Tarımda ithalat sürdürülebilir değil

Prof. Dr. Havva Tunç, Dünya Gıda Dergisine tarımdaki fiyat artışlarını, ithalatı değerlendirdi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Tunç, birbiri ardına alınan ithalat kararlarının tarım sektörünü ilerletemeyeceği ve bu durumun sürdürülebilir olmadığını ve de üreticinin doğru teşviklerle yönlendirilerek üretimin artırılması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Havva Tunç, Dünya Gıda Dergisine tarımdaki fiyat artışlarını, ithalatı değerlendirdi.

Tunç, “Türkiye’de gıda fiyatlarındaki artış yeni bir öykü değil. Uzun yıllardır böyle. Gıda fiyatları artıyor; hatta geçen seneye kadar dünya gıda fiyatları düşüş trendindeyken -bu çok önemli-Türkiye’de hala artıyordu. Peki bunun nedeni? Klasik iktisattaki durum: arz talep dengesizliği. Peki neden? Arz yetersiz. Üretim yetersiz. Peki neden yetersiz? Üretim yapan vazgeçiyor. Birçok nedeni var. İzlenen politikalar nedeniyle. Üretim politikaları ve biraz da çiftçilerimizle ilgili. Türkiye ilginç bir ülke. Cumhuriyet kurulduğunda tarımda istihdam edilen kişi sayısı nüfusun yüzde 60’ı, yani Türkiye bir tarım toplumuydu. Ama bugün ne durumda” diye konuştu.

Sanayi devrimini gerçekleştiremeyen ülkelerin tarımda da başarı sağlayamadığını ifade eden Tunç, “Dünyaya bakıldığında tarımda söz sahibi olan, ihracatçı ülkeler kim diye bakıldığında sanayi toplumlarını görürüz. Örneğin ABD. Avrupa Birliği. Peki kader mi? Değil. AB kurulduğu 50’li yıllarda 6 üyeyken tarım ithalatçısı. 80’li yıllardan sonra ihracatçı konuma geliyor. Kader çizgimizi değiştirebiliyoruz yani. Demek ki düzeltme şansımız var. Tamamen üretim politikalarıyla ilgili durum. Sosyal bir politika olarak tarımı ciddiye aldılar. Birliğin içinde sanayi ülkesi de var; tarım ülkesi de. AB’de en çok tartışılan konulardan biriydi. Çünkü. topluluk bütçesinin yüzde 80’den fazlası tarıma ayrıldı. Bu yüzden tartışmalar çıktı. Diyorlardı ki biz onları finanse etmek zorunda mıyız? Ama edildi ve bugün bu konuma geldi. Üstelik ABD AB Rusya vs arasında dönem dönem sert tartışmalara şahit oluyoruz. Uluslararası anlaşmalarla -Uruguay anlaşmaları vs-kendi çiftçilerini kendi iç piyasalarını korumaya çalışıyorlar. Rusya’nın en son Türkiye’den domates ithalatı yapabilmelerini Türkiye’nin Rusya’dan et ihracatı yapması şartı aslında bir çeşit kendi hayvancılık sektörünü güçlendirmek isteme politikasıyla ilgili” diye konuştu.

Türkiye’de de benzer tartışmalarının yıllardır yapıldığını hatırlatan Tunç, desteklemekten başka çarenin olmadığını söyledi. Tunç, “Destekleyeceksin ki tarım gelişsin. Destekleyeceksin ki ülke ihracatçı konuma gelsin. Tamam belli destekler var. Ama kilit nokta paranın nasıl kullanıldığı. İlgili yere gitmiyor, hedefine ulaşmıyor destekler. Desteğin verildiği kişilerin yönlendirilmeleri gerek. Arkasını getirmek gerek. IMF eskiden destek verirdi, borçlar verirdi. Program verirdi. Hedefe ulaşılması için paranın (kredinin) kullanımını koşullara bağlamıştı. Takipçisi olmuştu. Devletin de tarımda verdiği teşvik ve desteklerde aynı yolu izlemesi gerekiyor. Devletin teşvik kontrol denetleme mekanizması yok. Denetlemek lazım. İnsan faktörü devreye girdiğinde verilen desteğin yerinde kullanılıp kullanılmadığını bilmek lazım. Desteğin içeriğini net olarak belirlemek lazım. Uzman kişilerin bunu yapması lazım. Ve çok önemli bir nokta tarım sektöründe gelişmeyi sağlarsan sanayide de gelişirsin. Tarım sanayiye de girdi sağlıyor. Plastik örneğin otomotiv sanayinde kullanılan önemli bir girdi. Kauçuktan üretilir. Bu da tarım ürünüdür. Çok önemli bir kısmı otomotivin kauçuktan oluşur. Bu nedenle bu üründe gelişmen otomotivde de gelişme demektir” diye konuştu.

Tarım üreticisinin haksız rekabet ortamında ürettiğine dikkat çeken Tunç, “Tarımda üretilen ürün serbest piyasada satılıyor ama tarımsal girdiler oligopol piyasasında. Üretilen ürünü serbest piyasada satıyorsun ama ürünü üretmek için gerekli hammadde ve girdileri aksak rekabet piyasasından alıyorsun. Girdi alırken gübre tohum vs. belli sayıda firmadan alıyorsun, fiyatlar da belirli, oraya mahkum üretici. Yani üretici açısından tam anlamıyla serbest piyasa ekonomisi de işlemiyor. Haksız bir rekabet ortamı var. Ve bunun karşısında yabancı çiftçiyle de rekabet etmesi gerekiyor. O sene ürettiği ürün de arz da fazlaysa zarar eder. Bir iki defa üretir sonra vazgeçer. Ve Türk çiftçisinin bir diğer özelliği belli toplama dönemleri dışında kendi çalışıyor. Birilerini tarlada çalıştırmıyor, aile olarak çalışıyorlar. Birim maliyetini bu şekilde ucuza getiriyor. Ama aile geçinemeyince nüfusa yeni işsizler ordusu ekleniyor” dedi.

“Tarım belli kıvama gelinceye kadar desteklenmeli”

Tarımın piyasa kurallarına terk etmeye uygun bir sektör olmadığını belirten Tunç, “Tarımda destek şart. Tarım devletin kontrolü altında olması gereken bir sektör. Piyasanın kurallarına bırakılırsa gelişmez. Dünyada gelişmiş ülkelerde böyle. Tarım kendine has bir sektör. Lüksü yok. Tarımda kendine kendine yeterli olmalı. Felaket dönemleri için üretim az olduğu dönemler için kimseye bağımlı olmamak gerekir. Yani ithalat yapıldığında, birim maliyeti daha ucuz olsa dahi yapılmamalı. Ülke kendine kendine yeterli olacak şekilde üretim için destek teşvik vermeli. Başka şansımız yok. Belli bir kıvama gelinceye kadar belli oranda gelişme kaydedinceye kadar böyle olması gerekir. Peki neye göre destek verilmeli? Destek ürün bazında seçilirse sonu gelmez. Bir sene iyi olan (verimli hasat dönemi) ürün ertesi sene iyi olmayabilir ki öyle olmakta. Tarımın altyapısını kurarak destek verilmeli. Tarımda verimlilik artırıcı metotlar var. Teknoloji çağındayız. Cep telefonuyla (smart phone) tarım kontrol ediliyor. Üretim metodunda değişimi yapıp ona göre destek yapılmalı” dedi.

“İthalat sürdürülebilir değil”

Hayvancılıkta da iç pazarın dış pazarın rekabetine açıldığını ifade eden Tunç, “İthalat yaparak kendi ayağımıza sıkıyoruz. Fiyatları kontrol edemeyiz. Piyasa ekonomisinin geçerli olduğu bir mekanizma içinde ithalat yapılıyor. Ürünün fiyatını kontrol etme şansı yok, monopol bir piyasa değil sonuçta. Çiftçiye verdiğiniz destek nereye gitti. Yazık. Fiyatlar çok yüksek. Ama gerekirse katlanacağız. Tarım da gelişirken sıkıntı olacak. Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana çok sıkıntılar atlatarak bugünlere geldik. Üreten bir toplum olmak için katlanacağız bir süre. Bunun için gerekirse daha az tüketeceğiz. Refah ve bolluk için geçici sıkıntıya katlanacağız. En azından yerli üretim belli bir kıvama gelinceye kadar. İthalat çözüm değil. Çünkü fiyatlar bir gün iki gün düşüyor o da cüzzi. Dengesizliğin denge olmasına izin vermemeliyiz. Üretmek lazım. Bazen o kadar çok destek veriliyor ki ithalat yapılsa daha ucuza gelecek” dedi.

“İthalat gıda güvenliği açısından riskli”

İthalatın sürdürülebilir olmadığını belirten Tunç, “Artan bir nüfus, göç alan bir ülke. İthalat çözüm değil. Gıda güvenliği açısından da riskli. Taze sebze meyve bir şekilde kontrol edilir. Ama hayvan ithalatı... Hemen çıkmaz hastalığı. Yumurta olayı ortada. Anlayamıyorsun hemen, üründeki sıkıntıyı. İthalat gıda güvenliği açısından da riskli. Fiyatları kontrol edeceğim diye yola çıktığın zaman insan faktörünü bir kenara bırakıp matematiksel açıdan bir şeyler yapıyorsunuz. Dengesizlik denge olmaya başlayınca her şey bozuluyor” dedi.
“Üreticinin bilgi görgüsü artmalı” diyen Tunç, çoğunluğun babadan kalma yöntemle üretim yaptığını dile getirdi. Tunç, “Yeraltı suları tükendi artık. Bahçe yöntemiyle sulama yapıyor. Suyu etkin verimli kullanmıyor. Üretici bilgilendirilecek. Ama üretici ürettiğinden dolayı mağdur olmayacak. Örneğin fındık. Fındık arzı dünya toplam talebinin yüzde 80’nini karşılarken birim fiyatı belirleyemiyor. Üretici niye sürekli borçlu? Sadece üretmek yetmiyor. Akılcı politikalar gerekli. Üretilene de sahip çıkmak gerek. Piyasa kişilere bırakılıyor, devlet sahip çıkmalı” diye konuştu.