“Stratejik ürün buğdayda acil önlem alınmalı”

“Türkiye’de buğdayın yurt içi kullanımı 2016/17 döneminde 18.756 bin ton, gıda olarak tüketimi 14.490 bin ton, tohumluk olarak kullanımı 1.381 bin ton, yemlik olarak kullanımı 2.305 bin ton, kayıp 581 bin ton, kişi başına tüketim 182 kg’dır. Ülkemiz kullanacağımız tohumluk miktarını da dikkate aldığımızda rahat hareket edebilmek için her yıl en az 18- 20 milyon ton buğday üretmek zorundadır.”

Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, "Dünyada azalan buğday üretimi Türkiye’de de alarm veriyor. Buğdayın ekim alanları sınır değerlere ulaşmış durumda. Ürün destek politikalarının yetersiz ve oluşan fiyatların ürün maliyetlerine yakın olması nedeniyle çiftçinin istediği geliri elde edemediği için başka ürünlere kaydığını belirten Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, “Buğdayı, kıraç alanların ürünü ya da münavebe ürünü olarak görülmekten kurtarmak, tercih edilir bir ürün haline getirmek gerekir” diye konuştu.


“Türkiye’de, büyük kısmı İç Anadolu ve Geçit Bölgelerinde olmak üzere 4,5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunmaktadır. Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olmasıdır. Bunun en büyük nedeni de ‘Su’ yetersizliğidir. İklime bağlı tarımdan artık kontrollü tarıma geçmeliyiz. Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması gerekir. Nadasa bırakılan alanların suyla buluşturulması halinde yıllık tarımsal hasılamız 20 milyar TL artış gösterecektir.”

Özlem As

Uluslararası Hububat Konseyi (IGC)’ne göre, geçen yıl küresel ölçekte azalan buğday üretimindeki düşüş sürecek. Beklenen talep artışıyla birlikte stokların eriyeceği tahmin ediliyor. Buğday ekim alanlarının daralmasının temelinde değişen iklim koşulları nedeniyle aşırı sıcak, kuru hava etkisi ve düşük fiyatlar karşısında karlılığının olmaması gösteriliyor. Bu durumda ülkeler tarım politikalarını yeniden gözden geçirmekte ve gıda ihtiyaçlarını karşılamak için buğday ihracatından dahi vazgeçmektedir.
Türkiye'de ise tüketimi karşılayacak kadar kaliteli üretim yapılamıyor, bu nedenle her zaman belli miktarda ithalat yapılıyor; 2017 yılında yaklaşık 4 milyon 991 bin ton ithalat yapıldı.
Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, Türkiye’de ekonomik ve sosyal olarak etkileyen, üzerinde en çok konuşulan, spekülasyon yapılan stratejik bir ürün olan buğdayın ekim alanlarının sınır değerlere ulaştığını söyledi.
Düşen ekim alanlarıyla birlikte olumsuz iklim koşullarında üretim yetersizliği sorununu beraberinde getireceğini dile getiren Taşpınar, “Bu durum, üretimiyle ve ticaretiyle buğdayı yönetilebilir olmakta zorlayabilir. Türkiye’de, büyük kısmı İç Anadolu ve Geçit Bölgelerinde olmak üzere 4,5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunmaktadır. Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olmasıdır. Bunun en büyük nedeni de ‘Su’ yetersizliğidir. İklime bağlı tarımdan artık kontrollü tarıma geçmeliyiz. Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması gerekir. Nadasa bırakılan alanların suyla buluşturulması halinde yıllık tarımsal hasılamız 20 milyar TL artış gösterecektir” diye konuştu.
Özkan Taşpınar ile dünya ve Türkiye buğday piyasasında yaşanan son gelişmeleri konuştuk.

Şu anda Türkiye'nin buğday ekim alanı ve üretimi ne kadardır?

Türkiye, dünya buğday ekim alanının yüzde 3,5’ine sahiptir. Nadas alanları dışında tarım arazilerinin yüzde 66,4’ü (15,5 milyon hektar) tarla ziraatına ayrılmıştır. Bu alanın da yaklaşık yüzde 71’inde (11,1 milyon hektar) hububat ekilmektedir. Hububat ekim alanı içerisinde yüzde 69’luk payla ilk sırada buğday yer almaktadır. Ancak, ürün destek politikalarının yetersiz ve oluşan fiyatların ürün maliyetlerine yakın olması dolayısıyla çiftçi istediği geliri elde edemediği için başka ürünlere kaymakta, daha karlı gördüğü ürünlere yönelmektedir. 10 yıl önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanı, giderek azalmış 7,5 milyon hektar civarına düşmüştür. Buna rağmen gerek yeni çeşitlerin ıslahı gerekse yetiştirme tekniklerindeki gelişmeler, ekim nöbeti ilkelerine uyulması gibi nedenler ile birim alan verimi giderek arttığı için, üretim düşüşü yaşanmamıştır. Ancak gelinen noktada nüfus artışı, göçmen nüfus, artan turist sayısı, dışarıya yapılan yardımlar ve coğrafyamızda yaşanan karışıklıklardan dolayı üretimden düşen ve Türkiye’den gelecek gıda ile beslenmek durumunda olanları göz önüne alırsak, tüketimin öngörülenin çok üzerinde olacağı sonucuna varılmaktadır. Türkiye’de buğdayın yurt içi kullanımı 2016/17 döneminde 18.756 bin ton, gıda olarak tüketimi 14.490 bin ton, tohumluk olarak kullanımı 1.381 bin ton, yemlik olarak kullanımı 2.305 bin ton, kayıp 581 bin ton, kişi başına tüketim 182 kg’dır. Ülkemiz kullanacağımız tohumluk miktarını da dikkate aldığımızda rahat hareket edebilmek için her yıl en az 18- 20 milyon ton buğday üretmek zorundadır.

İthalat ve ihracatta ne durumdayız?

Ülkemizin buğday üretimi konusunda kendine yeterliliği oldukça yüksek düzeydedir. Ancak iklim koşullarına bağlı olarak üretim ve kalitede yaşanan sorunlardan dolayı buğday ithalatı yapılmaktadır. Türkiye’de toplam 1.422 adet un, yem, makarna, irmik, bulgur, bisküvi, çeltik ve nişasta fabrikası faal olarak çalışmaktadır. Buğdaya dayalı mamul madde (un, makarna, bisküvi, irmik, bulgur vb.) ihracatı giderek artmakta buna bağlı olarak kaliteli buğday ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
2017 yılında buğday ithalat miktarı yaklaşık 4 milyon 991 bin ton olarak gerçekleşmiştir. İthalatın büyük çoğunluğu navlun ve rekabetçi fiyat avantajına bağlı olarak Rusya Federasyonu, Ukrayna, Litvanya, Meksika ve Kazakistan’dan yapılmaktadır. Buğday üretiminde arz fazlası olduğu dönemlerde ihracat da yapılmaktadır. 2017 yılı buğday ihracatı ise 42 bin 581 ton olarak gerçekleşmiştir. İthal ettiğimiz buğdayın çoğunluğunun kaliteli buğday ihtiyacımızdan dolayı olduğu gerçeğini dikkate alarak, üreticilerimizin kendi gelirlerini artırmaları için kaliteli üretime dikkat etmeleri konusu üzerinde daha hassasiyetle durulmalıdır. Üretim aşamasında tarlasıyla ilgilenen, sertifikalı tohum kullanan, yeterli gübreleme yapan, kaliteli ürün yetiştiren çiftçimiz daha çok kazanmaktadır.
Sudan’da kiralanan arazi örneğinde olduğu gibi diğer ülkelerde de arazi kiralamalıdır. Ukrayna özellikle hububat üretimi açısından isabetli bir tercih olacaktır. Türkiye un ve unlu mamuller ihracatında dünya lideri bir ülke. Un, makarna, bulgur gibi ihraç ettiğimiz mamul madde karşılığı ithal ettiğimiz hububatı da kendimiz üretmeliyiz. Artan nüfusumuzu da göz önüne alırsak, ihracatımızın ve üretimimizin rekabet şansı ve sürdürülebilir bir hammadde arzı uzun süreye yayılmalıdır.
Diğer taraftan ülkemizde enflasyonun en önemli nedeninin tarımsal ürün ve gıda olarak gösterilmeye çalışıldığına üzülerek şahit oluyoruz. Gerçekçi olmayan bu yaklaşımla birlikte, gümrük fonlarını düşürülmesi gündeme gelmekte ve tarımsal ürünlerin ithal fonları zaman zaman düşürülmektedir. İthalatın enflasyona çözüm olmadığı, son aylardaki enflasyon rakamlarına bakıldığında açıkça görülmektedir. İthalat söylemleri ürün hasat sezonlarında piyasaları olumsuz etkilemekte, çiftçiyi üretimden soğutmakta, hatta üretimden düşürmektedir. Ülkemizde hasat sezonu bölgelere göre değişkenlik göstermekte ve periyodu uzamaktadır. Bunu durum dikkate alınmalı, gümrük düzenlemeleri tüm kesimlere olası etkileri göz önünde bulundurularak hesaplanmalı, zorunluluk halinde vergiler düşürülecek ise de hasat dönemi dışında, ilgili ürünün en düşük ticari işlem gördüğü dönemde uygulanmalıdır.

İç Anadolu özellikle Konya, buğday ambarı olarak nitelendirilirdi. Son dönem bakliyata bir yöneliş söz konusu. Nedeni nedir?

Ülkemizde her bölgede yetiştirilebilen buğday, yaygın olarak İç Anadolu Bölgesi’nde üretilmektedir. 2017 yılı verilerine göre ekmeklik buğday üretiminde İç Anadolu Bölgesi yüzde 32’lik (5.687 bin ton) pay ile ilk sırada yer almaktadır. Makarnalık buğday üretiminde ise yüzde 38’lik (1.467 bin ton) üretim ile İç Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ilk sırada yer almaktadır. İç Anadolu’da buğday üretimi genellikle kıraç alanlarda yapılmaktadır. Bir kısım çiftçimiz gelir ve gider hesabını yaparak karlı gördüğü bakliyat ürünlerine yönelmiştir.

Dünyada da ekim alanları ve üretimde bir düşüş söz konusu. Neler oluyor?

Dünyada da buğday üretiminde bir azalmanın olduğu görülüyor. Uluslararası Hububat Konseyi (IGC), buğday üretiminin küresel ölçekte ‘tehlikeli’ düşüşüne dikkat çekiyor. 2017/2018 döneminde 767,1 milyon ton olarak belirlediği dünya buğday üretimini 2018/2019 döneminde 728 milyon ton düzeyinde olacağı tahmininde bulundu. 2017/18 dönemi dünya buğday ekim alanları tahmini önceki döneme göre yüzde 1 azalarak 219 milyon hektara gerilemiştir. Dünya buğday alanlarının yaklaşık yüzde 90’ı Kuzey Yarım Küre’de yer almaktadır. Son 10 yılda Arjantin’de yüzde 21, Hindistan’da yüzde 14, Rusya’da yüzde 3 buğday ekim alanlarında artış, ABD’de yüzde 33, Kazakistan’da yüzde 12, Kanada ve Avustralya’da yüzde 10 azalma görülmektedir. Üretimde meydana gelecek düşüşle birlikte buğdaya olan talepte yaşanması beklenen artışın da stokların erimesi yönünde sonuç vereceği tahmin ediliyor. Bu durum karşısında ülkeler tarım politikalarını yeniden gözden geçirmekte ve gıda ihtiyaçlarını karşılamak için buğday ihracatından dahi vazgeçmektedir. Buğday dünyada pek çok insanın gıda ihtiyacının karşılanması açısından büyük bir öneme sahip, stratejik bir üründür. Bu nedenle ülkeler, hayati bir öneme sahip olan buğday üretiminde kendine yeter olmayı ya da en azından yönetilebilir bir seviyenin altına düşmemeye özen göstermektedir. Buğdayda üretimi artırmanın yolu; üreticinin desteklenmesi ve iklim faktörünün olumsuzluklarını azaltacak tedbirlerin alınmasıdır.
Buğday ekim alanlarının daralmasının temelinde değişen iklim koşulları nedeniyle aşırı sıcak ve kuru hava etkisi ve düşük fiyatlar karşısında karlılığının olmaması gösteriliyor.

Önümüzdeki döneme ilişkin öngörüleriniz nelerdir?

Yaşam için vazgeçilmez tarım ve gıda üretimi, artık sadece günümüzün değil geleceğin de meselesi haline gelmiştir. Nüfus artıyor, şehirler büyüyor, gıda sanayisi gelişiyor, küresel ısınma sonucu iklimler değişiyor. Bu durum doğrudan tarım sektörünü önemli kılıyor. Fakat bir taraftan da tarıma elverişli olan bu araziler hızla azalıyor. Gelecek yüzyılda tarımın bugünkünden çok daha önemli ve kritik olacağı görülüyor. 2050 yılında iki katına çıkacak dünya nüfusunu mevcut tarım arazileriyle beslemek çok zor olacaktır. Tarımsal üretimi ve tüketimi sadece dünya nüfusu ve iklimi de belirlemekte, petrol fiyatları da etkili olmaktadır. Artacak petrol fiyatları, biyoetanol üretiminin artmasına neden olmaktadır. Biyoetanolun hammaddesi doğrudan tarım ürünleri olduğu için, gıda arzında düşüşlere ve fiyatların artmasına neden olabilmektedir. Ülkeler bunun farkında olarak tarıma politikaların da değişikliğe gitmekte, topraksız tarım, susuz tarım üretim yöntemleri gündeme gelmektedir.
Türkiye olarak biz de planlarımızı ve hedeflerimizi 2023’te 90 milyon nüfus, artı 50 milyon turist toplam 140 milyonu doyurmak ve tarımda Dünya’da ilk 5’e girmek üzerine kurgulamalıyız. Toprak ve suyun kıymetini bilerek, sürdürülebilir bir üretim ve tüketim modeli geliştirilmeliyiz. Gıda güvenliğini sağlamak amacıyla, daha planlı, daha verimli ve daha kaliteli üretim yapmalıyız. Doğru stratejilerle doğru adımlar atılırsa Türkiye, tarımda hızlı kalkınacak, dünyada çok önemli bir yerde olacaktır. Gelecek kuşaklara daha üretken ve daha müreffeh bir ülke bırakmalıyız.

Türkiye ne yapmalı?

Ülkemizi ekonomik ve sosyal olarak etkileyen, üzerinde en çok konuşulan, spekülasyon yapılan stratejik bir ürün olan buğdayın ekim alanları sınır değerlere ulaşmıştır. Bunun altına düşen ekim alanlarıyla birlikte yaşanmasını istemediğimiz olumsuz iklim koşullarında üretim yetersizliği sorununu beraberinde getirecektir. Bu durum, üretimiyle ve ticaretiyle buğdayı yönetilebilir olmakta zorlayabilir. Çünkü buğday, gıda maddesi olması yanında, yem ve diğer endüstriyel kullanım alanları için de önemli hammadde olup, gösterilen ilgide bunların payı da gittikçe artmaktadır. Buğdayı, kıraç alanların ürünü ya da münavebe ürünü olarak görülmekten kurtarmak, tercih edilir bir ürün haline getirmek gerekmektedir. Türkiye’de, büyük kısmı İç Anadolu ve Geçit Bölgelerinde olmak üzere 4,5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunmaktadır. Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olmasıdır. Bunun en büyük nedeni de ‘Su’ yetersizliğidir. İklime bağlı tarımdan artık kontrollü tarıma geçmeliyiz. Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması gerekir. Nadasa bırakılan alanların suyla buluşturulması halinde yıllık tarımsal hasılamız 20 milyar TL artış gösterecektir. Sürdürülebilir bir tarım ve verimlilik için belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması gerekir. Ayrıca mevcut sulanan alanlarda sulama sistemlerinin modernizasyonu yapılmalıdır. Ayrıca, hükümetimizin boş arazilerin kiralanması yönündeki almış olduğu karar gereği, bu arazilerin üretime kazandırılması da tarım sektörü açısından son derece önemsiyor ve destekliyoruz. 8 yıldır 5 Kuruş olan buğday desteğinin geçtiğimiz günlerde 10 Kuruş’a yükseltilmiştir. Fakat bunun bölgesel olarak yeterli yağış altında, sulu/ kurak farklılıklar ve maliyetler dikkate alınarak yeniden ele alınması ve 25- 35 Kuruş’a yükseltilmesi gerekmektedir.
Önemli bir husus da uzman olmayan kişiler buğday, ekmek ve pirinç üzerine yorum yapmaktadır. Bu olumsuz propagandaların önüne geçilmelidir.

En temel tarım ürünü olan buğdayın olmaması üretimin giderek azalması gıda güvencesi açısından nasıl tehlikeler doğurur?

Stratejik ürün olan buğdayda acil önlemlere ihtiyaç vardır. Dünya’da buğday üretiminde yaşanan azalma doğrudan ülkemizi de etkileyecektir. Buğday, 2019 yılında da önemli bir konuyu oluşturacaktır. Çünkü çeşitli nedenlerle çiftçi buğday ekiminden uzaklaşıyor. Yüksek girdi maliyetleri sonucu buğday ekmek istemiyor. Yeniden buğdaya dönüş için radikal kararlar alınmalı. Mazot, gübre, tohum, ilaç gibi girdilerde iyileştirmeler yapılmalı, destekler artırılmalı. Şunu unutulmamalı ki tarım stratejik bir sektördür. Bu önem dolayısıyla ulusal güvenliği ve bağımsızlığı doğrudan etkilemektedir. Buğday üretimi ne kadar azalırsa, o kadar fazla ithal buğday ekmek zorunda kalırız. Buğday ekimini artırmak için verilmeyen yeterli destek bu sefer ithalata gitmiş olacak. Onun için şimdiden üretimi artırıcı önlem alınmalıdır.