Neyi, nasıl yiyeceğizi konuşmaktan üretimi unuttuk

Gündemin dünyada ve Türkiye’de son dönem üretme yerine tüketim odaklı olduğunu dile getiren Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, bu durumla birlikte üretici aleyhine işleyen bir sürecin başladığını ve ulusal öncelikleri dikkate alan üretimin değil, tüketici temelli ve kısa süreli amaçları hedefleyen politikaların ön plana geçtiğini dile getirdi.

Özlem As

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, son yıllarda dünyada da Türkiye’de de tarımda üretim faaliyetlerine nazaran tüketim pratiklerinin daha çok görünür olduğunu bunun da tarımda üretime ilginin azalmasına yol açtığını söyledi. “Bireyler ve günlük gündem ürün nereden, nasıl geldi, bununla ilgilenmekten çok, neyi, nasıl yiyeceğiz noktasına geldi” diyen Prof. Dr. Gülçubuk, bu durumun çiftçinin, tarımsal üretimin görünürlüğünü azalttığını; tarımda ithalat politikalarının arkasında da böyle bir sosyolojik bakış açısının olduğunu söyledi.

Kooperatifçiliği de tabana dayalı ve kalıcı bir biçimde oluşturmak ve desteklemek durumundayız. Dünyada hem atıl arazilerini değerlendiren, hem entegre kırsal kalkınma uygulamalarını hayata geçiren ve hem de kooperatifçiliği geliştirip tarımda etkili konuma geçen; Fransa, İsrail, Hollanda, Danimarka, ABD gibi bir çok ülke vardır. Bu ülke uygulamalarından ders çıkarıp, sürdürülebilir stratejiler belirlemek gelecek açsından önemlidir.

Tarımsal desteklemeler yerini buluyor mu?

Tarımsal desteklerin yerini bulup-bulmadığı hakkında yorum yapmak için tarımsal üretim ve tarımsal fiyatlardaki hareketliliğe bakmak yeterli olacaktır. Burada öncelikle şöyle bir saptamada bulunabiliriz; Türkiye’de tarımsal destekler genelde seçimlere ve oy’a endeksli olup; kaynak kullanımındaki etkinlikte eksiklikler-yetersizlikler, desteklerin genelde oy kaygısına yönelik olmasından ve kaynak transferi yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Yani destekler kalıcı ve stratejik bir planlamaya göre değil konjonktüre göre verilmektedir. Böyle olunca da desteklerin etkin, etkili kullanımı konusunda bütüncül bir etki analizi ve buna yönelik strateji geliştirilemiyor. Çünkü sözde destek verilirken böyle bir kaygıyı taşıma söz konusu olmuyor. Bu yüzden bu desteklerden; çiftçiyi yerinde tutacak, kırsalda sosyal refahı artıracak, kır-kent farklılığını azaltacak çözümler çıkmıyor. Yani, desteklerin yerini bulduğunu söylemek zordur. Bu nedenle de ülkemizde artık desteklemeler günübirlik kaynak transferinden kurtarılıp; yatırım transferine, refahı artıracak politikalara, kalkınmayı yerinde gerçekleştirecek yaklaşımlara, önceliklere bırakılmalıdır.

Enflasyonda gıda ve dolayısıyla tarım ürünleri başı çekiyor. Üretici ve tüketici açısından bundan sonraki beklentiniz ne yönde?

Maalesef son yıllarda dünyada da Türkiye’de de tarımda üretim faaliyetlerine nazaran tüketim pratikleri daha çok görünür oldu. Bu da tarımda üretime ilginin azalmasına yol açtı. Bireyler ve günlük gündem ürün nereden, nasıl geldi, bununla ilgilenmekten çok, neyi, nasıl yiyeceğiz noktasına geldi. Bu da çiftçinin, tarımsal üretimin görünürlüğünü azalttı. Aslında tarımda ithalat politikalarının arkasında da böyle bir sosyolojik bakış var. Bu durum üretici aleyhine işleyen bir süreç başlattı ve önemli olan ulusal öncelikleri dikkate alan üretim değil, tüketici temelli ve kısa süreli amaçları hedefleyen politikaları ön plana koydu. Bunların temel nedeni ise; üretimde planlamanın olmaması, desteklerin günlük amaçları hedeflemesi ve kısa vadede fiyatları aşağıya çekme kaygısından gelmektedir. Fakat istatistikler göstermektedir ki; ülkemizde son yıllarda üretimde dalgalanmalar olmakta, temel ürünlerde üretim azalması yaşanmakta, çiftçilerin tarımdan kopuş süreci yaşanmaktadır. Böylesi bir ortamda bir yandan maliyetlerin artması, bir yanda gelirlerin giderleri karşılayamaması nedeniyle çiftçilerin üretimden vazgeçmesi süreci hızlanacak ve diğer yanda ise tüketiciler daha yüksek fiyatlarla meyve-sebze alımına gidecek ve bu ise bireylerin, ailelerin ekonomik yaşam maliyetlerini artıracaktır. Çözüm ise; çiftçi açısından düşük maliyetlerle girdileri karşılayabilmek, başta kooperatifçilik yoluyla örgütlenmeye gitmek olmalıdır. Tüketici açısından ise; piyasada denetleme görevinde yer almak, üretici örgütlerine dayalı pazar yerlerinden ürün temini yoluna giderek hem daha ucuza almak ve hem de çiftçi ile destek içerisinde olmaktır.

Sürdürülebilir gıda üretimi için öncelikle yapılması gereken nedir?

Türkiye’nin destekleme yaklaşımlarını gözden geçirmesi lazım. Kırsal alanlar ve tarımsal üretim yaşam ve refah koşulları açısından cazip olmalıdır. Kent ile arasında büyük uçurumlar olmamalıdır. Ekonomik desteklerin mutlaka kırsal refah alt yapısını, kırsalda yaşamı iyileştirecek, çekici hale getirecek çalışmalarla, desteklerle tamamlayıcı hale getirilmesi gerekiyor. Aile çiftçiliğinin sürdürülebilir desteklenmesine yönelik orta-uzun vadeli stratejilerin ortaya konulması gerekir. Bunlar kamunun eliyle yapılmalı. Bir de artık devletin çiftçiyi etkin, bütüncül örgütlemesi gerekiyor. Çiftçi örgütlemesi derken mevcut birçok örgütten, örgüt dağınıklığından söz etmiyoruz. Çözüm; mevcutları bir araya getirerek, ürünlerini daha rahat satabilecekleri, girdileri daha düşük maliyetlerle alabilecekleri, ürünlerinin marka olduğu, piyasada tutunabildikleri bir ortamı yaratmadan söz ediyoruz. Sorun çok sayıda üretici örgütü değil güçlü, aktif, etkin ve etkili örgütler oluşturmaktır. Türkiye’de kooperatiflerin tarımsal pazarlamada, tarımsal girdi temininde payı yüzde 2-3’ü geçmiyor. Bu oran Avrupa Birliği’nde yüzde 50’lerdedir. ABD’nde bu oran yüzde 50-60’lardadır. Demek ki bizdeki örgütler nicel olarak bir şey taşıyor ama nitel ve etkililik olarak fazla bir içerik taşımıyor. Kısaca sürdürülebilir gıda üretimi için; üretimi arz-talep ve dış ticaret bağlantıları temelinde planlamak, üreticileri örgütlemek, üretimi-ürünü desteklemek, orta-uzun vadeli yaklaşımlarla kaynakları etkin kullanma yolları katılımcı bir biçimde aranmalıdır.

Dünyada iklim değişikliği, belli ürünlerde talep artışıyla birlikte görülen üretim yetersizliği gibi gelişmeler destekleme politikalarını ya da tarım politikalarını nasıl etkiliyor?

Bu durum öncelikle destekleme maliyetlerini artırmaktadır. Desteklemelerde başta su kullanımı olmak üzere maliyetler artmakta, girdi kullanımında ise farklı arayışlar gündeme gelmektedir. İklim değişikliğinden dolayı özellikle bitkisel üretimde üretim miktarı azalmakta, kalitede ve verimde sorunlar yaşanmaktadır. Bunu telafi etmek için ülkeler daha fazla kaynak kullanma ve destek kullandırmak durumunda kalmaktadır. Bunun için; iklim değişikliğine karşı risk yönetim planları oluşturulmalı, iklim değişikliğine uygun çeşit ve ürün arayışlarına gidilmeli ve çiftçileri ortaya çıkacak maliyet artışından korumak için ek desteklere gitmek önem taşımaktadır.

Türkiye'de tarımdaki en büyük sorunlardan biri ekili tarım alanlarının azalması ve verim kaybı. Bu soruna karşı öneriniz ne olur? Dünyada bu konuda örnek verebileceğiniz  başarılı uygulama var mı?

Aslında tarım alanları azalmıyor, terk ediliyor ve atıl kalıyor. Türkiye’de 3-3,5 milyon hektar tarım alanı atıl durumda ve terk edilmiştir. Tabii bu durum bir sonuçtur. Bunun nedenlerine inmek ve bulmak daha önemlidir. Neden kırdan-kente göç artıyor, neden çiftçi tarımı terk ediyor, gençler neden tarımdan uzaklaşıyor, vd. bunların nedenlerini bulmak gerekiyor. Böylece kalıcı çözümler bulunabilir ve geleceği kurtarabiliriz. Eğer kırsalda entegre kalkınma çalışmaları gerçekleşmezse, üretim maliyetleri sürekli artar fakat reel kazançlar bunun gerisinde kalırsa, gençler için yenilikçi ve kalıcı üretim ve iş alanları kırsalda oluşturulmazsa bu süreç devam edecektir. Bunu önlemek için entegre kırsal kalkınma politikalarını hayata geçirmeli ve gençler için özel stratejiler belirlemeliyiz. Burada kooperatifçiliği de tabana dayalı ve kalıcı bir biçimde oluşturmak ve desteklemek durumundayız. Dünyada hem atıl arazilerini değerlendiren, hem entegre kırsal kalkınma uygulamalarını hayata geçiren ve hem de kooperatifçiliği geliştirip tarımda etkili konuma geçen; Fransa, İsrail, Hollanda, Danimarka, ABD gibi bir çok ülke vardır. Bu ülke uygulamalarından ders çıkarıp, sürdürülebilir stratejiler belirlemek gelecek açsından önemlidir. Burada sonsöz-çözüm olarak; çiftçinin üretim araçları yoluyla desteklenmesi, tüketimin değil üretimin özendirilmesi, ithalatla çözüm değil ulusal kaynaklara ve önceliklere dayalı yerel üretim, çiftçi örgütlenmesinin tabana dayalı gerçekleşmesi, tarım topraklarının amaç dışı kullanımının önlenmesi, gençlere ve kadınlara yönelik özel politika araçlarının geliştirilmesi ve uygulanması gelecek açısından önem taşımaktadır, diyebiliriz.