Değişim hipnozu ve biz

Sosyal medya çoşkun akan bir ırmak gibi önüne çıkan ne varsa sürüklüyor. Üretim sektörü de sosyal medya ırmağının hızına yetişmeye çalışıyor.

Her an elimizin altında olan cep telefonumuzla dünyaya bağlanabiliyor olmamız çok şey öğrendiğimizi sandığımız, devamlı gelişmemiz gerektiğini baskılayan bir hipnoz gibi. Her şeyi günün akışında o kadar hızlı tüketiyoruz ki, bilginin içi boşalırken bazı zamanlarda da ne yaşadığımızın bilincinde bile olamıyoruz. İşte buna değişim hipnozu diyorum. Çünkü akışın içinde küçük bir çakıltaşı gibiyiz. Akan suyun kuvveti, bize şekil veriyor. Sosyal medya çoşkun akan bir ırmak gibi önüne çıkan ne varsa sürüklüyor. Üretim sektörü de sosyal medya ırmağının hızına yetişmeye çalışıyor. Öyle anlar var ki gelmesiyle diğer ürünleri sürüklerken yarattığı ortam bir anda pazar büyümesine neden olabiliyor. Gıda sektöründe beş yıl öncesine kadar yeni ürün lansmanlarını belirleyen kriterler arasında sosyal medya yokken, şuan ürünün sosyal medyada yer alması bir gereklilik halini aldı.

Daralan dünya, gelişen teknolojiler, terör, geçim kaygısı, varlık içerisinde yoksunlaştıran politikalardan ötürü daha hassas, daha şüpheci tüketici toplumlar oluşmaya başladı. Bu nedenle tüketici öncelikle aldığı ürüne ve markaya güvenmek istiyor.
Peki ülkemizde güven oluşumu için neler yapılıyor, sosyal medyayı ne amaçla kullanıyoruz? Bir sorun bin ah işitin. "Ülkemizdeki her şey kötü, biz her şeyin kötüsünü yiyoruz, bizim üreticimiz hile yapıyor!"….Haber bulamayan medyanın yada televizyon kanallarının merdiven altı gördükleri işletmelere gidip bakın bunları yediyorlar bize demesi veya doktorların şu kanser yapar bu şunu yapar diye diye toplumun gıda üreticilerine olan güvenine çok zarar verdiklerini düşünüyorum. Evet kesinlikle yediğimiz herşey doğru koşullarda ve doğru yöntemlerle üretilmeli. Hatalı olan uyarılsın cezalandırılsın, tartışalım, konuşalım tüketicimiz bilinçlensin. Tarım politikalarımız iyileştirilsin. Her gıda işletmesinde gıda mühendisleri, gıda teknikerleri çalışsın, herkesin Nasa üssü gibi fabrikaları olsun.
Bunların olmasını istiyorsak içinde bulunduğumuz hipnozdan çıkalım, okuduklarımızı idrak ederek, sindirelim. Aldığımız bir ürünün sadece ondan ibaret olmadığını o noktaya gelebilmesi için kaç kişinin nasıl bir emek harcadığını anlamaya çalışalım, daha gerçekçi, daha yapıcı, daha pozitif olalım.

‘Birşey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle.
Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz.
Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun.
Çünkü her insan ölecek yaşta.’
Şems-i Tebrizi
Ragibe Özkütükçü