Ayşe Dinçer

Ayşe Dinçer

Lezzet Yolcusu

Barselona Lezzetleri

1983 yılının sıcak bir temmuz günü Denizcilik Bankasının Akdeniz Gemisi ile çıktığımız Akdeniz turunda son uğradığımız liman Barcelona oldu. O yıllarda Türkiye henüz kendi içinde yaşıyordu. Lüks eşya ithalatı pek yoktu. Yurtdışından ürünler...

Hazır yiyecekler veya konfeksiyon gibi el alan ürünlerin sanayileri henüz gelişmemişti. Teknolojik aletler tek tük dükkanlarda satılırdı. Eskiler hatırlar " Grundig teyp Bakbak'ta Bakbak Yüksek Kaldırımda" reklamını. Henüz Özal'lı yıllar gelmemiş yurtdışına açılamamışız. Yaz aylarında yaylaya çıkma, yazlığa gitme modası tüm hızıyla sürüyor. Neyse uzatmayayım. Bu şartlarda o sıcak günde gemimiz Barselona limanına demirledi. Biz de gitmeden araştırmışız, Barselona'da El Corte Inglez'e gidilir alışveriş yapılır diye duymuşuz.

Avrupa'yı El Corte Inglez'de göreceğiz fethedeceğiz. Alelacele heyecanla gemiden indik. En önemli cadde Ramblas'ı uçarak geçtik. Yol boyunca çiçekçileri büfeleri göz ucu ile görüp gül ve kahve kokuları arasında El Corte Inglez'e ulaştık. İçeri girdik. Aman Tanrım. O ne kıyafet reyonları, ne şık takımlar, elbiseler, mayolar, deniz malzemeleri, iki kat üstüne spor bölümü, ayakkabılar, ev için katlar dolusu süs eşyası. Aklınıza gelen, aklınızı kaçıracak herşey. Hayatımda ilk defa böyle büyük bir alışveriş merkezi görüyordum. Evet, Ankara'da 19 Mayıs Mağazalarına giderdik ama bu başkaydı. Aynı gezide İtalya'da Rinascente'yi görmüştük ama o da küçücüktü. Her yer klimalıydı. Rahat rahat gezdik dolaştık hiç bunalmadık. Elimizdeki kısıtlı dövizle ( O zamanlar yurtdışına belli miktar dövizle çıkılırdı) her çeşit kullanılacak, kullanılmayacak şeyleri aldık.

Akşam üzeri koşturarak gemiye yetiştik. Bu arada klimanın soğuğuna alışık olmadığım için de fark etmemişim üşütmüşüm. Dönüşte yaz ortasında günlerce hasta yatmıştım. Bir günlük Barselona maceramız El Corte Inglez'de başlamış orda bitmişti. Ama inanın aldıklarımızın çoğu yıllarca kullanılmadan dolaplarda beklese de Barselona'yı ve alışveriş çılgınlığımızı unutamam. Bir de "Barselona güzel miydi?" diye soranlara "Evet, Corte Inglez çok güzeldi"nin ötesinde birşey söyleyemememizi. Sonradan Barselona'ya defalarca gittim. O günün acısını çıkarırcasına hemen her yerini gezdim. Yıllarca bir İspanyol Firmasının Türkiye mümessilliğini yaptım. Böylece İspanyol'ları yakından tanıma fırsatım oldu. Hep bir konuya üzüldüm. İspanyolca öğrenmediğime. Çok zengin kültürleri var. Sanat, müzik, edebiyat...Barselona ile ilgili yazacak çok konu ve çok anı var. Sanırım birkaç sayı üst üste Barselona hakkında yazacağım.

Önce bir anı ile başlayayım. Gençlik anısı. Yıllar önce ilk kez Paris'teyim. Fransız yemeklerini biraz biliyorum ama isimlerini bilmiyorum. Bir lokantaya girdik, menü geldi. Fransızca. Garson da İngilizce bilmiyor. Biz de ne yiyeceğimizi bilmiyoruz, anlamıyoruz. Tamam dedik. Herkes parmağıyla bir yemeği işaret etsin ne çıkarsa bahtımıza. Bana gele gele patates kızarmalı burger geldi. Çatalı batırdım. İçi kıpkırmızı pişmemiş. Hemen garsonu çağırdık, zar zor anlattık, pişsin dedik. Tabak gitti. Biraz sonra biraz daha pişmiş olarak geri geldi. Ama bana göre henüz yeterli değil. Garson tekrar çağrıldı et üçüncü kez gitti. Artık patatesler kararmış, et de neredeyse yanmış olarak geri geldi. Yan masada oturan zarif Paris hanımefendisi yemek gidip geldikçe meraklanmış olacak "Bir sorun mu var?" dedi. Ben de et pişmemiş dedim ve o an gözüm tabağına takıldı. Çiğ kıyma ortasında çiğ yumurta. Karıştırılıp yeniliyor. 'Steak Tartar'mış. Tabii gülüştük. Aradan yıllar geçti. Barselona'daki firmayı ziyaret ettiğim günlerden birinde satış müdürü eşi ile birlikte bizi akşam yemeğine davet etti. Hanımın adı Mercedes'ti. Araba markası. Çok tuhaf gelmişti. Ama sonra düşündüm. Bizde de Doğan, Murat, Kartal vardı. Neyse, çok neşeli, cana yakın bir hanımdı. "Bu gece size Barselona lezzetlerini tattıracağım. Bana bırakın" dedi. İlk gelecek tabağın sürpriz olduğunu, bize Barselona tapaslarından da ısmarladığını söyledi. Laf lafı açtı. Ben de Paris maceramı anlattım. Fakat Mercedes Hanım ben anlattıkça susuyor kızarıyor birşey diyecek diyemiyor. Meğer ısmarladığı Carpaccio imiş. İncecik çiğ et dilimleri, halis zeytinyağı, karabiber ve üstüne Parmesan rendesi ile enfes oluyor. Ama tabii aradan yıllar geçmiş, Avrupai tatlara alışmışız. Çiğ et eskisi kadar reddedilir değil. "Siz yediğinize ve ölmediğinize göre biz de yeriz" dedik güldük geçtik. 

Barselona Gotik bir Katalan şehri. Katedrali, tarihi binaları, ünlü mimar Antoni Gaudi'nin şaheseri görkemli ve alışılmadık mimarisiyle Sagrada Familia Kilisesi şehre ayrı bir güzellik katıyor. Barri Gothic, eski şehir; dar sokakları, bu sokaklardaki küçük dükkanları, tapas barları ve esnaf lokantaları...Şehrin 68 parkından biri olan Parc Güell ise mutlaka gezilmeli. Çeşitli semtlerde taze meyve ve sebzelerin, her çeşit gıda maddesinin satıldığı pazarlar var. Bunlar gezilmesi yaşanması gereken yerler. Bizde de var sabit semt pazarları. Ama ben bu kadar canlısını, taze ve zengin mal çeşidini bir arada görmedim. Diyecektim. Aklıma Selanik semt pazarı geldi. Bu kadar geniş olmasa da orada da çok çeşit görmüştüm. Bilhassa deniz ürünleri... Önümüzdeki sayılarda Barselona'nın pazar yerlerine detaylı değineceğim. 

Bu ay yine Barcelona'daydım. Alimentaria Fuarının tanıtımı için düzenlenen basın toplantısına katıldım. La Venta'da akşam yemeği, tapas barlarda tapas tadımları yaptım, dünyanın en iyi şeflerinden sayılan Ferran Adria ile tanıştım ve ElBulliLab'i ziyaret ettim. Roca biraderlerden dünyaca ünlü şef Joan Roca ile röportaj yaptım. Alicia Foundation gezisine katıldım. Hepsini anlatacağım. Ama yer kalmadı, önümüzdeki sayılarda mutlaka takip edin.
Hadi bu yazıyı Katalan usulü bir tatlı ile bitirelim. Crema Catalana. Aslında Cremé Bruleé'ye çok benziyor ama biraz daha pürüzsüz, limon ve tarçın katkılı. Ben şimdi şekersizini de yapıyorum. Süt yerine krema ile. Şekerli yiyemeyenler için basit tarifi: 2 yumurta sarısı, bir paket krema, 1 paket vanilya, biraz limon kabuğu rendesi ve bir çubuk tarçın. Bir paket hazır kremayı içine tarçın çubuğunu ve 1 paket vanilyayı ekleyerek ısıtın. Diğer yandan 2 yumurta sarısını çırpın. Kaynamaya başlarken ocaktan alıp biraz soğuttuğunuz (sıcak katmayın yumurta sarıları pişer, omlet olur) kremayı çırpmaya devam ederek yumurta sarılarına yavaşça ekleyin. Limon rendesini katın. Bir tepsiye su koyun. Malzemeyi eşit pay ettiğiniz ısıya dayanıklı cam kapları suya oturtup 180 dereceye ayarladığınız fırında 20 dakika pişirin. Buzdolabında 2 saat beklettikten sonra üzerine toz tarçın ekerek tüketin.
Şimdi de gerçek Katalan usulü Crema Catalana tarifi:

Malzemeler
1 fincan şeker
4 yumurta
1 yemek kaşığı mısır nişastası
1 adet çubuk tarçın
1 limonun kabuğunun rendesi
2 fincan süt

Yapılışı
Bir kapta şeker ve yumurtaları köpürene kadar çırpın. Bir miktar şekeri (1/4 fincan) daha sonra kullanılmak üzere ayırın. Karışıma tarçın çubuğu ve limon rendesini ilave edin. Mısır nişastası ve sütü ekleyin. Az ateşte sürekli karıştırarak koyulaşana kadar pişirin. Koyulaştığı anda ocaktan alıp (fazla tutmayın) tarçın çubuğunu çıkarın, cam kaselere pay edin. 2-3 saat buzdolabında dinlendirin. Daha sonra kalan şekeri kaselere pay edip 10 dakika fırının üstten ısıtıcılı ızgara bölümünü açarak şekerin hafifçe yanmasını sağlayın ve servis edin. Afiyet olsun.

Şubat 2016 sayısının 58.sayfasında yayımlanmıştır.