“Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennet”

Başkent Üniversitesi Sürdürülebilir Çevre Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmiye Erdoğan, ekoturizmin planlamasında yerel katılımın oldukça önemli olduğunu belirtti.


Başkent Üniversitesi Sürdürülebilir Çevre Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmiye Erdoğan, ekoturizmin planlamasında yerel katılımın oldukça önemli olduğunu belirterek “Ancak ekoturizmde yerel katılım, ticari planlama nedeniyle ekonomik katkı konusuna indirgenmiştir. Aslında ekoturizmin; yerel halkın ekonomisine ve kültürüne olan katkısı, ancak ekoturizmin planlanmasında yerel çıkarların da temsil edilmesiyle sağlanabilir” diye konuştu.

Özlem As

Şehir hayatının keşmekeşinden uzaklaşmak isteyenler, köy hayatına, doğal yaşama özlem duyanlar tatil yaparak yerel kalkınmaya destek oluyor. Kimi kırsal bölgelerde otelde-ya da evde kalıp otelin-evin bahçesinde çalışarak; orada elde ettiği ürünleri tüketerek tatilini yapıyor. Kimi zaman da turlar vs aracılığıyla doğayı, yerel bölgeleri ziyaret ederek, üretime de katılarak yerel kesime katkıda bulunuyor. Ekoturizmin katkılarını-avantajlarını keşfeden kimi bölgeler, yerel idareciler de bu yönde harekete geçiyor.
Bunun son örneklerinden biri lavanta bahçeleri.... Üreticiler, desteklerle üretimi geçen yıl yüzde 87 artan lavantadan elde edilen uçucu yağ geliri elde ediyor, bir yandan da tatilci, ziyaretçi akınına uğruyor. Türkiye’de bir çok yerde lavanta bahçeleriyle gelir elde ediliyor.

Tarımsal üretimin düştüğü, istihdamın azaldığı bugünlerde ekoturizm aracılığıyla yerellerde gelir elde edilmesi önemli bir fırsat olarak duruyor.
Başkent Üniversitesi Sürdürülebilir Çevre Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmiye Erdoğan, ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyelinin doğa turizmi türleri açısından büyük bir şans olduğunu belirterek ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre değerlerinin bozulmasının da kaçınılmaz olacağı konusunda uyarıda bulundu. Erdoğan, günümüzde ekoturizm olgusunun Türkiye’de de günden güne benimsenmesi sonucunda ekoturizmle ilgili düşünce ve faaliyetlerin devlet politikaları içerisine taşındığına ve bu yönde planlamalar yapılmaya başlandığına dikkat çekti.
Prof. Dr. Nazmiye Erdoğan ile ekoturizminin Türkiye ve dünyadaki gelişimi, algılanışı üzerine konuştuk.

Türkiye'ye bakıldığında ekoturizm ile ciddi gelir sağlayan hangi iller ya da bölgeler var?

Öncelikle ekoturizm ile gelir sağlayan iller ya da bölgelerin hangisi olduğunu cevaplamadan önce ekoturizmin kavramsal tanımlamasını kısaca yapmak istiyorum. Bunun nedeni yıllardır bu kavramın Dünyada ve özellikle Türkiyede yanlış anlaşılması ve içi doldurulmadan doğada yapılan her türlü faaliyetin ekoturizm olarak değerlendirilmesi gibi bir yanlış anlaşılma ya da yanlış yönlendirmeyi düzeltmek gerekiyor. Bu arada ekoturizm kavramının çıkış nedeni üzerinde de durmak gerekiyor. Bu çıkış nedenlerine bağlı olarak ne kadar yol kat ettiğimizi ya da edemediğimizi değerlendirmek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Ekoturizm, ekosistemlerin korunmasını sağlayan, aynı zamanda sürdürülebilir bölgesel kalkınmaya katkı yapan bir çevre koruma stratejisidir. İçeriğini doğru şekilde ifade etme arayışları yüzünden ekoturizmin standart bir tanımını yapmak ne yazık ki zordur. Ancak ekoturizm teorik olarak ev sahibi ülkelere, topluluklara ve koruma projelerine faydaları tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir.
Uluslararası Ekoturizm Topluluğu, ekoturizmi çevreyi koruyan, yöre halkının kalkınmasını sağlayan ve doğal alanlara yapılan sorumlu bir seyahat olarak tanımlamıştır.

2002 Quebec Dünya Ekoturizm Zirvesinde ise yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyo-kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir koruma yaklaşımı olarak ifade edilmiştir.

Türkiye'nin ekoturizmdeki şansı ve bulunduğu nokta?

Ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyeli, doğa turizmi türleri açısından büyük bir şanstır, ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre değerlerinin bozulması da kaçınılmaz olacaktır. Bu potansiyel tehlikeyi acilen görüp, doğa içinde yapılan tüm turizm türlerinde "çevreyle barışık" tarz ve yöntemleri benimsemeliyiz. Ekoturizm kavramı Türkiye'de yeni tanınan bir kavram ve maalesef, resmi kurumlar bu turizm türünün sürdürülebilmesi için, gerekli düzenlemeleri yapmış değiller. Bu konuda ilgili bakanlıkların acilen koordineli bir çalışmayla, ortak ve kesin kurallar saptamaları, dağ ve doğa rehberliği için sertifikasyon programları geliştirip uygulamaya koymaları, ekoturizm bölgeleri ve rotaları saptanması, en öncelikli önlemlerdir. Bunlarla paralel olarak ve daha uzun bir süreç boyunca da, hem turizm profesyonellerinin, hem de bölge halklarının, ekoturizm konusunda bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri gelmelidir.

Ekoturizmle dikkat çekmek buradan gelir sağlamak için vatandaş ya da idareciler neler yapabilir? Önerileriniz nelerdir?

Özellikle ekoturizmden gelir sağlayacak olan bölge halklarının, sahibi ve bekçisi oldukları doğal ve kültürel zenginliklerin bilincine varmaları ve ancak bunları koruyarak, insanlığa ve kendilerine fayda sağlayacaklarını kavramaları gerekmektedir. Yerel yöneticilere ve bölge halklarına, ekoturizm tür ve çeşitleri ve yöntemleri hakkında eğitim, kurs ve brifingler verilmeli, kendilerinin de ürün ve eko-konaklama imkanları geliştirmesi için destek sağlanmalıdır. Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve bakirdir ve özellikle endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır. Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.

Ekoturizmden elde edilen gelir nedir?

Ekoturizm planlamasında yerel katılım oldukça önemlidir. Ancak ekoturizmde yerel katılım, ticari planlama nedeniyle ekonomik katkı konusuna indirgenmiştir. Aslında ekoturizmin; yerel halkın ekonomisine ve kültürüne olan katkısı, ancak ekoturizmin planlanmasında yerel çıkarların da temsil edilmesiyle sağlanabilir. Dolayısıyla yerel halkın katılımı, planlamadan pazarlamaya ve tanıtıma kadar; sosyal sürdürülebilirlik ölçütlerini karşılamak için turizm kalkınmasının tüm seviyelerinde sağlanmalıdır. Destinasyon; köyler, yaylalar, ovalar, bağlar, bahçeler veya köylerde kurulan ekoturizm destinasyonları olduğunda orada yaşayan insanlar vardır. Bu insanların o yaşam yerlerinde tarihsel olarak oluşturdukları bir yaşam biçimleri ve kültürleri vardır. Turizm ve ekoturizm, bu tarihsel yaşam biçimine sonradan dahil edilmiş bir ticari faaliyeti ve bu faaliyetin kültürünü ve yaşam biçimini anlatmaktadır. Bu ticari kültür ve yaşam biçimi çoğu kez yerel kültürü ve yaşam biçimini değiştiren ve giderek ortadan kaldıran bir özelliğe bürünmektedir. Örneğin; “evine misafir kabul eden” bir kültürden “evinin bir odasını turiste kiralayan bir kültüre” geçiş, bu durumun bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Tarihsel olarak kendi adına üretme faaliyetlerini bırakıp bir ekoturist işletmesinde mevsimlik olarak çalışarak yaşamını biçimlendirme şekli de, bu geçişin bir diğer yanı olmaktadır. Bu geçişte ve dönüşümde, turizm alanlarında görüldüğü gibi yerelin dışından gelen dış turizm tesisleri, tur operatörleri, seyahat acenteleri, taşımacılar ve rehberler; yerel üzerinde ekonomik, faaliyetsel ve kültürel egemenlik kurmaktadırlar. Yerelden tesadüfen çıkan, bir veya birkaç kişi (birkaç dükkân) fayda elde etmektedir. Yörede yaşayan az sayıda genç de, turizm şirketlerinde asgari ücrete mevsimlik iş bulabilmektedir. Yerel halkın, yaşamın ve kültürün büyük çoğunluğu bu gelişmeden olumsuz olarak etkilenmektedir.

Araştırmalara göre, yerel halk için görece birkaç iş yaratılmakta ve herhangi bir tür turizmden yerel halk çoğu kez çok az fayda sağlamakta veya hiç fayda elde edememektedir. Turizmden elde edilen karların/zenginliklerin yerelde kalmadığı, çoğunun uluslararası şirketlere ve bir kısmının da yerel olmayan ulusal şirketlere gittiği bilinmektedir. Gerçekte, ekoturizm; seyahat acentelerine, tur operatörlerine, hava yolu şirketlerine ve büyük otel zincirlerine sahip yatırımcılar için yüksek gelir sağlarken; emtialaşmış kültür, eğlence ve deneyim paketinin parçası olarak pazarlanan yerel yaşam ve doğa da ne yazık ki; bu gelirin elde edildiği, ama düşük saygınlıktaki bir kaynak olarak kalmaktadır.

Dünyada ekoturizm normal turizm pastasındaki payı, yeri nedir?

Tüm dünya ekonomilerinde ana sektörlerden biri olan turizmin sürekliliği, büyük ölçüde turizm amaçlı kullanılan kaynakların korunmasına ve geliştirilmesine bağlıdır. Turizm faaliyetlerinin doğal ve kültürel kaynaklar üzerindeki olumsuz etkileri ve bu etkilerin turizmin kendi geleceğini tehlikeye attığının anlaşılmaya başlanması ile doğayı gözeten alternatif bir turizm anlayışı ortaya çıkmıştır. Bunun ardından sürdürülebilirlik düşüncesi gelişip turizme de yansımış ve “sürdürülebilir turizm” konusu gündeme gelmiştir. Kullanım alanlarını geliştirmek ve turizmi mevsimlik bir faaliyetin ötesine taşımak amacıyla kitle turizmine karşı “ekoturizm”, “doğa turizmi”, “bilinçli turizm”, “ekolojik turizm” gibi doğayı değiştirmeden, bozmadan, kaynakları tüketmeden kullanan yeni turizm türlerine doğru bir yönelim (bazılarına göre yönlendirme) başlamıştır. 1990’ların ortalarına gelindiğinde, ekoturizmin turizm sektörünün önemli bir parçası olmaya başladığı görülmüştür. Uluslararası Ekoturizm Topluluğu’nun (TIES) 2006 raporu doğa turizminin tüm uluslararası seyahat harcamalarının yüzde 7’lik kısmını oluşturduğunu ve uluslararası pazarda ortalama yıllık büyümenin yüzde 10-12 olduğunu göstermiştir. 2004 yılında, dünyada tüm turizm endüstrisi içinde ekoturizm ve doğa turizmi 3 kat daha hızlı büyüme kaydetmiştir. Ancak ekoturizm; her ne kadar çevresel, sosyal ve ekonomik boyutta olumlu etkilere sahip olsa da, doğru bir şekilde yapılmadığı takdirde, ekoturizmin de kitle turizmi kadar zarar verebilme potansiyeline sahip olduğu açıktır. 2024 yılına kadar ekoturizmin küresel tatil pazarının yüzde 5 oranında temsil etmesinin beklendiğini öngörmektedir. Ayrıca bu pazar büyümesi, turistin daha çevreci olmaya başlamasıyla beraber daha çok çevreye duyarlı turizm deneyimlerini ve ürünlerini talep edeceğini de vurgulamaktadır. Bugün ekoturizm dünyanın en büyük endüstrilerinden biri olarak hızla büyüyen bir pazar olarak kabul edilmektedir.

Dünyada ekoturizmiyle ciddi fark yaratan ülke ya da şehirler hangileri? Öne çıkan özellikleri neler?

Ekoturizme hedef olan alanların büyük bir çoğunluğu, sanayiler tarafından kullanılmamış ve doğası bozulmamış ülkelerdedir. Örneğin Kosta Rika, Belize ve Kenya doğal güzellikleriyle ekoturizmin öncüsü sayılan ülkeler olarak görülmektedir. Kosta Rika ekoturizmde öncü ülkelerden biri olmasının yanında ekoturizm faaliyetlerinin tanımına ve ilkelerine uygun sürdürülebilir şekilde ekoturizmi uygulayan az sayıdaki ülkelerden biridir. Dünyada ekoturizm destinasyonlarının birçoğu tropikal bölgelerden, ada ülkelerinden, dağlık bölgelerden oluşan az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yer almaktadır. Günümüzde dünyada ekoturizm açısından önemli bölgeler arasında Orta ve Latin Amerika, Karayipler ve Pasifik Adaları, Yeni Zelanda, Güneydoğu Asya, Güneydoğu Afrika, Antartika ve Avustralya sayılmaktadır. Özellikle Nepal, Kenya, Belize, Kosta Rika, Ekvator, Ruanda, Meksika, Botswana, Endonezya, Yeni Zelanda, Hindistan, Tanzanya, Bhutan, Tayland, Madagaskar ve Avustralya yoğun olarak ekoturizmin uygulandığı destinasyonlardır. Kenya, Ruanda ve Nepal ekoturizmden önemli miktarda döviz girdisi sağlamaktadır. Ayrıca gelişmiş ülkelerden Amerika ve Kanada da önemli ekoturizm destinasyonları arasında gösterilmektedir. Az gelişmiş ülkeler ekoturizmi hem koruma hem de kalkınma hedeflerini başarma aracı olarak benimsemişlerdir. Ekoturizm turizm pazarını genişletme faaliyeti olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Ekoturizmin ana işlevi, turizm ve ilgili sektörler için daha fazla müşteri çekmek ve böylece daha fazla gelir elde etmektir. Bu bağlamda, insanların yaban hayatına olan ilgileriyle teşvik edilen yaban hayatı turizmi, Afrika’dan Güney Amerika'nın bazı ülkelerine kadar birçok ülkede uluslararası ve ulusal sermayeler için ek gelir getiren bir karaktere dönüşmüştür. Ekoturizmin hedef alanları büyük çoğunlukla, sanayiler tarafından kullanılmamış ve doğası bozulmamış yerlerdir. Örneğin Kosta Rika, Belize ve Kenya doğal güzellikleriyle ve özellikle yaban hayatı turizmi ile ekoturizmin öncüsü sayılan ülkeler olarak görülmektedir. Kosta Rika aynı zamanda ekoturizm faaliyetlerinin tanımına ve ilkelerine uygun sürdürülebilir şekilde ekoturizmi uyguladığı belirtilen az sayıdaki ülkelerden birisidir.

Türkiye'deki ekoturizmin müşterileri kimlerdir?

Ekoturist ile kitle turisti arasındaki en temel ayırım, ekoturistlerin daha çok “doğa için gelmiş” olmalarında yatmaktadır. Çevresel bakımdan hassas olan turistler, daha az tüketim eğiliminde olmakta ve çevre üzerinde daha az düzeyde kirletici etki yaratmaktadır. Fakat ekoturizm destinasyonu olarak bilinen bir yere giden her turistin de çevreye duyarlı olacağı beklenemez. Ekoturizmde; doğanın kıymetini bilme, doğayı seyretme, bozmadan kullanma, doğayla iç içe olma, doğadan bir şekilde zevk alma gibi amaçların teorik olarak belirlenmesi, ekoturizm faaliyetlerinin bu amaçlar doğrultusunda yapıldığı anlamına gelmez. Tur operatörlerinin ve ekoturizm adı altında seyahat edenlerin hepsinin çevreye karşı duyarlı olacağı beklenemez. Yapılan araştırmalar bu bağlamda da önemli farklılıkların olduğunu göstermektedir. Ancak, kitle turistlerinin de çevresel kaygılarının gittikçe daha çok arttığını ve çevre konusunda bilinçlendiklerini ifade etmekte ve turizm sektöründeki sürdürülebilirlik ilkelerine uyarak cevap vermeleri ile birlikte, ekoturizm ve kitle turizmi arasında sürdürülebilirlik bağlamında bir yakınlaşmanın ortaya çıktığını savunmaktadır. Zaten doğa temelli turizm faaliyetlerinde bulunan turistler de; davranış, amaç, çevre duyarlılığı ve ekoturizm hakkında bilgi ve yönelim bakımlarından homojen bir grup oluşturmamaktadırlar. Fakat bunun anlamı, doğal olanın yapay düzenlemelerle yeniden biçimlendirilmesi ve doğal olandan uzaklaşma şeklinde değerlendirilmektedir. Kuş gözlemi yapan ekoturistler, çevreye çok duyarlı olabilirler, fakat diğer ekoturistlerin böyle olacağının herhangi bir garantisi de yoktur. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyinin (WTTC) tahminlerine göre, Türkiye gelecek on yıl içinde yüzde 10.2’ye varan yıllık büyüme oranı ile turizmde en hızlı gelişen ülke olacaktır. Bu kapsamda, doğal değerlere olduğu kadar kültürel değerlere de saygılı olan ekoturizm, çok önemli bir rol üstlenebilir. Ancak bu gelişme bazı endişeleri de beraberinde getirmektedir. Ekoturizm kavramının çok iyi anlaşılamaması ya da ülkemizdeki mevcut ekonomik ilişkiler nedeniyle yeterli ekoturizm bilincine sahip olmayan turizm işletmelerinin varlığı nedeniyle taşıma kapasiteleri dikkate alınmadan düzenlenen turların, ekoturizm potansiyeli olan alanlarda denetimsiz ve doğayla bağdaşmayan yapılaşmalara, flora ve fauna üzerinde çok yönlü olumsuz etkilere neden olabildiği görülmektedir.

Ekoturizm için devletin verdiği teşvik vs var mı?

Kuruluşların kendi başlarına, tek bir amaç doğrultusunda reklamını yaptığı ekoturizm uygulamaları, doğru işlemeyen stratejilere ve sonuçlara neden olmaktadır. Etkili ekoturizm politikalarının gelişmesi için hükümetlerin, çevre ve diğer sosyal STK’ların, özel sektörün, akademik ve yerel kuruluşların birlikte çalışması gerekmektedir.
Ekoturizmin gelişmesinde devletin rolü, gelişmenin düzenli bir şekilde sağlanmasına izin veren, yasal bir ortamın kurulması olmalıdır. Ekoturizm, planları ile ilgili her sektörü, grubu, yerel kuruluş üyelerini, devlet kurumlarını, seyahat acentelerini vb. kuruluşları uygulamalarına katmalıdır.
Günümüzde, ekoturizm olgusunun Türkiye’de de günden güne benimsenmesi sonucunda ekoturizmle ilgili düşünce ve faaliyetler devlet politikaları içerisine taşınmış ve bu yönde planlamalar yapılmaya başlanmıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile diğer ilgili Bakanlıkların çalışmalarında ve Beş Yıllık Kalkınma Planlarında (BYKP), ekoturizm konusu ciddi olarak ele alınmaya başlanmıştır. Türkiye’de uluslararası kuruluşlarca desteklenen ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından da gerçekleştirilen ekoturizm projeleri bulunmaktadır. Bu projeler vasıtasıyla; ekoturizmin geliştirilmesi, doğal ve kültürel kaynakların korunması ve bu sırada da yerel halkın ekonomik kalkınmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Türkiye’de ekoturizm ile ilgili gelişmeler, devlet ve devlet kurumları tarafından uluslararası kuruluşların ve ilgilenen ülkelerin işbirliğiyle yürütülmektedir.
Ayrıca sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli ekoturizm projeleri de bulunmaktadır. Bu projelerden birisi Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından yürütülmüş olan WWF Türkiye, WWF İsviçre Ulusal Örgütü ve Hollanda Tarım Ataşeliği tarafından desteklenen “Pınarbaşı Ekoturizm Merkezi–Paşakonağı Projesidir”.

Ekoturizm projeleri, geniş kitleleri çeken turizm alanları dışında uzun dönemli yatırım gerektirir. Bu da doğal olarak ekoturizm politikalarında ve planlarında finansman sorununun nasıl çözüleceği sorusunu gündeme getirmektedir.
Henüz ulusal düzeyde ekoturizm politikasının olmaması, doğrudan ekoturizmi kapsayan özel bir mevzuatın ve ekoturizmi destekleyecek bir teşvik mekanizmasının olmaması ülkemizde ekoturizmin gelişmesinde önemli sorunlardır.
Ekoturizm yaygınlaştıkça yerel yaşam üzerinde olumsuz etkiler de yaratmaktadır. Yerel yaşam biçiminde değişmelere neden olmakta, yerelde fiyatları artırmakta, insanları yerlerinden etmekte, ayrılmalarına neden olmakta, toprak spekülasyonları yaratmakta, insanların topraksız kalmalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla, bu sorunla ilgili politikaların geliştirilmesi de önem kazanmaktadır.
Politika oluştururken, ekoturizmin yerele olan zararları ile faydaları, kitle turizminden farklı olarak çevreyi ne kadar koruduğu ve yerel yaşama ne kadar olumlu katkılar yaptığı incelenmelidir.