Mehmet Reis: “Çiftçimizin yönlendirilmeye ihtiyacı var”

Mehmet Reis, sektördeki son ithalat kararlarını değerlendirerek üretim ve verim artışının gerekliliğine dikkat çekti. Gıda güvenliği ve tüketici sağlığı için denetimin sürekliliğine vurgu yapan Reis, sanayicinin kendi iyiliği için de denetimi talep etmesi gerektiğini söyledi.

Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, kimi ürünlerde paketleyecek kadar kaliteli; kimi üründe de yeterli ürün bulamadıklarını belirterek üretimin, çiftçiliğin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.

Doğru yerde doğru zamanda en iyi şekilde üretim yapılması gerektiğini söyleyen Reis, “Benim yaşlı çiftçim-gençler yok artık- diyor ki ‘beni 1976 yılından beri ithalatla terbiye etme düşüncesinden artık vazgeç’ ikincisi de diyor ki ‘1994’e kadar benim dayanağım Toprak Mahsülleri Ofisiydi; bana o güvenceyi verin’ diyor ve çiftçi ‘beni yönlendirin’ diyor. ‘Bana tohum, ıslah edilmiş tohumu ver, bana hangi ürünü ekeceğimi söyle bunun hangi şekilde dünya piyasalarında yer edeceğini söyle’” diye konuştu.
Dünya Gıda Dergisi olarak ziyaret ettiğimiz Mehmet Reis’le sektör dair yaptığımız sohbetin detayları şöyle...

Reis gıda olarak en çok neye önem veriyorsunuz?

Reis'in bir bakış açısı bir çizgisi var; özellikle insan sağlığı açısından. Ben hem gıda güvenliği hem gıda güvencesi üzerine farklı durmaya çalıştım. Halkın gıda güvencesini sağlamak gerekiyor ama halkın gıda güvencesini sağlarken de insan sağlığına uygun bir şekilde beslenmesi için mücadele edilmesi lazım. 1995 yılında Avrupa Birliği'nde balık hijyeni olarak başlayan kritik kontrol noktalara tehlike analizi yöntemini okuduğum zaman hemen düşündüm ben ne yapmalıyım diye?
TSE belgesini alan ilk firmalardan biri olarak dedim ki ben Avrupa Birliği'ne bu ülke girecek ben hep o kanıdayım. Avrupa Birliği gıda güvenliği kriterlerini nasıl uygulamaya çalışırım? Ama düşündüğümde toprağa bağlı işte; nohut fasulye mercimek üretiyorum. Farklı olmam lazımdı ve ben 95'te bunu okuduktan sonra hazırlıklara başladım. 2000 yılında hatta bizim reklamımızda 'Avrupa Birliği'ne girmiş ilk marka' yazıyordu ve biz HACCP aldık. Alırken de bunu sanal istemediğimizi söyledik ilgililere. Bu da bizim gıda güvenliği ile ilgili attığımız çok büyük bir adımdır; çünkü ürettiğimiz ürünü muhakkak hijyenik ortamda üretip aynı şekilde bunun hijyenik ortamda ulaşımını sağlamayı hedefliyoruz.

Gıda güvenliğinde taraflar üzerine düşeni yapıyor mu?

Biz çok büyük bir mücadele veriyoruz bu konuda. Ürünün sadece üretimimizden değil biz ürettikten sonra lojistik aşamasında ve rafa gelinceye kadar hatta evdeki kullanıcının da bu konuda bilinçlenmesi için çok ciddi gayretler sarf ettik. 7 yüz binin üzerinde yemek çeşitleriyle ilgili ve saklamayla ilgili kitapçıklar dağıttık. Ben söyleşilere katılıyorum anlatmaya çalışıyorum. Halkımızı bu konuda bilgilendirmemiz gerekiyor. Maalesef tüketicimizin şikayet etme durumu yok; ülkemizde bir üründe problem olduğu zaman şikayet etmiyor. Halbuki hem tüketicinin hem devletin hem üreticinin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Gıda güvenliğinin en önemli ayağıdır bence. Örneğin pilav pişmiyor. Neden pişmiyor? Diyor ki ben suyu fazla koydum pilava ya da eksik koydum. Pilav lapa yaptı ya da sert kaldı. Hayır bu hanımefendinin dikkatsizliğinden değil. Pirincin ya karışık olması ya ithal olması ya da rutubetli olmasından kaynaklanıyor. Onun için sorgulayıcı olmamız lazım. Bilgilendirmemiz lazım; hep böyle ben kazanayım cebime koyayım değil; bu konuda fedakarlık yapılması lazım. Ve biz işte bunları bütün bu kriterleri göz önüne alarak AB’nin kriterlerine uygun belgeleri aldık; bir baktık ki daha sonra bütün belgelerde olduğu gibi bunu takip etmiyor. Ben sadece Reis kalite garantisi diyorum. Benim gıda güvenliği ile ilgili söylediğim bu. Çünkü ülkemizde maalesef üzülüyorum ama şöyle bir olumlu yönünden bakalım bir üretici ürettiği üründen eğer ayıplı kusurluysa önce kendisinin vicdanının sızlaması lazım, yüzünün kızarması gerekiyor önce. Buradan başlamamız lazım; denetimler olabilir olacak.

Neler yapılabilir?

Birincisi tüketicimizi bilgilendirmemiz lazım. Üreticimizi ekim aşamasında bilgilendirmemiz lazım. Tarladan çatala deniliyor ya tarladan çatala gıda güvenliğiyle ilgili bütün aşamaları bizim ön plana çıkartıp sonuç odaklı çalışmamız gerekiyor. Türkiye'de biz gıda güvenliğine dikkat etseydik bugün Türkiye sağlık açısından bu büyük problemleri yaşamazdı. Obezite başta olmak üzere birçok hastalığın sebepleri gıda güvenliğiyle yakından ilgilidir. Aslında ben sağlıkçı değilim bir bilim adamı da değilim ancak gıdanın içinde olduğum için ben bu konulara dikkat edilmesi gerektiğini en yüksek makamlara kadar dönemin cumhurbaşkanına yazılar yazdım. Mektuplar yazdım, özellikle obezitenin pek çok hastalığa neden olduğuyla ilgili. Kendilerine Türkiye'de diyabet artışının nedenlerini anlattım, yerli tohumla ilgili çalışmaların olması gerektiğini söyledim. Gıda güvenliğiyle ilgili her yönetici halkının gıda güvencesini sağlamak zorundadır. Hem yeterli, dengeli beslenmesi gerektiğini bu insan haklarının bir maddesi olduğunu ifade ettim ama bunların hepsinin gıda güvenliğine uygun üretimden ve bunun takip edilmesini söyledim. Sadece bir kere denetlemek ya da gelip bazı şeyleri görmek değil. Ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar bütün kademelerini bu aşamaları kontrol altında tutup tüketicinin de bu konuda bilgilendirilmesi gerekiyor.

Tüketiciye bakliyatta güvenli ürün tüketmesi için neler önerirsiniz? Saklama önerileriniz nelerdir? Böceklenme vs durumunda neler yapılmalı?

Şöyle bir konu var; rafta bir ürün böceklendiği zaman bize ceza kesiliyor; 16 bin tl cezası var. Bir böcek için bu doğal bir süreçtir aslında pirinç böcek yapar örneğin. Ama nohut, fasulye onlar en az 1 sene dayanıklı; böcek yapmaz. Pirinç fasulye, nohut, mercimek nemli ve rutubetli ortamda değil güneş almayan kuru ortamlarda saklanılması gerekiyor. Kalorifer yanlarına konulmaması gerekiyor hatta koku olmayan yerde olması lazım. Yanında kokulu olan bir ürün olmaması lazım biz niye tuzun içine pirinç koyuyoruz nemini rutubetini alsın diye.
Böceklenmeyen pirinçten korkun. Ürünü ihtiyacınız kadar alın, kavanoza da konmaması lazım; bez torbaya konulması gerekiyor. Çünkü pirinç tanesi canlı, nohut fasulye canlı olarak tencereye konup kaynadıktan sonra ölüyor. Mutfakta en sıcak yere koyarsan tabii böcek yapacaktır. Bez torbaya konulması için milyonlarca torba dağıttık. Üretici sorumlu olacak devlet denetimini sürekli yapacak kesintisiz yapacak. İşin sürdürülebilirliğinde bence bu yatıyor. Türkiye’de önüne gelen şirket açıyor ama denetlenmek istemiyor; denetlemenin kendilerine fayda sağlayacağını bilmeli. Önce tüketici de ‘ben bu ürünü aldım; hatalı; pişmedi bu fasulye’ diyerek marketten hesap soracak. Bana pişmeyen fasulye sattın, beni marka ilgilendirmiyor markayla ben ayrı konuşurum sen niye bunu aldın diye soracak. Şu an perakende noktalarının pek çoğu sadece fiyat odaklı. En ucuz ürün en çok satar düşüncesiyle maalesef üreticinin hilelerine ortak oluyor. Asıl ürünün arkasında paketin arkasında ne yazıyorsa ürün cinsi ya da ürünün menşei aynısı yazılması lazım. Tüketici kandırılıyorsa birinci sorumlu kendisidir. En ucuz diye siz ararsanız en ucuz ürün size en çok hile yapılarak rafa gider.

Bakanlar Kurulu kararıyla, kuru fasulye, barbunya, nohut ve börülce ithalatında gümrük vergisi oranları, tüm ülkeler için sıfırlandı. Bu karar üretimi düşen ve önemli miktarda ithalat yapan sektörü nasıl etkiler?

Nohutta alınan bu karar yerindedir. Geçen seneki hataya düşülmedi. Geçen sene maalesef mart ve nisan ayında gümrüğün sıfırlanmasına gidildi. Halbuki öyle değil; biz şunu söylüyoruz; diyoruz ki karar vericiler ürün hasat edildiği zaman hatta dünyada ülkeler daha ürün çıkmadan takribi üretim rakamları veriyorlar. Şimdi 2018'in rakamlarını veriyorlar. Biz maalesef üzülerek söylüyorum rekolte, verimlilik konusunda tahmini rakam bile vermekte zorlanıyoruz.
Aslında gerçeğe yakın tahmini rakamlar belirlense ya da en güzeli bir ürün hasat edildikten sonra… Nohutta fasulyede temmuz ağustos ayı içinde hasat biter. Biz diyoruz ki temmuz ağustostan sonra hasat bittiği zaman hemen rekolte rakamlarını alın. İç piyasa yani ülkemizde iç tüketim rakamlarını ortaya koyun; bu ülke ne tüketiyor bir de dış satım potansiyeli… Çünkü bizde ihracat da var. Yani ürün eksik çıksa da biz ihracat yapıyoruz. İç tüketimle ve ihracatla ilgili rakam ortaya çıktıktan sonra ona göre bir tedbir alın. Yani ona göre ithalat mı yapacaksınız yoksa başka bir yola mı başvuracaksınız; onu yapın. Bunu geçen sene söylemiştik; maalesef nisanda atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra dünya fiyatları yukarı çıkmıştı. Ondan sonra fonu düşürdüler; ne oldu bir ayda yüzde 10 fiyat düştü. Dünyada nohut üreten 5 ülke var; Amerika, Kanada, Hindistan, Meksika ve Arjantin. Bunlar ne yaptı? Yüzde 19.3 gümrük vergisi sıfırlandı; onlar ton başına 250 dolar zam yaptılar; yine fiyat yukarı çıktı. Nohut, börülce ve barbunya fasulyesiyle ilgili karar tamam. Ama fasulyeyle ilgili kararın son derece yanlış olduğu söyleniyor, çiftçilerimiz tarafından. Çünkü Türkiye’de en çok tüketilen dermason fasulyedir. Bugün bunun toptan fiyatı 5 buçuk lira civarındadır. Raftaki fiyatı da 8 ile 9.90 kuruş arasındadır. Eğer siz şeker fasulye gibi battal fasulye gibi bombay gibi kilosu 10 lira 10 buçuk lira olan ürünlere 11, 12 lira olan şeker fasulyeye göre alırsanız o zaman yandınız. Onun Türkiye'de satış miktarı yüzde 5 bile değil; halkın kullandığı ürün şu an bana da sorsanız pahalıdır. Çünkü çiftçi diyor ki benim bir maliyetim var; ben bu maliyetin altında satarsam bu fiyatı da siz dışarıdan ithal fasulyeleri buraya koyarsanız biz önümüzdeki dönemde-nisan ayında- ekim yapmayız diyor. Bu son derece önemli. Geçen sene nohut yüzde 80 arttı dünyada. 2016 yılı bakliyat yılıydı sözde ve geçen sene bu nohut fiyatları arttığı halde niçin biz nohut ekmedik ekemedik. İnanın biz aralık ayındayız; Türkiye'de yerli nohut yok denecek kadar azalmıştır, bunun altını çiziyorum. Ekim yaptırırsanız spekülasyonu önlersiniz üretimi arttırırsanız fiyat manipülasyonunu önlersiniz. Üretim, üretim, üretim… Verim artışı, verim artışı, verim artışı…
Kısa vadeli fiyatı dengelemek için yapılan şu an doğudur ama benim yaşlı çiftçim-gençler yok artık- diyor ki beni 1976 yılından beri diyor ‘ithalatta terbiye etme düşüncesinden artık vazgeçin’ ikincisi de diyor ki ben diyor “1994’e kadar benim dayanağım Toprak Mahsülleri Ofisiydi bana o güvenceyi verin’ diyor ve çiftçi ‘beni yönlendirin’ diyor. ‘Bana tohum, ıslah edilmiş tohumu ver, bana hangi ürünü ekeceğimi söyle bunun hangi şekilde dünya piyasalarında yer edeceğini söyle’
Türkiye'de üretilen bütün bakliyat ürünlerinin dünyadaki eşi benzeri yoktur. Bizdeki ürünler çok eski tohumlardan üretilen, lezzet, pişme açısından dünyada çok önemli yere sahip. 22 ülkeye ihracat yapan Türk çiftçisinin alınteri el emeği göz nuru ürünlerini biz gönderiyoruz.

Zincir nerede kırılıyor?

Karar vericiler, son karar vericiler. Hizmet etmek için biz buradayız, onlar da hizmet ediyor ve koordinasyonun oluşması gerekiyor. Birlikte bir koordinasyon oluşturulursa çok fayda sağlanır. Artık dünyada uzun vadeli tedbirler alınıyor. Yani 2050 yılında dünya nüfusunun 9.3 milyar olacağı bizim ülkemizin 95 milyon nüfusa ulaşacağı belirtiliyor. Ülke yöneticileri böyle hesaplamalar yapıyor. Günü kurtaran çalışmalar değil; yılı kurtaran çalışmalar değil… Eğer biz uzun vadeli çalışsaydık bugün ithal etmezdik eti.
Nüfus artışına paralel üretim yapmamız lazım. Şöyle anlaşılmasın tarım nüfusu ne kadar çoksa tarım üretimi o kadar fazla olur, değil. Yani Avrupa'da yüzde 3'ler yüzde 5'ler seviyesinde. Türkiye'de şu anda yüzde 20. Bizim tarımda istihdamı arttırmamız lazım. Tarıma yatırım yapmamız lazım. Gelişmiş olan ülkeler daha çok tarıma yatırım yaptığı için Amerika'nın 3 milyon tona yakın pirinç fazlası var. İsviçre'de de aynı orada. Tarımın bu ekonomide çok büyük yeri var.
Geçen gün merak ettim dünyadaki pirinç üretimleri ve tüketimlerine baktım. Bugün Çin'in 144 milyon ton civarında üretimi var. Bizde 700-800 bin ton. Kişi başı 60-70 kilo civarında tüketimleri var; bizde o rakam 9 kilogram. Ancak devir stokları 65-70 milyon ton. Niçin dünyada bu ülkeler devir stoklarını hep ön planda tutuyor? İnsan sağlığı veya gıda güvencesi ülke yöneticilerinin en önemli görevleri arasında. Örnek vereyim size. 1988 yılında Ankara'da çalıştaydaydım. Yeşil mercimek stokları o kadar çoktu ki depolarda mercimeğin satılabilmesi için yeşil mercimek yemeğinin faydalarıyla ilgili tarifleri ile ilgili bilgiler yayınlanıyordu. O dönemde yeşil, kırmızı mercimeğin ve sarı mercimeğin üretimi yaklaşık 1 milyon tona yakındı ve dünyada birinci sıradaydık ülke olarak. Şimdi bu sene hariç geçtiğimiz sene ithal mercimek Türkiye'de artık satılır hale geldi. Nohutta bugün gümrüğünü düşürerek ithal ederek fiyatını dengelemek istediğimiz nohutta 1990 yılında Hindistan'dan sonra 2.sıradaydık. Rakam 860 bin tondu; şimdi bu rakamlar yarının altına düşmüş durumda. Mercimek tüketimi kişi başı 1990 yılında 9.5 kg'dı. Yaklaşık 10 kg'dı. Şimdi 5.6-6 kg civarlarında. Kişi başı 7.5 kg nohut tüketirken bu rakam yine 5 kg kadar düşmüş durumda. Demek ki etteki protein kadar zengin olan bitkisel protein kaynağı olan bakliyatın aynı zamanda tüketimi de azalıyor. Tüketim azaldığı sürece sağlıklı beslenme yolunda olumsuz etkiler de oluşuyor; bunu da dikkate almak gerekiyor.

Türkiye'nin bakliyatta yeniden önemli bir üretici olması için ihtiyacı olan uygulamalar sizce nedir?

Bir kere doğru yerde doğru zamanda en iyi şekilde üretim yapabilmek. Ben özellikle şunu söylüyorum önce tohumlarımıza sahip çıkalım; toprağımıza sahip çıkalım; toprağımızı koruyalım; sularımızı kirletmeyelim ve tasarruflu kullanalım. Önce bunu yapalım ve gençleri çiftçiliğe teşvik edelim en önemli konu. Gençleri çiftçilik yapmak için ne gerekiyorsa yapalım. Ve ilaçlama, gübreleme, sulama hakkında bilinçlendirelim üreticiyi.

Açıkta satılan bakliyat ürünlerine talep ne oranda? Paketli ürün satan firmalara nasıl yansıyor?

Açıkta satılan bakliyat ürünlerine talep maalesef 2001 krizinden sonra artmaya başladı. Açıkta satılan her ürünün sağlık açısından sıkıntıları var. En azından ben bakliyatla ilgili şunları söyleyeyim: marka gördüğünüz zaman burda bir markanın sorumluluğu oluyor. Açıkta satılan ürünler maalesef daha çok karışık ürünler ve üzerinde yazılan menşei ve cins oranları çok farklı. Paketli bir ürün satan kişi olarak farklı algılanıyor ama biz doğruyu söylemekten hiçbir zaman kaçınmayacağız. Çünkü doğruyu anlatmak zorundayız; durum tespiti yapıyoruz; her ne kadar bazen boynumuza farklı yaftalar takılsa da...

Reis'in önüne koyduğu hedefleri neler?

En çok güvenilen en çok bilinen marka olmak bize sorumluluk veriyor. Amacımız çok ürün satmak değil. Biz öz satalım ama Reis kalitesinde satalım istiyoruz. Örneğin pirinçte bu sene Reis paketine koyacağım ürün için çok zorluk çekiyorum. Pilavda iyi netice vermeyen ürünler ekilip satılmaya başlandı. Onun için çok fazla ürün satmaktan ziyade iyi ürün arıyorum. 22 ülkede Amerika'da 1500 noktada varız. İngiltere'de 1000'e yakın noktada varız. Dünyanın her bölgesine Türkiye'den ürün gönderiyoruz. Dünya fiyatlarının çok üzerinde bakliyat ve pirinç fiyatlarımız; ona rağmen biz ürün satıyoruz; demek ki satılabiliyor. Onun için ihtiyacımız olan kırmızı mercimek 500 bin tonsa biz 1 milyon ton üretelim. Biz satarız; ülke satar. Elde edilen döviz; cari açığa, tarım ürünlerindeki ihracat en büyük çaredir. Yüzde 80'i bu üretimin el emeği göz nuru, alın teridir.
Biz herşeydenönce itibarımızı koruyalım diyoruz. Biz yıllardır iş ahlakına, etik kurallara dikkat etmeye çalışıyoruz. Üzülerek söylüyorum: 1994-2001 krizi ve 2008 küresel krizi yaşayan bir insan olarak söylüyorum bana 2008'i sorduklarında şunu söyledim: Finansman sıkıntıları aşarız ama bir tek konuyu aşamayacağız ve gelecek için en büyük tehlike; Türkiye'de 2008'den sonra ticarette bir çöküntü oluştu; eskiden sözün eri olmak çok önemliydi. Evinizde ne tüketiyorsanız, ne yiyorsanız siz aslında onu üretmelisiniz; onu yardım olarak vermelisiniz. Ramazan aylarında hep bunu söylüyoruz; herşeyin para kazanmak olmadığını bilmeli insanlar; biz önce itibarımızı koruyalım. Güven kalmadı; senete çeke de güven kalmadı zaten çek itibarsızlaştırılmıştı; onun için iş ahlakında müthiş bir erozyon var. Sözümüzün sahibi olmaya çok önem veriyoruz. İkincisi de biz mevcudumuzu korumak istiyoruz. Yani mevcut müşterilerimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirelim; mevcut üretim potansiyelimizi ve satış potansiyelimizi değerlendirelim. Yeni nokta arayışını ancak ürün bulabildiğimiz zaman yapıcaz diye düşünüyorum. Bütün teknolojiyi yakından izliyoruz; hızla önümüzdeki hafta yeni sistem yeni makinalar kurulacak. Bir ikincisi depolama konusunda önem veriyoruz; yeni depolama sistemine geçiyoruz. Yurtiçinde ve yurtdışından nem ve rutubetle ilgili bile çok önemli firmalarla görüşüyoruz.

Reis marka bilinirliliği ve güvenirliliğinde sektörde önemli bir konumda. Önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz nelerdir?

Sosyal sorumluluk projelerimiz var. Hedefimiz de önem verdiğimiz sosyal sorumluluk projelerimizi sürdürmeye devam etmek. Bu hedef doğrultusundan ayrılmıyoruz. 2009 yılında yaptığımız anket ile birlikte ‘gelecek nesiller sağlıklı nesiller’ diye yola çıktık. Obeziteyle ilgili çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz. Bu artık benim Mehmet Reis olarak yaşam felsefem, misyonum. Küresel iklim değişimi, küresel ısınma, gıdada sürdürülebilirlik için tarımın stratejik önemi, gıda güvencesi, gıda güvenliği, göç, aç insan sayısının azalması ve obezite bunlar benim için çok önemli. İnşallah bu ay 3.üniversite olarak Namık Kemal Üniversitesine gideceğiz. İlkokullara kadar gidip sağlıklı beslenmeyi anlatıyoruz. Bunları yapmaya çalışıyoruz. İlgililere elimizden geldiği kadar anlatıyoruz. Biz size yardımcı olalım diyoruz; tecrübelerimizi aktaralım koordinasyon sağlansın. Biz her zaman ülkemizin refahı için varız; başka amacımız yok. Olumlu olumsuz bütün şeyleri bizden dinlerseniz olumlu yönde biz size yardımcı olmaya çalışırız diyoruz. Bunları yapıyoruz; hedefimiz bu.