Dijitalleşme ve hukuk

Bugün kullandığımız telefonlardan, günlük hayatımızdaki ev aletlerine, ulaşım araçlarından, giysilerimize kadar aklımıza gelebilecek her türlü nesne dijitalleşmenin ve bilişim teknolojilerinin konusunu oluşturmaktadır.


Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Dijitalleşme. Yaşantımızın her alanına sirayet edecek pek çok yeniliği, ilerlemeyi, kolaylığı barındıran tek bir kelime. Bununla birlikte söz konusu yeniliklerin birçok bilinmezliği de beraberinde getireceği, bugüne kadar alışık olduğumuz düzen ve kurallarda esaslı değişiklikler gerektireceği de muhakkak.
Global sanayi ve teknoloji otoritelerinin de kabulüne göre, bugüne kadar geçirilen üç büyük sanayi devriminin ardından bugün dördüncü sanayi devrimini yaşıyoruz. Su ve buhar gücünün daha işlevsel ve verimli kullanılmasıyla başlayan sanayileşmede ilerleme sürecinde bugünün hedefi, bilişim teknolojileri ile endüstrinin bir araya getirilmesi, daha az maliyet ile daha çok verim alınmasıdır. Bu amacı gerçekleştirmedeki en büyük araç ise klasik sanayi araç ve donanımlarının dijitalleşmesiyle neredeyse tamamen insan gücünden bağımsız olarak üretim yapabilmeyi hedefleyen “akıllı fabrikaların”, “nesnelerin interneti” üzerinden birbirleri ile iletişime geçebilen nesnelerin kullanılması, insanın fiziki emeğinden bağımsız dijital bir dünyanın yaratılmasıdır.

Dijitalleşmeyi sadece sanayi ekseninde düşünmek kuşkusuz dijitalleşmenin hayatımızdaki yeri ve önemini kavramımıza engel olacaktır. Bugün kullandığımız telefonlardan, günlük hayatımızdaki ev aletlerine, ulaşım araçlarından, giysilerimize kadar aklımıza gelebilecek her türlü nesne dijitalleşmenin ve bilişim teknolojilerinin konusunu oluşturmaktadır. Işık hızı ile yarışır şekilde ilerleyen teknoloji neredeyse hayatımızın içindeki her nesnenin bir süre sonra insanın fiziksel katkısını en aza indirecek şekilde kendi kendine işlev görmesini, kısacası hayatın insan eli ve emeği ile değil de, fakat insan tarafından dijitalize edilmiş bir sistem üzerinden kontrol edilmesini hedeflemekte ve bu konuda muazzam gelişmeler kaydedilmektedir.
Hayatımıza bu denli yenilik ve kolaylıklar sağlayan dijitalleşmenin biz hukukçular için ise bambaşka bir yönü bulunmaktadır. Kanun yapıcılar ve hukuk kuralları, dijitalleşen dünya karşısında nerede durmaktadır? Mevcut hukuk düzeni, dijital dünyayı ve dijitalleşmenin getirdiği yeni hayat biçimine ne derece uygulanabilir? Bu soruların hepsi esasında biz hukukçuların bundan sonra üzerinde oldukça mesai harcayacağı bir alana işaret etmektedir: dijital dünyayı düzenleyen hukuk kuralları nasıl olacaktır?

Hukuk, yaşam ile birlikte evrilen sosyal bir bilim dalıdır. Zaman içerisinde gelişen ihtiyaçlar, oluşan gelişmeler ile birlikte hukuk da değişir ve yaşamın gereksinimlerine, gelişmelerin beraberinde getirdiği sorunlara göre şekil alır. Bu bakımdan hukuki düzenlemelerin, düzenleme ihtiyacı duyulan olguların ortaya çıkmasıyla gelişen/evrilen bir niteliği olduğunu söylemek yanlış olmaz. Daha başka bir ifade ile, gelişmelerin beraberinde getirdiği yeni sorunlar kapsamında mevcut düzenlemelerin değişmesi gerekeceğinden, öncelikle sorunların ortaya çıkmış olması ve/veya bunların öngörülebiliyor olması gerekir. Dolayısıyla hukuki düzenlemenin varlığı, sorunun varlığına, tespit ve öngörülebilirliğine ihtiyaç duyar. İşte bu nedenle de hukuki düzenlemeler esasen, hayattaki olguları ve yenilikleri bir adım geriden takip eder.
Peki, gelişmelerin hızına yetişilemediği bu dijital devirde yazılı kaynak niteliğinde olan hukuki düzenlemeler ve hukuk kuralları gelişmeleri hangi hızda takip edecektir? Ya da mevcut hukuki düzenlemeler dijitalleşme ile birlikte giderek gelişen ve yeni sorunlar ihdas eden bu yeni yaşam biçimine ne kadar uygulanabilir niteliktedir?

Bu soruların esasında ne ifade ettiğini örnekler üzerinden açıklamamız faydalı olacaktır. Bilindiği üzere, kendi kendine ilerleme ve hareket kabiliyeti olan otomobiller artık bir süpriz olmaktan öte, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde piyasaya sürülmesi beklenen bilindik bir gelişme halini almıştır. Tesla firması tüm araçlarını bu nitelikte ürettiğini ancak kalibrasyon işlemlerinin sürdüğünü bildirmiştir.
Arabanın fiziken sürücü tarafından kullanılmayacağı sürücüsüz otomobil (otonom) teknolojisinde, otomobilin hareket halindeyken sisteminde meydana gelecek bir arızadan, otomobil aksamları arasında “nesnelerin interneti” vasıtasıyla kurulan entegre sistemde meydana gelecek bir aksamadan ötürü otomobilin kaza yapmasından kim sorumlu olacaktır? Fiziken aracı kullanan bir kişi olmadığına göre, , fiziken aracı kullanmayan sürücüye şahsi olarak cezai sorumluluk yüklenebilecek midir? Yoksa, kusursuz sorumluluk kavramı kapsamında, tehlikeli araç sahibi olarak, otomobilin sahibi yine de sorumlu olmaya devam edecek midir? Araçtaki sistem arızası nedeni ile bu sistemi geliştiren ve kuranların hukuki ve/veya cezai sorumluluğu söz konusu olacak mıdır?
Yine fiziki işgücü kullanılmayan ve tüm üretimin “nesnelerin interneti” üzerinden makinalar tarafından sağlandığı akıllı bir fabrika düşünelim. Böyle bir üretim sahasında işçi statüsü nasıl belirlenecektir? İşçinin bulunmadığı bir alanda iş sağlığı ve güvenliği kuralları ne şekilde tatbik edilecektir? Makinaların üretimi gerçekleştirdiği bir varsayımda üretim safhasındaki donanım kaynaklı hatadan işveren mi sorumlu olacaktır? Sorumluluk işveren tarafından donanım sahibine rücu edilebilecek midir? Üretimin bu şekilde insan gücünden ayrıştırılması halinde halihazırda istihdam edilen işçilerin işten çıkarılmasında teknolojik gerekçeler işveren bakımından haklı veya geçerli bir sebep teşkil edecek midir? “İşveren” ve “işçi” tanımı, iş hukuku kapsamında varlığını koruyabilecek midir? Bugünkü bildiğimiz anlamda “işyeri” ve “iş” tanımları da değişebileceğine göre, çalışanların ücret, maaş, izin ve emeklilik gibi hakları nasıl belirlenecek ve neye göre hesaplanacaktır?

İlk etapta akla gelen bu soruları çeşitlendirmek mümkün olmakla, söz konusu çeşitlilik ve sayısız ihtimalin, soruların ortak noktasını değiştirmediğini ve esasen her sorunun bize aynı değerlendirmeyi yapma fırsatı verdiğini söylememiz mümkündür: Mevcut hukuki düzenlemeler, bugünün gereksinim ve yaşam modeli uyarınca insan odaklıdır, hukuki düzenlemelerin konu ettiği sorunlar da içinde insanı, insan eylemini, insan fiil ve icraatını barındırır. Oysaki dijitalleşme bunun tam tersini öngörmektedir. Mevcut düzende örneğin bir otomobil kazasında sorumluluk açısından ilk değerlendirilecek kişi sürücüdür, iş hukuku ise işçi ve işveren kavramları üzerine inşa edilmiştir. Hukuki düzenlemelerin temel aldığı insan, dijitalleşme sürecinde yerini nesnelere, nesnelerin birbiriyle iletişimine, entegrasyonuna, yapay zekaya, yazılım ve donanımlarla kontrol edilen robotlara, insan gücüne dayalı olmaksızın çalışan akıllı fabrikalara bırakmaktadır. Bu radikal dönüşümün, özellikle hukuki ve cezai sorumluluk, hak ve mülkiyet sahipliği, hukuki kavramlar ile bunların içerikleri gibi çok esaslı konularda da radikal değişiklikler gerektireceği muhakkaktır.
Dolayısıyla dijitalleşmeyi bizlerle tanıştıranlar kadar, yeniliklerin zaruri kıldığı değişimler ile bunların getirdiği veya getirebileceği çeşitli sakıncalara dair hukuki altyapıyı oluşturmakla sorumlu olan kanun yapıcıların ve hukukçuların da önemi yadsınamayacak kadar büyüktür. Değişimler son sürat dahi olsa değişen dünyaya hukukun ayak uydurması, hukukun güncel ihtiyaçlara cevap verecek şekilde ele alınması şimdi olduğu kadar gelecekte de çok büyük bir zorunluluk olacaktır. Yaşam değişirken yaşamımızı düzenleyen kuralların değişmeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Fakat kanaatimizce mağduriyetlerin, belirsizliklerin olabildiğince aza indirilebilmesi için kanun koyucuların ve hukukçuların şimdiden bu konuları değerlendirmeleri ve geleceğin sorunlarını ele almaya başlamaları sürecin etkili ve verimli geçirilmesi adına çok önemlidir.

Yazarın diğer yazıları