etmekte, 870 milyon üye/müşteriye bankacılık hizmeti sunmakta ve küresel düzeyde 2. bankacılık ağına sahip bulunmaktadırlar. Ticari banka şubelerinin yüzde 26’sı kırsal bölgelerde iken kooperatif bankaların şubelerinin yüzde 45’i kırsal alanlardadır. Türkiye’de Tarım kredi kooperatiflerinin uzun bir geçmişi olmasına karşın, ne yazık ki, tasarruf toplama ve bankacılık hizmetlerini yerine getirme konusunda yasal düzenlemeleri hep askıda bırakılmıştır.

-Dünyada kooperatifçiliğin etkinliği nedir?
Prof. Dr. Çıkın: Genellikle gelişmiş ülkelerde kooperatifçilik hareketi de gelişmiştir. Özellikle AB ülkelerinde kooperatif sektör ekonominin önemli bir sektörü olarak kabul edilmekte, özellikle tarım politikalarının uygulanması kooperatifler üzerinden hayata geçirilmektedir. Örneğin AB-2020 strateji belgesinde Avrupa ülkelerinin 10 yıl içinde nasıl büyüyeceği konusunda kooperatiflere önemli sorumluluklar verilmektedir: istihdamın artırılmasında, ar-ge/yeniliklerin geliştirilmesinde, iklim değişikliği/ enerji sorunlarının çözümünde, eğitiminin iyileştirilmesinde ve yoksulluğun/ dışlanmışlığın geriletilmesinde kooperatiflere önemli roller verilmektedir.
Dünyada, ekonomilerinde kooperatif işletmelerin yer aldığı 96 ülkede, kooperatif üye sayısı bir milyara ulaşmıştır. Çok uluslu şirketlerden yüzde 20 daha fazla istihdam yaratan kooperatiflerin istihdam ettiği insan sayısı 100 milyonu aşmıştır. Dünyadaki en büyük 300 kooperatifin yıllık iş hacmi 1,6 trilyon dolar civarında olup dünyanın 9. büyük ekonomisine (İspanya) eşdeğer bir gelir hacmine sahiptirler. Bu kooperatiflerin yüzde 99’u ekonominin 7 ana sektöründe yoğunlaşmışlardır. Bunlar tarım-gıda/ormancılık (yüzde 29), finans kurumları (yüzde 26), tüketim/ perakende satış (yüzde 22), sigorta (yüzde 17), emek/sanayi kooperatifleri (yüzde 2), sağlık kooperatifleri (yüzde 2), kamu hizmetleri (yüzde 1) ve diğerleri (yüzde 1).
Kooperatif üyeleri, dünya nüfusunun yüzde 13,8 düzeyini temsil ederken, sermaye şirketlerine doğrudan veya dolaylı ortak sayısı ise 893 milyon olup dünya nüfusunun yüzde 5’i düzeyinde temsil edilmektedirler. Sermaye şirketlerine doğrudan üye olanların sayısı ise, kooperatif üyelerinin 1/3’ü kadardır.
Kooperatif üye sayısının ülke nüfuslarına oranı bakımından ilginç ülkeler bulunmaktadır. Kooperatife katılım oranı olarak bilinen ve ülkelere göre kooperatifçiliğin gelişme düzeyi göstergesi kabul edilen bu oran bazı ülkelerde şöyledir: İrlanda yüzde 70, Finlandiya yüzde 60, Avusturya yüzde 58 ve Singapur yüzde 50. Türkiye’de bu oran yüzde 10 civarındadır.
Dünyadaki kooperatif finans kurumlarının toplam aktif miktarı 25 trilyon dolar civarındadır. Kooperatif bankalar, dünyadaki banka şubelerinin yüzde 23’ünü temsil etmekte, 870 milyon üye/müşteriye bankacılık hizmeti sunmakta ve küresel düzeyde 2. bankacılık ağına sahip bulunmaktadırlar. Ticari banka şubelerinin yüzde 26’sı kırsal bölgelerde iken kooperatif bankaların şubelerinin yüzde 45’i kırsal alanlardadır.


-Kaç kooperatif var ülkemizde?
Prof. Dr. Çıkın: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın web sitesinde, Aralık 2010 tarihi itibariyle Türkiye’de 84 232 birim kooperatiflerinde 8,1 milyon kooperatifçi üye olduğu bildirilmektedir. Bu kooperatiflerin 13 bin 400’ü (yüzde 15,9 ) tarımsal amaçlı kooperatiftir (TSK dahil). Tarımsal kooperatiflerde 4,5 milyon kooperatifçi üye (Toplam üyelerin yüzde 55,6’sı) bulunmaktadır. Türkiye’de kooperatifleri ekonomi içinde tümüyle değerlendirebilecek istatistikler yeterli değildir. Bununla birlikte bazı rakamlarla kooperatiflerimizin ekonomideki durumlarını vurgulamakta yarar var. Örneğin 17 birlik içinde toplanmış bulunan tarım satış kooperatiflerinin yıllık cirosu 2 milyar TL civarındadır; bu birlikler 4 bin 858’sı devamlı, 2005’i geçici olmak üzere 6 bin 861 kişiye istihdam sağlamaktadır. 10 bin civarında üyeye sahip Eczacılar Kooperatifleri Birliğinin yıllık cirosu 3,8 milyar TL civarındadır. Fortune Dergisi’nin 2011 yılı için yayınladığı en büyük 500 şirket arasında 5 kooperatif ve/veya kooperatif birliği bulunmaktadır. Bunlar 13. sırada yer alan S.S. İzmir Eczacılar Üretim Temin ve Dağıtım Kooperatifi (EDAK); 120. sırada yer alan S.S. Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği; 138. sırada yer alan S.S. Bursa Eczacılar Üretim Temin ve Dağıtım Kooperatifi; 140. Sırada yer alan S.S. İstanbul Eczacılar Üretim Temin Dağıtım Kooperatifi;  ve 472. sırada yer alan S.S. Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri.

 -Kooperatiflerin işlemesinin önündeki engeller nelerdir? Sizin önerileriniz nelerdir?
Prof. Dr. Çıkın: Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında sadece 19 yıl vardır. Ne yazık ki Türk toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle kooperatifçiliği topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın eğitim içinde kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vermek gerekir. Bunun yanında ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif işletmelerin sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir (örneğin 1970’lerde kurulan ve 12 Eylül sürecinde ortadan kaldırılan “Kooperatifçilik Araştırma ve Eğitim Merkezi” yeniden gündeme alınmalı).
Kooperatif girişimlerle ilgili istatistiki veriler yok gibidir. Bilgisi olmayan bir olguyu açıklamak ve tartışmak mümkün değildir. O nedenle TUİK bünyesinde kooperatif işletmelerle ilgili istatistikleri izleme birimi oluşturulmalıdır. Kooperatifçilikle ilgili eğitim, formasyon ve enformasyon sistemi oluşturulmalıdır. Üniversitelerde  “Kooperatifçilik Araştırma ve Uygulama Merkezleri” kurulmalı.
Kooperatif mevzuatı yeniden gözden geçirilerek günün koşullarına uygun bir hukuki düzenleme yapılmalıdır. Bugünkü yapısıyla bir kooperatif kurabilmek için hukuken en az 7 kişiye ihtiyaç vardır. Bazı kooperatif türlerinde bu sayı uygulamada daha da fazla olabilmektedir. Örneğin kooperatifçiliği çok iyi gelişen bir ülke olan Kanada’da 3 kişi ile bir kooperatif kurmak mümkündür.
Son çeyrek yüzyıldır, dünya ölçeğinde devletlerin kamu hizmet alanlarından uzaklaşmak istediği bir gerçektir. Kamu hizmet alanlarına gelişmiş pek çok ülkede kooperatifler doldurmaktadır..
Türkiye için Mayıs 2010’da yayınlanmış bir “Kooperatifçilik Strateji Belgesi:2010-2014” taslağı bulunmaktadır. Oldukça detaylı bir içeriğe sahip olan bu belge hâlâ resmiyete sokulup hayata geçirilememiştir.