Türkiye gübrede nasıl dışarıya bağımlı oldu?

Gübre Üreticileri İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği (GUİD) Genel Sekreteri Sebahattin Emül, önlem alınmadığı taktirde tarım sektöründeki üretim düşüklüğünün gıda sektörüne de sirayet ederek; gıdada dışa bağımlılığın artarak devam etmesinin kaçınılmaz olacağını söyledi.

“Döviz kurlarındaki istikrara ve çiftçinin alım gücüne göre değişmekle birlikte, yaklaşık 5 - 5,5 milyon ton civarındadır. Fosfor (P ) ve Potas (K) ihtiyacının tamamı, Azot (N) ihtiyacının da yine tamamına yakın kısmını ithalatla karşılanmaktadır. Ayrıca, yerli kaynaklar kullanılarak yılda yaklaşık 1,5 milyon ton muhtelif organik gübre üretilip tarıma kazandırılmaktadır. Kimyasal gübre sektörümüzün iş hacmi ise yaklaşık 3,5-4 milyar dolardır.”

Özlem As

Gübre, bitkisel üretimin en önemli girdilerinden biri. Zaman içerisinde gübre ithalat, dağıtım ve fiyatlar serbest bırakılarak sübvanse kalktı, destekleme ve farklı ödemeler başladı. Bu politikalarla birlikte gübre fabrikaları üretim için ihtiyaç duyulan hammaddenin tamamına yakınını ithal ediyor. Bugün gelinen noktada kurlardaki yükselişle birlikte 2017 hububat ekim döneminde gübrenin içeriğine göre 50 kg.’lık torba fiyatı 60-80 TL’den, 2018 ekim döneminde 120-160 TL’ye yükseldi. Çiftçinin maliyet artışı nedeniyle gübre kullanmaması da kalite ve verimlilikte önemli düşüşlere neden oluyor.
Gübre Üreticileri İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği (GUİD) Genel Sekreteri Sebahattin Emül, gübre sektöründeki son gelişmeleri anlattı.
Gübre fabrikalarının üretim için ihtiyaç duyulan hammaddenin tamamına yakınını ithalatla temin ettiğini belirten Sebahattin Emül, Türkiye’de gübre kullanımının tarımda gelişmiş diğer ülkelerle kıyaslandığında yaklaşık yüzde 50 daha az olduğu söyledi. Emül, “Ülkemizin kimyasal gübre ihtiyacı; yıllara, döviz kurlarındaki istikrara ve çiftçinin alım gücüne göre değişmekle birlikte, yaklaşık 5 - 5,5 milyon ton civarındadır. Fosfor (P ) ve Potas (K) ihtiyacının tamamı, Azot (N) ihtiyacının da yine tamamına yakın kısmını ithalatla karşılanmaktadır. Ayrıca, yerli kaynaklar kullanılarak yılda yaklaşık 1,5 milyon ton muhtelif organik gübre üretilip tarıma kazandırılmaktadır. Kimyasal gübre sektörümüzün iş hacmi ise yaklaşık 3,5-4 milyar dolardır. Gübre fabrikaları, üretim için ihtiyaç duyulan hammaddenin tamamına yakınını ithalatla temin etmektedir. Türkiye’de gübre kullanımını tarımda gelişmiş diğer ülkelerle kıyaslarsak, yaklaşık yüzde 50 daha az olduğu görülmektedir. Bunun en büyük nedenleri, tarım ürünlerinin değerinden düşük fiyatla satılması ve gübre fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üzerinde olmasıdır” diye konuştu.

Gübre üretiminde yaşanan gelişmeler

Emül, gübrenin, bitkisel üretimin en önemli girdilerinden biri olduğunu; bilinçli ve toprak tahliline dayalı bir gübrelemenin, verim artışı ürün desenine göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 40 artırdığını belirtti. Ancak ekim döneminde çiftçinin gübre alım gücü yeterli değilse bunun doğrudan üretim miktarını etkilediğini ifade ederek aynı oranda verim düşüklüğüne neden olduğunu söyledi.
Üretim için hayati önem taşıyan gübrede Türkiye nasıl dışarıya bağımlı oldu?
Emül, süreci şu şekilde aktardı: “Türkiye’de kimyasal gübre kullanılmaya başlandığı 1950’li yıllardan 1980’li yılların ortalarına kadar, çiftçinin gübre alımında yüzde 75’den yüzde 30’a kadar sübvanse uygulanıyordu ve böylelikle döviz kurlarındaki değişimlerden çiftçi etkilenmiyordu. Başka bir ifade ile çiftçinin aldığı gübre bedelinin yüzde 75 ile yüzde 30’luk kısmı devlet tarafından karşılıyordu. Ancak belirtilen dönemde kimyasal gübrelerin tamamı devlet eliyle ve yine bir devlet kuruluşu olan Türkiye Zirai Donatım Kurumu tarafından çiftçiye intikal ettiriliyordu. Zaman içerisinde gübre ithalat, dağıtım ve fiyatlar serbest bırakıldı, sübvanse kalktı, destekleme ve farklı ödemeler başladı. Bugün gelinen noktada 2017 hububat ekim döneminde gübrenin içeriğine göre 50 kg.’lık torba fiyatı 60-80 TL’den, 2018 ekim döneminde 120-160 TL’ye yükseldi. Çiftçinin alım gücünün düşmemesi ve tarımsal verimliliğin artması için; Tarım Bakanlığı yetkilileri, çiftçi temsilcileri, ziraat fakülteleri, maliye yetkilileri ve gübre sektörü temsilcilerinin bir araya gelip, çiftçilerin döviz kurlarındaki dalgalanmalardan etkilenmemesi için gereğini rapor etmeleri ve acil bir eylem planı uygulamaları gerekiyor. Aksi halde; tarım sektöründeki üretim düşüklüğü gıda sektörüne de sirayet ederek; gıdada dışa bağımlılığımızın artarak devam etmesini kaçınılmaz kılacaktır.”

Gübrede KDV’nin sıfırlanmasının çok önemli bir adım olduğunu belirten Emül, “Hükümetimizce, bu önemli adım atılarak KDV sıfırlandı. Türkiye’de; bilhassa Mardin Mazıdağı’nda var olduğu bilinen Fosfat kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklar tekrar araştırmalı ve organik gübre olabilecek yerli kaynaklar için gübre sektöründe faaliyet gösteren müteşebbis firmalar teşvik edilerek desteklenmelidir. En önemlisi de Tarım Bakanlığı yetkilileri gübre sektörü ile bir araya gelerek, sektörün önünde engel olarak görünen ama çoğunlukla bürokrasiden ve prosedürlerden kaynaklanan maliyet artışı sorunlarını gidermeli ve ortak çözüme kavuşturmalıdır” dedi.

“Gübre Takip Sistemi sektörün kabusu oldu”

Gübre takip sisteminin büyük ölçüde sektörün önünü kapattığını ifade eden Emül, dünyada tarım sektörüne girdi temin eden hiçbir ülkede uygulaması olmayan DNA barkod ve Karekod sisteminin, gübre sektörünün adeta kabusu olduğunu ifade etti. Emül sözlerine şöyle devam etti: “Bu ülke bizim ülkemiz, topraklarımız da bizi doyuran en önemli varlığımızdır. Toprağımız ve bitkimiz için en önemli elementlerden biri olan Nitratlı gübrelerin patlayıcı yapımında da kullanılması ve bundan dolayı şehitler verip önemli yapılarımızın tahrip edilmesi, gübre sektörünü son derece üzmüştür. Patlayıcı yapımında da kullanıldığı bilinen nitratlı gübrelerin DNA barkod da dahil her türlü takibi yapılıp, teröristler ve vatan hainlerinin eline geçmemesi için gübre sektörü devletimize her türlü desteği vermeye hazırdır. Ancak devletin analiz kuruluşları ve bilim adamlarınca hiçbir patlayıcı özelliği olmayan organik-inorganik tüm gübre ve bitki besinlerinin patlayıcı yapımında kullanılıyormuş gibi aynı sınıfta değerlendirilip, aynı takip sistemine dahil edilmesi, tabiri caizse kurunun yanında yaşın da yanması gübre sektörünü kilitlemiştir. Bu sorunun giderilmesi ile ilgili Tarım Bakanımız ve yetkililerle istişare devam ediyor. Umarım en kısa zamanda çözümlenip, gübre sektörünün önü açılır.”
Growtech Tarım Fuarı’nın Antalya’da yapılmasının yerinde bir karar olduğunu belirten Emül, “Fuarlar; üretici, ithalatçı, bayi, distribütör ve çiftçileri bir araya getiren en önemli organizasyon ve sergilenen bin bir çeşit ürünün bir arada görüldüğü önemli görsellerdir. Bu fuarlarda ticari anlaşmalar görüşülür, distribütörler edinilir ve önemli bağlantılar kurulur. Growtech Tarım Fuarı; hiç şüphesiz Türkiye’de tarım fuarlarının en önemlilerindendir. Bilhassa Gübre ve Bitki Besinleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların en fazla katılım gösterdikleri fuardır. UBM NTSR, yerinde bir kararla bu önemli organizasyonu Antalya’da yapmakla Türk ve dünya tarımına önemli katkı sağlamıştır. Zira Türkiye’de üretici ve ithalatçı olarak faaliyet gösteren firmaların büyük çoğunluğu bu ilimizdedir. Antalya’da; 180 adet Organik-İnorganik Gübre ve bitki besini üreten firma, 70 adet de ithalatçı firma faaliyet göstermekte ve 900 adet bu ürünleri perakende satan bayi bulunmaktadır. Yine Antalya; doğal ve turistik özelliği ile de dünyada sayılı kentlerdendir. Sıfırdan başlayıp, Toroslar’ın zirvesinde yaklaşık 3 bin 100 metreye ulaşan rakım ve 630 km. kıyı uzunluğu ile tropikal ülkelerde yetişen birçok tür de dahil olmak üzere çeşitli sebze ve meyve türlerine ev sahipliği yapabilen coğrafi konum üstünlüğüne sahiptir. UBM NTSR; uluslararası nitelikteki GROWTECH tarım fuarının Antalya’da yapılmasını sağlamakla, Türk ve dünya tarımına tarımsal girdi temin eden önemli sektör ve sektör paydaşlarını bir araya getirmeyi başarmıştır. Bu organizasyonda emeği geçenleri kutluyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.