Prof. Dr. Mustafa Koç

Prof. Dr. Mustafa Koç

Gıda Politikaları

Baharı beklerken kara kışı yaşamak

Uluslararası sivil toplum örgütleri Oxfam ve Save the Children’ın 18 Ocak 2012’de yayınlanan raporu Tehlikeli Bir Gecikme: Erken Uyarıya Geç Cevabın Maliyeti adını taşıyor. 2010-2011 arasında Doğu Afrika’daki kıtlığın çok önceden uyarılarının...



Profesör Dr. Mustafa Koç
Ryerson Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
Toronto-Kanada
mkoc@ryerson.ca

 


Türkiye’den Kanada’ya yeni gelen konuğum hava alanında şaşkınlıkla “Istanbul bugün Toronto’dan daha soğuk” diyor. Gülümsüyorum. Küresel iletişim artık hiç bir sürprize olanak tanımıyor. Hava raporu bültenlerini, gündelik gazete haberlerini, magazin dedikodularını anında takip edebiliyorsunuz dünyanın neresinde olursanız olun. Hatta trafik (MOBESE) kameralarından anında Türkiye sokaklarını izleyebiliyorsunuz internet ortamında. Kişisel özgürlükleri ihlal ediyor diye pek sevilmeyen bu kameraları Kanada emniyet güçleri güvenlik nedeniyle dahi olsa hangi sokaklara koyduklarını duyurmak gereğini hissediyorlar.

İletişim çağının bir hastalığı olsa gerek, artık kameralar, mikrofonlar ve telekulaklar herkesin evine, cebine giriyor. Fransız filozofu Michel Foucoult’un dediği gibi, küresel düzeyde, disiplin toplumundan korku toplumuna yönelim var. Herkesin birbirinden korktuğu, kimsenin kendini özgür hissetmediği bir ortam. Baskı ile değil korku ile yönlendirilen kişilerin, baskı unsurunu içselleştirerek, otosansürle kendi kendilerini kontrolüne dayanan bir totalitaryenizm bu. George Orwell’in 1984 adlı romanında bahsettiği “büyük birader” sadece MOBESE kameralarında değil, internet arama motorlarında, cep telefonlarında, kredi kartlarında, wikipedi dosyalarında, bilgisayarlarda herkesi izliyor.

Kitlesel İzleme (Mass Surveillance) ya da İzleme Toplumu (Surveillance Society) diye adlandırılan bu yeni fenomen, teknolojik ilerlemelerin yarattığı bir olanaktan çok, küresel elitin kontrolü elinden kaçırma kaygısını yansıtan bir eğilim.  Artık suçlunun eylemi kadar,  düşüncesi ve söylemi de önemli. Tabii herkes düşünce suçunu kendine göre tanımladığı için her toplumda ayrı ayrı düşünceler suç sayılıyor. Fransa’da suç olan başka, Türkiye’de başka. Amerika’nın teröristi ile İran’ınki çok farklı. Ortak olan, George Orwell’in yıllar önce 1984 adlı romanında tanımladığı doublethink/newspeak  (çiftdüşün/yenikonuş). “Doublethink/newspeak” çifte standartı evrenselleştirirken, yepyeni terimler, yepyeni düşünce suçları üretiyor.  Soykırım etnik temizlik (ethnic cleansing), sömürgecilik insani müdahele, sivil ölümler ikincil zaiyat (collateral damage) oluyor. Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Libya’da yapılan insani müdaheleler sonrasında pek çok ikincil zaiyat ve etnik temizlik yapıldığı gibi. Bugün sıra Suriye’de. Yarın İran sonra bir başka komşuları. Bu iş parayla değil sırayla. İnsani müdaheleciler Irak’ta, Afganistan’da, Somali’de, Yugoslavya’da bırakın toplam kaç insanın “ikincil zaiyat” olduğunu, kaç çocuğun acından öldüğü bilinmiyor. Açın bakın FAO ve Dünya Gıda örgütü açlık haritalarını. Açlık oranları dünya çapında farklı renklerle gösterilirken bu ülkeler beyaz olarak veriliyor. Çünkü veri yok. Sayı yok. Libya’dan canını kurtaran çoğu Mısırlı ve Tunuslu bir buçuk milyon göçmen işçinin ne ile geçindikleri bilinmiyor. Suriye’de yaşayan sayıları milyona ulaşan Iraklı ve Filistinlilerin yarın nereye gideceğini düşünemiyor “insani müdaheleciler”.

Uluslararası sivil toplum örgütleri Oxfam ve Save the Children’ın 18 Ocak 2012’de yayınlanan raporu Tehlikeli Bir Gecikme: Erken Uyarıya Geç Cevabın Maliyeti adını taşıyor. 2010-2011 arasında Doğu Afrika’daki kıtlığın çok önceden uyarılarının verilmesine rağmen, son dakikaya kadar etkin bir cevap verilmediğini anlatan rapor, uluslararası insani krizlerde yapılması gerekenin “kriz yönetimi yerine risk yönetimi” olması gerektiğini anlatıyor. Rapor, kriz yaşanan ülke hükümetlerinin, uluslararası yardım örgütlerinin ve başlıca bağış yapan fon ve ülkelerin dikkat etmesi gereken, aslında herkesin çok iyi bildiği bir grup öneri içeriyor: kuraklık ve kıtlık durumlarında erken uyarıların iyi değerlendirilmesi gerektiği, gerekli koruyucu insani önlemlerin acilen alınması, kriz riski taşıyan bölgelerde hizmet veren kurumların uzun vadeli olarak desteklenmesi ve esnek ve uzun vadeli bağışların sağlanması.

Eğer hâlâ ancak iş işten geçtikten sonra müdahele ediliyorsa, bunun nedenini bilgisizlikte ya da ihmalkârlıkta değil, siyasi nedenlerde aramakta yarar var. Küresel ahlakın ne zaman ve neden insani müdaheleye karar verdiğini, insaniden ne anladığını anlamak da oldukça zor. Sınır Tanımayan Doktorlar (Medicines Sans Frontiers) 27 Ocak 2012 de aylardır şikayet etmelerine rağmen tutuklulara yapılan işkencelerin devam etmesi üzerine Libya’dan çıkmaya karar verdiklerini duyurdu. Biz zannediyorduk ki Kaddafi linç edilince işkenceler duracak. Aylardır bu işkencelerin devam ettiğini duyurmayan doktorlar,  basın mensupları, diplomatlar, Libya’ya demokrasi getirmekler öğünen dünya liderlerinin bunlardan haberleri yok mu yoksa?

New England Kompleks Sistemler Enstitüsünün (New England Complex Systems Institute – NESI) 2011 de yayınladığı bir çalışma, Arap Baharı’nın gıda fiyatları ile ilişkisini açıklıyor. Rapor toplumsal huzursuzlukların kaynağında yoksulluk, işsizlik ve toplumsal adaletsizlikler kadar gıda fiyatlarındaki ani artışların da önemli rol oynadığını açıklıyor. Birleşmiş Milletler Haber ajansı IRIN başka yayın organlarının unuttuğu insani trajedileri ara sıra da olsa yayınlamaya devam ediyor (IRIN, 2012). Tripoli’den ayda bir gönderdiği 500 Mısır poundu (84 dolarla) ile 10 kişilik ailesini besleyebilen Mısırlı göçmen işçi geri döndüğünde hem kendisi, hem çocukları hem de ailesinin geri kalanları açlığa mahkum oluyor. Yılda 254 milyon doları bulan işçi dövizleri, Süveyş Kanalı’ndan sonra Mısır’ın en büyük gelir kaynağı. Krizle beraber Libya’dan gelen yıllık 33 milyonluk işçi dövizi kesilirken, yüzbinlerce işçi ve onların milyonları bulan ailelerinin iaşesinin getirdiği bir krizle karşı karşıya kalıyor Mısır. Biyoyakıtlar ve dünya borsalarındaki spekülasyonlar nedeniyle gıda fiyatları da artınca Mısır’a gelen Arap baharı mı, yoksa kara kış mı kimsenin haberi olamıyor. 

12 kişilik ailesini hükümetin dağıttığı acil yardım paketleri ile beslemeye çalışan eski göçmen işçi Fatma Mohammad Abdel Muattalab şikayet ediyor “eskiden hergün et yerdik şimdi ancak ayda bir iki kez tavuk.” Libya çöllerine paraşütle atılan bisküvitlerin bu insanların açlığına, yoksulluğuna bir çaresi olmuyor. O yüzden insani müdahalecilerin müdahaleden çok insaniyeti hatırlamalarında çok büyük gereklilik var (IRIN, 2011).

Kongo’dan Sudan’a, Afganistan’dan Irak’a,  Yugoslavya’dan Libya’ya kadar belki de açlığın en büyük ve temel nedeni, merkezi yönetimlerin işlev göremez hale gelmesi/getirilmesi: başka bir tabirle devletin iflası. Bu konuda savaşlar, ambargolar, IMF gibi uluslararası örgütlerin dayattıkları kemer sıkma politikaları ve spekülatüf sıcak para hareketlilikleri gibi dış etkenler kadar, hesabını bilmeyen yatırımlar ve dış borçlanmalar, kamu maliyesinin talanı, iktidar ve muhalefet partileri arasındaki amansız mücadeleler, siyasi ve etnik gerilimler, iş savaşlar bu mücadelede ülkenin en temel kurum ve organlarının zayıflamasına ve toplumsal meşruiyetlerini yitirmelerine yol açıyor. Yani kaleler hem dıştan hem içten yıkılıyor. Son 20 yılın muhasebesi Balkanlardan Orta Asya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar çok ağır. Gelecek yıl dünya açlık haritasında Libya’da veri yetmezliği nedeni ile beyaz çıkabilir. Şimdiden söylemesi.

Bu arada bizi olağan üstü kış manzaraları ile eğlendiren medya yeni haberler ve kaynaklarla iligimiz yeni konulara çekecek. Doğu Avrupa’da olağanüstü kış yaşayanlar havalar yeniden ısınınca bu anormal soğukların nedenlerin düşünmeyecekler bile. Hatta MOBESE kameralarının kaydettiği kendi eski görüntülerini gazetelerin internet sayfalarında, YouTube’da  izleyip gülecekler bile. Tıpkı olağanüstü sıcak bir kış geçiren Kanadalılar gibi. Onlar da bu yıl çok rahat ettik yakıt masrafından kurtulduk diye sevinecekler. Çünkü dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım sadece baktığımızı görüyor, yaşadığımız ana tepki gösteriyor, ama karşılaştırmalar yapıp, nedensellikleri araştırmak yerine, adeta fast-food gıdalar gibi hazır cevaplarla yetiniyoruz. Kimine göre bunlar çok önemsenmeyecek doğal iklimsel dalgalanmalar; kimine göre küresel iklim değişimi; kimince iklim savaşları. Neden ne olursa olsun, tarıma gerekli yatırım yapmayan ülkeler, gıda güvencesini küresel pazarlarda arayanları zor günler bekliyor.

2011 Şubatı’nda zirve yaptıktan sonra küresel gıda fiyat endeksi yavaş da olsa gerilemeye devam ediyor. Ama Ocak 2012 verileri hâlâ gıda krizinin gündeme geldiği 2008 seviyesinin üzerinde seyrediyor. “Aman rahatladık denecek” bir durum değil. Avrupa’nın yaşadığı finans krizinin her an derinleşebileceği, İran-Suriye/Lübnan ekseninde gerilimin kopma noktasına gelebileceği endişelerini de göz önüne aldığımızda, küresel bilinememezliğin sıkıntılı sessizliğini dikkatli takip etmekte yarar olacağını söyleyebiliriz.

2012 oldukça zor bir yıl olacağa benziyor. Dimyat’a pirince gidenlerin dikkatine.

2006. A Report on the Surveillance Society. For the Information Commissioner by the Surveillance Studies Network September 2006
http://www.ico.gov.uk/upload/documents/library/data_protection/practical_application/surveillance_society_full_report_2006.pdf adresinde erişildi.
Foucault, Michelle. 1979. Discipline and Punish: The Birth of the Prison. New York: Vintage Books.
IRIN. 2012. Middle East: The year that was. 4 Ocak 2102. IRIN News.  http://www.irinnews.org/report.aspx?reportid=94581adresinde erişildi.
IRIN. 2011. Egypt-Libya: Returnees struggle to survive. 2 Kasım 2011.
http://www.irinnews.org/report.aspx?reportid=94128 adresinde erişildi.