Esra Teoman

Esra Teoman

Yaşama Dair

Gelişimin önündeki en büyük engel korkulardır...

Korku konsantrasyon bozukluğununn ana sebebidir.

Korku bize sağlıklı düşünme ve hareket etme serbestliğimizi engellediği sürece zarar verir. Zira var olma amacımızdan uzaklaşmamızı, yeteneklerimizi kullanmamayı, konsantrasyon bozukluğunun ana sebebidir. Hal böyle olunca da korku, ilerlememizi durduran engelleyici zarar veren şekliyle ortaya çıktığında sorun oluyor.

Esra Teoman Bener
KOÇ / Eğitmen
www.adimkocluk.com

Zihnin pozitif düşünce alışkanlığı tutumunun önündeki en büyük engel korkulardır.

Dünyamızın korku tarafından nasıl ele geçirildiğini görmekteyiz. Savaşlar, terörizm, suç oranlarındaki artış ister istemez insanların paranoyaya kapılmalarına sebep oluyor. İnsanların gittikçe evlerine kapandıklarını, güvendikleri çevrelerde kaldıklarını, sürekli endişe, güvensizlik, kaygı ve korkularla yaşamaktan mutsuz bireylere dönüştüklerini görüyoruz. Pozitif düşünce tutumu hasar gördükçe coşku, sevgi, hoşgörü, paylaşım, merhamet gibi duygular azalırken fiziksel hastalıklardaki artış hızlanıyor. Bizler etrafımızı saran bu korku imparatorluğundan kendimizi korumayı başaramadıkça korku tüm insanlığı ele geçirerek istediği sonuca ulaşacak.

Neye ihtiyacımız var ?
Sevgi, güven ve en önemlisi kendimize olan inanca ihtiyacımız var.

Bunu nasıl başarabiliriz ?
En önemli adım, zihnimize doğru düşünce alışkanlığını kazandırarak korkunun bizi ele geçirmesini engelleyebiliriz.

Zihinlerimizi şayet nasıl yöneteceğimizi bilirsek dışsal şartların negatif etkilerinden korunmayı da becerebiliriz.

Ben bu ay size korkularla nasıl mücadele edebileceğimize dair bir kaç bilgi paylaşmak istedim. Kurum ve bireylerde çalışmalarım sırasında sıklıkla rastladığım korku türlerinden bazıları; kaybetme korkusu, eleştirilme korkusu, reddedilme korkusu, hastalık korkusu, yoksulluk korkusu gibi korkunun farklı türleri ile karşılaşıyorum. Ve bu korkularla birlikte yaşamayı alışkanlık haline getirmiş mutsuz insanlar.

Korku, aslında doğamızda var olan bir duygudur. Yaşamda kalabilmek ve kendimizi tehditlere karşı koruyabilmemiz için korku duygusuna ihtiyacımız vardır. Böyle yaklaştığımızda korkuyu yönetilmesi gereken bir durum olarak ele alarak işe başlamalıyız. Bir işi iyi yapmak için duyacağımız heyecan, endişe ve kararında korku bizi motive eder ve hatta geliştirir.

Korku bize sağlıklı düşünme ve hareket etme serbestliğimizi engellediği sürece zarar verir. Zira var olma amacımızdan uzaklaşmamızı, yeteneklerimizi kullanmamayı, konsantrasyon bozukluğunun ana sebebidir. Hal böyle olunca da korku, ilerlememizi durduran engelleyici zarar veren şekliyle ortaya çıktığında sorun oluyor.

Zihnimizi yapıcı, üretken ve sağlıklı bir biçimde kullanmamıza engel olan şey korkularımızdır. Bazen geçmişten getirdiğimiz bazen de bizim gelecek senaryolarımız ile beslenir ancak içten olduğu kadar dışsal şartlarda korkuyu doğurur ve büyütür.
Korku içinde yaşamak akıntıya kapılmamızın ana sebebidir. Akıntıya kapılma alışkanlığı ne anlama gelmektedir?
Anlamı, zihnimiz bir kere negatif düşüncelere kapılmaya başlarsa bu tür düşüncelerin getireceği duygular da haliyle negatif olacaktır, bu durum sürekli tekrarlandığı zaman artık bir alışkanlık haline gelir. Zihin sürekli olarak negatif düşünce alışkanlığını sürdürür. Bu durum da uzun vadede insanların sürekli korku, endişe, kaygı halleri içinde yaşamaları demektir. Bunun neticesinde ise artık insanlar bu korku imparatorluğu etkisinde hareketsiz, kendilerinden özlerinden uzaklaşmış vaziyette yaşamaları anlamına gelir. Yaşam anlamı ve amacı kaybolmuştur artık, sadece günün getirdiklerini kabul etmek ve yetinmek tek hedef olmaktadır.

Doğada da aynı bu şekilde işlemektedir. Doğanın her canlıyı yaşaması için bulunduğu iklim koşullarına uyum sağlaması için zorladığını biliriz. Mesela tropik bir iklimde yetişen bir ağacı, kuzey kutbunda yetiştirmek mümkün değildir. Aynı şekilde kuzey kutbunda yetişen bir ağacı da tropik iklimde yetiştirmek imkansızdır. Buna benzer şekilde de insan zihninin kendi düşüncesinden daha etkili olan bir çevreden etkilenmesi de doğaldır. Bir başka deyişle bu çevreye uyum sağlaması mümkündür. İşte tam da bu noktada zihnin olumsuz çevreden etkilenmemesi için düşünce sistematiğinin güçlü olması gereklidir.
Çocukların düşünceleri, maruz kaldıkları etkileşimden daha güçlü olmadığı zaman, yakın çevrelerindeki insanlara benzemeleri kaçınılmazdır. Doğa her ortam için belirli bir ritim düzenlemiştir. İşte bu ritmin içinde kalan her şey onunla uyuma zorlanır. Burada insan zihninin muazzam gücü ortaya çıkıyor. Zira hepimizin kendi düşünce ritmimizi düzenleme gücümüz var. Bu yeteneğimiz sayesinde negatif ortamlardan etkilenmeme gücüne sahibiz. Ve işte kişiler arasındaki en büyük fark burada, her birimiz bilinçli zihin düzeyinde farkı yakalıyoruz. Korkularıyla yaşayan kişiler kendilerine bu ritmi yakalamalarını sağlayacak durumları ( korktukları her ne ise onları yaşamlarına çekme becerisi gibi) çekerler. Korkulardan arındırılmış ve yerine gerçekçi yaklaşımları koyan zihin yapısına sahip kişi ise bu ritim ile senkronize olmuş durumları çekerek yaşar. Şayet çevreniz sürekli korkular ve şüphelerle çevrili ise ve siz “ben bu durumda ne yapabilirim?” diyorsanız, size en kısa zamanda bu durum içinde etki altında kalmamamınız için, düşünce yapınızı güçlendirerek işi başaracağınızdan emin olun derim.

Zihinsel, ruhsal ve fiziksel özgürlüğe ancak gereksiz korkulardan arınarak ulaşmak mümkündür. Bu da ancak zihni güçlendirmek ile mümkündür. Ve bu pozitif zihin alışkanlığının kalıcı olmasını sağlamakla mümkündür. Bunun için Napoleon Hill pozitif düşünce alışkanlığını 7 başlık altında toplamış. Bu başlıklarda göreceğimiz gibi bir amacın olması zaten bizi her türlü korkudan arındırır ve yolumuzda kalmamızı sağlar.

1- Amacın belirginliği.
2- Kişinin öz varlığını koruması.
3- Zorluklarla mücadele edebilmesi ve yenilgilerden ders çıkarması.
4- Ortamın etkilerini kontrol altında tutmak. ( İşbirliği, aynı amaca hizmet eden kişilerin bir araya gelerek beyin gücü birliği oluşturması)
5- Zaman ( negatif düşünce alışkanlığından çok pozitif düşünce alışkanlığını kazanmak ve kalıcı hale getirmek)
6- Uyum ( Kişinin kendi çevresinde zihinsel, ruhsal ve fiziksel güçlü etki yaratabilmesi için kendi amacına uygun hareket edebilmesi)
7- Kararlılık ( kişinin harekete geçmeden önce ne yapacağı konusunda planlı olması)

Herkes zihnini güçlendirme yeteneğine sahiptir. Ancak ne yazık ki sadece ufak bir kesim bu gücünün farkında olarak yaşamaktadır. Cesaretle, sevgiyle, başarıyı yakalayarak daha verimli yaşamak oysa mümkün.

Korkuların esiri olmadan cesaretle yaşayacağımız bir ay diliyorum.

Şubat 2016 sayısının 56.sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları