Prof. Dr. Mustafa Koç

Prof. Dr. Mustafa Koç

Gıda Politikaları

Beslenmecilik

Beslenmecilik bir yanda bireyi sağlık ve beslenme konusunda destekleyip güçlendirirken, pek çoklarımız için de beslenmeyi aynı ölçüde kafa karıştırıcı bir hale getiriyor. Neye inanacağını şaşıran tüketici türlü diyet ve beslenme uzmanının, gıda...



Profesör Dr. Mustafa Koç
Ryerson Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
Toronto-Kanada
mkoc@ryerson.ca

  

Gyrogy Scrinis’in adına ilk kez Amerikalı gıda yazarı Michael Pollan’ın New York Times’da çıkan Mutsuz Yiyecekler (Unhappy Meals) adlı makalesinde rastlamıştım. Avustralyalı sosyolog Gyorgy Scrinis’den duyduğunu söylediği “beslenmecilik” (nutritionism) kavramı beslenmeciliği bilimsel bir yaklaşımın ötesinde  bir ideoloji, bir söylem olarak tanımlaması nedeniyle oldukça ilgimi çekmişti. Dünya Gıda’nın Eylül 2010 sayısında Fonsiyonel Gıdalar ve Beslenmecilik adlı yazımda bu konuya okurlarımın ilgisini çekmiştim.
2014 Eylül’ünde Waterloo Üniversite’sinde katıldığım bir konferansta Scrinis’le karşılaşma fırsatı buldum. Gurbette yaşayan her göçmen gibi kısa bir süre sonra konu “aslen nerelisin” sorusuna gelince Scrinis’le sosyolog olma ötesinde ortaklıklarımızı keşfetmek mutluluğuna erdim. Soyadından tahmin ettiğim gibi Yunanlı bir anne babanın oğlu Gyorgy. Doğma büyüme Avustralyalı. Ailesi mübadelede Çeşme ve Karaburun’dan Sakız’a göç etmiş. Daha sonra da ver elini dünyanın öbür yanı, Avustralya. Sohbet ederken Anadolu insanının sıcaklığını, dostluğunu, ortak tarihimizin birlikteliğini hissettim. “Siz buna ne dersiniz”le başlayan, “zeybek-zeybeki” muhabbetleriyle devam eden dost sohbetimizle kıtalar arası yolculuktan bitap düşmüş komşumu daha da uykusuz bıraktım korkarım.
Gyorgy Scrinis’in  Columbia University Press tarafından 2013’de yayınlanan  Beslenmecilik: Beslenme Tavsiyesinin Bilim ve Siyaseti (The Science and Politics of Dietary Advice) adlı kitabını okurken bu sıcak ve mütevazi meslektaşımı daha çok takdir ettim. Scrinis’in 352 sayfalık kitabının 65 sayfasını referanslara ayırması çalışmanın ciddiyeti kadar, kime karşı kılıç kuşandığının farkında olduğunu da yansıtıyor. 
Scrinis beslenme paradigmalarının 150 yıllık tarihini üç döneme ayırıyor. 19’uncu yüzyılın ortasından 20’inci yüzyılın ortasına kadar yaşanan dönemi niceliksel beslenmecilik dönemi olarak adlandırıyor. Besinlerin koruyucu niteliklerini ve insan sağlığı için gereken miktarlarının, beslenme bozuklukları ve eksikliklerinin bilimsel yöntemlerle araştırıldığı bu dönemde, beslenme konusunda çalışan bilim insanları ana aktörler olmuş. 
1960’lardan 1990’ların ortalarına kadar uzanan ikinci döneme damgasını vuran gıdaları “iyi ve kötü” gıdalar diye ikiye ayıran bir yaklaşım. Kamu ve toplum sağlığı kurumlarının öncülük ettiği bu dönemde kötü gıdaların kronik hastalıklar üzerindeki etkileri en önemli sorunsal olmuş. 
1990’ların ortasından bugüne kadar gelen döneme ise işlevsel/fonksiyonel gıdalar devri diyor Scrinis. Belirli besinlerin insan bünyesi ve sağlığı konusundaki işlevlerinin altını çizen bu döneme gıda endüstrisi ve şirketleri damgasını vurmuş.
Besin bilimcilerin gıdaların ve içerdikleri etkin maddelerin insan sağlığı konusundaki katkılarının önemini yadsımayan Scrinis, aynı zamanda besin bazlı indirgemeci yaklaşımın da eleştirisini yapıyor. Bu indirgemeci yaklaşım gıdayı belirli temel besin maddelerini içeren bir araca indirgiyor. Scrinis tek tek vitaminlerin veya besinlerin insan sağlığı üzerine etkileri yerine, doğal bütünlükleri içinde insan sağlığı için oynadıkları rolün incelenmesi gerektiğini savunuyor. Gıdaları içerdikleri bir iki ana besine indirgeyen yaklaşım, besinlerin doğal halleri, donmuş, kurutulmuş, konserve edilmiş, ya da hap haline gelmiş halleri arasında hiç bir fark görmüyor. Bu tür indirgemeciliğin en tipik örneği sentetik yöntemlerle doğada bulunan bazı ana vitaminleri laboratuvarlarda üreten milyarlarca dolarlık vitamin endüstrisi. Gıda sanayi de beslenmeci ideolojinin etkisindeki pazara yarım yağlı süt, kolesterol düşürücü margarin, C vitamini ilaveli portakal suyu, probiyorikli yoğurt satarken bu indirgemeci zihniyetten yararlanıyor.
Scrinis beslenmeyi bir kaç temel maddeye indirgeyen beslenmeci indiregmecilik kadar insan sağlığını da bir kaç vücut fonksiyonuna, biyokimyasal veya genetik özelliğe indirgeyen biyomarker indiregemeciliğinin de çıkmazını gösteriyor. İnsan sağlığını kan şekeri, insülin, leptin, LDL ve HDL kolesterol, vücut kitle endeksi (BMI) gibi bir kaç temel belirleyiciye indirgeyen yaklaşım statinli margarinler, omega 3’lü meyve sularıyla, probiyotikli yoğurtlarla insanları sağlıklarına kavuşturmaya çalışıyor.
Beslenmecilik bir yanda bireyi sağlık ve beslenme konusunda destekleyip güçlendirirken, pek çoklarımız için de beslenmeyi aynı ölçüde kafa karıştırıcı bir hale getiriyor. Neye inanacağını şaşıran tüketici türlü diyet ve beslenme uzmanının, gıda yazarının ve medyanın yansıttığı tutarsız bilgilerle daha da bunalıyor. Beslenmecilik gıdayı doğal güzelliğinin ve bütünlüğünün dışında adeta cinci hocanın tılsımlı muskasına çeviriyor. 
“Nutritionism” sadece gıda ve beslenme uzmanlarının değil, sağlıklı beslenme konusunda ilgilenen herkesin okuması gereken önemli bir kitap. Umarım konuyu iyi bilen, her iki dile de hakim birileri bu yapıtı Türkçeye kazandırır.
Scrinis’le bir gün İzmir’i, Çeşme’yi, Karaburun’u görmek üzere sözleşiyoruz. Anadolu çağırıyor dünyanın dört bir yanındaki evlatlarını.
Scrinis, G., 2103. Nutritionism: The Science and Politics of Dietary Advice. New York: Columbia University Press.