R.Petek  Ataman

R.Petek Ataman

Uzman Gözüyle

Gıda etiketlerinde yeni dönem

Beslenme bildirimi zorunluluğundan muaf olan gıdalar var. Bunlar tek bir bileşenden oluşan gıdalar, çay, kahve gibi ürünlerdir.

Etiketlemede yeni bir dönem başlıyor. Etiketleme ve beyanlarla ilgili mevzuat, her zaman gıda düzenlemeleri içerisinde en karmaşık, yoruma ve dolayısıyla hatalara çok açık olan, sübjektif kriterler barındıran düzenlemelerdir. Bu nedenle tüketici, üretici ve Bakanlık görevlilerinin sürekli ve etkin bir eğitime ihtiyaç duyulduğu tartışmasız bir gerçeklik. Bakanlık, kılavuz çalışmaları ile büyük bir adım attı, ancak devamında hala çok çalışmak gerekiyor.


Yeni yönetmelikle, ambalajlı gıdaların büyük çoğunluğu için; etiketleri üzerinde beslenme bildirimi yapılması, yani besin ögelerinin de bulundurulması bir zorunluluk olarak tanımlanmıştır. Beslenme bildirimi zorunluluğundan muaf olan gıdalar var. Bunlar tek bir bileşenden oluşan gıdalar, çay, kahve gibi ürünlerdir.


Petek Ataman
Gıda Mühendisi
Yakın Doğu Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü
Yarım Zamanlı Öğretim Elemanı
petekataman@gmail.com


Gıda maddelerinin etiketlerinin; gıda güvenliğinin sağlanmasında, tüketicinin doğru bilgilenmesinde, gıda işletmecisinin satmakta olduğu gıda ile ilgili tüketiciye ileteceği mesajları taşımakta çok önemli işlevleri vardır. 

*Etiketler izlenebilirliği sağlama aracıdır
*Metabolik hastalıklar, allerji ve intoleranslar, dini ve kültürel tercihler başta olmak üzere konu ile ilgili temel bilgileri tüketicilere ulaştırır
*Birden çok markayı ve ürünü karşılaştırmada dayanağımız gıdaların etiketleridir
*Ürünün muhafaza koşulları, hangi tarihe kadar tüketileceği, gramajı gibi pek çok bilgi içerir
*Reklam ve pazarlama aracıdır

Bu işlevler daha çeşitlenebilir. Bu bakışla, etiketler bir anlamda gıda maddesinin kimliğidir. Bu nedenle de gıda maddelerinin etiketlerinin ne şekilde olacağı, hangi bilgileri mutlaka içermesi gerektiği, hangi bilgi veya ifadeleri içeremeyeceği yasal düzenlemelerle belirlenmektedir. Bu konudaki düzenlemeler, gıdaların uluslararası rekabetinde de son derece önemli olduğundan; etiketlemeye dair kurallar uluslararası düzeyde de belirlenmiştir.

Bu çerçevede, ülkemizde uygulanmakta olan “Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği” Avrupa Birliği’nde 25 Ekim 2011 yılında yayınlanmış ve tümü itibariyle 13 Aralık 2016’da yürürlüğe girmiş olan 1169/2011 Sayılı Tüzük çerçevesinde yeniden düzenlenmek üzere yürürlükten kaldırılmış ve yerine iki ayrı yönetmelik yayınlanmıştır.

“Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği” içerisinde genel etiketleme kurallarını, etikette bulunması gereken zorunlu bilgileri ve bu bilgilerin düzenlenme kurallarını ve beslenme yönünden etiketleme ve beslenme ve sağlık beyanlarına dair kuralları içermekte idi. Yeni sağlık beyanları için başvurma ve onay sürecine dair ise mevzuat bulunmamakta idi.

26 Ocak 2017 tarihinde “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği” ve “Türk Gıda Kodeksi Beslenme ve Sağlık Beyanları Yönetmeliği” isimli iki ayrı yönetmelik yayınlanmıştır. Adlarından da anlaşılacağı üzere, bir yönetmelik, beslenme ve sağlık beyanları dışındaki tüm konuları düzenlemekte iken; diğeri sadece beyan koşulları ve sağlık beyanı başvuru sürecini içermektedir.

Gıda camiasında bulunan ve bu süreci takip edenler; bu çalışmanın oldukça uzun süredir yürütülmekte olduğunu ve sonuçlanmasının zaman aldığını, zorlu bir süreç yaşandığını iyi bilmektedirler. Gıdaların etiketlenmesine dair gerek ulusal düzenlemelerin, gerekse uluslararası düzenlemelerin kaderidir bu genel olarak. Bu alan, ticari çıkar çatışmalarının üst seviyede olduğu bir alan niteliğindedir.


Uzun bir süreçten sonra yayımlanan her iki düzenlemeye 31.12.2019 tarihine kadar uyulması zorunluluğu vardır. Bundan, ürünleri markaları ile satışa sunan gıda işletmecileri ve ithal ürünlerde ise ithalatçı sorumludur. Bu tarihten önce piyasaya sürülen ürünlerin etiketlerinin ise raf ömrü süresince piyasada bulunabileceği hükme bağlanmıştır. Bir başka deyişle, 31 Aralık 2019 tarihi, eski etiketlerin raflarda bulunmama tarihi değil, işletmelerde kullanılmama tarihidir.

Yeni yönetmelikler temel uygulamaları çok büyük oranda korumuş, kimi alanlarda ufak tefek değişiklikler getirmiş, kimi alanlarda ise önemli değişiklikler yapmıştır.

Örneğin: Bugüne kadar mevzuatta “günlük karşılama miktarı” olarak kullanılan kavram artık “referans alım oranı” olarak belirtilmektedir. Bu ve benzeri, özde farklılık yaratmayıp; sadece terminolojide değişiklik yapan düzenlemeler, ne yazık ki sadece kavram kargaşasına ve yanlış yapılmasına hizmet etmekte; işletmeciye lüzumsuz yük yaratmaktadır. “Gıda Güvenliği” ve “Gıda Güvenilirliği” konusunda yaşanan kargaşa hala devam etmektedir. Kavranmış ve uygulaması oturmuş kavramları çok önemli zorunluluk olmadıkça değiştirmemek ilke edinilmelidir.

Yeni düzenlemelerle yapılan temel değişikliklere bakarsak;

Sağlık beyanları en yoğun düzenlenen, deyim yerinde ise yeniden yapılandırılan alan olmuştur. Hastalık riskinin azaltılmasına ilişkin beyanlar, çocukların gelişimi ve sağlığına ilişkin beyanlar ve diğerleri olmak üzere temel olarak 3 sınıfta toplanmıştır.

Kullanımına izin verilen sağlık beyanları açısından, önceki yönetmelikte C Vitamini, D Vitamini gibi vitaminler veya demir, potasyum gibi mineraller ile ilgili var olan önemli eksiklikler bu yönetmelikte giderilmiştir. Bu önemli bir gelişmedir. Sadece sodyum ve kalsiyum için sağlık beyanı yapılabilirken; artık vitamin ve minerallerle ilgili çok çeşitli beyanlar kullanılabilmektedir.

Avrupa Birliği’nde onaylı olan kimi beyanların, Türkiye’deki düzenlemeye dahil edilmedikleri görülmektedir. Düzenlemeye dahil edilmeyen beyanlar genelde doğurganlık, testesteron seviyesi, sinir sistemine dair fonksiyonlarla ilgili olanlardır.

Yönetmelik kapsamında izin verilen her beyanın (etikette ve reklamlarda), ilgili yönetmelik kuralları çok iyi incelenerek kullanılması son derece önemlidir.

Beslenme ve sağlık beyanları yönetmeliği ile bir ilk olarak yeni sağlık beyanları veya var olan sağlık beyanlarında değişiklik veya iptal taleplerinin değerlendirilme sürecinin nasıl işleyeceği belirlenmiştir. Artık AB’de olduğu gibi, bizde de bu sürece dair kurallar belirlenmiş ve yeni başvuruların yapılması, itiraz ve değişiklik başvuruları olanaklı hale gelmiştir. Bu gelişme önemli olmakla birlikte; risk değerlendirmede olduğu gibi burada da Bilimsel Komisyon’un Bakanlık tarafından oluşturuluyor olması bir handikaptır. Bu şekilde bilimsel görüş ve değerlendirmelerin bağımsızlığına gölge düşmektedir.

Sağlık beyanı yapabilmek için gıdanın sahip olması gereken olumlu özelliklere dair kriterler (tuz, şeker ve doymuş yağın yeterince düşük olması veya kalsiyumun belirlenen miktarın altına düşmemesi gibi) işletmeci lehine bir miktar kolaylaştırılmıştır. Bu konuda daha fazla esneme yapılmaması yerinde olacaktır.

Yeni yönetmelikle, ambalajlı gıdaların büyük çoğunluğu için; etiketleri üzerinde beslenme bildirimi yapılması, yani besin ögelerinin de bulundurulması bir zorunluluk olarak tanımlanmıştır. Beslenme bildirimi zorunluluğundan muaf olan gıdalar var. Bunlar tek bir bileşenden oluşan gıdalar, çay, kahve gibi ürünlerdir.

Tüketicilerin yoğun talebi nedeniyle artık çoğu gıdanın etiketinde fiilen bulunmakta olan beslenme bildirimi yasal olarak da zorunlu hale gelmiştir.

Toplu tüketim yerlerinde etiketleme ile ilgili özel düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede, restoranlar, kantinler, okullar ve hastaneler gibi toplu tüketim yerlerinde; gıdanın adının ve varsa alerjen bileşenleri ile alkol ve domuz içeriğinin kolayca görülebilecek, açıkça okunabilecek şekilde menüler, yazı tahtaları, broşür benzeri araçlar vasıtasıyla son tüketiciye sunulması gerekmektedir.

Mesafeli satışlarda (internet, radyo, tv gibi) etiket bilgilerine yönelik somut kurallar getirilmiştir. Son tüketim tarihi veya tavsiye edilen tüketim tarihi hariç tüm zorunlu bilgiler ve gıdanın bileşiminde etil alkol ve/veya domuzdan elde edilen madde bulunması durumunda buna ilişkin bilgilendirmenin satın alma işlemi sonuçlanmadan önce tüketiciye sunulması, teslimat sırasında ise tüm zorunlu etiket bilgilerinin tüketiciye sunulması gerekmektedir.

Mesafeli satışların kanayan bir yara olduğu hepimizce bilinmektedir. Ancak burada asıl sorun, bu alanda denetimlerin yapılmasında yaşanan zorluklardır. Adresi, yeri belli olan noktaların denetimine yetmekte dahi kayda değer zorluklar yaşamakta olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın; bu konuda gerçekten denetim yapmak için pek çok ilgili kamu kuruluşu ile işbirliği yapması, hatta ortak sistemler kurması gerekmektedir. Bugüne kadar yaşananlar, bu türden bir işbirliği konusunda en başta kamu yönetimi kültürü olarak oldukça yetersiz olduğumuzu göstermektedir.

Ülkemizde gıda maddelerinin gerek üretiminde bileşen olarak, gerekse ambalaj materyallerinde, nanoteknoloji ürünlerinin kullanımı yasal olarak düzenlenmemiştir. Bu alan başlı başına bir yazı yazılmasını hak edecek kadar geniş, önemli sorunlar içeren, gıda güvenliği açısından daha pek çok belirsizlikleri olan bir alandır. Ve ne yazık ki, geçmişte başka konularda da olduğu gibi yoğun olarak çalışılmakta, risk değerlendirmesi tamamlanmadan sessiz sedası hayatımıza girmektedir. Etiketleme ile ilgili olarak yapılan düzenlemeler de, nano materyallerin kullanımı yasal olarak düzenlenmiş algısı yaratmaktadır. Bu durum tehlikeli ve dikkate değerdir.

Ülkemizde bu ürünlerin kullanılıp kullanılmayacağına, kullanılacaksa hangi kurallarla kullanılacağına dair ve nasıl analiz edileceğine dair düzenlemeler bulunmazken, gıdaların etiketinde yer alan bileşen listesi ile ilgili olarak getirilen “Tasarlanmış nanomateryal formunda bulunan bütün bileşenler, bileşenler listesinde açık bir şekilde belirtilir. Bu tür bileşenlerin adlarını takiben parantez içinde ‘nano’ kelimesine yer verilir.” hükmü son derece vahimdir.

Çölyak hastalarını yakından ilgilendiren glutensiz gıdalara yönelik de, şekilsel gibi görünen ancak aslında önemli sonuçları olabilecek bir değişiklik yapılmıştır. Gluten intoleransı olan kişilerin tüketeceği gıdalara yönelik kurallar bugüne kadar “Türk Gıda Kodeksi Gluten İntoleransı Olan Bireylere Uygun Gıdalar Tebliği” ile düzenlenmekte iken, bu konu etiketleme yönetmeliğine dahil edilmiştir. Hükümler anlamında aynı gibi gözükse de, glütensiz gıdalar bir ürün grubu olmaktan çıkmış ve isteğe bağlı bir etiketleme hükmü şekline dönüşmüştür. Bu açıdan, sonuçları dikkatle izlenmelidir.

Yeni düzenlemelerle ilgili olarak, daha bir bu kadar yazmak mümkün ancak, okunabilir ve temel alanlara dokunur bir yazı hedef olmalı. Etiketlemede yeni bir dönem başlıyor. Etiketleme ve beyanlarla ilgili mevzuat, her zaman gıda düzenlemeleri içerisinde en karmaşık, yoruma ve dolayısıyla hatalara çok açık olan, sübjektif kriterler barındıran düzenlemelerdir. Bu nedenle tüketici, üretici ve Bakanlık görevlilerinin sürekli ve etkin bir eğitime ihtiyaç duyulduğu tartışmasız bir gerçeklik. Bakanlık, kılavuz çalışmaları ile büyük bir adım attı, ancak devamında hala çok çalışmak gerekiyor. Diğer yandan kuralları getirmek önemli fakat uygulanmasını içtenlikle takip etmek ve gereğini yapmak gerekiyor. Yeni ama kağıt üzerinde kalacak kurallara ihtiyacımız olmadığı çok açık.

Kasım 2017 sayısının 32.sayfasında yayımlanmıştır.