Prof.Dr. Semih Ötleş

Prof.Dr. Semih Ötleş

Gıda Kimyası

Polifenollerin diyetteki önemi ve analizlerde dikkat edilmesi gereken noktalar

Polifenolllerin, gıda işleme süresince diğer gıda bileşenlerince-protein, karbonhidrat, yağ- etkileşimleri de büyük önem taşımaktadır.

Yapılan çalışmaların doğruluğunu sağlamak adına multidisipliner çalışmalar yapılıp, bu bileşiklerin gıdadan-kana geçiş süresince ki biyoaktiviteleri incelenmelidir. Polifenolllerin, gıda işleme süresince diğer gıda bileşenlerince-protein, karbonhidrat, yağ- etkileşimleri de büyük önem taşımaktadır. Bu etkileşimler polifenollerin biyoyararlanımını etkilemektedir


Prof. Dr. Semih Ötleş,
Neslihan Kaya
Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi
Gıda Mühendisliği Bölümü

Özet

Fenolik bileşikler günlük diyette tükettiğimiz birçok gıdanın içerisinde mevcuttur. Farklı kaynaklardan değişik oranlarda tükettiğimiz fenolik bileşiklerin sağlık açısındaki potansiyelleri ve gıda oksidasyonu, bozulması konularında sahip oldukları önleyici etki dolayısıyla dikkatleri üzerine çekmektedir. Ancak göz ardı edilmemesi gereken bu bileşiklerin insan vücudunda nasıl metabolize edildiği, ne kadar yararlanabildiğimiz ve bu yararlanmanın bağlı olduğu faktörlerin neler olduğudur. Fenolik bileşikler gıda matrisi içerisinde protein, yağ, karbonhidrat gibi diğer gıda bileşenleri ile etkileşime girmektedir. Bu gerçekleşen etkileşim, vücuttaki metabolize edilişini de etkilemektedir. Bu sebeple, gıda matrisinde, gıda prosesinde ve depolamada gerçekleşen etkileşimler ve bu etkileşimlerin biyoyararlanım olarak yarattığı farklılıklar ve gerçekleştirilen çalışmalarda fenolik bileşiklerin karmaşık yapısından dolayı oluşan hatalar üzerine düşünülmesi ve geliştirilmesi gereken bir konudur.

Abstract

Phenolic compounds are present in many foods we consume on a daily diet. The phenolic compounds we consume at different rates from different sources make attention to their health potential and food oxidation because of their inhibitory effect on food degradation. But how these compounds, which should not be ignored, are metabolized in the human body, how much we can make use of, and what are the factors that this benefit depends on. Phenolic compounds interact with other food components such as protein, fat, carbohydrates in the food matrix. This actual interaction also affects the metabolism of the body. Therefore, the interactions that occur in the food matrix, food processing and storage, and the differences that these interactions create as bioavailability and the errors that occur due to the complex nature of the phenolic compounds in the studies carried out are a matter to be considered and developed.

Giriş

Bitkisel gıdalar, insan sağlığı konusunda olumlu etkiye sahip birçok bileşen içerir. Bu bileşenlerin başında vitamin, protein ve mineraller gelir. Fenolik bileşikler ise, bitkinin ikincil metabolitleridir ve polifenolce zengin gıdalar potansiyel olumlu etkileri nedeniyle günümüzde önemli araştırma konularından birini oluşturmaktadır (Bellion et al., 2010). Fenolik bileşikler ikincil metabolit olmalarından dolayı vücutta büyüme ve enerji metabolizmasına dahil olmazlar (Ozdal et al., 2013).

Polifenoller yapısal olarak çeşitli altsınıflardan oluşurlar ve oldukça önemli olan tatsal ve renksel olarak gıdalarda gelişim sağlama da rol alırlar (Papadopoulou & Frazier, 2004). Bunun yanı sıra polifenollerin antioksidatif, antimikrobiyel ve antiproliferatif (hücre büyümesini engelleyen) etkileri olduğu bilinmektedir. Bu özelliklerinin sağladığı avantajlar dolayısı ile fonksiyonel bileşen olarak gıdalarda ya da diyet takviyelerinde kullanılmaktadırlar (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Fenolik bileşiklerin insan sağlığına olumlu etkileri üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonuçları doğrultusunda; kanser, kardiyovasküler hastalıklar, nörodejeneratif hastalıklar (Alzheimer, Parkinson hastalığı vb.) gibi ölümle sonuçlanan birçok hastalıkta önleyici etkiye sahip oldukları söylenebilir (Ozdal et al., 2013). Ancak bu sağlığa olumlu etki çalışmaları epidomolojik olarak kanıtlanmış olsa da in vivo olarak hala şüphe ile yaklaşım söz konusudur (Papadopoulou & Frazier, 2004).

Fenolik bileşiklerin en çok bulundukları yiyecekleri şu şekilde örnekleyebiliriz; çay, meyveler, sebzeler, tahıllar, şarap. Aslında kısaca meyve ve sebze kaynaklı üretilen gıdalarda bulunduğunu söyleyebiliriz. Ancak bulunma konsantrasyonları çok düşüktür. Örneğin; fenolik asitlerin insan diyetinde günlük tüketim miktarı ortalama 200 mg’dır. Bu değer yaklaşık bir sayı göstergesi olup, kişinin diyetine bağlıdır (Heleno et al., 2015).

Polifenollerin sahip oldukları olumlu etkiler dolayısıyla, biyoyararlanım gözde çalışmalar arasındadır. Fenolik bileşiklerin biyoyararlanımını etkileyen birden fazla etken vardır. Bunlardan bazıları; tüketim miktarı, gıda matrisi ile etkileşim, genetik faktörler, bağırsak ve dokulardaki biyodönüşüm derecesidir.

Yapılan çalışmaların doğruluğunu sağlamak adına multidisipliner çalışmalar yapılıp, bu bileşiklerin gıdadan-kana geçiş süresince ki biyoaktiviteleri incelenmelidir. Polifenolllerin, gıda işleme süresince diğer gıda bileşenlerince-protein, karbonhidrat, yağ- etkileşimleri de büyük önem taşımaktadır. Bu etkileşimler polifenollerin biyoyararlanımını etkilemektedir (Gleichenhagen & Schieber, 2016). Bu makalede polifenol-gıda bileşenleri etkileşimlerini ve fenolik bileşik analizleri süresinde yaşanan zorlukları incelenmektedir.

1. Polifenollerin kimyasal yapısı

Polifenoller aromatik halkalarda birçok hidroksil grubundan oluşan fitokimyasallardır. Sebze, meyve ve diğer bitki kaynaklı gıdalarda bulunurlar. (Pandareesh et al., 2015).
Günümüzde 8000’den fazla tanımlanmış fenolik bileşik bulunmaktadır. Fenolik bileşiklerin sınıflandırmalarında farklı ayrımlar gerçekleştirilse de, aşağıda örnek bir sınıflandırma yer almaktadır.

2. Polifenol-protein etkileşimi

Polifenol- protein ilişkisi üzerine birçok gerçekleştirilmiş in vitro çalışma bulunmaktadır. Bu etkileşimler genellikle kovalent bağ olmamakla beraber hidrofobik etkileşimlerdir ve sonradan hidrojen bağları ile stabilize edilirler. Örneğin yeşil çayda bulunan polifenoller (flavan-3-ol) ile sütte bulunan kazein proteini arasındaki etkileşim hidrofobik bağ şeklinde gerçekleşmektedir. Bu etkileşimde geçici olarak inhibitör etkisi yaratmaktadır (Yüksel et al., 2010). Burada hidrofobik bağlar olarak tanımladıklarımız; Van Der Waals bağları, iyonik bağlar ve hidrojen köprüleridir (Nagy et al., 2012).

Bu bağlanmanın yanı sıra polifenol ve protein arasında kovalent bağ oluşumu da gözlenmiştir. Kovalent bağ oluşumu ile geri dönüşü olmayan yapılar oluşur. Polifenoller, protein molekülünde bulunan nükleofilik gruplarla reaksiyona girebilen kinonlara dönüşürler (Beart et al., 1985). Kinonlar oldukça reaktiftirler. Proteinin –SH ve amino grupları ile bağ yaparlar. Bu etkileşim sadece fenolik bileşikler açısından değişikliğe değil, aynı zamanda proteinin çözünürlüğü, sindirilebilirliği, ısıl kararlılık gibi birçok fiziko-kimyasal özelliğini etkiler (Ozdal et al., 2013).

Bu etkileşimler öncelikle polifenolün molekül ağırlığına sonrasında da proteinin yapısını bağlıdır. Yüksek molekül ağırlıklı polifenoller (örneğin; tanenler) özellikle de polimerizasyon derecesi 3 ve üzerinde olan proantosiyanidinler prolince zengin proteinler ile güçlü bağ oluştururlar. Bu oluşan yapı zayıf sindirilme özelliğine sahiptir (Amoako at el.,2016). Sindirim sürecinde, bağırsağa kadar çözünmeden ulaşıp buradaki mikrobiyotik yapıya göre metabolize edilirler (Gleichenhagen & Schieber, 2016). Gerçekleşen interaksiyonu etkileyen başka bir unsur olarak polifenollerin yapısının esnekliğini söyleyebiliriz. Esnek yapıdaki polifenoller; farklı proteinlere benzer güçte ve eşitlikte bağlanırken; zayıf olanlar bazı proteinler ile sıkı, bazı proteinler ile zayıf bağ oluştururlar (Frazier et al., 2010).

Polifenol-protein etkileşimlerine bir örnek olarak, gıdadaki polifenolün tükürük proteinine bağlanıp çözünmez bir kompleksin çökmesine ve sert bir tadın oluşmasına neden olduğunu gösterebiliriz (Papadopoulou & Frazier, 2004). Burada bahsettiğim sert tat; ağızda kuruluk hissi oluşturan, pürüzlü, buruşuk bir histir.

Kinon oluşumu, depolama ve gıda prosesi sırasında polifenollerde gerçekleşen değişimler açıklanamamış ve üzerine çalışılması gereken konulardan birisidir.

3.Emilme ve Metabolize Edilme

Protein ve polifenol arasında gerçekleşen kovalent bağ, fenolik bileşiklerin biyoaktivitesini ve biyoyararlanımı etkilemektedir. Sağlık açısından olumlu etkisinden dolayı birçok epidemolojik, insan kullanılarak çalışma yapılmaktadır. Bunun yanı sıra fare, domuz gibi hayvan denemeleri ile in vitro ve ex vivo çalışmalar yapılmaktadır. Ancak çalışma sonuçları arasında çok net fark edilir zıtlıklar yer almaktadır. Çünkü bazı çalışmalar izole edilmiş polifenol kullanırken bazı çalışmalar ise gıda matrisinin bir parçası olarak kullanılmıştır. Emilimi ve metabolize edilmeyi uygulanan doz, yapı ve gıda matrisi ile etkileşim büyük ölçüde etkiler. Hatta, kişinin kolonik mikrobiyolojik yapısı, bağırsak enzimleri, yaş, cinsiyet gibi faktörler biyoyararlanım açısından büyük ölçüde öneme sahiptir (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Polifenoller emilip, metabolize edilmeden önce gıda matrisinden ayrılmalıdır. Polifenollerde bulunan hidroksil grupları potansiyel olarak enzimatik yolla katalize edilen metilasyon, glukuronidasyon ve sülfasyonun gerçekleşmesine imkan tanır. Bu nedenle, glukuronik asit ve sülfat gibi birden fazla hidrofilik grup ile konjugasyon, olası reaksiyonlardır daha detaylı olarak incelenmelidir (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Polifenolik bileşikler, bağırsak enzimleri yoluyla yapısal modifikasyona uğrarlar ve epitelyumu aktif, pasif veya kolaylaştırılmış nakil yoluyla geçmeleri gerekir. Polifenollerin matris salınımı proteinler ve lipidler, diyet lifi veya sindirilebilir karbohidratlar gibi çeşitli makro besin maddeleri tarafından etkilenebilir, ayrıca mikro besin maddeleri olan mineraller ya da ikincil metabolitlerce etkilenebilir (Gleichenhagen & Schieber, 2016). Bu gerçekleşen etkileşimler genellikle biyoyararlanım açısından azaltıcı etki yaşanmasına neden olmaktadırlar.

Son zamanlarda yapılan bir çalışmada, yaban mersini antosiyanidinleri incelenmiştir. İnsan mide-bağırsak yapısı taklit edilerek gerekli ortam sağlanmıştır. Delphinidin ve petunidin-glikozidlerleri, gıda matrisinde yüksek yağ varlığında iki kat daha yüksek biyoyararlanım sağlamışlardır. Ancak sadece gıda matrisi değil fenolik bileşiğin yapısının da önemli rol oynadığını, delphinidin-3-glikozidin gıda matrisinde yağ bulunmadığında biyoyararlanımını ikiye katlamasından rahatlıkla söyleyebiliyoruz. (Ribnicky et al., 2014).

Bir başka çalışmada antosiyanidinler ile in vivo gözlem yapılmıştır. Kırmızı üzüm ve yaban mersini blender ile parçalanarak smoothie denilen meyve özlü içecek ve meyve suları hazırlanmıştır. Çalışmanın amacı gıda matrisinin etkisini karşılaştırmalı olarak gözlemlemektir. Glikozidlerin biyoyararlanımının smoothie de, meyve suyuna göre %5-10 daha az olduğu gözlemlenmiştir (Kuntz et al., 2015).

Polifenoller epitelyumda pasif difüzyon ile geçişi sağladıklarında ?-glukosidaz, laktaz-fiorizin hidralazlar gibi çeşitli sindirim enzimleri ile karşılaşırlar. Sonrasında, karaciğerde glukuronidaz, sülfataz ve katekol-o-metil transferaz ile biyotransformasyon meydana gelir ve faz-II metabolitleri oluşur. Genellikle glukozid olarak karşımıza çıkan, organik asitlerle bağlı olan flavanoidlerin, insan plazmasında kendi doğal formunda bulunmadığı anlaşılmıştır. Antosiyanidinler için yapılan çalışmalarda ise, sonuç farklı olarak doğal halinde konjuge formda bulunmuştur.

4. Polifenol Miktarı Analizleri

Bu kısımda, polifenollerin miktar olarak hesaplanması üzerinde duracağız. Polifenoller; meyve, sebze, içecek vb. birçok gıda da bulunmaktadırlar. Ancak, genellikle miktarları çok azdır, günlük alımları mg cinsinden ifade edilir. Miktarın düşük olması sebebi ile hazırlanacak örnek numunesinin oldukça hassas hazırlanmış, güvenilir olması gerekmektedir. Analitik yöntemin uygulanabilirliği için kapsamlı bir geçerlilik sağlanmalıdır. Metodoloji olarak gerçekleşen zorluklar, önemli bir noktayı oluşturmaktadır (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Şimdiye kadar yapılan biyoyararlanım çalışmaları genellikle saf bileşimin ya da bileşimi bilenen gıdanın, idrardaki ve plazmadaki konsantrasyonlarının ölçümü şeklinde yapılmaktaydı. Ancak bu tür insan ve hayvan denemeleri ile yapılan çalışmalar hem etik anlamda soru işaretleri oluşturmakta hem de maliyetli ve kabul edilebilirlik açısından sorgulanabilir konumdadır. Şu anda ise alternatif olarak in vitro kimyasal analiz uygulanmakta ve farklı daha az maliyetli yol denemeleri yapılmaktadır (Papadopoulou & Frazier, 2004).

Son zamanlarda analizlerde yaygınlaşmaya başlayan kapiler elektroforez, protein-polifenol kompleksinin oluşumundaki denge sabitlerini etkin ve doğru şekilde belirleyen bir tekniktir. Elektromigrasyon etkisi ile afinite etkileşimleri nicelleştirilir. Kapiler elektroforez verileri kolay yorumlanır ve nükleer manyetik rezonansa (NMR) göre çok daha çabuk sonuç verir. Jel elektroforez ile karşılaştırıldığında kapiler elektroforez, yüksek hız, çözünürlük ve otomasyon avantajlarına sahiptir. Afinite kromatografisine kıyaslarsak, mobil ve durağan fazlar arasında kütle transferine dayanmaması protein-polifenol etkileşimlerinde karakterizasyonun algılanmasında avantaj sağlar (Papadopoulou & Frazier, 2004).

Biyolojik örnekler için, kütle spektrometresi (MS) ve özellikle uçuş süresi ölçüm cihazları (ToF-MS) ile belirsiz tanımlama yapmakta ve doğru olarak değerlendirilmesini sağlamaktadırlar. Döteryum veya karbon-13 gibi kararlı izotopların kullanımı, MS analizinin duyarlılığını artırabilir ve insan etkileşim çalışmalarında farmakolojik olmayan dozlar kullanılmış olsa bile, etiketli metabolitlerin görünür tanımlanmasına izin verir. Ayrıca, bu yaklaşımla, etiketlenmemiş diğer polifenolik bileşiklerin sinerjik etkileri incelenebilir (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Numune hazırlamaya ek olarak, MS cihazının ayarlanması (kalibrasyon) da çok önemlidir. Stabil izotoplarla işaretlenmiş polifenollerin kullanımı, daha yüksek hassasiyet ve faz II metabolit profilinin belirgin belirlenmesi avantajını sunar. İnsan plazması, esasen albüminler ve globulinler olmak üzere yüksek miktarda protein içerir ve hem fenolik bileşikler hem de HPLC sabit fazı ile güçlü bir şekilde etkileşime girebilen fosfolipitler bakımından zengindir. Asitler veya organik çözücülerle protein çökeltmesi, muhtemelen fenolik bileşiklerin kısmi birlikte çökeltilmesinden kaynaklanan daha düşük polifenol geri kazanımına yol açar ve bu da ilerideki analizlerden kaçar (Gleichenhagen & Schieber, 2016).

Genellikle örnek hazırlamada enzimatik müdahale ve katı faz ekstraksiyonu kullanılmaktadır.

4.1. Enzimatik Müdahale

Glukuronidaz ve sülfataz enzimleri kullanılarak, ana bileşiklerin salınması sağlanır. Polifenol analizi kolaylaşır ancak, metabolitler hakkında birçok bilgi kaybı da gerçekleşir. Bunun yanı sıra, metile edilmiş metabolitler enzimatik yol ile salınamazlar, bu örnek hazırlama süresince dikkat edilmesi gereken bir husustur. Kullanılan enzimlerin saflık derecesi de önemli bir kriterdir.

4.2. Katı Faz Ekstraksiyonu

İnsan plazması yüksek oranda albümin, globülin gibi proteinler içermektedir ve fosfolipid miktarınca da zengindir. Asitler ve organik çözücüler ile proteinlerin çöktürülmesi ile polifenollerinde belli bir kısmında kayıp yaşanmaktadır. Bu nedenle saflaştırma ve konsantrasyon arttırma amacı ile katı faz ekstraksiyonu kullanılır.

Son zamanlarda insan kan hücrelerinde ve antosiyanidin metabolitlerinde polifenol hassas analizi ile yapılan çalışmaların sonuçlarına göre, katı faz ekstraksiyon kullanımı tavsiye edilmektedir. Tuzlu ve bol protein içerikli plazma matrisinin yol açtığı elektrosprey iyonizasyonunda daha düşük iyon bastırılması katı faz ekstraksiyon ile sağlanır. Başlangıç plazmasınının orijinal standart eğrileri doğru analiz için şarttır. Nano LC-MS teknikleri gibi katı faz özütleme ve yeni LC-MS yaklaşımlarının kombinasyonu, biyolojik numunelerde metabolit analizinin duyarlılığını artırabilir.


Her şeyden önce, fizyolojik numunelerde depolamadaki polifenolik metabolitlerin stabilitesi izlenmelidir. Bilinmeyen metabolitleri tanımlamadaki en zorlu konulardan biri, kesinlikle referans bileşikler olarak ticari temin edilebilen faz II metabolitlerin eksikliğidir. Özellikle antosiyanidinler için bitki materyalinden olası faz II metabolitlerinin izolasyonu ve saflaştırılması, bu bileşiklerin bulunabilirliği ve az miktarda olması nedeniyle sınırlıdır.

Sonuç

Fenolik bileşikler, diyetteki konumları ve sağlıksal düzeydeki yararları dolayısıyla vazgeçilmezlerimiz arasındadırlar. Bu konu hakkında çok daha fazla çalışma yapılmalı ve şu an konu ile ilgili bulunan boşluklar doldurulmalıdır. Ancak, bu boşlukları doldurma amacı doğruluğunu kaybetmemelidir. Fenolik bileşikler ile gerçekleştirilen analizlerde; gıda matrisi, kişinin genetik özellikleri gibi biyoyararlanım ve biyoaktiviteyi önemli ölçüde etkileyen faktörler göz ardı edilmemelidir.

Fenolik bileşikler antimikrobiyel, antioksidatif gibi fonksiyonel gıdalarda istenen özelliklerinden dolayı tercih edilmektedirler. Bilinmeyenlere rağmen, günümüzde bitki özütleri ya da istenen bileşen izole edilip oluşturulan gıda takviyeleri ve doğal sağlık ürünleri mevcuttur. Ancak yer alan bilgi boşlukları giderilerek, gıda prosesi ve depolamada gerçekleşen yapıdaki değişiklikler anlaşılabilir hale gelecektir.

Kaynaklar

1) Amoako, D., & Awika, J. M. (2016). Polyphenol interaction with food carbohydrates and consequences on availability of dietary glucose. Current Opinion in Food Science, 8, 14–18. https://doi.org/10.1016/j.cofs.2016.01.010
2) Beart, J. E., Lilley, T. H., & Haslam, E. (1985). Polyphenol interactions. Part 2. Covalent binding of procyanidins to proteins during acid-catalysed decomposition; observations on some polymeric proanthocyanidins. Journal of the Chemical Society Perkin Transactions, 2, 1439–1443.
3) Bellion, P., Digles, J., Will, F., Dietrich, H., Baum, M., Eisenbrand, G., et al. (2010). Polyphenolic apple extracts: Effects of raw material and production method on antioxidant effectiveness and reduction of DNA damage in Caco-2 cells. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 58, 6636–6642.
4) Frazier, R. A., Deaville, E. R., Green, R. J., Stringano, E., Willoughby, I., Plant, J., et al. (2010). Interactions of tea tannins and condensed tannins with proteins. Journal of Pharmaceutical and Biomedical Analysis, 51, 490–495.?
5) Gleichenhagen, M., & Schieber, A. (2016). Current challenges in polyphenol analytical chemistry. Current Opinion in Food Science, 7, 43–49. https://doi.org/10.1016/j.cofs.2015.10.004

6) Heleno, S. A., Martins, A., Queiroz, M. J. R. P., & Ferreira, I. C. F. R. (2015). Bioactivity of phenolic acids: Metabolites versus parent compounds: A review. Food Chemistry, 173, 501–513. https://doi.org/10.1016/j.foodchem.2014.10.057

7) Jakobek, L. (2015). Interactions of polyphenols with carbohydrates, lipids and proteins. Food Chemistry, 175, 556–567. https://doi.org/10.1016/j.foodchem.2014.12.013

8) Kuntz S, Rudloff S, Asseburg H, Borsch C, Fröhling B, Unger F, Dold S, Spengler B, Römpp A, Kunz C: Uptake and bioavailability of anthocyanins and phenolic acids from grape/blueberry juice and smoothie in vitro and in vivo. Br J Nutr 2015, 113:1044-1055.
9) Nagy, K., Courtet-Compondu, M. C., Williamson, G., Rezzi, S., Kussmann, M., & Rytz, A. (2012). Non-covalent binding of proteins to polyphenols correlates with their amino acid sequence. Food Chemistry, 132, 1333–1339.
10) Ozdal, T., Capanoglu, E., & Altay, F. (2013). A review on protein-phenolic interactions and associated changes. Food Research International, 51(2), 954–970. https://doi.org/10.1016/j.foodres.2013.02.009
11) Pandareesh, M. D., Mythri, R. B., & Srinivas Bharath, M. M. (2015). Bioavailability of dietary polyphenols: Factors contributing to their clinical application in CNS diseases. Neurochemistry International, 89, 198–208. https://doi.org/10.1016/j.neuint.2015.07.003
12) Papadopoulou, A., & Frazier, R. A. (2004). Characterization of protein-polyphenol interactions. Trends in Food Science and Technology, 15(3–4), 186–190. https://doi.org/10.1016/j.tifs.2003.09.017
13) Ribnicky, D. M., Roopchand, D. E., Poulev, A., Kuhn, P., Oren, A., Cefalu, W. T., et al. (2014). Artemisia dracunculus L. polyphenols complexed to soy protein show enhanced bioavailability and hypoglycemic activity in C57BL/6 mice. Nutrition, 30, S4–S10.
14) Yuksel, Z., Avci, E., & Erdem, Y. K. (2010). Characterization of binding interactions between green tea flavonoids and milk proteins. Food Chemistry, 121, 450–456.

Aralık 2017 sayısının 92.sayfasında yayımlanmıştır. 

Yazarın diğer yazıları