Organik tarım, dünya ve Türkiye’deki durumu

Dünya organik gıda ürünleri pazarının gelişmesinde yeni organik tarım, gıda ve tekstil ürünleri dünya pazarlarına sunulması etkili olmaktadır. Büyük gıda üretici ve toptancıları, yeni ve işlenmiş organik ürünleri bu pazara sokmaktadırlar.

Dünya organik gıda ürünleri pazarının gelişmesinde yeni organik tarım, gıda ve tekstil ürünleri dünya pazarlarına sunulması etkili olmaktadır. Büyük gıda üretici ve toptancıları, yeni ve işlenmiş organik ürünleri bu pazara sokmaktadırlar. Organik tarım ve gıda ürünleri dışında, ekolojik otel ve restoranlar, organik tekstil, sağlık ürünleri ve bunlarla ilgili mağazalar giderek çoğalmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve kalkınma açısından birçok hükümet, uluslararası organizasyonlar, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve diğer gönüllü organizasyonlar organik tarımın yaygınlaştırılması, organik gıda pazarı ve ticaretinin teşvik edilmesi için büyük çaba göstermektedirler.

Prof.Dr. Kürşat Demiryürek
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü

Organik Tarım
Organik Tarım ve Sürdürülebilirlik
Organik tarım, kontrol edilebilir, sürdürülebilir, bitkisel ve hayvansal üretimin birbirine entegre olduğu bir tarımsal üretim sistemidir. Organik tarım, çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir bir tarım yaklaşımıdır. Diğer taraftan, organik tarımda çiftlik tüm unsurlarıyla (çiftçi, toprak, organik materyaller, iklim, bitkiler, hayvanlar vd.) birlikte (entegre), bir bütünü oluşturmak için aralarında etkileşim halinde olan ve yaşayan bir organizma olarak görülmektedir.

Organik tarım ne değildir?
Organik tarım “gübresiz ve ilaçsız tarım”, “doğal tarım” veya “geleneksel tarım” değildir. Organik tarım organik ürünlerin yetiştirilmesinden, ürünlerinin satılmasına kadar geçen süreçte kendi özel prensip ve uygulamaları olan, sürdürülebilir tarım sistemlerine bir yaklaşım olarak görülebilir.

Organik, Ekolojik ve Biyolojik Tarım Eşanlamlıdır
Organik tarım, dil farklılıkları nedeniyle farklı ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Örneğin, İngiltere’de organik (organic), Almanya’da ekolojik (ökologish) ve Fransa’da biyolojik (bioloque) kelimeleri kullanılmaktadır. Ancak organik tarımla ilgili Avrupa Birliği organik tarım yönetmeliği (2092/91 sayılı Konsey Tüzüğü)’nde de açıkça belirtildiği gibi bunlar birbirleriyle eşanlamlıdır.

Pazarlama Sistemi Açısından Yasal Standartlar, Kontrol, Sertifika ve Logo
Organik tarımın tarlada ürünlerin üretimden pazarlamasına kadar geçen süreçte kendine özgü prensip ve uygulamaları bulunmaktadır. Özellikle pazarlama sistemi açısından, organik tarım ve gıda ürünlerini diğer konvansiyonel ürünlerden ayırt eden en önemli faktörler arasında uluslararası yasal standartlar, kontrol ve sertifikasyon işlemlerine dayalı, kayıt altına alınmış, izlenebilir ve organik tarım logosunu almış olması gibi kendine özgü özellikleri sayılabilir.

Sonuç olarak organik tarım
1. Organik tarımda ilaç, gübre, bitki büyüme düzenleyicileri ve hayvansal hormonlar gibi sentetik kimyasal, çözülebilir ve inorganik maddelerin kullanımı yasaktır.
2. Organik tarım bitki münavebesi (ekim nöbeti, rotasyonu), bitki artıklarının kompost olarak değerlendirilmesi, hayvan gübresi ile biyolojik-mekanik ve entegre zararlı mücadelesi, hastalık ve yabancı ot kontrolü gibi belirli üretim prensiplerine dayalıdır.
3. Organik tarımın amacı, tüketici sağlığını koruma, onların tercihlerini dikkate alma, toprak verimliliğini koruma prensiplerine dayalı olarak toprak, bitki, hayvan ve çiftlik sistemleri arasındaki kapalı sistem tarımsal üretimdir.
4. Organik tarımsal üretim ve pazarlaması kendine özgü uluslararası kuralları olan, izlenebilir, kayıtlı ve şeffaf bir süreçtir ve organik ürünler bu sürecin tüm aşamalarında bağımsız kontrol ve sertifikasyon kuruluşları ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB) Organik Tarım Komitesi (OTK) uzmanları tarafından kontrol edilir, sertifikalandırılır ve organik ürün logosu alır (6,7,8).

Dünya ve Türkiye’den organik tarım
Dünyada organik tarım
Organik tarım ilk kez Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde başlamış ve daha sonra diğer ülkelere yayılmıştır. Organik tarıma olan ilginin artması ise çevre ve sağlık ile ilgili endişelerin artması gibi faktörlerden kaynaklanmaktadır. Organik tarım ve gıda ürünlerine tüketici talebinin artması sonucu organik tarımı benimseyen çiftçi sayısı da doğal olarak artmıştır. Bu talebin büyümesi aynı zamanda uluslararası ticareti de geliştirmiştir. Kendi ülkelerinde organik ürünler için iç pazar ve talep olmadığı halde bazı ülkeler, Avrupa’da yetişmeyen ve talep edilen organik ürünleri üretmeye ve ihraç etmeye başlamıştır. 2015 yılı itibariyle, organik tarım 179 ülkede, yaklaşık 2.4 milyon çiftçinin, 50.9 milyon ha tarımsal araziyi yönetmesiyle uygulanmaktadır. Bir önceki yıla göre organik tarım yapan çiftçilerin sayısında %7.2 artış görülmektedir. Organik çiftçi sayısının en fazla olduğu ülkeler Hindistan (585 bin 200), Etiyopya (203 bin 602) ve Meksika (200 bin 39)’dır. En büyük üretim alanları Okyanusya (22.8 milyon ha ile dünyadaki organik tarım alanlarının % 45) ve Avrupa (12.7 milyon ha ile dünyadaki organik tarım alanlarının %25’i)’dadır. Bu ülkeleri takiben; Latin Amerika (6.7 milyon ha %13), Asya (4.0 milyon ha, %8), Kuzey Amerika (3.0, %6) ve Afrika (1.7 milyon ha, %3) gelmektedir. Onbir ülkede tarım arazilerinin %10’unundan daha fazlası organiktir. Toplam tarım arazisi içinde en fazla organik tarım arazisine sahip olan ülkeler; Liechtenstein (%30.2), Avusturya (%21.3) ve İsveç (%16.9)’tir. En büyük organik tarımsal alanlara sahip olan ülkeler sırası ile; Avusturalya (22.7 milyon ha), Arjantin (3.1 milyon ha) ve Amerika Birleşik Devletleri (2.0 milyon ha)’dır. Şu anda tarımsal alanların %1’inde organik üretim yapılmaktadır. Bölgeler açısından organik alanların toplam tarım alanları içindeki yüzdelerine bakıldığında; %5.4 ile Okyanusya ilk sırada, %2.5 ile Avrupa ikinci sıradadır. Avrupa Birliği’nde tarım alanlarının % 6.2’sinde organik tarım yapılmaktadır. Bir önceki yıla göre organik tarım alanları sadece Latin Amerika hariç tüm bölgelerde artış göstermiştir. Latin Amerika’da azalmasının sebebi, Falkland adalarındaki yaklaşık 300 bin hektar organik otlak alanının azalmasıdır. Tarımsal alanlar dışında; organik alanların birçoğu yaban hayatı içindir. Diğer alanlar; su ürünleri, orman alanları ve tarımsal olmayan otlak alanlardır. Tarım alanların %39.7 milyon hektardan fazlasını tarım dışı alanlar oluşturmaktadır.
Tüketici tarafından bakıldığında; 2015 yılı itibariyle, organik gıda ve içeceklerin küresel satış rakamları 81.6 milyar dolara ulaşmıştır. En büyük organik pazar payına sahip olan ABD’de, pazar 2014 yılında %11’den daha fazla büyüme göstermiştir. Özellikle kahve gibi bazı tropik bitkiler için neredeyse %10 oranında alan büyüme oranlarına ulaşılmıştır. Organik ürünlerin satışı en çok Kuzey Amerika ve Avrupa’da gerçekleşmektedir. Bu iki bölge organik gıda ve içecek satışlarının yaklaşık %90’nunu oluşturmaktadır. Diğer bölgelerde; özellikle Asya, Latin Amerika ve Afrika'da, yetiştirilen ürünlerin çoğunun ihraç edilmesi kaçınılmazdır. 2015 yılında, en büyük organik pazara sahip ülkeler sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (35.8 milyar Euro), Almanya (8.6 milyar Euro) ve Fransa (5.5 milyar Euro)’dır. 2015 yılında, önemli pazarların çoğunda çift haneli büyüme rakamları görülmektedir. Kişi başına en yüksek harcama İsviçre (262 Avro)’dedir. Danimarka ise en fazla organik pazar payına (toplam gıda pazarının %8.4’ü) sahip ülkedir.
Dünya organik gıda ürünleri pazarının gelişmesinde yeni organik tarım, gıda ve tekstil ürünleri dünya pazarlarına sunulması etkili olmaktadır. Büyük gıda üretici ve toptancıları, yeni ve işlenmiş organik ürünleri bu pazara sokmaktadırlar. Organik tarım ve gıda ürünleri dışında, ekolojik otel ve restoranlar, organik tekstil, sağlık ürünleri ve bunlarla ilgili mağazalar giderek çoğalmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve kalkınma açısından birçok hükümet, uluslararası organizasyonlar, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve diğer gönüllü organizasyonlar organik tarımın yaygınlaştırılması, organik gıda pazarı ve ticaretinin teşvik edilmesi için büyük çaba göstermektedirler.

Türkiye’de organik tarım
Türkiye organik tarım hareketi, dünyada olduğu gibi önder çiftçiler tarafından değil; Avrupalı organik tarım şirketlerinin temsilcileri aracılığı ile başlatılmıştır. Bu durum, Avrupa’da yetiştirilemeyen ve klasik tarımsal ihraç ürünlerimize gelen talebin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin ilk olarak organik tarım faaliyetleri Ege Bölgesi’nde, sınırlı sayıdaki üzüm üreticisine, Avrupalı organik tarım şirketlerinin temsilcileri tarafından tanıtılarak başlatılmıştır. Avrupa ülkelerinden gelen talebin artışına paralel olarak, organik üretim çeşitlenmiş ve organik üretim projeleri 1980’li yılların ortasından itibaren tüm Türkiye’de yürütülmeye başlatılmıştır. Önceleri yabancı şirketlerin temsilcileri aracılığıyla, sonradan ise yerli şirketlerin organik tarım ve gıda pazarına girmesiyle birlikte, gerek ihracata gerekse iç piyasaya yönelik üretim ve pazarlama çalışmaları sürdürülmüştür. Ülkemizdeki organik üretim, yurtdışından gelen taleplerin artması, TKB’nin organik üretimi desteklemesi, uluslararası kuruluşların desteklediği projeler, üniversite, araştırma kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları (STK), yerli tüketicilerin ve kamuoyunun konuya ilgi göstermesi, iç pazarın oluşumu vd. gelişmeler sonucu hızla artmaktadır.


Türkiye’de organik tarım son 20 yıllık dönemde hızla gelişmiştir. Resmi istatistiklerde son yıllarda ekstrem artışlar dikkati çekmektedir. Bu artışların üretici sayısı ve alandaki artışlardan kaynaklandığı söylenebilir. Özellikle, 2003 ile 2011 yılları arasında organik üretim alanı 5,5 kat ve organik üretim yapan üretici sayısı ise neredeyse 4 kat artmıştır. Bu gelişmeler sonucu Türkiye AB’ne organik ürün ihraç eden önemli ülkeler arasına girmiştir.

Ülkemizde son yıllarda üretilen organik ürünler giderek çeşitlenmektedir. Bunlar taze meyve ve sebzeden, baklagil, tarla bitkileri (pamuk ve buğday), tıbbi ve aromatik bitkiler ve kurutulmuş meyvelere (elma, fındık, ceviz, Antep fıstığı, kuru incir, kayısı ve üzüm) kadar uzanmaktadır. Organik bal üretimi, ilk ve tek organik hayvansal üretim olarak uzun yıllar ülkemizde gerçekleştirilmesine karşın, son yıllarda organik süt, et ve yumurta üretimi başlamış ve giderek artmaktadır. Organik balık yetiştiriciliği ile ilgili araştırma projelerinin bulunmasına karşın, henüz ülkemizde ticari olarak organik kültür balıkçılığı üretimi yapılmamaktadır. Yurtdışı ve yurt içinden gelen talepleri karşılamak için son yıllarda özel sektörün organik hayvancılığa ilgisi ve yatırımları artmaktadır.

Ülkemizde organik iç pazarın durumuna ilişkin çok fazla araştırma ve veri bulunmamaktadır. 1990’lı yıllardan beri ülkemizde organik ürünler büyük şehirlerdeki bazı süpermarketlerdeki bölümlerde, bağımsız organik tarım dükkânlarında veya aktarlarda, özellikle “doğal ürünler” olarak satılmaktadır.
Türkiye’de son yıllarda organik tarım ile ilgili projeler ve eğitim faaliyetleri yapılmaktadır. Projeler, Organik Tarımın Kontrolü ve Büyümesi Projesi, Gökçeada&Bozcaada Tarımsal Kalkınma ve Yerleşim Projesi, Baraj Havzalarında Organik Tarım, Özel Korunan Çevre Alanlarında Organik Tarım. Eğitim faaliyetleri ise, Hizmet-içi Organik Tarım Eğitimi ve Organik Tarım Kontrolör Eğitimi’dir.
Organik ürünlerin fiyatlarının yüksekliği, tüketiciler arasında organik ürünler hakkındaki bilgi eksikliği, pazarda taze organik sebze çeşitlerinin sınırlı olması, iç pazarda organik ürünlerin çeşitlenmesini ve tüketiminin yaygınlaşmasını sınırlandıran belli başlı faktörler arasındadır. Ancak, görece olarak gelir ve eğitim seviyeleri yüksek, orta yaşlı, çevre ve sağlık riskleri konusunda daha duyarlı ve özellikle büyük şehirlerde yaşayan sosyo-ekonomik profildeki tüketiciler arasında organik ürünlere olan talep giderek artmaktadır.

Kaynak
Demiryürek, K., 2016. Organik Tarım ve Ekonomisi. DOKAP, 2016. ISBN: 978-605-9041-80-5.