Prof.Dr. Semih Ötleş

Prof.Dr. Semih Ötleş

Gıda Kimyası

Gıdalardaki kontaminantlar(3.Bölüm)

Prof.Dr.Semih Ötleş, Derya Tuzcu
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü


Katkı maddeleri yoluyla oluşan kontaminasyon

Gıdalarda kullanılan bazı katkı maddeleri doğrudan içerdikleri safsızlıklar veya gıda bileşenleri ile reaksiyonları sonucunda kontaminasyon oluşturabilmektedirler.  Et işlemede koruyucu, renk ve lezzet vermek amacıyla kullanılan nitrit ve nitratlar, etin yapısındaki sekonder ve tersiyer aminlerle nitrozamin adı verilen, kanserojen ve mutajen etkilere sahip maddeler oluşturmaktadırlar. Nitrozamin problem nedeni ile gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin kimyasal yapılarının belirlenmesi, uygulanan işlemlerin kimyasının aydınlanması ve toksikolojik değerlerin dikkate alınması gereği ortaya çıkmıştır. Bu konuda, gıda katkıları için spesifikasyonlar CAC komisyonu tarafından belirlenmekte ve yayınlanmaktadır. Gıda endüstrisinde katkı maddelerinden kaynaklanan en önemli kontaminasyon kürleme işleminde nitrat ve nitritlerin kullanımları sonucu oluşan nitrozaminlerdir.

Nitrozaminler

Nitrat ve nitritlerin sosis, domuz jambonu, balık gibi et ürünlerinin kür edilmesinde kullanımı çok yaygındır. Bu maddeler Clostridium botulinum’un toksin oluşturmasını önlemelerinin yanı sıra et ürünlerinin karakteristik renk ve lezzetini de vermek amacıyla gıdalara katılmaktadırlar; ancak kanserojenik etkiye sahip olan nitrozaminlerin oluşmasında en etkili komponent olmaları nedeniyle kullanım miktarları yasal olarak sınırlandırılmıştır. Nitrozaminler çeşitli gıdalarda, alkollü içkilerde, kozmetiklerde, pestisidlerde bulunabilmektedirler ve insanlara yemek, solunum ve deri yolları ile bulaşmaktadır. Gıdalarda, özellikle kür edilmiş etlerde, peynir ve balıkta nitrozamin oluşumu yüksek ölçülerde saptanmıştır. Tütün dumanı, kızartılmış etler ve sıvı herbisitlerin solunumu ile de yüksek miktarlarda nitrozamin vücuda alınmaktadır

Nitrozaminlerin oluşumu
 
Nitrozaminler sekonder veya tersiyer aminlerin bir nitrolama ajanı ile (azot oksitleri veya nitrat tuzları gibi) reaksiyonu sonucu oluşurlar. Reaksiyon, asit, nötral veya bazik ortamlarda oluşabilmekte ve ozon veya metal iyonları gibi katalizörlerin varlığında hızlanmaktadır. Nitrolayıcı ajan gıdadaki doğal nitrit veya kürleme amacıyla katılan nitrittir. Reaksiyon için optimum pH 1-3 dür.

Nitrozamin oluşumunun engellenmesi

Nitrozamin oluşumunun engellenmesi amacıyla gıdalarda nitrozamin oluşumunun başlıca kaynağı olan nitritin kür edilmiş etlerde kullanım miktarının azaltılması öngörülmüştür. Amerikan Tarım Teşkilatı (USDA) et kürlemesinde kullanılan nitritin düzeyini 40 ppm’e kadar düşürmüş ve beraberinde yüzde 26 potasyum sorbat kullanılmasını öngörmüştür. Bu bileşimin botulizmi önlemede yeterli olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu bileşimin kullanımı sonucu yapılan tat testlerinde bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluştuğu görülmüştür. Potasyum sorbat, sodyum askorbat, tokoferol ve C vitamininin kürlenmiş balık ve turşularda nitritlerden, nitrozamin oluşumunu engellediği saptanmıştır. Sodyum askorbat hafif asidik ortamda sekonder aminlerden daha hızlı şekilde nitritle reaksiyona girmekte ve nitrozamin oluşumu engellenmektedir  ( Altuğ, Ova, Demirağ, Kurtcan,  1994).

Nitrozamin tayininde kullanılan analiz teknikleri genel olarak şu ana basamaklardan oluşur.
i. Örnek hazırlama
ii. Ekstraksiyon, izolasyon
iii. Temizleme, saflaştırma ve deriştirme
iv. Kalitatif ve kantitatif tayinler

Ambalaj maddeleri yoluyla oluşan kontaminasyon

Temel olarak ambalaj, mamül veya ürünleri bir arada tutarak taşınmasını ve hareket etmesini sağlama, çeşitli dış etkilere karşı koruma, kullanılabilirlik ve uygunluğun artması, ürün ile ilgili çeşitli bilgileri aktarma gibi fonksiyonları yerine getirmektedir. Buna göre ambalaj ‘ürünü dış etkilerden koruyan, içine konan materyali bir arada tutarak taşıma, depolama, tanıtma, reklam gibi fonksiyonel işlemleri yerine getiren çeşitli materyallerden yapılan dış örtülerdir’ şeklinde tanımlanabilir. Ambalaj materyalleri cam, metal, ahşap, plastik, kağıt, çeşitli elyaflar ve bunların kombinasyonlarının kullanıldığı malzemelerden imal edilmektedir. Bunların seçiminde ambalajlanacak mamulün yapısı, pazarlama faktörleri, dağıtım olanakları, ambalajlama ile ilgili yasa ve yönetmelikler ile maliyet gibi faktörler etkili olmaktadır.

Migrasyon kavramı ‘belirli koşullar altında ambalaj malzemesinden gıda maddesine bir kütle transferi’ olarak tanımlanabilir. Çoğu kez toplam migrasyon olarak belirtilen toplam geçiş ile ilgili deney yöntemiyle tayin edilen ve ambalajdan gıdalara göç eden maddenin kütlesidir. Geçen maddeler ise migrant olarak adlandırılır.

Bu faktörlerden mamulün yapısı gıda kontaminasyonu ve sağlık açısından en önemli faktördür. Ambalaj maddesi istenilen fonksiyonları yerine getirirken içine konan gıda maddesi ile etkileşim göstermemeli ve kullanılan ambalaj materyali sağlığa zararlı olmamalıdır. Çeşitli ambalaj maddeleri, üretim tekniklerine ve içerdikleri maddelere bağlı olarak gıda maddelerinde kontaminasyona neden olmaktadırlar. Bu nedenle bir ambalaj maddesi seçilirken gösterişinden çok sağlık açısından güvenilir olmasına dikkat edilmelidir. Kullanılan ambalaj malzemesinin formülü ve içerdiği maddelerin toksisitesi ve ekstrakte olma özelliği bilinmelidir. Ilk kullanılmaya başlandığı yıllarda plastikler reaksiyona girmeyen maddeler olarak bilinmekteydi ve bunların üretiminde kullanılan materyaller ve bunların kimyası hakkında pek az şey biliniyordu. Daha sonraki yıllarda ise gıdalarda meydana gelen renk değişmeleri, lezzet ve koku kaybı ve bazı biyolojik etkilerin ambalajlamada kullanılan plastiklerden meydana geldiği ortaya konulmuştur. Örneğin, vinil klorürle ilgili sağlık problemleri, bazı monomer kalıntılarının plastik ambalajlama nedeniyle gıda maddelerine bulaşabileceğini ortaya koymuştur. Akrilonitril, viniliden klorür, butadien ve stiren polimerleri gibi çeşitli plastikler de problem yaratmaktadırlar. Parafin mumu ile hazırlanmış kartonlarda da sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yakın zamana kadar parafin mumunun sert bir madde olduğu sanılmakta idi. Ancak 3-4 benzopiren ile kontamine olmuş parafinle hazırlanmış kartonların kullanılması durumunda süt gibi bir gıda maddesi kanserojen etkili bu maddeyi ekstrakte edebilmektedir. Ambalaj materyalinden gıda etkileşimi sonucu oluşan kontaminasyonlar nedeniyle, çeşitli ülkeler ambalaj ve ambalajlama ile ilgili olarak özellikle plastikler için standardlar çıkarmışlar ve bunları yürürlüğe koymuşlardır. Ambalaj maddelerinde bulunan ve kontaminasyon oluşturan maddelerin tayinleri, kromatografik teknikler kullanılarak gerçekleştirilebilmektedir. Özellikle plastik ambalaj maddelerinde sorun oluşturan plastik polimerleri, plastik çözücüleri ve işlem yardımcıları gibi maddelerin tayinlerinde gaz, gaz-sıvı, ince tabaka kromatografisi gibi teknikler kullanılmaktadır.

Mikrobiyolojik kaynaklı kimyasal toksinler-mikotoksinler

Mikotoksinler ‘küfler tarafından üretilen ve canlı organizmada toksik etkileri olan bileşikler veya metabolitler’ olarak tanımlanırlar. Gıdalarda mikotoksin oluşumuna neden olan başlıca küfler Aspergillus, Fusarium ve Penicillium türleridir. Söz konusu küfler tarafından değişik nem, sıcaklık ve depolama koşullarında üretilen mikotoksinlere çeşitli gıdalarda ve hayvan yemlerinde rastlanmaktadır. Mikotoksinlerin organizmada akut ve kronik toksik etkileri bulunmaktadır. Bazı mikotoksinler karaciğer üzerine akut etki yaparlarken, bazıları böbrekleri, merkezi sinir sistemini veya dolaşım sistemini etkilemektedirler. Mikotoksinlerin kronik toksisiteleri sonucunda oluşan olgulara ise ‘mikotoksikozis’ adı verilmekte olup, bu durum kanser oluşumu veya bağışıklık sisteminin bozulması gibi etkileri ortaya çıkarabilmektedir.

Mikotoksinlerin pek çok hastalığa neden oldukları bilinmektedir. 1960’lı yıllarda İngiltere’de 10 bine yakın hindi yavrusunun aflatoksinle kontamine yemleri yemesi sonucunda ölmeleri üzerine toksinler konusundaki çalışmalar önem kazanmıştır.

Aflatoksinler Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus adı verilen küfler tarafından üretilen ve ultraviole ışık altında floresans özellik gösteren maddelerdir.

Gıdalarda aflatoksinler mavi ve yeşil floresans verme özelliklerine göre B1, B2, ve G1, G2 olarak dört temel bileşik halinde bulunmaktadırlar. Memeli hayvanların bünyesinde ise biyotransformasyona uğrayarak, süt toksini olarak ifade edilen aflatoksin, M1 ve M2’yi oluşturmaktadırlar.

Aflatoksinler, yerfıstığı, pamuk tohumu, badem, fındık, pirinç, fasulye, et ürünleri (sosis,salam), kuru meyveler, tahıllar, baharatlar ve süt ürünleri gibi çeşitli gıdalarda bulunurlar.

Okratoksin Aspergillus ochraceus ve Penicillium viridicatum küfleri tarafından üretilen Okratoksin kahve çekirdeklerinde bulunan bir maddedir. Okratoksin bir böbrek toksini olup, Balkan ateşi diye bilinen ve özellikle Balkan yarımadasında rastlanan bir tür böbrek hastalığına neden olmaktadır.

Citrinin, Penicillium citrinum ve Penicillium viridicatum ile Aspergillus terreus küfleri tarafından üretilen bir böbrek toksini olup, hayvan yemleri, tahıllar, sarı pirinç, elma suyu ve hindistan cevizinde bulunmaktadır.

Patulin, değişik penicillium türleri tarafından üretilen ve doymamış lakton yapısı nedeniyle pek çok bakteriyel sistemlere ve memeli hücre kültürlerine yüksek toksik etki gösteren bir mikotoksindir. Nörotoksik etkisi yaygın olarak saptanan patuline, meyve ve meyve sularında ve özellikle elma suyunda rastlanmaktadır.

Trikotosenler, Fusarium küfleri tarafından mısır ve diğer tahıllarda üretilen mikotoksinlerdir. Bu toksinlerin vücuda alımı ile kusma, diyare, lökopeni oluşmakta, gastro-intestinal sistem, merkezi sinir sistemi, kalp kaslarında önemli hasarlar meydana gelebilmektedir.

Zearalenone, Fusarium küfleri tarafından tahıllar (özellikle mısır)  ve hayvan yemlerinde oluşan bir toksin olup, hayvanlarda üremenin azalmasına ve gebe hayvanlarda düşüklere neden olur.

Penisillik asit kimyasal yapısı bilinen kanserojen laktonlara benzemesi ve farelere enjekte edildiğinde tümör oluşturması nedeniyle önemli bir mikotoksindir. Kanserojen etkisi aflatoksinler kadar yüksek olmayan Penisillik asite daha çok depolanmış mısırda rastlanır.

Mikotoksin analizleri

Çeşitli toksik ve özellikle kanserojenik etkileri bulunan mikotoksinlerin değişik gıdalarda bulunma düzeylerinin sürekli olarak kontrol edilmeleri gerekmektedir. Bu kontrollerin güvenilirliği ise her mikotoksin için farklı gıdalarda en etkin, duyarlı ve kesin sonuç veren yöntemlerin kullanılmasına bağlıdır. Mikotoksinlerin tayinleri amacıyla geliştirilmiş yöntemlerden bioanaliz teknikleri kalitatif veya yarı-kantitatif olup genellikle bilinmeyen yeni toksinlerin saptanmasında ve izolasyonlarında kullanılmaktadır. Saptanan yeni toksinin tayini amacıyla ise kimyasal yöntemler geliştirilmektedir.

Gıdalarda mikotoksinlerin oldukça düşük düzeyde (ppm, ppb) bulunmaları nedeniyle, analizlenecek örneklerin etkin bir örnekleme ile seçilmeleri gerekmektedir. Toksinlerin ekstraksiyonu genellikle kloroform, metanol veya aseton gibi organik çözgenler veya seyreltik asit ve tuz çözeltileri kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Elde edilen ekstraktlar kolon kromatografisi ile veya bakır karbonat amonyum sülfat, kurşun asetat gibi reaktiflerle çöktürme yolu ile saflaştırılmaktadır. Saflaştırılmış ekstrakt, azot gazı altında deriştirildikten sonra ince tabaka kromatografisi, mini kolon gibi tekniklerle kalitatif olarak teşhis edilmektedir. Kantitatif tayin amacı ile ise ince tabaka, yüksek performanslı ince tabaka veya yüksek basınç sıvı kromatografisi teknikleri kullanılmaktadır.

Pişme sırasında oluşan kirleticiler

Ø Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar
Ø Piroliz Ürünleri
Ø Akrilamid

Akrilamid:

— Renksiz,
— Erime noktası 84,50 C ,
— Kaynama noktası 192.60 C ,
— Katı bir kristal,
— Suda, asetonda ve etanolde çözünebilir,
— Sudaki çözünürlüğü oldukça yüksek, doymamış çift bağ içeren bir amid,
— Farklı fiziksel ve kimyasal özelliklerde polar fonksiyonel gruplar içeren poliakrilamidlerin ve kopolimerlerin sentezinde kullanılan vinil polimeridir.
— 2 formu bulunur;
1. Monomer  formu: Nervöz sistem üzerinde toksik etkiye neden olduğu, laboratuvar hayvanlarında karsinojen olduğu, insanlarda da karsinojen olabileceği düşünülmektedir.

2. Polimer formu: (Toksik değildir) İçme ve atık suların iyileştirilmesi, zenginleştirilmiş petrolün geri kazanımı, kağıt, boya, kozmetik endüstrisi, toprak düzenleyici ajan, plastik üretimi, maden işlenmesi
   
Kızartılan besinin bileşiminde bulunan bazı aminoasitler ile şekerler (karbonil grubu), Maillard reaksiyonu sonucu akrilamid oluşmaktadır. Model ortamda gerçekleştirilen denemelerde  asparajinin akrilamid oluşumundan sorumlu aminoasit olduğu tespit edilmiştir. İndirgen şekerler, asparajin ile reaksiyona girdiğinde, oluşan ilk ara ürün Schiff Bazı’dır. Schiff Bazının çevrim formu olan N-glukozilasparajin asparajin/glukoz reaksiyonunda bir ara üründür ve yüksek miktarlarda akrilamid oluşturmaktadır (Stadler ve ark., 2002). Maillard reaksiyonu yoluyla gerçekleşen akrilamid oluşum mekanizmaları üzerine değişik önermeler mevcuttur. Çeşitli araştırmalarda, bu oluşumun,

ü     N-glukozilasparajin,    3-aminopropionamid,   Strecker aldehidi veya akrilik asit  üzerinden gerçekleşen mekanizmalar sonucu ortaya çıktığı öne sürülmektedir.

 

 

Gıdalarda akrilamid oluşumu birçok faktörden etkilenmektedir.
ü işlem sıcaklığı (proses sıcaklığı),
ü işlem süresi,
ü amino asit ve indirgen şeker içeriği ile türü,
ü pH,
ü nem miktarı
ü kızartma yağı v.b. (Brathen ve Knutsen, 2005)
 faktörler gıdalardaki akrilamid miktarının proses teknolojisinin değiştirilerek azaltılabileceğini göstermektedir (S. Ou et al. , 2008).

Sıcaklık ve süre etkisi
— Akrilamid oluşumunun sıcaklık ve süreye bağlı olduğu ve akrilamid oluşumunun gerçekleşmesi için ortam sıcaklığının 120°C’yi aşması gerektiği belirlenmiştir.
— Fırında pişirme işleminde de gıdanın esmerleşme düzeyindeki artışla akrilamid miktarı arasında bir ilişki olduğu belirtilmektedir (Amrein ve ar., 2004).
— Bazı çalışmalarda ise, sıcaklık veya uzun ısıtma süresi uygulandığında akrilamid miktarında azalma görülmüştür.

— Yapılan bir çalışmada, patateslerde akrilamid oluşumunun 1200 C’den 1700 C’ye kadar arttığı ve daha sonra azaldığı saptanmıştır (Friedman ve ark., 2003).
— Başka bir çalışmada ise en fazla akrilamidin 1750 C’de oluştuğu bunun üzerindeki sıcaklıklarda akrilamid miktarının azaldığı belirlenmiştir (Mottram ve ark., 2002).
— Bunun nedeni akrilamidin 1750 C üzerinde bozulması ve polimerize olmasıdır (Taubert ve ark., 2004, Özkaynak ve Ova, 2006).

Proteinlerin etkisi
— Akrilamid oluşumundan sorumlu majör aminoasit olduğu belirlenen asparajin; patates ve hububatta serbest halde yüksek miktarlarda bulunan bir aminoasittir.
— Patates cipsi ve kızartmaları ile hububat bazlı ürünlerde, diğer gıdalara göre çok daha yüksek miktarlarda akrilamid tespit edilmiş olması, bu ürünlerin yüksek asparajin içeriği ile ilgili olduğu düşünülmektedir (Ayaz ve Yurttagül, 2008).

Karbonhidratların etkisi
— Ortamdaki indirgen şeker konsantrasyonunun,  akrilamid oluşum miktarında belirleyici faktör olduğu bildirilmektedir (Amrein ve ark., 2003; Özkaynak ve Ova, 2006).
— Zyzak ve ark. (2003) çeşitli monosakkaritler üzerinde yaptıkları çalışmada;
fruktozla oluşan akrilamid miktarı > glukoz ve galaktozla oluşan akrilamid miktarı sonucuna varmışlardır.                                                      

Kızartma yağı çeşidi
Araştırmalar, yağın çeşidinin akrilamid oluşumu üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Yapılan bir çalışmada; en yüksek akrilamidin zeytinyağında oluştuğu belirtilmiştir (Becalski ve ark., 2003). Patateslerin kızartılmasında zeytinyağı kullanımının mısır yağına göre daha yüksek akrilamid oluşturduğu bildirilmiştir (Tareke, 2003). Ayrıca silikon içeren yağların ve palm olein  kullanıldığında oluşan akrilamid miktarının daha fazla olduğu belirtilmiştir (Gertz ve ark., 2002). Çiğ ve haşlanmış besinlerde akrilamid oluşmamaktadır (Granda ve Moreira, 2005). Patatesin kaynar su içerisinde (~100°C) pişirilmesi sırasında ölçülebilir düzeyde akrilamid oluşmadığı tespit edilmiştir (Svensson ve ark., 2005). Bisküvi ve kraker gibi hububat ürünleri ile patates cips ve kızartmaları akrilamid içerikleri en yüksek ürünler olarak saptanmıştır  (Ayaz ve Yurttagül, 2008).

Sonuç
Kimyasal maddelerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki zararlı etkilerinin toplum üzerinde yarattığı haklı korku, bu hatalı değerlendirmeleri beslemektedir. Sıklıkla yapılan yanlış, kimyasalların zararı konusunda bilimsel gerçeklerden uzak kişisel görüş bildirerek konuda hassas olan toplumu tedirgin etmektir. Günümüzde hiçbir kimyasal madde kontrol dışında bırakılmamıştır. Bilimsel verilerden hareketle yapılan uluslararası ve ulusal düzenlemeler yardımıyla insan sağlığı ve çevrenin korunması hedeflenmektedir. Zararlı kimyasalların risk yönetimi olarak adlandırılan bu yaklaşım, akılcı kimyasal madde kullanımında tek seçenektir. Ancak bu konudaki başarı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Uluslararası kuralların tümüyle uygulanması ölçüsünde, insan sağlığı ve çevre, kimyasalların zararlı etkilerinden korunabilmektedir. Kimyasallar konusunda tartışma yapılacaksa, bunun toplum yararına bir sonuca varabilmesi için tartışmaların uluslararası kuralların uygulanıp uygulanmadığı ekseninde yapılması gerekir.

Sağlıklı (cips gibi yağlı besinler ve kızartmaların tüketimi azaltılmalı), yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte, sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır. Besinler uzun süre, yüksek sıcaklıklara maruz bırakılmamalıdır. Özellikle et ve et ürünleri başta olmak üzere tüm besinler patojenleri öldürecek kadar pişirilmelidir.

Çevremizde ve besinlerimizde bulunan PAH’ların beslenme yönünden zararlarının en aza indirilebilmesi için; Özellikle hayvansal kaynaklı (yağlı et) besinlerin kömür veya direkt ateş üzerine koyularak ızgara yapılmaması gerekir. Yakıt türü olarak saf odun kömürü kullanılmalıdır. Izgara yapıldığında ise yanan ateş üzerinde değil, alevler söndükten sonra köz ateşinde pişirme işlemi yapılmalıdır. Etle ateş arasında mesafe en az 7cm, ideal olarak da 10-15 cm olmalıdır. Hava, toprak ve su kirliliğini önleyici tedbirler alınmalı ve denetimler etkin bir şekilde sürdürülmelidir.

Kaynaklar

Acar, J., Uygun, Ü. (1998). Doğal toksik maddeler ve kontaminantlar. (Eds. Saldamlı, İ. Gıda Kimyası), Haccetpe Ü. Yayınları-Ankara, 399-433.
Altuğ, T., Ova G., Demirağ, K., Kurtcan, Ü.(2000). Gıda Kalite Kontrol, Ege Üniv. Basımevi-Bornova-İzmir, 106-135.
Arıkan, Y., (2007). Kyoto Protokolü ve Türkiye için tünelin ucundaki ışık,13th International energy, Cogeneration and environmental technologies conference & exhibition Center, 30-31 May, İstanbul, 46-56.
Bence, AE., Burns, WA. (1993). Fingerprint hydrocarbons in the biological resources of the Exxon Valdez Spill Area. Proceedings of the 3rd Symposium an Environmental Toxicology and Risk Assessment, Nisan 26-28, Atlanta, ABD.
Bordad, LR., Gomaz, G., Abad, E., Riveara, J., Fernenez-Basten, MD, Blasco, J., Gonaealez, MJ. (2004). Survey of persistent organochlorine contaminants (PCBc, PCDD/Fs and PAHs), heavy metals (Cu, Cd, Zn, Pb,Hg) arsenic in food samples from Huelve (Spain); levels and health implications, Journal of Agricultural and Food Chemistry, 52 (4)1992-1001.
Carpy, SA., Kobel, W., Doe, J.(2000).Health risk of low dose pesticides mixtures: A review of the 1985-1998. Literature on combination toxicology and health risk assessment. Journal of Toxicology and Environmental Health -Part-BCritical Reviews, 3(1): 1-25.
Çağlarırmak, N. (2006). Ochratoxin A, Hydroxymethylfurfural and vitamin C levels of sun dried grapes and sultana, Journal of Food Processing and Preservation, 30 (26), 549-562.
Çağlarırmak, N., Ünal, SS.(2006). Un kalitesini etkileyen başlıca kriterler, ekmek özellikleri ve tüketimi, hububat 2006. Hububat ürünleri ve Teknolojisi Kongresi, 7-8 Eylül, Gaziantep, 103-109.
Dalbokava, D., Kryzanowski, M. (2000). Environmental health indicators; Development of a methodology for the WHO European Region. Statistical Journal of the United Nations Economic Commission of Europe 19, 93-103.
Delen, N. (2003). Pesticides usages with examples from Turkey and possible risks of cancer. The first Reagional meeting of the APOCP, İzmir.
Delen, N., Durmuşoğlu, E., Güncan, A., Güngör, N., Turgut, C., Burçak, A. (2005). Türkiye’de pestisid kullanımı, kalıntı ve organizmalarda duyarlılık azalışı sorunları, Türkiye Ziraat Mühendisliği, 6. Teknik Kongre, 207 Ocak, Ankara, 1-20.

Demirci, M. (2006). Gıda Kimyası, Kelebek Matbaacılık, San., Tic. Ltd.,, Topkapı-İstanbul, 233-241.
Dewaard, MA., Georgapouls, DW., Hollaman, H., Ishi, P., Leoux, NN., Ragsdalee, N.N., Schwinin, FJ. (1993). Chemical control of plant diseases: Problem and Prospects. Annual Review: Phtopathology, 31: 403-421.
Galloway TS., Marine pollution Bulletin, (2006). 50 (50-12): 606-613.
Göktan, D. (1990). Gıdaların mikrobiyal ekolojisi, Cilt 1, E:Ü. Basımevi, İzmir.
Gullino, ML., Kuijpers, LA., Social and political implication of managing plant diseases and restricted fungicides in Europe. Annual. Review. Phytopathology, 32: 559-579.
Ece, A., Çağlarırmak, N., Camcıçetin, S. (2001). Çevre kirliliğinden etkilenen ve yaygın olarak yetiştirilen bazı sebzelerde kurşun (Pb) ve Kadmiyum (Cd) miktarlarının belirlenmesi üzerine bir araştırma, . IV Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi, 5-8 Ekim, Bodrum.
International Atomic Energy Agency, (1996). Ten years after Chernobyl: What Do we Really know? IATA/WHO/EC International Conference, April-Viene.
Kocol, H. (1994). Radioactivity in food and water in “Food Borne Disease” Diseases caused by hazardous subtances, ed. By Hui, Y. Gorhan, JR: Murrel, KD, Cliver, DO, Vol:3, Marcel Dekker Inc., Newyork.
Haslberger, AG. (2006). Need for an “Integrated safety assessment of GMO’s linking food safety environmental considirations, Journal of the Agricultural and Food Chemistry, 54 (9) 3173-3180.
Hayes, P. (1985). Food Microbiology and Hygiene. Elsevier Applied Science Publishers, London.
Moars, TC. (2000). The health significance of pesticide variability in individual commodity, Food additives and contaminants, 17(7): 487-489.
Pekin, B. (1984). Çevre ve Kanser. Kanserin çevresel nedenleri sağlıklı uzun yaşamanın ve kanserden korunmanın yolları, Ticaret Matbaacılık T.A.Ş. İzmir.
Tosun, N., Karabay, N., Ülkü, N., Sayım, F. (2001). Pesticide usage and their potential advers impacts on living organisms. Anadolu Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Dergisi, 1:113-125.
Tuncel, G., (1998). Gıda bulaşanları, Gıda mikrobiyolojisi, (Eds. Ünlütürk, Turantaş, F.,) Mengi tan Kitabevi-Çınarlı-İzmir, 45-53.
Uysal İ., Yücel, E., Pordal, M., Öztürk, M. (1999). Çevre çıkmazı ve çevre biliminin ana ilkeleri, Ekoloji Çevre Dergisi, 8 (31); 9-13.
Neyisci, T. (2004). Açlığın Ekolojisi, Türkiye 3. Ulusal gübre kongresi, Tarım-Sanayi- Çevre, 11-13 Ekim, Tokat.
Ragsdale, NN. (1994). Fungicides. Encyclopedia of Agricultural Science, : 445-453.
Ragsdale, NN., Sisler, HD. (1994). Social and political implication of managing plant disease in the United States. Annual review Phytopathology, 32: 545-557.
Rantaara,A., Wallin,H., Hasanen, K., Harmala, K., Kulamala, H., Latio, E., Liskola, K., Mastonen, (2005). Finnish stakeholder engagement in the restoration of a radioactively contaminated food supply chain, Journal of Environmental Radioactivity,8:3, 305-317.


 

Yazarın diğer yazıları