Anıların tadı var, anılarınıza siz yön verin…

Sahip olduğunuz damak tadını; ne tip yemekleri, nasıl ve nerede yemekten zevk aldığınızı düşünün. Hepsi bir koşula bağlı. Belki mekan , belki de paylaşılan kişi sayısı değişiyor.

Hergün yaşamımızı idame ettirmek için, içgüdüsel olarak, bazen keyiften, bazen sıkıntıdan, cebimizdeki paraya, o gün içerisinde bulunduğumuz ruh haline, mekana, zamana bağlı olarak yemek yiyor ya da birşeyler atıştırıyoruz. Farkında mısınız ne kadar çok parametre saydık bir yemek için..Oysa ki günlük yaşamımız da üzerine çok da düşünmeden otomatikmiş gibi karar vererek seçimler yaptığımız bir durum….
Sahip olduğunuz damak tadını; ne tip yemekleri, nasıl ve nerede yemekten zevk aldığınızı düşünün. Hepsi bir koşula bağlı. Belki mekan , belki de paylaşılan kişi sayısı değişiyor. Çünkü her yemeğe dair bir anınız var farkında olduğunuz ya da olmadığınız. Beynimizde bulunan badem şekline benzeyen ve anılarımızı depoladığımız amigdala bundan sorumlu. Şimdi çok sevdiğiniz bir yemeği hayal edin, sonra odaklanın ve sizde hangi duyguları çağrıştırdığını bulun, bunları yaparken ağzınızın içerisinde tükürük bezinin faaliyete geçtiğini hissedin. Şuan o yemeğin kokusunu aldığınızı sanki dokunacakmışsınız gibi tarif edebilirsiniz değil mi? Şimdi de bu durumun tam tersini düşünelim, yolda yürüyorsunuz ve çok güzel bir yemek kokusu geldi, tabii bu size göre çünkü o yolda yürüyen bir başka kişiye aynı koku çok itici gelebilir, neden sizce? Bu, sadece o yemeği sevip sevmemekle mi ilgilidir…İnsanlar kokular ile olayları anı depolarında saklarlar. Kabaca anlatmak gerekirse amigdalaya sinirler aracılığı ile aldığımız kokular gönderilir ve bu kokuları kendimize göre tanımlar ve kodlarız. Bu kısım beni çok cezbediyor çünkü ne kadar çok insan var ise o kadar farklı tanım var demektir. Yapılan duyusal analiz çalışmalarına göre bir insan en fazla 100 kokuyu tanımlayabiliyormuş. Ama insan beyni sınırsız anı depolayabiliyor ve her anı sadece bir duygudan oluşmuyor. Anılarımızı kokular üzerinden kodlayarak depoladığımızı düşünürsek, yemeklerin ve kokuların hayatımızda ne kadar çok duyguya dokunduğunu anlayabiliriz. Herbirimizin yetiştiği aile yapısı, aldığımız eğitim, ekonomik durumumuz, sahip olduğumuz tecrübeler, karakter özelliklerimiz; tüketim alışkanlıklarımızı, yemek seçimimizi belirginleştirirken bizler de anılarımıza yenilerini ekliyor, yada sahip olduğumuz bir anıyı devamlı canlı tutmaya çalışıyoruz.
Rutin hayatımızın bir parçası olan beslenme düzeni; toplumun ekonomik ve sosyal yapısı geliştikçe değişen, farklılaşan bir durum. Gıda sosyolojisi açısından düşünürsek yemek yemenin ticarileşmesi, ürünlerdeki çok çeşitlilik, ekonomik durumdan bağımsız dışarda yemek yeme kültürünün artması ve geleneksel toplumsal beslenme düzeninin etkisini kaybetmesi toplumsal ilişkilerdeki farklılaşmanın bir göstergesidir. Günümüzde kalabalık aile sayısının azalması, paylaşım önceliklerinin değişmesi, insanlığın her geçen gün daha bireysel yaşamlar seçmesi çağın bir getirisi. Karşı durma gibi bir olasılığımız yok. Buna karşın insanoğlunun sahip olduğu duygular değişmiyor, bunları atfettiğimiz şeyler değişiyor, bizler değişiyoruz...
İşte tam bu noktada ürünler ne kadar değişirse değişsin, yenilen yemeğin hazzı, solunan koku, kişiye özel bir durum yaratacak ve sadece onun anısı ve sadece ona ait olacak. Evet, bazı pazarlama taktikleri var bu alanda diyeceksiniz, anılarımıza yön vermek istiyorlar, daha fazla tüketelim diye ama hangi duyguyla? İşte buna karar verecek kişi sizsiniz!