Haksız rekabet

Kanun’un amacı bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasını temin etmektir.


Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Bu yazımızda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“Kanun”) kapsamında “haksız rekabet”i incelemeye çalışacağız. Her ne kadar Kanun’da haksız rekabet kavramının doğrudan bir tanımı yapılmamış ise de hukuk çevrelerinde haksız rekabetin değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. Bu farklı tanımların ortak noktasını da ticari teşebbüslerin dürüstlük kuralına aykırı olarak rekabet ortamını bozan fiilleri teşkil etmektedir.
Kanun’un amacı bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasını temin etmektir. İlgili maddenin gerekçesinden de, katılanlar ifadesi ile ekonominin, tüketici ve kamudan oluşan geniş bir çevrenin kastedildiği anlaşılmaktadır. Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrası ile: “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır” haksız rekabetin kişiler ve eylemler yönünden sınırları çizilmiştir.
Haksız rekabetten söz edebilmek için şu unsurların birlikte bulunması gerekir:
Rakipler veya tedarik edenlerle müşteriler arasında rekabetin varlığı,
Söz konusu rekabetin aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı eylem ve ticari uygulamalar ile haksız ve hukuka aykırı olarak kullanılması,
Dürüstlük kuralına aykırı böylesi davranışlar nedeniyle zararın veya zarar görme tehlikesinin meydana gelmiş olması ve
Haksız rekabet fiili ile zarar veya zarar tehlikesi arasında bir nedensellik bağının bulunması

Kanun’un 54. maddesi, haksız rekabete ilişkin bir genel hüküm niteliğindedir. Kanun’un, 55. maddesinde ise uygulamada en sık rastlanan haksız rekabet hallerinden yola çıkılarak, haksız rekabete emsal teşkil edecek başlıca durumlar altı ana kategori halinde sıralanmıştır. Bunlar;
Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile hukuka aykırı davranışlarda bulunmak,
Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek,
Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak,
Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği, öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını kendi menfaati için değerlendirmek veya başkalarına bildirmek,
İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymamak,
Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak.
Kanun, yukarıda yer verilen her bir kategori altında da yine haksız rekabet teşkil eden spesifik olayları yirmi üç alt bent halinde örneklemiştir.

Haksız rekabet davaları
Haksız rekabet hallerinin mevcudiyeti durumunda yargı yoluna başvurmak isteyenlerin hangi hukuk davalarını açabilecekleri Kanun’un 56. maddesinin birinci fıkrasında belirlenmiştir. Buna göre haksız rekabet söz konusu olduğunda; (i) haksız rekabetin tespiti, (ii) önlenmesi, (iii) durumun eski hale getirilmesi, (iv) maddi ve manevi tazminat davaları açılabilecektir.
Tespit davası, haksız rekabet olgusunun somut olayda var olup olmadığının belirlenmesine ilişkin bir davadır. Bu davada zarar ziyanın tespiti değil sadece somut olayda fiilin haksız olup olmadığının tespiti mahkemeden istenmektedir. Haksız rekabete sebebiyet veren fiilin devam ettiği veya fiilin tekrar edilme tehlikesinin bulunduğu durumlarda da haksız rekabetin önlenmesi (men) davası açılabilmektedir. Bu davada devam eden fiilin önlenmesi veya tekrarının engellenmesi talep edilmektedir. Haksız rekabet sonucu oluşan durumun ortadan kaldırılması ve haksız rekabetin işlenmesinde kullanılan araçların ve malların imhası ise eski hale iade davası ile istenmektedir. Haksız rekabet fiili nedeniyle zarara uğrayan kişi de failin kusurlu olması halinde, uğradığı zarar ziyanın tazmini için tazminat davası açabilmektedir.
Kanun’un 56. maddesi, “haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kendisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik faaliyetleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse”lerin – yani prensipte haksız rekabet fiilini işleyen failin rakibi konumunda olan kişilerin – bahsettiğimiz bu beş tür davayı açabileceğini belirtmektedir. Bu kişilerle birlikte “ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler” de söz konusu madde kapsamında bu davaları açabileceklerdir. Ancak uygulamada müşterilerin, bu tür davaları ticaret mahkemelerinde açtıklarına ender olarak rastlanmaktadır. Zira müşteriler bakımından, dava masrafları da dikkate alındığında, tüketici mahkemesinde dava açmak, haksız rekabete dayalı olarak ticaret mahkemesinde dava açmaktan daha avantajlıdır. Bu nedenle, Kanun ile mesleki ve ekonomik birliklere de dava açma yetkisi verilmiş olduğundan, uygulamada müşteriler adına haksız rekabete dayanan davaları ilgili birliklerin açtığı gözlemlenmektedir. Birliklerin dava açma haklarını kullanmalarına, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nin (TÜRSAB), uluslararası otel rezervasyon portalı olan Booking.com aleyhine yakın geçmişte haksız rekabete dayalı olarak açtığı ve kamuoyunun da uzun süre gündeminde kalan dava belirgin bir örnek teşkil etmektedir.
Haksız rekabete dayalı davalarda davacı, mahkeme tarafından hüküm verilinceye kadar, dava sürecinde hukuki durumunun korunması adına mahkemeden ihtiyati tedbir de talep edebilir. Keza, TÜRSAB’ın Booking.com aleyhine haksız rekabete dayalı olarak açtığı davada da mahkeme, Booking.com’un Türkiye’deki faaliyetlerinin tedbiren durdurulmasına karar vermiştir.

Haksız fiilin bir türü olarak haksız rekabet, ticaret hayatı ve gelişen hayat dinamikleri ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Teknoloji ile birlikte iktisadi ilişkiler zaman içerisinde geliştikçe ve değiştikçe, kişiler/kurumlar arasındaki rekabetin de boyutları ve türleri değişmektedir. Her ne kadar çağdaş ekonomilerin temelini serbest rekabet ilkesi oluşturmaktaysa da piyasa ortamının sağlıklı sürdürülebilmesi için rekabetin birtakım sınırlarının bulunması gerektiği muhakkaktır.
Dolayısıyla rekabete ilişkin getirilen hukuki düzenlemeler de bu amaçla yapılmaktadır. Ticaretin yürütüldüğü kanal ve mecralar ile piyasa içerisinde yer alan kişiler değiştikçe, haksız rekabet teşkil edebilecek durumlar da değişmektedir. Böylelikle daha önceden düzenlenmeyen konuların hukuk kuralları ile düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Keza bir önceki Türk Ticaret Kanunu döneminde düzenlenmemiş olan birçok durum, halihazırda yürürlükte bulunan Kanun altında düzenlenmiş ve Kanun’da haksız rekabet teşkil eden durumlara yeni örnekler eklenmiştir. Ticaret hayatının dinamik yapısı, hukuki düzenlemelerin de değişime ayak uydurmasını gerektirmektedir. O nedenle şimdi olduğu gibi ileride de haksız rekabet teşkil eden durumların değişmesi ve çeşitlenmesi ile birlikte yasaların da yeni ihtiyaçlara göre güncellenmesi bir ihtiyaç olmaya devam edecektir.

Ekim 2017 sayısının 76.sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları