Prof.Dr. Semih Ötleş

Prof.Dr. Semih Ötleş

Gıda Kimyası

Şeker ve tatlandırıcıların hayatımızdaki yeri

Obezite ve şeker ilişkisinin üzerinde durup, şeker tüketimi konusunda nasıl bir tutum sergilenmeli sorusunun yanıtını araştırdık.

Neslihan KAYA
Prof.Dr.Semih ÖTLEŞ

Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi
Gıda MühendisliğiBölümü

Özet

Günlük diyette önemli bir yere sahip olan şeker ve şekerin gıda sektöründeki gelişimi birçok kişinin dikkatini çeken bir konudur. Son yıllarda meydana gelen teknolojik gelişmeler ile gıda sektörü büyük değişiklikler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Şeker konusunda da büyük adımlar atılıp, suni tatlandırıcı dediğimiz tatlandırıcılar hayatımıza girdi ve günlük diyetimizde bulunuyor. Kilo verme çalışmalarında çoğu kişinin tükettiği diyet ürünlerin yani besleyici değeri olmayan tatlandırıcıların metabolizmaya etkilerini sizlere bu makalede anlatmaya çalıştık. Obezite ve şeker ilişkisinin üzerinde durup, şeker tüketimi konusunda nasıl bir tutum sergilenmeli sorusunun yanıtını araştırdık.

Giriş

Amerika 2011 yılında kronik ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölen kişi sayısının (örneğin; kalp rahatsızlığı, kanser, diyabet, obezite), 35 milyon olan bulaşıcı hastalıklardan ölen kişi sayısını geçtiğini belirtmiştir (Lustig et al, 2012).
Son 50 yılda Dünya çapında şeker tüketimi üçe katlanmıştır. Bu durumun ana sebeplerinden biri eklenmiş şekerin gıda sektöründe önemli bir yer edinmeye başlamış olmasıdır (Lustig et al , 2012). Şeker tüketiminin hızlıca artmış olması, başta obezite olmak üzere bir çok rahatsızlığı da gündemimize getirmiştir. Tatlandırılmış hazır gıdalar, sağlık üzerinde olumlu etkiye sahip olmamakla beraber, günlük diyet için fazlaca enerji alınmasına neden olmaktadır (Petersson, 2016).

Şekerin tarihsel gelişimi

Sömürgecilik öncesi zamanlara bakıldığında, şeker tadı doğadan karşılanmaktaydı. Özellikle bal, ilk kullanılan tatlandırıcılardan birisiydi. 17. yüzyılda ise Amerika’da akçaağaç şurubu, Akdeniz bölgesinde ise keçiboynuzu pekmezi ile şeker ihtiyacı karşılanıyordu. 18. yüzyılda ise teknolojik gelişmelerin etkisi ile şeker kamışı ve pancardan rafine şeker üretimine başlanıldı. Bu dönemde sofra şekeri olarak bilinen sükroz, öncelikli tatlandırıcı konumuna geldi. 19. yüzyılda dünyaca şeker üretimi ve tüketimi hızlıca artış gösterdi. Elbette ki bu dönemde yaşam formundaki değişikliklerde günümüzdeki hastalıkların temelini oluşturmada önemli bir rol oynadı. Gıda sektörü, daha hazır formata dönerken, kişilerin hareketsiz yaşam şekli obezitede hızlı bir artışa neden oldu (Edwards et al, 2015).
Bu gelişmeler ile serbest şeker ve eklenmiş şeker gibi kavramlar ortaya çıktı. Serbest şeker; Gıda ve içeceklere üretici tarafından eklenen tüm monosakkarit (glikoz, früktoz) ve disakkaritleri (sükroz, maltoz) kapsar. Balda, meyvelerde doğal olarak bulunan şekerlerdir. Eklenmiş şeker ise; gıda prosesi sırasında eklenen ve früktoz molekülü içeren tatlandırıcıdır (Lustig et al, 2012).
Şeker ve tatlandırıcılar gıdaya yada içeceklere üretim yada hazırlama aşamasında eklenirler. Gıdada doğal olarak bulunan şeker ile gıdaya eklenen şeker arasında kimyasal bir fark yoktur. Ancak eklenen şeker daha az besin değerine sahiptir. Bu sebeple de toplam enerji alımında düzensiz dağılıma neden olabilirler (Edwards et al, 2015).

Şeker ve sağlık ilişkisi

Şeker tüketimi genellikle mono ve disakkaritler şeklinde yapılmaktadır. Bunlar yaygın ve doğal olarak meyve ve sebzelerde bulunan glikoz, früktoz ve galaktozdur. Alınan doz şekerin uygunluğu ve alınabilirliğine bağlı olarak değişir (Edwards et al, 2015).
Glikoz; vücudun, hücresel metabolizması için ihtiyaç duyduğu ana enerji kaynaklarından birisidir. Ancak son yıllardaki çalışmalar alınması gereken şeker miktarının çok daha üstünde tüketim gerçekleştirdiğimizi göstermektedir (Edwards et al, 2015).
Günlük enerji alımının azaltılması ve obezite riskinin azalması arasında doğru orantı vardır. Obezite, kişinin harcadığı enerji miktarından fazlasını alması ile oluşur (Edwards et al, 2015). Günümüzde, yüzde 39’dan fazla yetişkinin kilolu ve yüzde 13’ten fazla kişinin obez olduğu tahmin edilmektedir. Obezite ve fazla kiloluğun ölümle sonuçlanması, az kiloluluk ile kıyaslandığında daha sık görülen bir durumdur (WHO mediacentre, 2016).
Bunun yanı sıra özellikle diş hastalıklarında sık şeker tüketimi önemli bir etkendir. Çünkü, ağızdaki bakteriler şekeri fermente ederler ve asit üretirler. Bu asitte diş minesine zarar verir ve diş rahatsızlıkları yaşanmasına neden olur (Edwards et al, 2015).
WHO, 2015 yılı verilerine göre gıdaya eklenen şeker sınırının düşürülmesinin halk sağlığı açısından önemli bir koruma sağlayacağı ve diş hastalıkları, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltacağı belirtmektedir. Mart 2015’te WHO yeni bir rehber yayınlamıştır. Bu rehbere göre, yetişkin ve çocukların günlük serbest şeker alımlarını günlük alınan enerjinin yüzde 10’undan daha aza indirmeleri önerilmektedir. Yüzde 5’in altına düşürülmesi (25 g/ 6 çay kaşığı) ise, ekstra sağlık faydası sağlayacaktır (WHO, 2015).

Şeker terminolojisi

Enerji sağlayan tatlandırıcılar besleyici değeri olan, enerji sağlamayanlar ise besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar olarak sınıflandırılır. Geleneksel tatlandırıcılar ise, hayvan ya da bitkiden elde edilen doğal tatlandırıcılardır.

Besleyici değeri olmayan (yapay) tatlandırıcılar

Yapay tatlandırıcılar, kalori vermezler ancak sofra şekerinden (sükroz) daha tatlıdırlar, ucuzdurlar ve kandaki şeker seviyesini etkilemezler. Bu sebeple gazlı içeceklerde, kahvaltılık gevreklerde, şekersiz tatlılarda kullanımı yaygındır (Zara et al., 2016). Az miktarda kullanımı ile istenilen tatlılık yakalanabilir. Yani besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar yoğun bir tatlı aroma sağlarken sadece birkaç kalori verirler. Besleyici tatlandırıcıların aksine karbonhidrat metabolizmasına katılmazlar (Edwards et al, 2015). Özellikle tip 2 diyabet ve obezite için çözüm olacakları düşünülmüştür (Zara et al., 2016).
Diyet ürünleri ile karşımıza sıkça çıkan yapay tatlandırıcılar, obezite üzerine olumlu ya da olumsuz etki yarattığına dair söylemde bulunmak zordur. Her iki durum içinde belli kanıtlar mevcuttur. Günlük tüketimimizde, besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar sadece günlük alınan kalori miktarını azaltmak için kullanılmakta, ancak eklenmiş şekerin tüketimine devam edilmektedir. Bu durumda yapay tatlandırıcılar eklenmiş şekerin destekçisi oluyorlar. Bu sebeple kilo vermek amaçlı besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar- diyet ürünleri- tüketildiğinde sonuç ne yazık ki başarısızlık ile sonuçlanıyor (Edwards et al, 2015).
Besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar ve besleyici değeri olan tatlandırıcılar ile aynı aktivite ve fizyolojik tepkiye sahip değillerdir. Yapay tatlandırıcılar tüketildiğinde psikobiyolojik sinyal ile iştah açılır ve enerji alımı artar. Günlük enerjinin bir kısmını karşılayacak gıdalar ile tüketildiğinde herhangi bir sıkıntı oluşmaz. Çünkü alınan diğer gıdalar duyusal uyarıcılar ile uygun olan metabolik ve tokluk dönüş sağlarlar. Bunların yanı sıra yapay tatlandırıcıların sağladığı yüksek tatlılık hissi ve bunun bir alışkanlığa dönüşmesi halinde şeker bağımlılığı için ilk adımlar atılmış olur. (Edwards et al, 2015). Besleyici değeri olmayan tatlandırıcıların tek başına sağlayamadığı tokluk hissinin eksikliği nedeniyle diyet ürünleri tüketildiğinde kilo verememe durumu ile karşı karşıya kalıyor olabiliriz.
Besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar ince bağırsakta sindirilemeyip kalın bağırsağa geçerler. Bu durumun insan mikrobiyotasında herhangi bir olumsuz etkisi olup olmadığı bilinmediğinden besleyici değeri olmayan tatlandırıcılar için endişe konularından birisi daha ortaya çıkmış olmaktadır.
Sağlık yönünden sakınca belirtmeden yapay tatlandırıcılar gıdalarda kullanılabilir. Ancak tükettiğimiz miktarları önemlidir. Gıdalarda kullanım limitleri mevcuttur. Ayrıca, üretim sırasında istenmeyen duyusal durumların yaşanmasına neden olabilir. Günlük alım miktarı 75 kg yetişkin birey için, 0,3-3 g yapay tatlandırıcı/gün şeklindedir (Edwards et al, 2015).
Yapılan bir çalışmada, farelere ve insanlara besleyici değeri olmayan tatlandırıcı verilmesi ile glikoz intoleransı riski artmıştır (Suez, 2014). Bu araştırmadan tatlandırıcı ve diyabet arasında bir bağlantı olabileceği fikri çıkarılsa da bu konuda net konuşabilmek için, daha çok araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Besleyici değeri olan tatlandırıcılar

Besleyici değeri olmayan tatlandırıcıların kilo alımı, insülin intoleransı, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık problemleriyle ilişkili endişelerin olması doğal tatlandırıcılar ve onlara alternatif olabilecek tatlandırcılar konusuna ilgiyi arttırmıştır. Ancak ‘doğal’ her zaman sağlıklı anlamına gelmemektedir, bunu da göz ardı etmemek gerekir (Cornish ve Siler,1996).
Glikoz, früktoz ve galaktoz, gıda ve içeceklerde bulunan ana şeker lezzeti kaynağı monosakkaritlerdir. Bu şekerler doğal olarak kimyasal bağlı -disakkaritler- hatta nadirde olsa oligosakkaritler ve polisakkaritler (nişasta, malto dekstrin, fruktanlar) formlarında da bulunabilir. Özellikle früktoz ve glikoz, günümüzde çokça kullanılan yüksek früktoz içerikli mısır şurubu ve sofra şekerinin (sükroz) ana bileşenleridir (Edwards et al, 2015).
Besleyici değeri olan tatlandırıcılar tüketildikten sonra monosakkaritlere hidrolizlenip, ince bağırsakta emilip, metabolize enerji sağlarlar. Çizelge 2’de de görüldüğü gibi, 4 kcal/g enerji sağladıkları kabul edilir. Ancak bu değer, şekerlerin kimyasal yapısına, nerede sindirildiğine, nerede emildiğine ve metabolize edildiğine bağlıdır. Bu çeşitlilik de yetişkinler için mono ve disakkaritler açısından glisemik indeksin kanıtıdır (Edwards et al, 2015).
Gıda sektörünün sunduğu şekeri azaltılmış ürünlerin birçoğunda tatlandırıcı olarak şeker alkolleri kullanılmıştır. Diş sağlığına olumlu etkisi ve prebiyotik özellikleri ile tercih edilmektedirler. Kalori alımını kontrol etmek için eklenirler. Polioller, ağız bakterileri ile kolaylıkla fermente edilemezler, bu sebeple sakız gibi ürünlerde kullanımı yaygındır. Yapay tatlandırıcılardan farklı olarak, düşük kan şekeri tepkisini karakterize ederler ve besleyici değerleri vardır (Grembecka, 2015).
Şeker alkolleri, gerçekte az sindirilirler, bu nedenden dolayı sağladıkları kalori azdır. Glisemik indeksleri düşüktür. Küçük miktarlarda doğada meyve ve bazı sebzelerde bulunurlar. Avrupa Birliği ve FDA çalışmalarına göre, şeker alkollerine E sayısı numaralandırması yapılmıştır ve gıdaya eklendiği takdirde içindekiler kısmında belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir (Grembecka, 2015).
Şeker alkolleri genellikle besleyici değeri olan tatlandırıcılar ile beraber kullanılırlar. Tatlılık indeksi düşük olduğundan dolayı miktar olarak fazlaca eklenirler. Ancak kullanım limitleri konusunda herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır (Edwards et al, 2015).

Geleneksel tatlandırıcılar


Geleneksel tatlandırıcılar; arılardan (bal), meyvelerden (keçiboynuzu şurubu), bitkilerden (akçaağaç şurubu), çekirdeklerden, köklerden, yapraklardan (şekerotu) elde edilir. Birçok ülkede öncelikli tatlandırıcı olarak tüketilirler (Edwards et al, 2015). Birçok etkene bağlı olarak farklılık gösterirler. Örneğin; arılar çiçekten bal üretimi yaparlar. Renksel, tatsal, antioksidan içeriği olarak birbirinden farklı yaklaşık 300 çeşit bal vardır. Bu durum çiçek çeşidine, çevresel faktörlere, işlenme sırasındaki faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterir (Cornish ve Siler, 1996).
Yüksek oranda şeker içeren, bitkiden elde edilen şurup ya da bal, en az yüzde 50 sükroz, früktoz ya da glikozu bir arada bulundurur. Hatta az miktarda şeker alkolü bulundurabilir ki bu da tatlılık indeksini arttırmaktadır (Edwards et al, 2015).
Geleneksel tatlandırıcılar ile rafine edilmiş şeker (masa şekeri) arasındaki fark, geleneksel tatlandırıcıların genellikle sıvı olmalarıdır. Daha fazla nem içeren (% 17-35) sıvı formdaki tatlandırıcıların enerjileri 250-310 kcal/100 g iken, düşük nem içerikli (< % 1) olan tatlandırıcıların enerjileri 380-390 kcal/g’dır. Karşılaştırıldığında nem içeriği fazla olan tatlandırıcıların enerjileri daha düşüktür. Teoride, aynı ağırlıkta masa şekeri ve geleneksel tatlandırıcı (sıvı tatlandırıcı) tüketildiğinde, geleneksel tatlandırıcının sağladığı enerji daha azdır (Edwards et al, 2015).

Glisemik indeks

Glisemik indeks, karbonhidratlı bir besinin yendikten belirli bir süre sonunda kan şekerini yükseltebilirliğini ifade eder (Çiftçi et al., 2008). Glisemik indeks şekerin içerdiği früktoz miktarı ile ilgilidir.


HFCS olarak adlandırılan yüksek früktoz içerikli mısır şurubu kullanımının yaygınlaşması bazı endişeleri beraberinde getirmiştir. Yüksek früktoz içerikli mısır şurubu içeriği yaklaşık olarak yüzde 42-55 früktoz, yüzde 53-42 glikoz şeklindedir. Karaciğerde früktoz ve glikozun metabolize edilişi farklıdır. Fazlaca früktoz alımı, hepatik yağ oluşumuna teşvik eder ve hipertrigliseridemi riskini arttırır (Edwards et al, 2015).
Bu konuda yapılan çalışmalar gösteriyor ki günlük enerji alımının yüzde 15’ten fazlasının früktozdan karşılanıyor olması, kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır (Havel, 2005).

Yapılan araştırmada birçok yönden alkol bağımlılığının vücuda etkisi ve fazla şeker tüketiminin özellikle früktoz şekerinin, vücutta yarattığı olumsuz etkiler yönünden benzediği ileri sürülmüştür (Lustig et al, 2012). İncelendiğinde iki durumda da kendi içinde benzer riskler bulundurduğu kabul edilebilir bir durumdur.
Ancak bu çalışmalarda saf früktoz ile beslenme baz alınıp, alınan doz oldukça yüksektir. Günlük diyette, bahsedilen dozlarda saf früktoz alımı çok nadir olarak görülür. Bu sebeple, endişe duyulmadan früktoz tüketimi yapılabilir (Edwards et al, 2015).
Geleneksel tatlandırıcıların düşük glisemik indekse sahip olmaları da oransal olarak fazla früktoz içermelerine bağlıdır. Fitokimyasalların yemek sonrası kandaki şekeri düşürücü etki sağladığı kanıtlanmıştır. Yani sahip oldukları fitokimyasallar, diyabet karşıtı etki sağlarlar (Edwards et al, 2015).

Polifenolik ve ilişkili bileşenler

Geleneksel tatlandırıcılarda, birçok fenolik bileşik bulunmaktadır. Polifenolik bileşenlerce zengin diyette kardiyovasküler hastalık riski azalımı, tip 2 diyabet ve nörolojik dejeneratiflikten korunma sağlanır. Birçok fitokimyasalın, antioksidan etkisi kanıtlanmıştır. Ayrıca proteinler ile etkileşime girip biyolojik hedefleri (enzim, transkripsiyon faktörleri ve reseptörler) etkilerler. Emilimden sonra, fenolik bileşiklerin ve metabolitlerinin varlığı metabolizmayı etkileyebilir (Edwards et al, 2015).
Son zamanlarda yapılan çalışmalar, flavanollerin vasküler parametleri modifiye ederek kardiyovasküler sağlık açısından olumlu etki sağladığı kanıtlanmıştır. Bazı fenolik bileşiklerin (flavanoidler, tannin) nişasta sindirimi için limitleri vardır (?-amilaz ve ?-glukosidaz inhibe etmek). Bazı flavanoidler (kateşin, myricetin) ve fenolik asitler (kafeik asit) glikoz absorpsiyonunu geciktirip, glikoz taşıyıcıların (SGLT-1 ve GLUT-2) inhibasyonunu önlerler (Hanhineva et al, 2010). Ayrıca pankreatik ? hücrelerinin fonksiyonlarını arttırarak yağda ve kasta insülin uyarıcı glikoz etkisi oluşturur (Erejuwa et al, 2012).
Fareler ile yapılan bir çalışmada, früktozun hiperglisemi etkisinin saf karbonhidrat ile beslenmiş balda gözlemlenmediği görülmüştür. Geleneksel tatlandırıcıların oksidatif strese ve dispilidemi (kanda fazla yağ bulunması) karşı koruyucu etkiye sahip olduğunu destekler niteliktedir (Busserolles, 2002).
Ancak bu bileşiklerin normal diyette alım miktarları düşünüldüğünde, yapılan çalışmalara oranla çok daha azdır. Örneğin; Amerika’da günlük flavanoid alımı ortalama 190 mg/gün olarak hesaplanmıştır. Geleneksel tatlandırıcı olan balda ise 100 gramında 0.6-4.6 mg flavanoid bulunur. Bu da günlük diyet için çok düşük bir değerdir (Edwards et al, 2015).

Gelecek yönelimleri

20. yüzyılda gerçekleşen gıda sektöründeki büyük gelişmeler, toplumun gıda anlayışının değişmesi gibi faktörlerle başlayan etki hızlıca hayatımızı etkilemeye devam ediyor.


Şekil 2. 2007 yılında, bir kişinin, bir günde yaklaşık olarak şekerden aldığı kalori miktarı
(Lustig et al, 2012).

Hızla gelişim gösteren teknoloji düşünüldüğünde insan sağlığı açısından endişe artmaktadır. Teknoloji ile değişen yaşam formumuz da bu konuda oldukça önemli bir rol oynamaktadır.
Gıda sektöründe üreticiler gereksiz miktarda şekeri ürünlere eklemektedirler. Bu şeker miktarının azaltılması gerekmektedir, ancak şekerin sadece tatsal faydası değil, koruyucu ve hacim arttırıcı özellikleri nedeniyle üreticilerin gözünde neredeyse vazgeçilmez konumundadır (Edwards et al, 2015).
Günümüzde şeker yerine kullanılabilecek alternatif tatlandırıcılar mevcuttur. Ancak bu tatlandırıcıların sağlıklı olup-olmadığına dair temel soruların cevapları bilinmemektedir. Artan obez nüfus için fayda sağlayıp sağlamayacağı hakkında da şuan için bir şey söyleyemiyoruz (Edwards et al, 2015). Ancak besleyici değeri olmayan tatlandırıcıların tokluk hissi eksikliği ve kilo verme odaklı diyet ürünlerde oldukça fazla kullanımı gibi zıtlıklar ne yazık ki toplumu kötü etkilemektedir. Kilo verme odaklı bu ürünler tüketildiğinde başarıya ulaşılamamaktadır.

Geleneksel tatlandırıcılara yönelmek bu konuda iç rahatlatıcı etki yaratabilir. Bu tatlandırıcılar kalorilidir, ancak düşük glisemik potansiyele sahiptir. Ayrıca, üreticiler müşterilerin günlük enerji alımlarını azaltmaları üzerine gerekli çalışmayı (örneğin; reklamlar) göstermelidirler. Müşteri eğitim aktivitesi arttırılabilir, porsiyon boyutları üzerinde etki sağlanıp diyet ya da gıdaya odaklanmak yerine alınan besleyici değere odaklanma sağlanabilir. Tüketiciler de hayat seçimleri ve günlük diyetlerine karşı daha fazla sorumluluk almalıdırlar (Edwards et al, 2015).

Sonuç

Şekerin gıda sektöründe gereğinden fazla kullanıldığına dair ortak bir kanıdayız. Şuan için geleneksel tatlandırıcılara yönelmek belki bir çözüm olabilir, ancak gıdaların içindeki tatlandırıcılar düşünüldüğünde besleyici değeri olmayan tatlandırıcılardan ya da alternatif tatlandırıcılardan kaçınmak pekte mümkün değildir. O yüzden bu konuda limitsel tedbirler alınmalı ve denetimleri yapılmalıdır.

Bunun yanı sıra, besleyici değeri olan-olmayan ve geleneksel tatlandırıcılara alternatif olarak sunulabilecek farklı seçeneklerin yer alması için bu konu üzerine daha fazla düşülmelidir.

Elbette ki tüketiciyi bu konuda göz ardı etmemek gerekir. Tüketici olarak; şekersiz, diyet ürün gibi ibarelere odaklanmak yerine günlük diyette alınması gereken enerji miktarı ve tüketilen gıdaların besinsel değerleri ile ilgilenmek çok daha faydalı ve sağlıklı olacaktır. Bilinçli beslenmek, emin olun size daha güzel hayat koşulları sağlayacaktır.

Kaynaklar

1) Busserolles, J., Gueux, E., Rock, E., Mazur, A., & Rayssiguier, Y. (2002). Substituting honey for refined carbohydrates protects rats from hypertriglyceridemic and prooxidative effects of fructose. The Journal of Nutrition, 132, 3379e3382.
2) Chattopadhyay, S., Raychaudhuri, U., & Chakraborty, R. (2014). Artificial sweeteners A review. Journal of Food Science and Technology, 51, 611e621.
3) Cornish, K., & Siler, D. J. (1996). Alternative natural rubber. Chemtech, 26(8), 38–44.
4) Coultate, T. (2016). Food- the chemistry of its components (6th ed., pp. 303e304). Cambridge: Royal Society of Chemistry. See Table 7.1 e Relative sweetness of sugars and sugar alcohols.?
5) Çiftçi H.,Akbulut G.,Yıldız E.,Mercanlıgil S.M.(2008).Kan Şekerini Etkileyen Besinler.727.978-975-590-243-2.
6) Edwards, C. H., Rossi, M., Corpe, C. P., Butterworth, P. J., & Ellis, P. R. (2016). The role of sugars and sweeteners in food, diet and health: Alternatives for the future. Trends in Food Science and Technology, 56, 158–166. https://doi.org/10.1016/j.tifs.2016.07.008
7) Erejuwa, O. O., Sulaiman, S. A., & Ab Wahab, M. S. (2012). Honey - A novel anti- diabetic agent. International Journal of Biological Sciences, 8, 913e934.
8) Grembecka, M.(2015).,Sugar Alcohols-their role şn the modern world of sweeteners: a rewiew.European Food Research and Techonology,241,1-14.
9) Havel, P. J. (2005). Dietary fructose: Implications for dysregulation of energy ho- meostasis and lipid/carbohydrate metabolism. Nutrition Reviews, 63, 133e157.
10) Hanhineva, K., Törrönen, R., Bondia-Pons, I., Pekkinen, J., Kolehmainen, M., Mykka€nen, H., et al. (2010). Impact of dietary polyphenols on carbohydrate metabolism. International Journal of Molecular Sciences, 11, 1365e1402.
11) Lustig, R., Schmidt, L., & Brindis, C. (2012). The toxic truth about suga. Nature, 487, 27–29. https://doi.org/10.1038/482027a
12) Mortensen, A. (2006). Sweeteners permitted in the European Union: Safety aspects. Scandinavian Journal of Food & Nutrition, 50, 104e116. ?
13) Petersson, B. S. (2016). Sugar Not Solely to Blame for Obesity, (September).
14) Suez, J., Korem, T., Zeevi, D., Zilberman-Schapira, G., Thaiss, C. A., Maza, O., et al. (2014). Artificial sweeteners induce glucose intolerance by altering the gut microbiota. Nature, 514, 181e186.
15) WHO Media Centre. (2016). Factsheet: Obesity and overweight [online]. Available http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs311/en/ Accessed 23.01.17.
16) WHO.. (2016). Guideline: Sugar intakes for adults and children [online]. Available http://apps.who.int/iris/ Accessed 22.01.17.
17) Zahra, N., Hina, S., Kalim, I., Saeed, M. K., & Safdar, A. (2016). Artificial sweeteners and their health effects, 26(3), 137–142.

Mart 2017 sayısının 82.sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları