Küresel ısınmanın günah keçisi tarımsal üretimse?

Artan nüfus ve tükenen doğal kaynakların kullanımı çerçevesinde, gıda arzının garanti edilmesi ile gıda güvenliğinin sağlanması arasında tercih yapmak zorunda kalınsa bile, tercihler ve politikaların ne olacağı başından bellidir.


Artan nüfus ve tükenen doğal kaynakların kullanımı çerçevesinde, gıda arzının garanti edilmesi ile gıda güvenliğinin sağlanması  arasında tercih yapmak zorunda kalınsa bile, tercihler ve politikaların ne olacağı başından bellidir. Aslında tercihler otomatik olarak belirlenmekte, sorunun çözümü gıda ve beslenmede teknolojik araştırma ve gelişmelerin kitlesel ve butik üretimle örtüşecek konuma getiren araştırmaların yapılmasından geçmektedir.

Prof. Dr. Havva Tunç
İstanbul Üniversitesi
İktisat Fakültesi
İktisat Teorisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

Serbest piyasa ekonomisinde hem tarımsal hem de endüstriyel üretimin temel amacı karı maksimize etmektir. Kar maksimizasyonun, temel amaç olduğu sistemde küresel ısınma sorunsalı, her zaman geri planda kalır. Üretim sürecinde hem küresel ısınma sorunsalını minimize etmek hem de kar maksimizasyonunu sağlamak önemli olmakla beraber o kadar kolay değildir. Zira üretim kararını kar-fayda-maliyet belirleyecektir. Kar-fayda-maliyet üçlüsünün denge hali teknik olarak mümkün olmamakla beraber, bu üçlünün dengesizliğinin denge hali, küresel ısınma sorunsalının çözümsüzlüğünü giderecektir.
Tarım ve sanayide kamunun üretici olduğu üretimde, fiyatlama fayda amaçlı olursa hem büyüme hem de kalkınmaya hizmet eder. Buna karşılık fiyatlama kar elde etme odaklı olursa sadece, ticaret açıklarını kapatıcı cari fazla elde edici olur. Daha da önemlisi, sanayi bir tarafa bırakılırsa, tarımda bile cari fazlanın elde edilebilir olduğudur. Önemli olan tercihler ve politikalardır.
Tarımsal üretim sadece bir iktisat politikası olarak değil, aynı zamanda bir sosyal politika olarak düşünülüp kamu tarafından kamu yararı yaratılacak şekilde üretim biçimi ve teknolojisi belirlenirse toplumsal fayda ve kar maksimizasyonu sağlanır. Buna karşılık sanayi sektörü işletme mantığıyla, tarımsal üretime yaklaşım, tarımın yok olmasına yol açtığı gibi fiyat maliyet ikilemi gıdaya ulaşımı zorlaştırmaktadır.

Tarımda, kitleleri beslemek için yapılan büyük hacimli üretimin yanı sıra büyük baş hayvanlar ve  çiftlik tarlalarından salınan metan gazı, gübreli tarlalardan yükselen azot oksit ve yağmur ormanlarının kesimi sonucu açığa çıkan karbondioksit gazı küresel ısınmaya yol açan nedenlerin başında gelmekte olup yaratılan katma değer sorgulanmaya açıktır. Zira çiftlikler su kaynaklarının temel kullanıcılarıdır. Gübre ve tezek bulaşmış akarsuların dünya genelinde göl, nehir ve kıyı ekosistemlerini bozması paralelinde çevre kirliliğinin ana nedenlerinden biri. Sanayinin çevre kirliliğine yol açtığı atıklar sıvı, katı ve gaz anlamında işin diğer bir boyutudur ama sonuçta çevre kirliliği ve küresel ısınmanın nedenleri olarak listede yerlerini almaktadır. Ve küresel kirlilik beraberinde tarımda biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına ivme vermektedir. Diğer taraftan daha fazla üretim yapabilmek için, yeni tarım alanları açmak gerekli olup bu da çayırlıkların ve ormanların yok edilmesi demektir. İster tarımsal üretim olsun ister sanayi, çayırlık ve ormanlık alanların kullanıma açılmasının küresel ısınma üzerindeki etkileri farklı olmamakla beraber, tarımda yabani bitki ve hayvan soyunun tükenmesi ile karşı karşıya kalınmaktadır ve arı ölümleri sıkça rastlanan örneklerden sadece biridir. Tarım sektörü, sanayi sektöründen farklı olarak eksi dışsallıklar anlamında, tarıma eşlik eden çevresel sorunlar daha fazladır.

Konvansiyonel yöntemlerle yapılan tarımsal üretimde, arz yetersizliği sonucunda, kıtlık ve açlıkla karşı karşıya kalınmasına karşılık küresel ısınma sorunsalı minimize edilmektedir. Ve elde edilen gıda daha güvenilirdir. Aslında tarımsal üretim konvansiyonel yöntemlere teslim edilmeyecek kadar basit olmamakla beraber sadece yaratılan katma değer itibarıyla değerlendirmek irrasyoneldir.
Tarımsal üretim, artan dünya nüfusunun gıda talebini karşılamak ve kitleleri beslenmek için yapılınca durum değişmektedir. Kitlesel üretimin ekonomik etkileri, kaynaklar ve ihtiyaçlar bağlamında değerlendirildiğinde, butik üretimin gıda güvenliğinin ve küresel ısınma üzerindeki etkisi farklıdır.
Halen iki milyar insanın aç olduğu ve yakın bir gelecekte sekiz milyar olacak bir dünya nüfusunu beslemek için tarımda kitlesel endüstriyel üretimi bile sorgulamanın anlamsız olduğu gerçeğini yok sayamayız. Diğer bir deyişle hane halklarının tükettiği yiyeceklerin çoğu büyük ölçekli makinelerin kullanıldığı daha az emekle daha fazla alanın ekilmesine olanak veren tek tip ürünlerin yetiştirildiği çiftliklerde yapılan üretimdir. Diğer taraftan, küçük hacimli yüksek birim fiyatlı daha sağlıklı butik üretimse, konvansiyonel tarım, organik tarım olarak isimlendirmekte olup gerek maliyet gerekse miktar olarak kitlelerin beslenmesinde yetersiz kalmaktadır. Artan nüfus ve tükenen doğal kaynakların kullanımını gıda arzının garanti edilmesi ile gıda güvenliğinin sağlanması  arasında tercih yapmak zorunda kalınsa bile tercihler ve politikaların ne olacağı başından bellidir. Aslında tercihler otomatik olarak belirlenmekte, sorunun çözümü gıda ve beslenmede teknolojik araştırma ve gelişmelerin kitlesel ve butik üretimle örtüşecek konuma getiren araştırmaların yapılmasından geçmektedir.

Dünya genelinde artan gıda gereksinimi karşılanmaya çalışıldıkça durumun vahameti daha da artmakta ve öncelikler politikaları belirlemektedir. Artan dünya nüfusunun hem yeterli hem de sağlıklı beslenmesi tarımsal politikaların yanı sıra tarımsal üretimi etkileyen koşulların tarımla uyumlu olması gerekmektedir. Bunların başında çevresel kirlilik, küresel ısınma, gıda güvenliği ve gıda arzının garanti edilmesi gelmektedir.
Nüfusun artmadığı varsayımı altında küçük ölçekli çiftlikler ve konvansiyonel tarım insanların beslenmesinde etkilidir. Nüfusun artmakta olduğu gerçeği bu durumu geçersiz kılar ve büyük ölçekli üretim küçük ölçekli üretime alternatif olur ki zaten öyledir fakat gıda güvenliği her zaman sorgulanmaya açıktır. Diğer bir deyişle küçük ölçekte artan üretim, 8 milyar olan dünya nüfusunun içinde binde birlik payı bile olmayan zenginleri doyurur ama fakirler aç kalır.
Konvansiyonel tarımı destekleyenler modern makineler, sulama sistemleri, gübre kullanımı ve başarılı genetik çalışmalarla ürün arzını artırıp talebi karşılamaya çalışmaktadır. Ve mısır, buğday gibi genetiği ile oynanmış ürünler (GDO) bu duruma örnektir. Artan nüfusun geleceğini düşünmeden sadece karnı doyurmak için üretim yapmak ve buna karar vermek oldukça zordur. Politikacılar ve sermaye grupları karar verici olunca karın maksimizasyonu toplumsal faydanın önüne geçtiğinden durum oldukça ciddidir.

Yerel, organik tarımı önerenler sentetik gübre ve ilaç kullanmadan, küçük çiftçilerin verimliliğinin artırılabileceği ve insanların yoksulluktan kurtulacağını öne sürmekte olup söylemlerin doğru yanları olabileceği gibi eksiklikleri vardır. Konvansiyonel Tarım, Organik Tarım, Teknolojik Tarım, sınırlı doğal kaynaklar, küresel ısınma sorunsalı ve artan dünya nüfusu realitesi, tercihlerimizi belirlerken gıda arzının garanti edilmesi ile gıda güvenliğinin sağlanma kaygısı tarımda üretim biçimini ve tercihini belirlemektedir. Ancak bilinen gerçekse bunun toplumsal faydadan çok kar maksimizasyonu yönünde olduğudur. Aslında ihtiyaçlar doğrultusunda tercihler belirlenirken, tarım politikalarının en rasyonel, en çevreci ve en karlı olanı tercih edilmelidir.
Tarımda azotlu gübre kullanımı olmadığı kabul edilse bile kullanılan diğer gübreler o kadar masum değildir. Zira kullanılmakta olan güvercin ve koyun gibi hayvan gübrelerinin çok sayıda riskleri olduğudur. Tarımda riskleri anlık tespit etmek olası  olmadığı gibi gecikme oldukça uzun dönemi kapsamaktadır.
Dünya nüfusundaki artışa paralel olarak üretimin nicelik olarak  azalması kalite ve sağlık sorununu da beraberinde getirmektedir ve bu durumda fiyat artışları ve yoksulluğu getirecektir. Örneğin organik tarımda daha az gübre kullanılırsa ürün miktarı azalmaktadır. Buna karşılık, 21.yy'da GDO’lu ürünleri eleştiren modern üretim metot ve yöntemlerinin sağlıklı olmadığı konusunda demeçler verenlerin unuttuğu tek şey mevcut üretim hacminin insanların karnını doyurmada yetersiz kalacağı ve bunun da beraberinde fiyat artışı ve yetersiz beslenmeyi getireceğidir.

Organik tarım, küçük ölçekli tarım; ABD, AB gibi gelir düzeyi yüksek ülke ekonomileri ve bu ülke insanları için sorun değilken Afrika, Orta Doğu gibi düşük gelirli ülke ekonomileri için açlık ve sosyal patlama anlamına gelmektedir. Tercihler ve kararlar küresel ölçekte verilmeli ve değerlendirilmelidir. Alınacak kararlar fayda maliyet doğrultusunda alınmalı. Sorun karın doyurma olunca hassasiyet daha fazla olmalıdır. Aslında, sorun sadece karın doyurmaktan öte sağlıklı yaşam olursa durumun boyutu ve içeriği değişmektedir. Ve sorunun çözümü gıda ve beslenmede teknolojik araştırma ve gelişmelerin kitlesel ve butik üretimle örtüşecek konuma getiren araştırmaların yapılmasından geçmektedir