Tarım ürünlerinde ithalat cazibesini yitirdi

Son dönemde döviz kurlarındaki artışla birlikte tarım ürünlerindeki ithalatın cazibesini yitirdiğini belirten Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, “Bu nedenle fiyatları düşürmek için ithalat peşinde koşmak yerine fiyat yükselmesine neden olan faktörlerin düzeltilmesi, yerli ve milli kaynakların tercih edilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

"ÇKS’de kayıtlı çiftçi sayısı 2003 yılında 2,8 milyondan 2017 yılında 2,1 milyona geriledi. Tarımsal üretimde emeğinin karşılığını bulamayan çiftçi hızla alanı terk ediyor. 2002 yılında 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı 2017 yılında 38 milyon hektara, 3,2 milyon hektar geriledi. Bu tehlikeli gerileyiş Belçika’nın 3 milyon hektar olan toplam yüzölçümünden daha büyüktür. Son bir yıldaki ekilmeyen arazimiz ise Zonguldak ilimizin toplam yüzölçümü kadardır."

Özlem As

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, yapılan her bir ithalatın iç üretimi daha da tahrip ettiğini ithalatın bırakın bitirilmesini hızı yavaşladığı anda fiyatların eskisinin de üzerine çıktığını belirterek “Son dönemde yaşanan dövizdeki hızlı yükselme artık tarım ürünlerindeki ithalat cazibesini de ortadan kaldırdı. Bu nedenle fiyatları düşürmek için ithalat peşinde koşmak yerine fiyat yükselmesine neden olan faktörlerin düzeltilmesi, yerli ve milli kaynakların tercih edilmesi gerekmektedir” diye konuştu.
Çiftçinin en büyük sorunu ürününü pazarlamada yaşadığını dile getiren Atalık, “Tüccarın verdiği fiyatı kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bunu aşabilmenin yolu kooperatif üyesi olmayan çiftçi bırakmamak, hepsini kooperatif çatısı altında toplamak, kooperatiflerin doğru ve verimli çalışmasına yardımcı olmak gerekiyor. Aynı şekilde kentlerdeki tüketicilerin de kooperatifleşmelerini desteklemek gerekiyor” dedi.
Ahmet Atalık ile tarım sektöründeki güncel gelişmeleri konuştuk. İşte rakamlarla, verilerle tarım sektöründeki son durum...

Tarım gündemi oldukça yoğun. TÜİK'in verilerinde tarımda katma değer yüzde 1. 5 katma değer azaldı denildi. Ve döviz kurundaki artışla birlikte hızla artan girdi fiyatları ve gıda ürünlerine gelen zamlar… Bu noktaya nasıl geldik?

Türkiye tarımı, 1980’lere kadar izlenen devletçi politikalar sayesinde büyüdü ve güçlendi. Bu süreçte özel sektörün oluşumu ve alana dahil olması da teşvik edildi. Coğrafyamızda yetişme olanağı bulunan tüm önemli tarım ürünlerinde kendimize yeterlilik sağlandı. Ancak, 24 Ocak kararları ve bu kararların hayata geçirilmesini sağlayan 12 Eylül 1980 askeri darbesi bugün yaşanan olumsuzlukların en önemli adımları oldu. İç ticaret hadleri tarımın aleyhine döndü. Uygulamaya konan neoliberal politikalar çerçevesinde tarımın pek çok kurmay kurumu kapatıldı, küçültüldü ve işlevsizleştirildi. 80’li yılların ortalarında özelleştirme kavramı ile de tanıştık. Zarar eden, devletin sırtına yük olan tarımsal KİT’ler özelleştirilecekti. Ancak, 1990’ların başlarına kadar zarar eden KİT bulunamayınca zarar ettirilmelerine karar verildi. Sonraki yıllarda tarımsal KİT’ler birer ikişer özelleştirildi. Özelleştirmenin yapıldığı her alanda üretimde gerileme yaşandı. Kötüye gidişe dur demek için IMF ve Dünya Bankası politikaları devreye sokuldu. Ancak dış kaynaklı politikalar, tarım sektöründe ilerleme yerine gerilemeyi daha da belirginleştirdi. Günümüzde halen, yerli ve millilikten uzak bu politikalar devam ettirilirken, Türkiye stratejik öneme sahip önemli tüm tarım ürünlerinde mutlak dışa bağımlı hale geldi.

İthalat ve ihracatta son durum nedir?

Başta gıda sanayi olmak üzere diğer sanayi türlerinin de yaygın olarak kullandığı, ayrıca yem olarak da faydalanılan bitkisel ürünlerde ithalatımız giderek artıyor. Un ticaretinde dünya lideriyiz. Dünya un ihracatının yüzde 30’luk bölümünü gerçekleştiriyoruz. Üstelik hammaddesi buğdayın da anavatanıyız. Ancak, son 15 yılda ekim alanı 16 milyon dekar daralan buğdayı 5 milyon tona varan düzeylerde ithal eder olduk. Son yıllarda 1,5 milyon tona yükselen mısır ithalatımız daha da artarak son iki yılda 2 milyon tonun üzerine çıktı. Genelde 400 bin tonun altında olan ayçiçeği ithalatımız da son iki yılda 600 bin tonun üzerine seyrediyor. Pamukta da ürettiğimizden daha fazlasını ithal eder olduk. Son yıllarda pamuk ithalatımız da maalesef 900 bin tonun üzerinde.
Tarımın hayvancılık alt sektöründe de ithalat son derece hızlı artıyor. Fiyatların artışı gerekçe gösterilerek 2010 yılında başlayan ithalat çerçevesinde günümüze kadar toplam 3,8 milyon büyükbaş, 2,8 milyon küçükbaş hayvan, 275 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldı. Her üç kalemde de son yıllarda ithalatın azalmak yerine önemli düzeyde arttığı görülmektedir. İthalata toplamda 7 milyar dolar ödenmesine karşın et fiyatlarındaki artış durdurulamadı.
İşlenmiş ve ham bitkisel ve hayvansal mamullerden oluşan tarım ürünleri dış ticaretimiz 2015 ve 2016 yıllarında 1 milyar doların üzerinde fazla verirken, 2017 yılında 728 milyon dolar, 2018 yılının ilk 8 aylık döneminde ise 1,7 milyar dolar açık vermiş durumda. Bu alanda gıda maddeleri ihracatımız önemli miktarda ihracat fazlası verirken, gıda maddelerini üretmeye esas tarımsal hammadde ithalatımızı dikkate aldığımızda hesap maalesef negatife dönmektedir.

Tarım istihdamında son durum nedir? İstidhama katkı amacı taşıyan genç çiftçilerin desteklenmesi programında son durum nedir?

Tarımın istihdam içerisindeki payı yıllar içerisinde hızlı bir şekilde azalıyor. Bu pay 2003 yılında yüzde 34 iken günümüzde yüzde 19’a geriledi. Çiftçinin tarımsal desteklerden yararlanabilmesi için Çiftçi Kayıt Sisteminde (ÇKS) kayıtlı olması gerekiyor. ÇKS’de kayıtlı çiftçi sayısı da 2003 yılında 2,8 milyondan 2017 yılında 2,1 milyona geriledi. Tarımsal üretimde emeğinin karşılığını bulamayan çiftçi hızla alanı terk ediyor. 2002 yılında 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı 2017 yılında 38 milyon hektara, 3,2 milyon hektara geriledi. Bu tehlikeli gerileyiş Belçika’nın 3 milyon hektar olan toplam yüzölçümünden daha büyüktür. Son bir yıldaki ekilmeyen arazimiz ise Zonguldak ilimizin toplam yüzölçümü kadardır. Çiftçinin kırsal alanı terk etmesine karşın üretilen çözümlerden biri 2016 yılında uygulamaya konan Genç Çiftçi Programı oldu. 18-41 yaş aralığındaki çiftçilerin geliştirecekleri projelerin 30 bin TL’ye kadar hibe olarak destekleneceği belirtildi. Bu kapsamda 2016 yılında 450 milyon TL, 2017 yılında 483 milyon TL yaklaşık 31 bin çiftçiye hibe olarak verildi. Proje kapsamında 2018 yılı için 16 bin 750 çiftçiye hibe desteği kullandırılması hedeflenmiş olup Ağustos ayı itibarıyla 130 milyon destek dağıtıldı.

Girdi fiyatlarındaki artış önümüzdeki dönem için özellikle hangi ürün gruplarında alarm veriyor?

Tarımda kullanılan girdileri ana hatlarıyla tohum, yem, tarım ilacı, gübre, mazot ve elektrik şeklinde sayabiliriz. Özellikle serada sebze üretiminin tohumunda hala yüzde 60 oranında ithalata bağımlıyız. Yerli tohumlarımızda ise büyük oranda kalite sorunu var. Yem hammaddesini oluşturan mısır ve soyada yurtdışına çok büyük bir bağımlılığımız var. Tarım ilacında da dışarı bağımlılığımız çok yüksek. Yerli ilaç üretiminde de en önemli faktör aktif maddeyi yurtdışından alıyoruz. Gübrede de neredeyse tamamen dışarı bağımlıyız. Mazotu söylemeye dahi gerek yok. Elektrik ise sık sık zam gören ve sulama yapan çiftçinin ödeyemediği borcundan dolayı icralık olduğu bir girdi. Dolayısıyla döviz miktarındaki en ufak artış üretim maliyetlerini çok hızlı bir şekilde yukarı çekerken, çiftçinin ürününün fiyatı ise serbest piyasa şartları altında sürekli baskılanmaktadır. Dolayısıyla çiftçi para kazanamamaya devam ederken aklınıza gelebilecek her ürün zamlanmaya devam edecektir. Fiyatı sabit kalan tek bir ürün olmayacaktır.
Özellikle son günlerdeki fiyat artışlarında o ürünün dövizle bağlantılı olup olmadığı tartışmaları yaşanmaktadır. Çevrenizdeki ürünlerin fiyatları hızlı bir şekilde artarken ürettiği ürünün fiyatını sabit tutan kişinin alım gücü hızla gerilemeye başlamakta ve o da ürününe zam yapmak zorunda kalmaktadır.
Burada en temel sorun üretime esas hammaddelerdeki yurtdışına olan bağımlılığımızdır. Yurtiçinde fiyatı artan ürüne çare olarak çok kolay bir şekilde uygulamaya konan ithalat anlayışıdır. Yapılan her bir ithalat iç üretimimizi daha da tahrip etmekte, ithalatın bırakın bitirilmesini hızı yavaşladığı anda fiyatlar eskisinin de üzerine çıkmaktadır. Son dönemde yaşanan dövizdeki hızlı yükselme artık tarım ürünlerindeki ithalat cazibesini de ortadan kaldırdı. Bu nedenle fiyatları düşürmek için ithalat peşinde koşmak yerine fiyat yükselmesine neden olan faktörlerin düzeltilmesi, yerli ve milli kaynakların tercih edilmesi gerekmektedir.

Tarımda ve hayvancılıkta belli oranda destekler var. Destekler yetersiz mi? Yoksa destekleme tarzı mı yanlış? Ya da yanlış tarım ürünleri mi destekleniyor?

Açlığı gerçek anlamda yaşamış olan Avrupa Birliği 1962 yılında uygulamaya koyduğu Ortak Tarım Politikası çerçevesinde bütçesinin yüzde 70’ini tarımsal desteklere ayırdı. Çiftçisine üret, sana kazandıracağım dedi. İstenilen üretim seviyesine ulaşılınca da kalite ve standarda yöneldi. Bu arada çiftçisini kooperatif yapılarda bir araya getirdi. Bugün bütçesinin halen yüzde 40’ını tarımsal desteklere ayırmaktadır. Ülkemizde ise tarıma ayrılan desteğin bütçeye oranı yüzde 2-2,5 dolaylarındadır.
Ülkemiz kaynakları üretim için kullanılmıyor. Tarımın desteklenmesi için 2018 yılında bütçeden 14,5 milyar TL kaynak ayrıldı. Oysa yılın ilk 8 ayında buğday, mısır, soya, ayçiçeği, pamuk ithalatına ödenen dövizin TL karşılığı 15,1 milyar TL’dir. Buna canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına ödediğimiz 5,4 milyar TL’yi de eklediğimizde toplam ithalatımız 20,5 milyar TL’ye ulaşarak tarım desteğinin çok üzerine çıkmıştır.
Kaynaklarımızı ithalat yaptığımız ülke halklarının refahı yerine kendi halkımız ve yerel üretim için kullanmalıyız. 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu hükümlerine göre tarıma aktarılacak desteğin milli gelirin yüzde 1’inden az olmaması gerekiyor. Buna göre 2018 yılında tarıma ayrılması gereken destek miktarı 34,5 milyar TL iken ayrılan 14,5 milyar TL’dir. Tarımımız gerçek anlamda desteklenmelidir.
Yeterince desteklenmeyen çiftçimiz banka kredilerine yönelmekte ve icra takibine düşen kredi miktarı her geçen yıl yükselmektedir. Bu kapsamda 2005 yılında çiftçinin icra takibine düşen kredi borcu miktarı 154 milyon TL iken, 2010’da 976 milyon TL, 2015’te 1,4 milyar TL, 2017’de 2,5 milyar TL ve Ağustos 2018 itibarıyla 3 milyar TL’ye yükselmiştir.
Çiftçimizin en büyük sorunu ürününü pazarlamada yaşamakta, tüccarın verdiği fiyatı kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bunu aşabilmenin yolu kooperatif üyesi olmayan çiftçi bırakmamak, hepsini kooperatif çatısı altında toplamak, kooperatiflerin doğru ve verimli çalışmasına yardımcı olmak gerekiyor. Aynı şekilde kentlerdeki tüketicilerin de kooperatifleşmelerini desteklemek gerekiyor. Tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tüketici kooperatifleri çiftçi kooperatiflerine taleplerini iletmeli, çiftçi pazarın talebi doğrultusunda kooperatifi tarafından yönlendirilmelidir. Üretilen ürün işlenerek ve paketlenerek kooperatif tarafından tüketiciye ve perakendeciye ulaştırılmalıdır. Böylelikle çiftçi emeğinin karşılığını alırken, tüketici de son derece makul fiyatlarla ürüne ulaşabilecektir.

Neler yapılmalı?

Bugün Genç Çiftçi Programı çerçevesinde tarıma önemli sayılabilecek düzeyde kaynak aktarılmaktadır. Ancak sorunun çözümü çiftçiye para verip köye göndermek değildir. Zira köylerin neden boşaldığı masaya yatırılmalı, bu sorunların çözümü yoluna gidilmelidir. Aksi taktirde bu alana aktarılan kaynaklar da tarımsal üretime artış olarak yansımayacak, o çiftçiler de kendilerinden öncekiler gibi bir süre sonra alanı terk edeceklerdir.
Tarımsal üretimi düzene sokacak KİT’ler yeniden kurulmalıdır. Bizdeki KİT’lerin AB’deki karşılığı müdahale kurumları her önemli üretim alanı için mevcuttur. Çiftçinin üretim maliyeti gerçek anlamda tespit edilmeli, birkaç ürün için açıklanan taban fiyatın piyasada tavan fiyat muamelesi görmesine izin verilmemelidir. Tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çiftçinin, üretim maliyetinin üzerine kar payı ile insanca yaşam payı eklenmiş bir kazanç elde etmesi sağlanmalıdır.

Diğer yandan sulama yatırımları ve arazi toplulaştırma gibi tarımsal altyapı eksikliklerinin bir an önce tamamlanması da çiftçinin üretim maliyetini düşürecek önemli işlerdir.