Prof. Dr. Mustafa Koç

Prof. Dr. Mustafa Koç

Gıda Politikaları

Kıtlık insan icadı

“Haber kirliliğini renkli fotograflarla kapatmaya çabalayanlar, haber olması gereken konularda bir satır yazmazken, yoksul Somali’li aç çocukların görüntüleri ile merhamet ve adalet duygularımız istismar ediliyor.”

Prof. Dr. Mustafa Koç
Ryeron Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Toronto-Kanada
mkoc@ryerson.ca

 

   Amartya Sen, refah devleti konusunda katkıları nedeniyle 1998 Nobel iktisat ödülünü kazanmış. 1981 yılında kıtlık konusunda yazdığı kitap hâlâ alıntı yapılan bir baş yapıt (Sen 1981). Tek cümleyle özetlemek gerekirse kıtlıkların doğa değil insan kaynaklı olduğunu söylüyor. Bengal kökenli Sen ailesi Hindistan ve Pakistan’ın bölünüşünün ardından Hindistan’a yerleşmiş. Daha küçük bir çocukken Bengal kıtlığını yaşayan Sen, kıtlığın nedenlerini iktisatçı gözüyle anlamaya çalışıyor. 1943 Bengal kıtlığının 3-5 milyon arası insanın ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor. Sen, topraksız tarım emekçilerinin ve yoksul kent nüfusunun, hızla artan gıda fiyatları, karaborsa ve savaşlarla kötüleyen ekonomik koşullarda açlığa mahkum edildiklerini, kıtlıkların temel nedenlerinin düşük ücretler, işsizlik, gıda fiyatlarındaki artışlar ve dağıtım mekanizmalarındaki yetersizlikler olduğunu iddia ediyor.  Sen’in söylediklerini söyleyen pek çok kişi var. Belki de Sen’in en büyük becerisi ‘güçlüye doğruyu söyleyebilme’ yeteneğinde.  Sen’in öngörüleri daha sonra Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınma Endeksi’nin oluşturulmasında etkili olmuş.
Ağustos ayında gündemimize gelen Somali’deki kıtlığın nedenlerini ararken Sen’in daha önce söylediklerini hatırlamakta yarar var. Somali olağan üstü bir kuraklık yaşıyor ama esas sorun kuraklıktan çok ülkeyi altüst eden iç savaş. Somali 1884 Berlin Konferansının sömürgeci paylaşım planlarına direnen, Afrika’da bağımsızlık savaşını başlatan ülke olarak tanınıyor. Muhammet Abdullah Hassan’ın Osmanlı’nın silah yardımı ile başlattığı bu savaş ancak 1920 yılında İngiliz uçaklarının şiddetli bombardımanları ile sona ermiş. 1923’de de bölge Fransa (Djibouti), İtalya (Somali) ve İngiltere (Somaliland) arasında paylaşılmış. 1960 da bağımsızlığını kazanan Somali’de 1991’de Siad Barre’nin devrilmesinden beri tam bir kaos ortamı var. Stratejik hesapları uğruna bölgeyi silah deposuna çeviren dış güçler, etnik ve kabile ayrılıklarının körüklenmesiyle ve merkezi devletin çökmesiyle derinleşen kaos ortamı durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş. Erken uyarı sistemlerinin daha Eylül 2010 tarihinde belirttiği kıtlık uyarısı konusunda ise pek de ciddi bir önlem alındığını söylemek güç. Şu ana kadar Birleşmiş Milletlerin Somali’deki kriz için talep ettiği 2,48 milyar doların sadece yüzde 55’i temin edilebilmiş. Tahminlere göre 2,8 milyon Güney Somali nüfusunun yüzde 20’si kuraklıktan etkileniyor. Oysa, dış güçler silahlarını toplayıp gitse, Somali sahillerini kimyasal çöplüğe çeviren yabancı gemiler atıkları dökmeyi durdursa, dış güçlerin silahlandırdığı Etiyopya, Ruwanda, Burundi ve Uganda orduları Somali topraklarındaki operasyonlarını durdursa, Somali halkı değil kendini, dünyayı besleyecek kaynaklara sahip. Ama sorun da o noktada. Somali zengin doğal kaynakları ve stratejik konumu nedeniyle verilen ekonomik savaşın kurbanı oluyor.
Kabile, dil ve din farklılıklarıyla paramparça edilmiş bir ulusun öyküsünü okurken, Sevr Antlaşmasına razı gelse Türkiye bugün ne halde olurdu demeden edemiyor insan. Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières (MSF) Başkanı Unni Karunakara, Somali ziyareti sonrası Guardian gazetesinede çıkan yazısında, Amartya Sen’in kıtlık konusundaki gözlemlerini tekrarlıyor: Somali’deki kıtlık doğal değil, insan yapımı.
Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières (MSF) 1971 de Fransa’da kurulmuş. O sırada Nijerya’nın Güney Doğusunda Biafra’da yaşanan iç savaş ve kıtlığa müdahele amacıyla kurulmuş. 1960’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Nijerya aslında İngiltere’nin sömürgeci hesaplarına göre biraraya gelmiş bir etnik çorba. Müslüman, Hıristiyan ve animist dört ayrı kabileden (Yoruba, İgbo, Fulani ve Hausa) sömürge yönetimi tarafından ‘böl ve yönet’ ilkelerine göre düzenlenen bir oluşum. Bu durumu daha da karmaşık yapan, bölgenin zengin petrol kaynakları. 1966  ve 1967’de bir dizi askeri darbenin ardından 30’u aşkın lider suikastlere kurban gitmiş. Çıkan iç savaşta 100 bin asker ölmüş. 500 bin ila 2 milyon arasında kişinin de kıtlık nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.
Kıtlıklar savaşları takip ediyor. Biafra’dan Kongo’ya; Sudan’dan Somali’ye. Dünün petrol zengini Irak bugün Birleşmiş Milletler Kalkınma endeksinde yer bile alamıyor. Ama artık Irak küresel basının ilgisini çekmiyor. Somali’ye yardıma koşanlar Irak’ın, Filistin’in, Mısır’in açlarını unutmuşa benziyorlar. Dünya basını nedense gıda piyasalarında devam eden spekülasyonları, yatırım fonlarının ve petrol zengini ülkelerin Afrika ve Güney Doğu Asya’da kapattıkları milyonlarca hektar tarım arazisinin (Shepard ve Mittal, 2009) milyonlarca köylüyü yeniden yoksulluk ve açlığa mahkum edeceği konusundaki bulguları unutup Angelina Jolie’nin, Nihat Doğan’ın gözlemlerini haber ediyor.
Haber kirliliğini renkli fotograflarla kapatmaya çabalayanlar, haber olması gereken konularda bir satır yazmazken, yoksul Somali’li aç çocukların görüntüleri ile merhamet ve adalet duygularımız istismar ediliyor.
Krizden çıkmak için kaynak arayan gelişmiş ülkeler, insani krizi çok daha ciddi boyutlara ulaştıracak risklere gözü kapalı atlıyorlar. Bunun en son örneği Libya. Conn Hallinan CounterPunch’daki makalesinde Libya’ya demokrasi getirme efsanesinin ardında Libya’nın zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarını doğrudan kontrol altına almak, Orta Afrika’da Çin’in yayılan etkisini zayıflatmak, Kaddafi’nin başlattığı IMF ve Dünya Bankasına alternatif olabilecek African Bank projesini ve tüm kıtayı kapsayan yeni bir telekomünikasyon ağını durdurmak çabası yattığını iddia ediyor (Hallinan 2011).
Sadece savaşın bir kaç ay içinde yerinden ettiği insan sayısına bakarak insani maliyetin boyutları hakkında bir fikir sahibi olabiliriz. Uluslararası Göç Örgütünün (International Migration Organization) tahminlerine göre 23 Ağustos 2011 itibariyle 668 bin 886 kişi Libya’yı terk etmiş. Bunun 210 bin 678’i Mısır’a 286 bin 215’i Tunus’a 13 bin 962’si Cezayir’e, 77 bin 816’sı Nijer’e, 48 bin 950’si Çad’a, 2 bin 800’ü ise Sudan’a geçmiş.
Bu sayılar başka kaynaklarla karşılatırıldığında insani krizin varsayılanın çok üzerinde olduğunu tahmin edebiliriz. ABD kaynaklı ClickRally sitesi Libya’daki savaşın 1,28 milyon insanı evinden yurdundan ettiğini duyuruyor. Bunun bir milyonu Libyalılar. Geriye kalanlar da Libya’da çalışan göçmen işçiler. Tahminlere göre Libya’daki krizle beraber Tunus’a sığınanların 290 bini Libyalı, 190 bini yabancı ülkelerden, 57 bini de Tunus tabiyetli. Libya’dan en çok mülteci alan ikinci ülke Mısır.  Mısır’a Libya’dan giriş yapanların 163 bini Libyalı, 104 bini Mısırlı, 77 bini yabancı ülkelerden. Rapora göre Nijerya’da 72 bin, Çad’da 31 bin, Cezayir’de 20 bin, Italya’da 17 bin, Sudan’da 3 bin, Malta’da da 1,500 Libya mültecisi bulunuyor.
5 Mayıs 2011 de, Christian Science Monitor, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Gutteres’e atıfla Libya’dan sadece Mısır ve Tunus’a geçen mültecilerin sayısını 686 bin 422 olarak veriyor.
Birleşmiş Milletler tahminlerlne göre savaş öncesi nüfusu 6,5 milyona yaklaşan Libya’da 1,5 milyon yabancı işçi çalışmaktaydı. Bunların ancak küçük bir kısmı ülkelerine dönebilmiş. Maaşını alamayan, taşıt bulup dönemeyen, döndüğünde daha da perişan olacağını düşünüp geride kalan, ya da Libya’dan çıkmayı başaramayan binlerce insan ortalıkta perişan. Tripoli’de yüzlerce Afrikalı gencin paralı asker olabileceği varsayımıyla linç edildiği söylentiler arasında. Mültecilerin çilesi Libya’da savaşı adeta küresel insani bir öncellik haline getiren Batılı liderlerin ve savaş çığırtkanı medyanın nasılsa gözünden kaçan ‘ikincil hasar’ (collateral damage) sınıfına giriyor. Göçmen işçilerin gönderdiği paralarla yaşamaya çalışan aileleri de hesaba katarsak savaşın insani maliyetinin büyüklüğü konusunda biraz daha fikir sahibi olabiliriz.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon 26 Ağustos’ta Libya’daki durumu değerlendirmesinde ‘İnsanlar hâlâ ölmekte. Mal ve can kaybı trajik derecede ağır. Yakıt, gıda ve tıbbi malzeme yokluğu yaygın. Başkent ve civarında su temini sorunu 3 milyon insanı riske atıyor’ diyor’ (UN NEWS Service 2011). Bunun Ban Ki-Moon için bir sürpriz olacağını sanmıyorum. Daha Mart ayında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Acil Operasyonlar Servsisi şefi Daniele Donati Libya’daki savaşın bölgenin gıda güvenliğini tehdit ettiğini, tüketiminin yüzde seksenini ithal eden Libya’daki krizin gıda fiyatlarını yukarı çekeceğini, geçimini tarım işçiliği ile idame eden, çoğunluğu Mısır’lı binlerce tarım işçisinin zor durumda kalacağını ifade ediyordu (FAO, 2011).
Savaşın NATO üyelerine maliyeti, zaten kriz yaşayan Batı ekonomilerinin dış yardım bütçesini daha da kısmalarına neden olmuş. Somalili çocuklar daha çok bekleyecekler anlaşılan.
İnsan düşünmeden edemiyor bunca cephede savaşın amacı gerçekten dünyayı diktatörlerden temizlemek mi diye. Borç batağında yüzen Batı’nın çok daha bollukta olduğu zamanlarda yoksul üçüncü dünya halkları için yaptığı hayırları düşününce, böylesi bir var sayıma inanmanın safdillik olacağını çoğumuzun idrak edeceğini düşünüyorum. O halde gözümüzün önünde olan bitenleri seyrederken Suriye’den Somali’ye neyin mücadelesine davet edildiğimizi de idrak etmemiz gerekmez mi? Ağustos sıcağında Somali’nin açlarını düşünmek elbet insanca bir tavır. Ama Somali’deki açlığın nedenlerinin de Bengaldeş’te, Biafra’da Irak’da olduğu gibi insan yapımı bir suni kıtlık olduğunu idrak etmezsek, ne başkalarına ne de kendimize bir hayrımız olur.
FAO (2011) Libyan crisis threatens food security. More focus on agriculture required, now, and in the future. 11 Mart 2011. FAO Media Centre. http://www.fao.org/news/story/en/item/52567/icode/ adresinde erişildi.
Finnley, Natalie  (2011) Libyan refugee crisis exacerbated due to continued violence. ClickRally. 7 Temmuz 2011. http://www.clickrally.com/libyan-refugee-crisis-continue-violence/ adresinde erişildi.
Hallinan, Conn (2011) Refuting Juan Cole: The Myth of Libyan Liberation. CounterPunch. 26 Ağustos 2011. http://www.counterpunch.org/2011/08/26/the-myth-of-libyan-liberation/

Karanukara, Unni (2011) Famine in Somalia: A man-made disaster. Guardian. 2 Eylül 2011. http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2011/sep/02/famine-somalia-africa-international-aid adresinde erişildi.
Sen, Amartya (1981) Poverty and Famines: An Essay on Poverty and Deprivation. Oxford: Oxford University Press.
Shepard, Daniel ve Mittal, Anuradha (2009) The Great Land Grab: Rush for World’s Farmland Threatens Food Security for the Poor. The Oakland Institute. Media.oaklandinstitute.org/sites/ oaklandinstitute.org/files/LandGrab_final_web.pdf adresinde erişildi.
Wazin, Dehiba (2011) 686,000 Libya refugees flee to Egypt, Tunisia. Christian Science Monitor. 5 Mayıs 2011. http://www.csmonitor.com/World/Middle-East/2011/0505/686-000-Libya-refugees-flee-to-Egypt-Tunisia adresinde erişildi.
UN News Service (2011) Ban seeks urgent deployment of UN mission to help Libya rebuild. 26 Ağustos 2011. http://reliefweb.int/node/443454 adresinde erişildi.