Organik Tarım ve Mevcut Durumu

Organik tarımın yaygınlaştırılması ile tarım-çevre ilişkilerinde daha olumlu gelişmeler yaşanacak.

“Toplumlar açlık (burada GDO’lu ürünlerin açlığa ne derece çözüm ürettiği halen soru işaretidir) ve sağlık ikilemini yaşamaktadır. Doğal olarak gelir düzeyi yüksek olan toplumlar organik ürünlere olan talebi artırmakla birlikte, özellikle Afrika ülkeleri gibi dünyanın açlıkla mücadele eden toplumları endüstriyel tarıma yoğunlaşmaktadır.”

 

Dr. Yurdakul SAÇLI
y.sacli@hotmail.com

Tarım-Organik Tarım-Ekolojik Tarım Kavramları
Tarım, başta gıda olmak üzere insan ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, bitki ve hayvan türlerinin kültüre alınması ve bunun için gerekli hammadde veya nihai ürün üretim sanatıdır. Aynı zamanda tarım, bu ürünlerin uygun koşullarda muhafazası, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanmasını da içermektedir. Bu çerçevede doğada bulunan ve ekonomik olarak üretime uygun türlerin ıslahı ve yetiştiriciliği yapılmakta, büyük oranda birim alan veya hayvandan en fazla verimi almaya gayret edilmektedir. Tarım sektörü yüzyıllardır bu minvalde gelişmiş ve temel olarak daha fazla ürün ve üretim, daha fazla gelir hedeflenmiştir.
Tarımsal üretim yapılış şekli itibarıyla “organik” ve “inorganik” olmak üzere iki şekilde yapılmaktadır. “İnorganik tarım” olarak adlandırdığımız tarım şekli, bugünkü bilinen haliyle endüstriyel tarımı ifade etmektedir. Nitekim bugün tarımsal üretim, üretimde ve verimlilikte en üst seviyeye ulaşmak amacıyla, minimum maliyet ve maksimum kar odağında çalışmakta ve bunun için de bilim ve teknolojinin tüm yeniliklerinden mümkün olduğunca yararlanarak sürdürülmektedir.
“Organik tarım” ise, literatürde değişik tarif şekilleri ve değişik adlandırmaları bulunmakla birlikte genel olarak; bitki ve hayvan türlerinin kültüre alındığı, bitkilerde münavebeli üretimi gözeten, kontrollü ve doğal gübre kullanımı yapılan, zararlılar ile mücadelede biyolojik mücadele yöntemleri kullanılan, üretim miktarından çok, sağlıklı üretim ve tüketim kaygısı taşıyan tarımsal üretim biçimi olarak tarif edilebilir. Organik tarımda sentetik gübre, pestisit ve kimyasal ilaçlar, hormon ve benzeri maddeler, hayvan yem katkıları ve genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kullanımı ya tamamen yasak veya sınırlandırılmış bir durumdadır. Organik hayvancılıkta da aynı kurallar geçerli olup, biyolojik farklılıklar nedeniyle bazı uygulamalar değişiklik gösterebilmektedir.
Organik tarım bazı kesimlerce “ekolojik tarım” olarak da adlandırılmakta olup, bu iki kavram aslında farklılık arz etmektedir. Nitekim ekoloji esas itibarıyla çevre bilimi olup, bulunulan ortamın canlı cansız tüm varlıklarını içermektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bitki ve hayvanların doğal süreçte ve doğal ortamda yetişmeleri ekolojinin konusu olmakla birlikte, bunların kültüre alınması yani doğal ortamlarına müdahale edilerek ve ıslah edilerek yetiştirilmesi farklı bir kavram ve olgudur.
Bununla birlikte ekolojik tarımı; “avcılık” ve bazı meyve türleri ile tıbbi ve aromatik bitkiler gibi bitki türlerinin doğal (ekolojik) ortamlarından yapılan “toplayıcılık” faaliyeti olarak ifade etmek mümkündür. Nitekim yukarıda da ifade edildiği gibi “tarım” kavramı içerisinde depolama, işleme, değerlendirme ve pazarlama basamakları da bulunmakta olup, bitki ve hayvan türlerinin doğal ortamlarından yapılan avcılık ve toplayıcılığın piyasaya arzı için tarımsal üretim zincirinin üretimden sonraki halkasına eklendiği ve bunun da bir tarımsal faaliyet olarak adlandırılmasının mümkün olduğu görülmektedir.
Sonuç olarak tarım konusunda iki farklı üretim yapısı ortaya çıkmakta olup, bunlar, kültüre alınarak yapılan üretim ile avcılık-toplayıcılıktır. Buradan hareketle tarımın yapılış biçimlerini de;
• Endüstriyel tarım (inorganik tarım)
• Organik tarım (kısaca doğal yöntemler ile yapılan üretim)
• Ekolojik tarım (avcılık ve toplayıcılık)
olarak sınıflandırmak mümkündür. Bu çerçevede, tarımsal üretime ilişkin istatistikî verilerin de bu sınıflandırmaya göre gruplandırılması ve uygulanması öngörülen politikaların yine buna göre şekillendirilmesi önem arz etmektedir. Bu yazıda ise, yukarıda yapılan organik tarım kavramına uygun olarak mevcut durum açıklanmış ve değerlendirilmiştir.
Dünya’da Organik Tarım
Son dönemlerde ve özellikle kişi başına gelir düzeyi yüksek gelişmiş ülkelerde organik ürünlere olan talep giderek artmakta olup, bu durum organik tarımın da öne çıkmasına ve dünya toplam tarım alanları içerisindeki organik tarım alanları ve çiftlik sayılarının oranlarının artışına neden olmaktadır. Bu kapsamda genellikle ülkelerin geleneksel ve yerel ürünleri önem kazanmakta olup, Hindistan'da çay, Danimarka'da süt ve süt ürünleri, Arjantin'de et ve et ürünleri, Orta Amerika ve Afrika ülkelerinde muz, Tunus'ta hurma ve zeytinyağı, Türkiye'de ise, kurutulmuş ve sert kabuklu meyveler organik olarak üretilen ürünler olarak ilk sırayı almaktadır.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının (GTHB) 2010 yılı verilerine göre, dünyadaki tarım alanlarının yüzde 0,9’u organik üretime ayrılmaktadır. Dünyada bugün için 1,8 milyon işletmede ve 37,2 milyon ha alanda organik tarım (geçiş süreci dâhil) yapılmaktadır. Ayrıca, ekolojik tarım olarak adlandırılabilecek olan doğal toplama alanları da (toplayıcılık) 32,5 milyon ha alana ulaşmıştır. Bunun yanı sıra organik hayvancılık için kullanılan otlak alanları ise, 23,7 milyon ha düzeyindedir. Buradan da anlaşılacağı üzere dünya organik tarım alanlarının toplam büyüklüğü 94 milyon ha alanı bulmaktadır
Organik tarım alanları içerisinde Avustralya kıtası 12,1 milyon ha alanla başta gelmektedir. Bu kıtayı 10 milyon ha alan ile Avrupa ve 6,9 milyon ha alan ile Güney Amerika takip etmektedir. Üretim yapılan alan bazında en fazla büyüme sağlanan ülkeler ise; Fransa, Polonya ve İspanya’dır.
AB üyesi ülkelerde organik tarım yapan 219 bin 431 işletme ve 9 milyon ha alan bulunmaktadır. Yani AB üyesi ülkelerde toplam tarım alanlarının yüzde 5,4’ü organik tarıma ayrılmış durumdadır.
Organik tarımsal üretim yapan üreticilerin yaklaşık yüzde 34’ü Afrika’da, yüzde 29’u Asya’da ve yüzde 18’i Avrupa kıtalarındadır. Bu sıralamada Hindistan 400 bin 551 üretici ile ilk sırada yer almakta olup, bu ülkeyi 188 bin 625 üretici ile Uganda ve 128 bin 862 üretici ile Meksika izlemektedir. Organik tarım yapılan ülkeler içerisinde üretim alanı bakımından Türkiye 443 bin ha’lık alan ile 18 inci sırada yer almaktadır.
Dünya’da organik tarım ticaretinin ekonomik boyutu da hızlı bir büyüme göstermekte olup, 2010 yılı verilerine göre organik gıda pazarı yaklaşık olarak 59 milyar ABD Dolarına ulaşarak bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 5’lik artış göstermiştir.
Türkiye Organik Tarımsal Üretiminin Gelişimi ve Durumu
GTHB’nin 2012 yılı verilerine göre Türkiye'de toplam tarım alanları içerisinde organik tarım yapılan alanın payı yüzde 2,2 seviyelerinde bulunmaktadır. Ancak, dünyada ve özellikle Avrupa'da gelişen organik ürün tüketimi, Türkiye için önemli bir fırsat olarak ortaya çıkmakta olup, bu alanların daha da artması beklenilmektedir. Bu anlamda görece avantajlı durumda bulunulan organik yaş meyve-sebze üretiminin öne çıkması olası görülmektedir.
Türkiye’de temel olarak 1985 yılında başladığı varsayılan ve sadece 8 ürüne yönelik yapılan organik üretim 2013 yılında 204 ürün çeşidine ulaşmıştır. GTHB’nin 2012 yılı verilerine göre Türkiye’de 54 bin 635 üretici tarafından 702 bin 909 ha alanda organik tarım yapılmaktadır. Bu alanın 179 bin 282 ha’lık bölümü doğadan toplama yapılan alan (ekolojik tarım) olup, 523 bin 627 ha alanında yetiştiricilik (organik tarım) yapılmaktadır. Bu üretimlerde kurutulmuş ve sert kabuklu meyveler ile yaş meyve sebzeler ön plana çıkmakta olup, işlenmiş ürünlerden de çeşitli meyve suları ve konsantreleri, dondurulmuş meyve ve sebzeler ile zeytinyağı başı çekmektedir.
Bunun yanı sıra son yıllarda organik hayvansal üretim de gelişme göstermeye başlamış olup, bu alanda yine aynı verilere göre toplam 6 bin 792 başı tamamen organik süreçte olmak üzere toplam 56 bin 204 adet büyük baş, 6 bin 839 başı tamamen organik süreçte toplam 33 bin 985 adet küçükbaş ve 240 bin 152 adedi tamamen organik süreçte toplam 281 bin 132 adet kanatlı varlığı ve 47 bin 65 adedi tamamen organik süreçte olmak üzere toplam 92 bin 142 adet kovan varlığına ulaşılmıştır. Bu gelişmelerin sonucu olarak artık et, süt, yoğurt, peynir ve yumurta “organik hayvansal ürün” olarak piyasalarda yerini almaya başlamıştır.
Organik tarım yapılan alanlar bölgeler bazında incelendiğinde ise, Doğu Anadolu Bölgesi organik tarım yapılan alanlar içerisinde yüzde 70,7 ile ilk sırayı almakta olup, bu bölgeyi sırasıyla yüzde 11,9 ile Ege Bölgesi, yüzde 6,8 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 4,5 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 3,7 ile Karadeniz Bölgesi, yüzde 1,3 ile Akdeniz Bölgesi ve yüzde 1,1 ile Marmara Bölgesi izlemektedir.
İller bazında organik tarım yapılan alan büyüklükleri incelendiğinde ise; 2012 yılı itibarıyla 101 bin 403 ha ile Van birinci sırada yer almaktadır. Bu ili 58 bin 918 ha ile Ağrı, 52 bin 606 ha ile Erzurum, 49 bin 493 ha ile Kars ve 49 bin 129 ha ile Bitlis izlemektedir.
Ekolojik tarım konusunda ise Türkiye, doğada kendiliğinden yetişen kuşburnu, böğürtlen, ahududu, kekik gibi ürünlerin toplanması ve değerlendirilmesi açısından büyük potansiyele sahiptir.
Türkiye’deki organik tarımsal üretime ilişkin göstergeler Tablo-1, 2, 3, 4 ve 5’te gösterilmiştir (Kaynak: GTHB, 2013).
Tablo-1. Organik Tarım Bitkisel Üretim Verileri (Geçiş Süreci Dâhil)
Yıllar Ürün Sayısı Çiftçi sayısı Yetiştiricilik Yapılan Alan (ha) Doğal Toplama Alanı (ha) Toplam Üretim Alanı (ha) Üretim Miktarı (ton)
2002 150 12.428 57.365 32.462 89.827 310.125
2003 179 14.798 73.368 40.253 113.621 323.981
2004 174 12.751 108.598 100.975 209.573 377.616
2005 205 14.401 93.134 110.677 203.811 421.934
2006 203 14.256 100.275 92.514 192.789 458.095
2007 201 16.276 124.263 50.020 174.283 568.128
2008 247 14.926 109.387 57.496 166.883 530.224
2009 212 35.565 325.831 175.810 501.641 983.715
2010 216 42.097 383.782 126.251 510.033 1.343.737
2011 225 42.460 442.581 172.037 614.618 1.659.543
2012 204 54.635 523.627 179.282 702.909 1.750.127
Tablo-2. Organik Hayvancılık Verileri (Çiftçi: İşletme, Hayvan Türü; Baş)
Yıllar Çiftçi sayısı Büyükbaş Küçükbaş Kanatlı
2002 0 0 0 0
2003 0 0 0 0
2004 10 1.480 24.420 250
2005 6 1.953 10.066 890
2006 12 2.400 11.002 5.894
2007 27 4.497 16.711 22.247
2008 37 4.578 12.180 22.428
2009 150 7.207 16.374 111.760
2010 174 37.432 21.454 342.329
2011 225 12.162 33.818 431.754
2012 1.587 56.204 33.985 281.132
Tablo-3. Yıllar İtibarı ile Organik Hayvansal Ürün Verileri
Yıllar Et (ton) Süt (ton) Yumurta (adet) Bal (ton)
2009 376 12.994 11.767.400 206
2010 6.803 11.605 17.889.808 208
2011 1.358 14.794 26.236.920 221
2012 481 17.627 36.105.556 517
Tablo-4. Organik Arıcılık Göstergeleri (Geçiş Süreci Dahil)
Yıllar Çiftçi sayısı Kovan Varlığı(Adet) Üretim Miktarı (ton)*
2005 370 50.486 573
2006 188 33.278 640
2007 241 31.183 497
2008 281 27.380 181
2009 465 25.531 206
2010 403 25.607 208
2011 754 72.659 221
2012 750 92.142 517
*Organik üretim miktarını ifade eder

Tablo-5. Organik su ürünleri göstergeleri 2012
 Toplam İşletme Sayısı Tür Toplam İşletme Kapasitesi (ton/yıl) Yıllık Üretim Miktarı(kg)
Geçiş* 1 Alabalık 50 50.000
Toplam 1  50 50.000


Organik Ürünler Dış Ticareti
Türkiye organik tarım ürünleri bakımından net ihracatçı olarak değerlendirilebilir. Nitekim işlenmiş bazı ürünler dışında önemli bir ithalat bulunmamakta olup, ihracat değeri olarak bazı yıllarda 35 milyon ABD Dolarına kadar yükselmiştir. Burada organik ürünlere özgü bir Gümrük Tarife İstatistik Pozisyon (GTİP) numarası bulunmaması ve bazı organik ürünlerin bu nedenle konvansiyonel ürün olarak değerlendirilmek suretiyle kayda girmemesi nedeniyle ihracat rakamları bir miktar eksik görülmektedir. Bu konuda aynı zamanda organik tarıma geçişin zor ve uzun bir süreç alması, buna karşılık çıkışın her an olabilmesi önemli bir engel olarak ortaya çıkmaktadır.
İhraç edilen ürünlerin önemli bir bölümünü ise, konvansiyonel ihraç ürünlerinde de başı çeken Türkiye’nin geleneksel ürünleri olan fındık ve fındık ürünleri, kuru üzüm, kayısı ve kayısı ürünleri, incir ve incir ürünleri, mercimek ve çeşitleri ile pamuk ve tekstil ürünleri oluşturmaktadır. Organik tarımsal ürünlerin ihracatına ilişkin veriler Tablo-6’da gösterilmiştir.
Tablo-6. Yıllar İtibarıyla Organik Tarımsal Ürün İhracatı
YIL Miktar (Kg) Tutar (ABD Doları)
1998 8.616.687 19.370.599
1999 12.049.949 24.563.892
2000 13.128.934 22.756.297
2001 17.556.280 27.242.407
2002 19.182.859 30.877.140
2003 21.083.351 36.932.995
2004 16.093.189 33.076.319
2005 9.319.328 26.230.259
2006 10.374.493 28.236.617
2007 9.346.677 29.359.321
2008 8.628.790 27.260.473
2009 7.565.607 27.504.928
2010 3.593.000 15.879.571
2011 3.371.298 15.529.388
Kaynak: GTHB, 2013

Desteklemeler
Türkiye’de organik tarıma yönelik desteklemeler esas itibarıyla 2004 yılı itibarıyla başlatılmış olup, her geçen yıl artan bir şekilde sürmektedir. Nitekim 2011 yılına kadar bitkisel ürünlere verilen destekleme ödemelerine bu yıldan itibaren hayvancılık da dâhil edilmiş ve organik hayvancılık yapan işletmelere ilave organik üretim desteği verilmeye başlanmıştır. Desteklemelere ilişkin veriler ise Tablo-7 ve 8’de gösterilmiştir.
Tablo-7. Organik Tarım Destekleri (Alan Bazlı Destekler)
Yıllar Müteşebbis Sayısı Alan (da) Destekleme Birim Fiyatları (TL/da) Tutar (TL)
2005 1.042 43.758 3 131.275
2006 1.536 117.188 3 351.564
2007 1.615 130.747 5 653.732
2008 5.467 368.581 18 6.634.464
2009 4.976 351.825 20 7.036.497
2010 23.575 2.423.983 25 60.599.577
2011 28.045 2.711.899 25 67.797.484
Kaynak: GTHB, 2013
Tablo-8. İlave Organik Hayvancılık Destek Ödemeleri 2011
Destekleme Türü İşletme/Çiftçi Sayısı (Adet) Desteklenen Hayvan/Kovan Sayısı (Adet) Destekleme Tutarı (TL)
Anaç Sığır İlave  27 1.213 136.462,5
Koyun Keçi İlave  1 196 1.470
Arılı Kovan İlave  17 1.344 4.704
TOPLAM 45   142.636
Kaynak: GTHB, 2013
Sertifikasyon
Organik tarım; üretimin her aşamasının kontrol edildiği ve nihai ürünün sertifikalandırıldığı bir üretim şekli olduğundan, kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının denetiminde ve sözleşme dâhilinde yapılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’de 25 kontrol ve sertifikasyon kuruluşu faaliyet göstermektedir. Bunlardan 19 adedi tamamen yerli, 1 tanesi yerli-yabancı ortaklığı ve 6 tanesi ise yabancı sermayeli kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarıdır. Bu kuruluşlar ağırlıklı olarak İzmir ve Ankara’da bulunmaktadır.
Sonuç
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de organik ürünlere olan talep gittikçe artmakta, GDO’lu ürünlerin gündeme gelmesi nedeniyle daha da öne çıkmaktadır. Bu anlamda toplumlar açlık (burada GDO’lu ürünlerin açlığa ne derece çözüm ürettiği halen soru işaretidir) ve sağlık ikilemini yaşamaktadır. Doğal olarak gelir düzeyi yüksek olan toplumlar organik ürünlere olan talebi artırmakla birlikte, özellikle Afrika ülkeleri gibi dünyanın açlıkla mücadele eden toplumları endüstriyel tarıma yoğunlaşmaktadır. Bu gelişmeler çerçevesinde gelişmekte olan ülke konumunda bulunan Türkiye’nin tarım topraklarının görece kirlenmemiş olması, ürün çeşitliliğine sahip olması ve olası ihraç pazarlarına yakınlığı oldukça büyük avantaj sağlamaktadır.
Buna karşılık; organik tarımda kullanılan girdilerde ithalata bağımlı olunması, organik tarım yapan işletmelerin küçüklüğü, yetersiz örgütlenme, bilgi eksikliği, yüksek maliyet, düşük verimlilik ve Türkiye’deki kalıntı, katkı, vb analizleri yapacak laboratuvarların akreditasyon işlemlerinin tamamlanmamış olması gibi sorunlar organik tarımı ve üretim düzeyini olumsuz olarak etkilemektedir.
Bu sorunların çözümü ile Türkiye, hem üretim, hem iç tüketim ve hem de ihracatını arttırmak gibi bir fırsata sahiptir. Bu durum aynı zamanda yeni işleme ve paketleme tesislerini gündeme getirecek olup, hem üretici gelirine ve hem de tarım, sanayi ve hizmet sektörü istihdamına olumlu katkılar sağlayacaktır. Aynı zamanda organik tarım agro/eko-turizm açısından da bir gelişme potansiyeli içermekte olup, önümüzdeki dönemde özellikle büyük şehir çeperlerinde talebin artması beklenilmektedir.
Bunlara ilave olarak, organik tarımın yaygınlaştırılması ile tarım-çevre ilişkilerinde daha olumlu gelişmeler yaşanacak, tarımın zirai ilaçlar ve doğal ve sentetik gübreler aracılığı ile yarattığı kirliliğinin azalması temin edilecek, endemik bitki ve hayvan türlerinin korunması sağlanacak, ekosistemde sarsılan doğal dengenin yeniden düzenlenmesine katkı verecek ve biyo çeşitlilik ve sürdürülebilir tarımın garanti altına alınmasına yönelik önemli bir adım olacaktır.
Ayrıca, organik tarımın geliştirilmesi açısından “gen bankaları” önemli ve vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim endemik türlerin ve diğer önemli genotiplerin muhafaza edildiği gen bankaları üretimde sürdürülebilirliğin garantisi konumundadır. Türkiye’de bugün için bitkiler için Ankara ve İzmir’de olmak üzere 2 adet gen bankası ve hayvancılık açısından sadece Ankara-Lalahan’da bulunmakta olup, söz konusu gen bankalarının geliştirilmesi ve alt yapılarının iyileştirilmesi ayrı bir öneme sahiptir.
Bütün bu gelişmelerin yanı sıra, 2012 Yılı Programında GTHB sorumluluğuna verilen 111 numaralı tedbir kapsamında ilgili paydaşların katkıları ile birlikte hazırlanan “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılmasına Yönelik Eylem Planı” 23 Ekim 2012 tarih ve 233 sayılı GTHB makam olurlarıyla yürürlüğe girmiştir. Bundan sonraki aşamada organik tarıma ilişkin faaliyetler ağırlıklı olarak bahse konu Eylem Planı kapsamında yürütülecek olup, organik tarımın gelişmesi için; organik ürünlere olan talebin yanı sıra, söz konusu Eylem Planının ilgili taraflarca sahiplenilmesi ve gerekli katkının verilmesi önemli bir rol oynayacaktır.