Ayşe Dinçer

Ayşe Dinçer

Lezzet Yolcusu

Buones Aires Lezzetleri

Işıklar kararacak, orkestra hazır olacak ve şef işaretini verdiğinde tango başlayacak...

 

 

Buones Aires geceleri sabahı tango ile karşılıyor. Her köşe başında  bir tango gösterisi izleyebileceğiniz mekanlar var. İsteyene sadece tango, isteyene Buones Aires lezzetleri ile birlikte tam şölen. Ama artık dünyanın her tarafındaki yerel dansların, geleneksel alışkanlıkların stilize olup turistikleştiği gibi tango da turistlere yönelmiş. Aslını görmek, gelenekselini izlemek pek mümkün değil.
İlk tango La Boca semtinde doğmuş. 19. yüzyılda buraya fakir İspanyol ve İtalyan göçmenler gelmiş. Bölge hâlâ fakir. Eski binalar turistler için biraz toparlanmış, rengarenk boyanmış, balkonlarına ünlülerin heykelleri yerleştirilmiş sizi selamlıyor ama semt ağaçlıklı sakin yolları ve eski evleri ile tarihteki yaşamına devam ediyor. Aslında ilk başlarda İtalyanlar çoğunluktaymış. Hatta işi o kadar ileriye götürmüşler ki La Boca'da bir İtalyan Cumhuriyeti kurmak istemişler. Papa'ya müracaat etmişler ama tabii olmamış. İlginç bir bölge. Yerel ürünlerin ve el işlerinin satıldığı bir pazar ve alışveriş merkezleri var. Pazarda sizinle 20 dolara resim çektirmek isteyen tangocu kızlar var. Güzel bir hatıra. La Bombonera stadyumu hemen yanıbaşında. Diego Maradona'nın takımı Boca Juniors'un stadyumu. Renkleri sarı-mavi. Bir de hikayesi var. Boca Juniors'un ilk renkleri siyah beyazmış. Ama başka bir takımın renkleri de aynı. Karar vermişler maç yapacaklar ve kaybeden renklerini değiştirecek. Maçı Boca Juniors kaybetmiş. Yeni renklere nasıl karar verecekler? Başkan demiş ki limana ilk gelen geminin bayrağının renkleri bizim olsun. Beklemişler. İlk gelen gemi bir İsveç gemisi. Boca Juniors'un renkleri böylece sarı-mavi olmuş. Stadyum çevresinde Maradona'ya benzeyen bir sürü futbolcu görünümlü adamlar dolaşıyor. İsterseniz 10 dolara bunlarla da stad önünde resim çektirebiliyorsunuz. Ülkenize dönünce "Ben Maradona ile birlikteydim" demek için... Tango'dan nereye geldik. Buones Aires böyle bir şehir. Her köşesi anlatacak çok şey barındırıyor. 
Tango'yu bize Fehmi Ege, Şecaattin Tanyerli ve daha yakın tarihlerde de Esin Engin sevdirdi.  "Papatya Gibisin" çaldığında sevilen birisi ile dans etmek mutlu anların paylaşımı olurdu.
Papatya gibisin beyaz ve ince,
Eziliyor ruhum seni görünce,
İsmin dudaklarımı yakıyor neden,
Nedir bu çektiğim senin elinden,
Şarkıyı bir de Tanju Okan o tok sesiyle söylüyorsa ne hayaller kurulurdu. O zamanlar gençlik romantik "takılırdı". Orta yaşlılar geçen güzel günleri anar, yaşlılar eski tango günlerini anlatırdı. Pera Palas'ın balo salonunda veya Tepebaşında dinledikleri, hâlâ kulaklarında çınlayan Seyyan Hanım'ın tangoları, Necip Celal'in ilk Türk tangosu "Mazi" ile ilk dansları hatırlanır, sohbetler koyulaşırdı. Düğünlerimizin vazgeçilmesi "La Cumparsita" ise her genç kızın rüyasını süslerdi.
Biliyorsun, hâla ruhumda senin aşkın saklı
Ben hiç unutamadım,
Sen de maziye baktığında hep beni hatırlayacaksın

Ama nedense biz La Cumparsita'nın sözlerini hiç bir zaman bilmedik hep melodisini dinledik. Ancak Buones Aires'e gidince tango'nun bizdeki gibi basit bir dans ve müzik olmadığını ve bir yaşam stili olduğunu gördüm.  Unesco, tangoyu insanlığın manevi değeri olan kültürel mirası olarak ilan etmiş.  Tango 19. yüzyılda La Boca semtinde başladığında erkek erkeğe yapılan bir dansmış. Çünkü bölgeye yerleşenler genellikle çalışmak için Avrupa'dan gelen işçilermiş. Kadın çok azmış. Değişik ülkelerden gelenleri bir araya getiren de bu müzik ve dans olmuş. Tango genellikle 6 kişilik "orquestra tipica" ile çalınıyor. Bandoneon en önemli müzik aleti.  1935-1952 yılları arasında altın çağını yaşayan tango'nun kuşkusuz en büyük üstadı ise hâlâ unutulamayan Carlos Gerdel. Tango aslında başlıbaşına bir konu. Felsefesi var ve sayfalarca yazılabilir. Bu yazıda bu kadar yazabildim.

Güney Amerika'nın Paris'i
Arjantin Güney Amerika'nın büyük bir bölümünü kapsıyor. Daha önce yazdığım Patagonya'nın bir kısmı Arjantin'e ait. Ancak en bilinen şehri Buones Aires. Dünyanın en geniş nehri Rio de la Plata'nın kıyılarında yer alıyor ve en büyük 20 dünya şehrinden birisi. 14 şeritli geniş yolları, her köşede park , heykel ve sanat eserleri ile görülmeye değer. Bu şehirde yaşayanlar kendilerini Güney Amerikalı saymıyorlarmış, "Biz Avrupa'lıyız" diyorlarmış. Zaten Buones Aires'e Güney Amerika'nın Paris'i deniliyor. Avrupa'dan çok göç almış. İtalyan, Fransız, İspanyol , Alman... sanki tüm Avrupa buraya göç etmiş. Ama yerliler hemen belli oluyor.  Buranın yerlisine "Portenos" -Liman yerlisi deniliyor. Şu andaki Papa Francis, Buones Aires doğumlu ve eski Buones Aires Baş Piskoposu imiş. Hollanda Kraliçesi Maxima'nın da doğum yeri burası. Eva Peron'u da unutmamak gerek. Efsanevi Peron Ailesinin gelini. Genç yaşta kanserden ölen Evita, küçük Eva. Şehirde her tür kültürel aktiviteye rastlamak mümkün. Müzeler, senfoni orkestraları, sanat galerileri, sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, tangocular buraları mesken tutmuşlar. Buones Aires'in bir adı da "Kitap Şehri". Her yerde kitapevleri, kütüphaneler ve okuma grupları bulmak mümkün.
Görülecek yerler
Şehrin gezilebilecek yerlerinden biri de Palermo. Buraya yakın Barrio Park ve Palermo Chico alışveriş merkezi var. Yöresel, sanatsal ve el işi ürünler satılıyor. Şehrin en zengin bölgeleri Recoleta ve Barrio Norta. Zenginler oturuyor. 1870'li yıllarda San Telmo'da oturan zenginler sarı humma salgını çıkınca şehrin en uzak noktasına taşınmışlar. Buranın en ilginç yeri Cemeterio de La Recoleta Mezarlığı. 1882 yılında kurulmaya başlamış. Şu anda 4 bin 800 civarında mezar var.  İçinde yüzyıllardır el değmemiş örümcek ağları ile örülmüş muhteşem sanat eserleri  bulunuyor. Yıllar önce mezar odalarına yerleştirilmiş tabutları, çiçekleri ve dantel örtüleri mezarın camından bakınca görmek mümkün. Mutlaka gezilmeli. Mezarlık da gezilir mi demeyin. Her biri ev, kilise veya sanatsal bir yapı olan mezarlar. Arjantin'de ilginç bir gelenek var. İnsanların doğum değil ölüm tarihini kutluyorlar. Çünkü insanın doğduğunda bir hiç olduğuna ve ancak öldüğünde yaşamı boyunca birçok işler yapan saygıdeğer bir insan olduğuna inanıyorlar. Burada gömülmenin yolu bir kişinin adında gizli. Alvear, Anchorena, Sarmiento gibi soyadları son derece saygıdeğer aile mezarlarına ev sahipliği yapıyor. Duarte Ailesinin mezarı-Familia Duarte Sarcophagus da burada ve Evita burada yatıyor.
Her şehirde olduğu gibi burada da gecekondu mahalleleri var. Viyadüklerin altlarında ve genellikle 2 katlı olan evler, bir veya 2 odalı. Duvarlar tuğla. Pencere yeri açmışlar ama cam yok. Doğru düzgün çatı yok. Herhalde viyadükler evleri soğuk ve yağmurdan koruyor. Gerçi buralarda pek kış olmuyormuş. Kar galiba 40 yıl önce yağmış, gençler bilmiyor. Şehrin en uzun caddesi Santa Fe kilometrelerce uzanıyor, cadde boyunca sağlı sollu dükkanlar, parklar ve meydanlar yer alıyor. San Martin Meydanı yakınındaki saat kulesine eskiden İngiliz Saati denirmiş. Falkland Adalarında İngilizlerle ihtilaf çıkınca adını değiştirmişler Monument-Anıt saat yapmışlar. Ülkede dolar sıkıntısı var. O nedenle caddelerde dükkan önlerinde "kambiyo" diye bağırıyorlar. Yanlarından geçerken turistleri çevirip, kambiyo, kaşmir süveter diye dükkanlarına çekmeye çalışıyorlar. Şehrin her tarafında sarı akasyalar, manolyalar ve neredeyse asırlık ağaçlar. Hukuk fakültesinin yanındaki büyük demir çiçek heykeli dikkatimi çekti. Güneşin doğuşu ve batışı ile beraber açılıp kapanıyormuş. 

Şehirde neler yapılır?
Buones Aires çarşısı, pazarı, meydanı bol bir şehir. Şehirde ne yapılabilir derseniz şunları önerebilirim: Dünyanın en geniş caddelerinden biri olan 9 de Julio'daki "Obelisco" taşından yola çıkarak şehrin merkezi Plaza de Mayo'ya, oradan kilise, müze ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu eski bölge San Telmo'ya gidilir. Antikacılar gezilebilir. Buradaki "Mercado de San Telmo" Pazarı mutlaka görülmeli. Öğlen olduğunda Eski bölgelerden La Boca'ya gitmekte yarar var. Burada geleneksel yemekler yenilebilir, açıkhava müzesi Caminito ziyaret edilebilir, dans edenler, grafiti çizenler, sokak ressamları ile birkaç saat geçirilebilir. Sonra otobüse binilip Puerto Madero'da inilir ve Buones Aires'i ikiye bölen Riachuelo Nehri kenarındaki "Parillas"larda Arjantin etlerinin tadına bakılır. Oradan Recoleta'ya geçilir Recoleta Mezarlığı ve Iglesia del Pilar Kilisesi  ziyaret edilir. En sonunda da Palermo Viaje, şehrin gastronomi merkezinde sanat ve müzikle iç içe akşam yemeğinde Buones Aires geceleri yaşanır. Burası birkaç günde dolaşılacak bir şehir değil. Spor aktiviteleri, özellikle de Boca ve River Stadyumlarında futbol maçı seyretmek için de birkaç gün ayırmak lazım. Birçok sanatçı için Buones Aires şehri ilham kaynağı olmuş. Ernesto Sabato'nun eserlerinde Parque Lezama, Jorge Luis Borges'in kitaplarında Palermo'ya sık sık gönderme yapılır. Roberto Arlt'ın Flores'i ve Cortazar'in doğup büyüdüğü "Villa del Parque" da bu yazarlar sayesinde ünlenmiştir.
Buones Aires Lezzetleri
Arjantin dünyanın en önemli gıda üreticilerinden biri. Özellikle et üretimi başta geliyor. Buğday, mısır, fasulye ve 1970 sonrası soya fasulyesi üretimi var. Süt ise gelişmiş hayvancılığın bir sonucu olarak önem kazanmış. 19. yüzyılda Arjantin'de kişi başına yılda 180 kg. et düşüyormuş. Şimdilerde bu 68 kg.'a düşmüş. Dünyada et ile ilgili çok yazı yazılıyor. Fazlası zarar verir, kanser yapar, hasta eder, hatta hiç yenmese daha iyi olur diyenler bu nedenle vejetaryen olanlar var. Arjantin'li  için sorun değil. Korkmadan et tüketiyor. Buğday yetiştiren bir ülke olarak da Arjantin'de ekmek, sofralarından hiç eksik olmuyor. Mısır ve soya da da GDO varsa bir Arjantin'linin ömrü çok az denilebilir. Ancak hiç de öyle değil. Müzik , kültür ve sanat dolu uzun ömürlü bir hayatları var. Empanadas-börekleri, parillo-ızgara etleri, dulce de leche-kremalı tatlıları yiyiyorlar, Yerba mate içiyorlar, futbol maçlarına gidiyorlar, tango yapıyorlar, bol bol kitap okuyorlar. Her yer yeşillik, çiçekli ağaçlarla bezeli. Etrafta asırlık ağaçlar.  Çok neşeli ve esprili insanlar. Ölünce de sanat eseri mezarlarda huzurlu uykuya dalıp, geride kalanlar tarafından yüzyıllar sonrasında bile aile meclislerinde anılıyorlar.
Buones Aires dünyanın en önemli lezzet duraklarından biri. Mutfağı pampalarda yetişen hayvanların etlerinden, İtalyan hamur işlerinden, yerlilerinin doğal yiyeceklerinden derlenmiş. Arjantin'liler zenginleşip dünyayı gezmeye başlayınca da suşi gibi lezzetler mutfağın vazgeçilmezlerinden olmuş. Ancak Buones Aires'e gelen bir gezgin mutlaka ızgaraları ve et yemeklerini tatmalı. Uruguay'da yediklerimiz kadar güzel olmasa da parilla'lar buranın olmazsa olmazı. Şehirde en iyi et lokantaları Puerto Madero, Las Canitas, Palermo ve Recoleta bölgelerinde yer alıyor. Buralarda parillo-ızgara et; costillas-pirzola, bife de chorizo-biftek yenilebilir. Eğer severseniz bunun yanında sakatat da ısmarlayabilirsiniz. Chimchullinis bizim kokoreç'e benziyor. İsterseniz karışık et tabağı söyleyip tüm et ürünlerini de tadabilirsiniz. Yerel kültürü, özellikle de estancia-çiftlik kültürünü tanımak için Pena'lara-yerli klüplere gitmelisiniz. Burada Gaucho-kovboy kültürünü yaşayabilir yerel et yemeklerini charangos (5 telli gitar) çalan yerliler eşliğinde yiyebilirsiniz. Yöresel yiyeceklerden Patagonya koyunu ızgarası, tamales (et ve peynir ile yapılan bir mısır unu yemeği) ile Tucuman Bölgesinden Guarani Kabilesi yemeği olan sassava dolgulu gnocci'yi mutlaka denemelisiniz. Yürüken acıktığınızda milanesas (ekmek içi ile kaplanmış şnitzel sandviçi) veya lomitos (bonfile sandviçi) ısmarlayabilirsiniz. Yorulunca sosyal dans salonu milonga'lardan birine girip bir şişe malbec içebilirsiniz, tahta döşemelerde tango yapanları seyredebilirsiniz. Hatta tango öğrenebilirsiniz. Gardel ve Piazzola arasındaki farkı öğrendiğinizde artık dans ayakkabılarınızı alıp El Beso veya Centro Region Leonesa'ya gitme zamanınız gelmiş demektir. Yine de farklı birşey içeyim derseniz submarino tam size göre. Sıcak bir bardak süt içinde denizaltı şeklinde çikolata. Ve tabii her yerde mate. Maçlarda, yollarda, kitap okurken, parkta otururken...
Buones Aires çok keyifli bir şehir. Daha çok yazılacaklar var ama belki sonra. Yer ve vakit kalırsa.


Chimichurri -Arjantin sosu

Malzemeler
1 olgun domates
4 taze soğan
4 diş sarımsak
6 bardak kıyılmış maydanoz
2 bardak kıyılmış taze kişniş
1/2 yemek kaşığı kekik
1/2 yemek kaşığı tuz
yarım çay bardağı zeytinyağı
yarım çay bardağı sirke

Yapılışı
Domates soğan ve sarımsağı robotta çekin. (Farklı  bir versiyonda domates fırında  yanacak kadar  ızgara yapılıp kabukları soyulduktan sonra kullanılıyor. Böylece sosa bir is tadı da ekleniyor.) Diğer otları ekleyin. Bir kez robottan geçirin. Zeytinyağı ve sirkeyi ekleyerek pürüzsüz bir sos haline getirin. Et ve sebze ızgaralarının üzerine kullanabilirsiniz. Kapalı kapta 3 gün buz dolabına muhafaza edebilirsiniz. Afiyet olsun.