Mülkiyeti saklı tutma kaydıyla satış sözleşmesi ve uygulaması

Malın mülkiyetinin satıcıda kalmaya devam ediyor olması ile de, mal bedelinin alıcı tarafından ödenmemesi riskine karşı satıcı lehine bir nevi teminat işlevi görmektedir.


Mülkiyeti saklı tutma kayıtlarına genellikle taksitle satış ilişkilerinde rastlanmaktadır. Satıcı taşınır malını bu kayıtla sattığı takdirde, malı alıcıya teslim etse dahi malın mülkiyetini kendisinde saklamaktadır. Malın mülkiyetinin satıcıda kalmaya devam ediyor olması ile de, mal bedelinin alıcı tarafından ödenmemesi riskine karşı satıcı lehine bir nevi teminat işlevi görmektedir.

Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Türk Medeni Kanunu’nun (“Kanun”) 763.maddesinin birinci fıkrasına göre, taşınır bir malın mülkiyeti, alıcıya zilyetliğin (yani o taşınır üzerindeki fiili hakimiyetin) devri ile geçmektedir. Kanun’da değinilen zilyetliğin devri de taşınırın alıcıya teslimi ile olur. İşte mülkiyeti saklı tutma kaydı da, bu temel prensibin istisnasını oluşturmaktadır.
Mülkiyeti saklı tutma kaydı içeren bir taşınır satış sözleşmesinde Kanun’un 763. maddesinin birinci fıkrasının aksine taşınır mülkiyeti, zilyetliğin devri (taşınırın teslimi) ile birlikte alıcıya geçmemektedir.
Mülkiyeti saklı tutma kayıtlarına genellikle taksitle satış ilişkilerinde rastlanmaktadır. Satıcı taşınır malını bu kayıtla sattığı takdirde, malı alıcıya teslim etse dahi malın mülkiyetini kendisinde saklamaktadır. Malın mülkiyetinin satıcıda kalmaya devam ediyor olması ile de, mal bedelinin alıcı tarafından ödenmemesi riskine karşı satıcı lehine bir nevi teminat işlevi görmektedir.
Bu bakımdan mülkiyeti saklı tutma kaydı ile yapılan bir satış sözleşmesinde mal bedeli tamamen ödeninceye kadar malın mülkiyeti satıcıda kalmaya devam edecek ve mülkiyet ancak mal bedeli tamamen satıcıya ödendiği takdirde alıcıya geçecektir.
Mülkiyetin saklı tutulması, bir satış sözleşmesi içeriğinde düzenlenebileceği gibi ayrı bir sözleşmeye de konu olabilir. Uygulamada ise genellikle bu tür kayıtlara satış sözleşmeleri içerisinde yer verildiği ve mülkiyeti saklı tutma kaydıyla birlikte satış sözleşmelerinin düzenlendiği görülmektedir.
Ancak; mülkiyetin saklı tutulması kaydını içeren bir satış sözleşmesinde yer alan söz konusu kaydın geçerli olabilmesi için Kanun birtakım geçerlilik şartları öngörmüştür.

Bu bağlamda, Kanun’un 764. maddesinin birinci fıkrasında “Başkasına devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmi şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel siciline kaydedilmesiyle geçerli olur” düzenlenmesine yer verilmiştir.
Kanun hükmünden, mülkiyeti saklı tutma kaydının geçerliliği için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği açıkça anlaşılmaktadır:
Mülkiyeti saklı tutma kaydını içeren sözleşme noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılmalıdır (yani bu kaydı içerecek satış sözleşmesinin noter huzurunda resmi şekilde yapılması gerekmektedir) ve
Resmi şekilde düzenlenen sözleşme ayrıca alıcının yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile kaydedilmelidir (Mülkiyeti Saklı Tutma Sicili olarak adlandırılmaktadır).
Önemle belirtmek isteriz ki, bu iki şarttan herhangi birinin yokluğu, mülkiyeti saklı tutma kaydının geçersizliğine yol açacaktır. O nedenle mülkiyeti saklı tutma kaydıyla akdedilen bir satış sözleşmesinde bu kaydın uygulanabilmesi için zorunlu geçerlilik şartlarının yerine getirilmiş olması gerekmektedir.
Keza; Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 25 Mayıs 2004 tarih ve 2004/4198 Esas – 2004/5109 Karar sayılı ilamında da Kanun’un 764. maddesi hükmünce mülkiyeti saklı tutma kaydıyla yapılan satış sözleşmelerinin ancak resmi şekilde yapılması gerektiğine, sözleşmenin alıcının yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile kaydedilmesiyle geçerli olacağına; bu hükümle getirilen yetki ve biçim koşulunun geçerlilik şartı olduğuna ve mülkiyeti saklı tutma kaydıyla yapılacak satışın, yetki ve biçim koşuluna uygun yapılmaması halinde de geçersiz olacağına hükmedilmiştir.

Dolayısıyla mülkiyeti saklı tutma kaydı Kanun’da öngörülen geçerlilik koşullarına uygun olarak düzenlenmediği takdirde geçersiz kabul edilecek, Kanun’un 763. maddesinin birinci fıkrasındaki ana prensip gereğince malın mülkiyeti sözleşmede öngörülenin aksine alıcıya teslim ile beraber geçecektir. Böylelikle alıcı da malın kendisine teslim edilmesi ile birlikte malın mülkiyetini kazanmış sayılacaktır.
Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 18 Şubat 2003 tarih ve 2003/14 Esas – 2003/1028 Karar sayılı ilamında da karar altına alındığı üzere:
“Medeni Yasa'nın 764. maddesi hükmünce mülkiyeti saklı tutma kaydıyla yapılan satış sözleşmeleri ancak resmi şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile kaydedilmesiyle geçerli olur. Mülkiyeti saklı tutmalı satış, yetki ve biçim koşuluna uygun yapılmamışsa geçersiz olacağından, işlemin kesin satış sayılarak noter huzurunda yapılan satışla araç mülkiyetinin borçluya geçtiğinin kabulü gerekir.”
Dolayısıyla, mülkiyeti muhafaza kaydı için öngörülen geçerlilik şartlarına riayet edilmemesinin yaptırımı satıcı bakımından satılan üzerindeki mülkiyet hakkının kaybedilmesidir. Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış sözleşmesi akdetmek isteyen uygulamacıların geçerlilik şartlarını dikkate almalarını önemle tavsiye etmekteyiz.
Yukarıda da değindiğimiz üzere, satıcının malı mülkiyeti saklı tutma kaydıyla alıcıya satması, mal bedelinin satıcıya tamamen ödenmemesi ihtimaline karşı bir tür teminat işlevi görmektedir. Böyle bir durumda, eğer alıcı mal bedelini satıcıya ödemede temerrüde düşerse; satıcı, o güne kadar kendisine ödenmiş tutarı veya taksit bedellerini alıcıya geri ödeyerek sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Bu hakkına dayanarak da sattığı malın kendisine geri verilmesini alıcıdan talep edebilir.

Alıcının henüz mülkiyetini kazanmadığı ancak mülkiyeti saklı tutma kaydı ile yapılan satış sözleşmesi çerçevesinde fiili hakimiyetinde bulundurduğu mal üzerinde birtakım tasarruflarda bulunması mümkündür. Örneğin alıcı, henüz mülkiyetini kazanmadığı malı, kendisini o malın sahibi gibi göstererek üçüncü bir kişiye satabilir. Böyle bir durumda, malı satın alan üçüncü kişi iyi niyetli ise ilgili üçüncü kişi Kanun’un 988. maddesi hükmü uyarınca malın mülkiyetini kazanacaktır. Böylelikle alıcı, sahibi olmadığı bir mal üzerinde yetkisiz bir tasarrufta bulunsa dahi, iyi niyetli üçüncü kişinin hakkı korunacaktır.
Mülkiyeti saklı tutma kaydı ile satılan bir malın haczi de uygulamada sıklıkla rastlanılan bir durumdur. İcra Hukukunun en temel prensiplerinden biri, borçlunun borcu için esasen bir üçüncü kişinin malının haczedilemeyeceğidir. Fakat mülkiyeti muhafaza kaydı ile satılan bir mal, alıcının fiili hakimiyetinde olacağından bu malın mülkiyetinin de alıcıya ait olduğu zannedilerek alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi mümkün olabilir. Böyle bir durumda malın mülkiyetinin alıcıya ait olmadığı ve satıcının malının haczedilemeyeceği İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde satıcı tarafından istihkak iddiası şeklinde ileri sürülebilecek ve sonrasında işletilecek istihkak prosedürüne de konu olabilecektir:
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 23 Şubat 2004 tarih ve 2004/1284 Esas – 2004/1867 Karar sayılı ilamından:
“Yasanın aradığı koşulları taşıyan mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinde mülkiyet satıcı üzerinde kalır ve alıcıya geçmez. Alıcı ancak satış bedelinin tamamını ödedikten sonra malın sahibi olur. Bu nedenle mülkiyeti saklı tutma sözleşmesiyle yapılan satışta mal üzerinde ayni hakkı bulunan satıcının istihkak davası açma hakkı vardır.”
Yine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 15 Kasım 2005 tarih ve 2005/11333 Esas – 2005/11602 Karar sayılı bir başka kararında da satıcının istihkak talebi değerlendirilmiş ve “Dava üçüncü kişinin (yani satıcının) istihkak iddiasına ilişkindir. Davacı, ihtilaf konusu taşınmazı mülkiyeti muhafazalı olarak borçluya sattığını, mülkiyetin henüz borçluya geçmediğini iddia ederek haczin kaldırılması talep etmiştir. Mülkiyeti muhafazalı satışlarda ancak satış bedelinin tamamı ödendikten sonra mülkiyet alıcıya geçer. Somut olayda, satış bedelinin ödendiği iddia ve ispat edilmemiştir. Açıklanan hususlar göz önünde tutularak davanın kabulü gerekirken aksi düşünce ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır” şeklinde karar tesis edilmiştir.

Son olarak belirtmek isteriz ki mülkiyeti muhafaza kaydı, Kanun’un taşınır mülkiyetinin el değiştirmesi bakımından öngördüğü ana kuralın özellikli bir istinası niteliğindedir. Bu itibarla da mülkiyeti muhafaza kaydının geçerliliği sıkı şekil ve geçerlilik şartlarına tabidir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, mülkiyetin el değiştirmesi kuralına ayrıksı bir durum oluşturması sebebi ile de mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan bir mal bazen genel kural uyarınca malı elinde bulundurana ait sanılarak çeşitli tasarruflara tabi olabilmektedir. Bu doğrultuda gerek alıcının, gerekse satıcının mülkiyeti muhafaza kaydından doğan haklarını kullanabilmesi ve bu haklarına halel gelmemesi için mülkiyeti muhafaza kaydının Kanun’da öngörülen geçerlilik ve şekil şartlarına uygun yapılması oldukça önemlidir.

Ağustos 2018 sayısının 92.sayfasında yayımlanmıştır. 

Yazarın diğer yazıları