Türkiye’nin kırmızı et meselesi

Nüfusun ve turist miktarının sürekli arttığı ülkemizde, refahın yükselmesiyle birlikte önlem alınmadığı takdirde et üretiminin ve dolaysıyla tüketiminin yakın gelecekte daha da yetersiz olacağı ve şiddetleneceği görülmektedir.

Türkiye’de 2018 yılı itibari ile yıllık et tüketiminin 13,6 kg olmasına karşın, gıda enflasyonunun, özellikle de et fiyatlarının yüksek ve insanların alım gücünün düşük olmasından dolayı tüm vatandaşlarımız tarafından bu miktarın tüketilemediği de bir gerçektir. Nüfusun ve turist miktarının sürekli arttığı ülkemizde, refahın yükselmesiyle birlikte önlem alınmadığı takdirde et üretiminin ve dolaysıyla tüketiminin yakın gelecekte daha da yetersiz olacağı ve şiddetleneceği görülmektedir.

Dr. İsmail MERT
Türkiye Zootekni Federasyonu Başkan Vekili-Ankara

Giriş

İnsan vücudunun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin ögelerinin (su, karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineral madde) her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması gerekmektedir. İnsanoğlunun sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi, yeterli ve dengeli bir beslenme için bütün besin maddelerinden tüketmelidir. Sağlıklı bir insanın vücut ağırlığının her bir kilosu için günde 1 gram protein tüketmesi, gerekiyor. Bunun da % 50-60’nın hayvansal kaynaklı olması önerilmektedir.

FAO’nun üç yıllık (2011-2013) verilerine göre; Türkiye, Dünya, Az Gelişmiş Ülkeler, ABD ve AB (27) de, günlük protein tüketimi sırası ile 120, 80, 38, 161 ve 128 g’dır. Ancak bu proteinin elde edildiği kaynaklara bakıldığında ise sırası ile 36, 31, 12, 69 ve 60 gramının hayvansal kökenli olduğu görülmektedir. Türkiye’de hayvansal protein tüketiminin % 13,77’si etten karşılanırken bu oran Dünya’da %14,54, Az Gelişmiş Ülkelerde %5,19, ABD’de %38,19 ve AB’de %27,75 oranındadır ( Çizelge 1).


En önemli kırmızı et kaynaklarından olan sığır, dünya et üretiminin yaklaşık % 20,4’ini, AB (27) et üretiminin de %16,8’unu karşılamaktadır. Bu oran, Türkiye için % 29,5 civarındadır. Domuz eti de dâhil edildiğinde Dünya ve AB (27) et üretiminde sığırın payı (manda eti dâhil) sırasıyla % 34,4 ve % 24,3’tür (Çizelge 2).

Türkiyenin domuz eti üretimi olmadığı ve sığır eti üretiminde çok önemli sorunlar yaşandığı dikkate alındığında koyun ve keçi eti üretimini daha üst sıralara çıkarması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de 2018 yılı itibari ile yıllık et tüketiminin 13,6 kg olmasına karşın, gıda enflasyonunun, özellikle de et fiyatlarının yüksek ve insanların alım gücünün düşük olmasından dolayı tüm vatandaşlarımız tarafından bu miktarın tüketilemediği de bir gerçektir. Nüfusun ve turist miktarının sürekli arttığı ülkemizde, refahın yükselmesiyle birlikte önlem alınmadığı takdirde et üretiminin ve dolaysıyla tüketiminin yakın gelecekte daha da yetersiz olacağı ve şiddetleneceği görülmektedir.
Beslenme açısından kişi başı günlük kırmızI et tüketimi, ABD’de 155 g, Kanada’da 75 g, İngiltere’de 70 g olarak önerilmektedir. Ülkemizde ise, günlük kırmızı et tüketiminin kişi başı ortalama 75-80 g olması durumunda, yılda tüketilmesi gereken miktar yaklaşık 27-29 kg’dır. Yine Sağlık Bakanlığının Hacettepe Üniversitesi ile birlikte yürüttüğü bir araştırmada, et grubu besinlerin günlük ortalama tüketimleri, 9-11 yaş grubunda erkelerde 49,2 g, kadınlarda 41,0 g, 12-18 yaş grubunda 65 g, kadınlarda 38 g, 19-50 yaş grubunda erkeklerde 90 g, kadınlarda 50 g, 51-64 yaş grubunda erkeklerde 68 g, kadınlarda 38 g olarak belirlenmiştir. Hâlbuki günlük kırmızı et tüketiminin en az 70 g olması gerektiği besleme uzmanlarının ortak görüşüdür. Türkiye’de tüm yaş gruplarının yetersiz et tüketikleri gerçeğine rağmen, halen devam eden kırmızı et ithalatı kırmızı et üretimi ve tüketimi ve sağlıklı beslenme bakımından çok önemli sorunlar olduğunu göstermektedir.

Et Üretimi
Türkiye’de, 2018 yılı Tuik verilerine göre, 22.121 bin ton çiğ süt, 1.119 bin ton kırmızı et, 2.226 bin ton beyaz et, 588 bin ton su ürünleri, 19.943 milyon adet yumurta üretimimiz bulunmaktadır. Aynı yıl kişi başına hayvansal ürün tüketimimiz ise; 13,6 kg kırmızı et, 23 kg kanatlı eti, 261 kg süt eşdeğeri, 243 adet yumurta, 5,5 kg su ürünleridir.


Bununla birlikte, sanayileşme hareketleriyle beraber tarımsal faaliyetlerin terk edildiği 1980’li yıllardan itibaren birçok faktöre bağlı hayvan sayımız ve dolaysıyla kırmızı et üretimimiz azalmıştır. Fakat hükümetin yaptığı destekler ile 2005 yılından itibaren sığır sayısında 2010’lu yıllardan sonrada da küçükbaş sayılarında artışlar gerçekleşmiştir(Çizelge 3).

Son zamanlarda gıda enflasyonundan sorumlu tutulan hayvansal ürünlerin fiyatlarının gelişmiş ülkelere göre yüksek olması, besi materyali ve yem fiyatlarının daha yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Çözüm olarak yurt dışından hayvan, karkas ve sakatat ithalatı sunulmasına rağmen sürdürülebilir olarak üretimi arttırma yolları yine göz ardı edilmiştir. Özellikle son yıllarda ithal edilen toplam hayvan sayısı, taze ve dondurulmuş et miktarı Çizelge 4’de verilmiştir.

Canlı hayvan ithalatlarının çoğunluğunu büyükbaş hayvanlar oluşturmaktadır. 2010 yılından itibaren besilik ve kasaplık hayvan ithalatı yapılmaya başlanmıştır. 2010 Mart ayında gümrük vergisi oranları canlı hayvan ithalatında yüzde 135 ve karkas et ithalatında yüzde 225 iken, Haziran 2010’da ilk olarak ESK için canlı hayvan ithalatında gümrük vergisi oranı sıfıra indirilmiştir. 2010 döneminde başlayan bu süreçte, gümrük vergileri birçok kez değiştirilmiştir. Halen ülkemiz Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin söylediği gibi, Türkiye, küçükbaş hayvan ve süt sığırı varlığında Avrupa’da birincidir. Büyükbaş hayvan sayısı bakımından ise Fransa’dan sonra ikinci sıradadır. Türkiye aynı zamanda sığır ithalatında da Avrupa’nın lideri konumundadır. Dünyada ise ikinci sıradadır. Türkiye’nin 2018 yılı sığır ithalatı 1.344.564 baş olup bunun karşılığı 1.466 milyon dolar döviz ödenmiştir. Sığır etine ödediğimiz 260 milyon dolarla birlikte bu miktar 1.760 milyon dolara çıkmaktadır. Türkiye’nin bir yılda ithal ettiği sığır sayısı Avrupa’daki 20 ülkenin her birinin sığır varlığından fazladır. Öte yandan hayvancılığa yönelik acil önlem paketinde kasaplık hayvan ithalatının yanı sıra damızlık Holstein gebe düve sığır ithalatının durdurulması, besilik dana ithalatına da 2019 yılı içinde sınırlama getirilmesi öngörülmektedir. Besilik hayvan ithalatında ise 2014 yılındaki uygulamaya geri dönülmektedir. İthalat yapmak için iç piyasadan belli miktarda hayvan alınması şartı getirilecek.

2018 yılının başında “düve ithalatına izin verilmeyecek, ülkenin ihtiyacını siz satacaksınız” denilerek Damızlık Düve merkezi kurulması teşvik edilmiştir. Buna karşın, ithalatın aynen devam etmesi sonucunda milyonlarca lira yatırımla kurulan düve merkezlerindeki gebe düvelere ise alıcı çıkmamıştır. Bu sebeple bugün bir çok düve merkezi can çekişmektedir.

Et üretim değer zincirinde toplam maliyette canlı hayvan, yem, veteriner hizmetleri, suni tohumlama, tarım makinaları, yakıt, işçilik vb. üretim girdileri çok önemli düzeylerde yer tutmaktadır. Bununla birlikte burada esas olarak besilik materyal ve yem faktörü üzerinde durulacaktır.

Besi Materyali

Kırmızı et üretiminin sürdürülebilirliğini belirleyen en önemli faktör, yem fiyatlarındaki dalgalanmalara göre değişmekle beraber besi materyalidir. Besilik hayvan materyali kırmızı et üretim girdilerinin %50-60’ını oluşturmaktadır. Türkiye’de kırmızı et üretiminde besi materyali olarak sığır, koyun, keçi, manda kullanılmaktadır. Bu hayvan türlerinin toplam sayıları ve karkas verimleri dikkate alındığında kırmızı et üretimimizin yeterli olması gerekmektedir. Çünkü; ülkemizde, 2017 yılı TUİK verilerine göre karkas verimini büyükbaşta 274 kg, mandada 218 kg, koyunda 18 kg, keçide ise 19 kg.dır. Fakat kasaplık gücü sığırda % 30, mandada % 21, koyunda % 43, keçide de % 32 olarak kabul edildiğinde kırmızı et üretimimizin, (17.043x274x0,3) + (178x218x0,21) + (35.195x18x0,43) + (10.923x19x0,32)= 1.400.935 + 8.148 + 272.409 + 66.412 = 1.747.904 ton, olması gerekmektedir. Ancak besilik materyal ithalatımıza rağmen, 2018 yılı kırmızı et üretimimiz 1.119 bin ton olup, tüketimimizi karşılamadığı için 2018 yılında 55.757 ton kırmızı et ithalatı yapılmıştır. Bu durumun esas nedeni olarak; hayvan varlığımızla ilgili istatistiklerin gerçeği yansıtmadığı söylenebilir. Nitekim bunun bir kanıtı Türkvet (Türkvet ve KKKS birleştirilerek Hayvancılık  Bilgi Sistemi oldu) ile TUİK verileri arasındaki farklılıklardır. Hayvan varlığımızı doğru bir şekilde belirleyebilmek için tarım sayımının en yakın zamanda tamamlanarak, geçici düzeltmeler yerine sayım sonuçlarına göre köklü değişiklikler toptan yapılmalıdır. Niteliksiz istatistiklerle politika tasarımı, geliştirilmesi, uygulanması ve etki değerlendirmesi sağlıksız olur.

Dolaysıyla problem, canlı hayvan veya karkas ithalatı yapılması veya yapılmaması değildir. Elbette ülke hayvancılığının durumu değerlendirilip ihtiyaç halinde damızlık hüviyetine sahip hayvan ithalatları sınırlı olarak yapılabilir. Ne var ki, Türkiye’de 1925 yılından itibaren hayvan ithalatı yapılmasına karşın bugüne kadar bu sorun hala çözülmemiştir. Bu durum; 8. Beş Yıllık Kalkınma planında, hayvancılık komisyonu tarafından 2025 yılına kadar yapılan projeksiyonlarda da açık olarak belirlenmiştir. Komisyon raporuna göre; genetik ve çevresel tüm iyileştirmelere rağmen, artan nüfusun et ihtiyacının sadece süt hayvanlarına bağlı olarak karşılanamayacağı bildirilmiştir. Dolaysıyla, yıllar itibari ile yapılan değerlendirmelere bağlı olarak yeterli olmayan et üretiminin artan nüfus da dikkate alındığında yakın gelecekte daha da yetersiz olacağı söylenebilir. Beklenen et açığını kapatmak için politika yapıcıların öncekilerden farklı olarak radikal önlemler almaları gerekmektedir. Nitekim bahse konu olan 8.inci 5 yıllık kalkınma planında et ihtiyacının karşılanması için mümkün olduğunda farklı kaynakların devreye girmesi, zorunlu kalınması halinde ise de sınırlı düzeyde ithalata izin verilmesi tavsiye edilmektedir. Söz konusu hayvan ithalatlarında, çiftçimizve ülkemiz çok önemli döviz kaybetmekte ve bu durum, dış cari açığı olumsuz olarak etkilemektedir. Politika yapıcılarımız tarafından yıllarca yurt dışından yapılan damızlık süt sığırı ithalatları ile süt fiyatları düştüğünden, yetiştiricilerin büyük çoğunluğunun bu damızlık hayvanları kasaplık olarak değerlendirdikleri, dişi hayvan kesimlerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca, özgeçmişi bilinmeyen ithal besilik hayvanların yanlış beslenmeleri sonucunda da önemli ölçüde kayıplara rastlanılmaktadır.

Yem
Kırmızı et üretiminin sürdürülebilirliğini belirleyen ikinci önemli faktör yem olup, besi işletmlerinin toplam giderlerinin %25-40’ını yem oluşturmaktadır. 1954 yılında zamanın Tarım Bakanı olan Nedim ÖKMEN bütçe görüşmeleri esnasında TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada o günkü et sorunu için; "Et meselesi Ot meselesidir" demiştir. Konu o günden bu yana değişmemiş olup et sorunu için özellikle ot meselesi halledilmelidir. Bunun için meralar orta malı olmaktan çıkarılmalı uzun vadeli olarak kiralanmalıdır. Bu amaçla mera kanununda değişiklik yapılması iyi bir uygulama olacaktır. Ayrıca ot verim potansiyeli olan yapay otlakların kurulması teşvik edilmelidir. Yine su temini ve yönetimi ile kullanımının planlanması gereklidir. Meralar dâhil sulanabilecek tüm alanlar sulanmalıdır.
Hayvancılık işletmeleri kısa orta ve uzun vadede yapılacak planlama ile kendi yemini (Özellikle kaba yem ve dane yemin bir kısmı) üretir hale getirilmelidir. Soya ve mısıra alternatif bulmak güç de olsa;  savaş ve zor durumlar için özellikle alternatif ham maddelerin kullanımı ve yaygınlaştırılması konusunda politikalar geliştirilmelidir.

Sonuç ve Öneriler
Son günlerde hükümetimiz tarafından, hem et hem de sebze fiyatlarını kontrol altına alabilmek için tanzim satış stratejisi takip edilmektedir. Halbuki, asıl üzerinde durulması gereken husus maliyet unsurlarını yükselten besi materyali ve yem maliyeti gibi sebepler üzerine yeteri kadar gidilmemektedir. Türkiye’ deki bu sorunların diğer bir nedeni de karar mevkilerine işin uzmanı olan ve eğitimlerini bu konuda alan Zooteknist Ziraat Mühendislerine yer verilmemesidir. Türkiye’de et üretimini kısa vadede çözebilmek için kısa ve uzun vadede alınması gereken önlemlerden bazıları aşağıda verilmiştir.
-Kısa, orta ve uzun dönem hayvancılık politikası oluşturularak yatırımcılara güven verilmelidir.
-Kırmızı et açığının giderilmesi için Türkiye ekolojisine uygun etçi ırklar ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği geliştirilmelidir.
-Damızlık döneminin sonuna gelen süt sığırları son doğumları için et ırkı olan Angus, Şarole, Limusin, Hereford gibi bir hayvanların sperması ile döllenmesiyle doğacak buzağılar besiye alınmalıdır.
-Türkiye’de hayvancılık işletmeleri, optimum büyüklüğe ulaştırılmalı aile hayvancılığı geliştirilmeli ve desteklenmelidir.
-Bulaşıcı hastalıkların eradike edilebilmesi için etkin bir mücadele programı uygulanmalı ve metabolik hastalıklardan kaynaklı olarak verim kayıpları önlenmelidir.
-Geçmişte kırmızı et üretimimize % 25-30 düzeyinde katkı yapan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin tekrar cazip hale getirilip, kırmızı et üretimine olan katkısının artırılması gerekmektedir. Bunun için bölgelere göre planlamalar yapılmalı ve özellikle döl ve et verimi yüksek koyun ırklarının üretimine yönelik ıslah ve yetiştirme modelleri üzerinde çalışılmalıdır.
-Devletin hayvancılık desteklemeleri yıllık değil çok yıllık olarak yapılmalıdır. Özellikle, 5 yıllık olarak yapılması bu konuda yatırım yapacakların önlerini görmelerine imkan sağlayacaktır.
-Devlet desteklerinde küçük ve orta boy işletmelerin özel bir yerinin olması ve hayvancılığa verilen destek miktarının köylerde yaşayan yetiştiriciler için yeterli miktarda olması öngörülmelidir.
-Meralar orta malı olmaktan çıkarılmalı uzun vadeli olarak kiralanmalıdır. Mer’a alanlarının tarım dışına hiçbir şekilde çıkarılmasına müsaade edilmemelidir.
-Damızlık sığırlardaki gebelik oranı düşüklüğü giderilmeli, buzağılama aralığı optimum aralığa çekilmeli ve özellikle buzağı ölümleri önlenmelidir.
-Türkiye’de özellikle keçi ve tavşan eti başta olmak üzere alternatif et kaynaklarının tüketiminin ve üretiminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
-Hayvan ithalatından amasız ve fakatsız derhal vazgeçilerek ülke içi kaynaklar harekete geçirilmelidir.

Kaynakça
1-Anonim 2001. DPT Sekizinci Beş Yıllık kalkınma Planı Et ve Et Ürünleri Sanayi Özel İhtisas Komisyon Raporu, 2001.
2-Akman N. 2018. Türkiye Hayvancılığına Kıyma! Canlı Hayvan ve Et İthalatı. Tarım ve Mühendislik Sayı 120/2018 ISBN-1300-0071 Sayfa:34-40 Ankara
3-Anonim 2014.Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 2010. Beslenme Durumu ve Alışkanlıkların Değerlendirilmesi Sonuç Raporu. T.C. Sağlık Bakanlığı Yayın No : 931, Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü Yayın No : SB-SAG-2014/02, 636 sayfa.
4-Anonim 2019. Türkiye İstatistik Kurumu http://tuik.gov.tr Erişim 09.03.2019
5-Anonim 2019. FAO http://fao.org Erişim 09.03.2019
6-Bozbulut, R., Keser, A., Sürücüoğlu, M.S., Bideci, A.2018. Okul Çağı Çocuklarının Beslenme Durumları ile Bazı Biyokimyasal Parametreleri Arasındaki İlişki. Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi 7(1): 40-53.
7-Cashman,K.D., Hayes. A. 2017. Red meat's role in addressing ‘nutrients of public health concern’. Meat Science 132:196–203.
8-Mert İ. 2018 Kırmızı Et Üretimizin Yeterli Olması İçin Neler Yapılmalı, Dünya Gıda Dergisi Mart 2018 Sayı 3 Sayfa 24-28 İstanbul
8-Ulutaş Z., Mert İ., Şahin A. 2018. Bir Kısır Döngü “Türkiye’nin Çözülemeyen Et Meselesi” Uluslararası Avrasya Doğal Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi 12-15 Temmuz Ankara