Prof.Dr. Semih Ötleş

Prof.Dr. Semih Ötleş

Gıda Kimyası

Su ayak izinin sürdürülebilir bir çevre için önemi

Bu çalışmada Türkiye’deki üretimin, tüketimin, ihracat ve ithalatın, tarımın, evsel ve endüstriyel kullanımın su ayak izi gözler önüne serilerek önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.

Prof.Dr.Semih Ötleş, Sevi BOSNALI
Ege Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü

ÖZET

İnsanın doğa ile olan ilişkisi yaşam boyunca sürekli birlikte olmayı gerektirecek bir zorunluluğun parçası olarak en öncelikli ilişkidir. Sanayi devrimiyle birlikte doğal kaynakların ölçüsüz kullanımının yaygınlaşmasıyla başlayan süreçte nüfusun hızla artması, teknolojik gelişmeler, tarım faaliyetleri ve üretimin artması, suya olan ihtiyacı hiç olmadığı kadar gündeme getirmiştir. Kaynakların aşırı tüketimi ve buna bağlı olarak artan kirlilik zaman zaman dünya kapasitesinin üzerine çıkmaktadır. Su kaynakları giderek azalmakta ve su sorunuyla karşılaşan toplumların oranı giderek artmaktadır. Bu durumda doğal kaynaklarının tüketiminin kontrol altına alınabilmesi ve sürdürülebilir bir çevre anlayışının yerleşebilmesi için “Ekolojik Ayak İzi”, “Su Ayak İzi” gibi kavramlar oldukça önem kazanmıştır. Su ayak izi, birim zamanda tüketilen veya kirletilen suyun miktarını ifade etmektedir. Bu çalışmada Türkiye’deki üretimin, tüketimin, ihracat ve ithalatın, tarımın, evsel ve endüstriyel kullanımın su ayak izi gözler önüne serilerek önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Su Ayak İzi, Ekolojik Ayak İzi, Sürdürülebilirlik.

Giriş

Su, hayatımızın en önemli parçası ve yaşamın temel gerekliliğidir. Tüm canlılar, ekosistemler, yaşam alanları ve insanoğlu için tarihin her döneminde su önemini hissettirmiştir. Susuz bir hayat düşünmek olanaksızdır. 1763 yılında İskoçya’da James Watt’ın buharla çalışan makineleri bulmasıyla başladığı düşünülen sanayi devrimi tüm dünyayı etkileyerek önemli gelişmelere sahne olmuştur. Nüfusun hızla artması ve teknolojik gelişmeler, tarım faaliyetleri ve üretimin artması, doğal kaynakların daha çok kullanılmasına ve böylece suya olan ihtiyaç tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemli hale gelmiştir (Çiftçi ve Kayaer, 2017). Tüketim ve kirlilik baskısıyla birlikte kıt olan su kaynakları yarattığı ciddi sorunlarla dünya gündemine oturmuştur. Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri genellikle su fakiri kabul edilen bir coğrafyada bulunmaktadır. Günümüzde değişen kullanım alışkanlıkları, küresel ısınma ve artan nüfusun etkisiyle tatlı su kaynakları tehdit altındadır (Koca ve Yıldırım, 2016).

Son yüzyılda ekonomik gelişme için üretim adına hammadde aranması, çıkarılması ve atıkların değerlendirilmesinin bilinçsiz bir şekilde yapılması doğal kaynaklara geri döndürülemez zararlar vermektedir (Günsoy, 2013). Bilinçsiz bir şekilde yapılan kaynak kullanımlarının çevreye verdiği olumsuz etkilerin işletmelerin ekonomik performanslarını da olumsuz etkileyeceği 20. yy.’a kadar düşünülmeden tekrarlanmaya devam etmiştir. Bu sürede işletmeler çevreye ve topluma olan sorumluluklarını unutarak kontrolsüzce büyüme yoluna gitmişlerdir (Mucan ve ark., 2016).

Ekonomik kalkınmanın doğal kaynaklar üstünde yarattığı baskı günden güne artarak doğanın taşıma kapasitesinin sınırlarını zorlamakta ve hatta aşmaktadır. Bu durum doğal kaynaklara ekonominin bağımlılığını ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir olması gerektiğini gözler önüne sermektedir. Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmadan, bugünün ihtiyaçlarının karşılanması olarak tanımlanmaktadır (Eğilmez ve ark., 2015).


Kaynak kullanımının, kirliliğin ve atıkların azaltılması sürdürülebilirliğe hizmet eden 3 temel davranıştır. Bunların uygulanabilmesi için işletmelerin çevresel sürdürülebilirlik için stratejiler belirleyip bunlara uygun bir şekilde üretimi yönlendirmesi, devletin gerekli yasal otoriteyi oluşturması, kamuoyunun bilgilendirici olması ve tüketicilerin de yeşil ve etik anlayışa göre çevresel kaygı taşıyarak hareket etmesi gereklidir (Karalar ve Kiracı, 2011).


İnsanların sürekli doğanın imkânlarını kullanarak geriye bıraktıkları atıklarla ne kadar süre idare edebileceğini bulmak ve böylece hem doğal kaynakların ne kadarının kaldığını hem de kontrolsüzce devam eden tüketime çözümler geliştirebilmek adına kullanılan biyolojik alanı ifade eden “Ekolojik Ayak İzi” kavramı doğmuştur (Constanza, 2000). Sürdürülebilir bir geleceğin, ülkelerin ekolojik bilançosunu çıkararak çevresel sürdürülebilirliği ölçülebilir kılan “Ekolojik Ayak İzi” hesaplamaları ile mümkün olabileceği düşünülmektedir (Akıllı, 2008).

Uluslararası çevre örgütlerinden Dünya Doğayı Koruma Fonu’nun 2012 yılında hazırladığı Türkiye’nin Ekolojik Ayak İzi Raporu’na göre, Türkiye’deki tüketim düzeyine bakıldığında üretilen sürdürülebilir doğal kaynak miktarının (ulusal biyolojik kapasite) %100 üzerinde olduğu, dünya genelinde ise kişi başına düşen biyolojik kapasitenin ise %50 üzerinde olduğu görülmektedir (WWF-Türkiye, 2012). Tüm dünyadaki durumun Türkiye için çok farklı olmadığı anlaşılmaktadır.

Ekolojik ayak izi bir nüfusun ihtiyaçları adına yararlandığı biyolojik üretken alanı hesaplarken, su ayak izi ise gerekli tatlı su kaynaklarının miktarını metreküp/yıl cinsinden ifade etmektedir (Hoekstra, 2007). Temelini ekolojik ayak izi çalışmalarından alan su ayak izi, ilk kez 2002 yılında Hollanda’daki Potansiyel Su Ticareti uzmanlar toplantısında tartışılmış ve sonra da 2003 yılında Japonya, 2006 yılında Meksika Dünya Su Forumu gibi bir çok uluslararası toplantıların gündeminde olmuştur. Su ayak izi kavramı, insan tüketimi ile küresel ticaretin ve su kaynakları yönetiminin ilişkisini ifade eden, yerel ya da havza bazlı su kaynakları yönetiminden oluşan sıkıntılılardan dolayı ortaya çıkmıştır (Hoekstra, 2007).
Türkiye, kişi başına yıllık su tüketimi 1555 m3 olan, yağışın mevsimlere göre gösterdiği farklılıklar ve topoğrafik su havzalarının su potansiyellerindeki farklılıklar görülmesi nedeniyle su sıkıntısı yaşayan bir ülke konumundadır. Hızlı artan nüfus, tarım ilaçlarının giderek yaygınlaşan kullanımı, sanayileşmenin getirdiği durumlar ve çevre bilincinin yerleşmemiş oluşu sebepleri ile bazı yer altı sularında kirlenmeler saptanmaktadır. 4. derece kirlenmiş sulara dahi rastlanmaktadır. Kirlenme bu ölçütte devam ederse 25-30 yıla kadar oluşan sorunların geri döndürülemez bir hal alacağı belirtilmektedir (Akın ve Akın, 2007). Su kaynakları yönetiminin etkin bir şekilde yapılabilmesi için su ayak izinin hesaplanması önem taşımaktadır.
İlk kez 2002 yılında UNESCO-IHE’de Arjen Hoekstra tarafından “Su Ayak İzi” kavramı, ortaya atılmıştır. Su ayak izi sadece bir boyutu olan kullanılan su miktarını belirtmez, aynı zamanda suyun hacmi kadar önemli olan suyun türünü (yeşil, gri, mavi), nerede ve ne zaman kullanıldığını da ifade eder. Ürünün saklı, gömülü, harici ya da gölge suyu isimleriyle de anılan sanal su içeriği ise su ayak izi ile benzerlik göstermesine karşın yalnızca ürünün içerisindeki saklı suyun miktarını gösterir (Hoekstra and Chapagain, 2008).

Su Ayak İzi, (buharlaşmalar dahil olarak) birim zamanda tüketilen veya kirletilen suyun miktarını ifade etmektedir. Bir iş kolunun, toplumun veya bireyin su ayak izi, işletmenin, bireyin veya toplumun mal ve hizmet üretmek veya tüketmek adına kullandığı toplam temiz su kaynaklarının miktarıdır (Water Footprint Network, 2012).


Geleneksel su istatistiklerinden farklı olan, su tüketimini ve kalitesini temsil eden su ayak izi mavi, gri ve yeşil su ayak izi olarak üç bileşenden oluşur (Hoekstra, 2003).
Mavi Su Ayak İzi, bir ürünün üretiminde kullanılan yüzey ve yeraltı tatlı su kaynaklarının toplam hacmini ifade eder. Genellikle tatlı su kaynaklarını çağrışım yapar. Evsel, endüstriyel ve tarımsal su tüketiminde mavi su ayak izi hesaplamaları yapılmaktadır (Fereres ve ark., 2017).

Yeşil Su Ayak İzi, bir malın üretiminde kullanılan yeraltı sularına karışmayan veya buharlaşarak kaybolmayan toprakta ya da toprak üstünde saklanan toplam yağmur suyunu ifade eder. (Fereres ve ark., 2017).
Gri Su Ayak İzi, su kalitesi standartlarını karşılamak adına kirlilik yükünün giderilmesi için kullanılan tatlı su miktarını ifade eder. Bu yüzden nüfus ve endüstriyel büyüme gri su ayak izi kavramında önem taşımaktadır (Fereres ve ark., 2017). Su kalitesine yönelik bir gösterge olup, fiziksel su miktarını belirtmek için diğer su ayak izi çeşitlerinden farklı olarak kullanılmaz. Bunun yerine gri su ayak izi, atık suyun temizlenmesi için gereken tatlı su miktarını belirtir.
Bir ülkedeki tüketimin su ayak izine bakıldığında iç ve dış su ayak izleri ele alınarak düşünülmelidir. Çünkü iç su ayak izi o ülkenin su kaynaklarının (mal ve hizmet üretiminde) tüketim amacıyla kullanılmasıdır. Dış su ayak izi ise farklı bir ülkede üretilen ve ithal edilen mal veya hizmetler için kullanılan suyu ifade eder. Üretimin ayak izin ise sadece o ülkedeki su kaynaklarının kullanımını gösterir (WWF, 2014).

2.Türkiye’nin Su Ayak İzi

Türkiye’nin su ayak izi hesaplamaları, ülkedeki üretimin ve tüketimin yüzde 80’inin iç su kaynaklarına dayandığını göstermektedir. Buradan tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir olması gerektiğinin ülke ekonomisi açısından ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır (WWF, 2014).

2.1. Evsel ve Endüstriyel Su Ayak İzi

Türkiye’deki evsel ve endüstriyel bazda tüketilen toplam su miktarını ifade etmektedir. Aşağıdaki şekillerde de görüldüğü üzere evsel ve endüstriyel su ayak izi için su kalitesine ilişkin bir gösterge olan gri su ayak izi önem taşımaktadır. Evsel gri su ayak izi %87 ve endüstriyel gri su ayak izi %92 gibi yüksek oranlara sahiptir.

2.2. Tarımın Su Ayak İzi

Tarım sektöründe tüketilen toplam su miktarını göstermektedir. Türkiye’de tarım çok yaygın olduğu için ülkenin toplam su ayak izinin %89’unu tarım sektörü oluşturmaktadır. Tarımın su ayak izinin ise %92’si bitkisel üretimden, %8’i otlatmadan kaynaklanır. Bitkisel üretimin su ayak izine bakıldığında, en büyük payın %38 ile tahıllara ait olduğu görülmektedir. Tahılları, %31 ile yem bitkileri izler. Endüstriyel meyveler %13, yağ bitkileri %5, sebzeler ve baklagiller %2’sini oluşturur (WWF, 2014).

2.3. Üretimin Su Ayak İzi

Üretim yapılabilmesi adına tüketilen su miktarını ifade etmektedir. Ülkedeki su kaynaklarının kullanımının uygun ve sürdürülebilir olup olmadığını göstermektedir. Türkiye’de üretimin su ayak izinin yaklaşık olarak yüzde 90’ı tarım sektöründen kaynaklanmaktadır. İklim koşulları tarım sektörünü çokça etkilediği için yeşil su ayak izi en önemli su ayak izi bileşenidir. İkinci olarak sulama uygulamalarının etkisi ile mavi su ayak izi dikkat çekmektedir. Son olarak üretimin su ayak izinde evsel ve endüstriyel su kullanımı gri su ayak izi ile ön plana çıkmaktadır.

Sektörlere göre üretimin su ayak izine bakıldığında tarım %89 ile en büyük payı oluşturmaktadır. Evsel su kullanımı ve endüstriyel üretim, tüm su ayak izinde sırasıyla, %7 ve %4’lük bölümleri kapsar. Türkiye’de üretimin su ayak izi yaklaşık 139,6 milyar m3 /yıl ’dır. Türkiye’de üretimden kaynaklanan su ayak izinin %64’ü yeşil su ayak izidir; mavi su ayak izi %19 ve gri su ayak izi %17’dir (WWF, 2014).



2.4. Tüketimin Su Ayak İzi

Bir ülkede tüketimin su ayak izi, ülke içinde tüketilen malların ve hizmetlerin üretiminde kullanılan tatlı su miktarı olarak tanımlanır. Türkiye’de tüketimin su ayak izi yaklaşık 140,2 milyar m3/yıl ’dır. Tüketimden kaynaklanan su ayak izinin %66’sı yeşil su ayak izidir; mavi su ayak izi %17, gri su ayak izi de %17’lik paya sahiptir. Aşağıdaki şekillerde görüldüğü üzere, tüketimin su ayak izinin en büyük bölümü %89 ile tarımdan kaynaklanmaktadır. Endüstriyel ve evsel su kullanımı, tüketimin su ayak izinin sırasıyla %6’sını ve %5’ini oluşturur.


Türkiye’de içme ve kullanma amacıyla günlük kişi başına düşen su miktarı 216 litredir. Su ayak izi yaklaşımı çerçevesinde sanal su dikkate alındığında Türkiye’de bir kişinin günlük doğrudan ve dolaylı su tüketiminin 5.416 litre olduğu görülmektedir. Bu da, doğrudan tüketimin yanı sıra dolaylı olarak mal ve hizmetler aracılığıyla tüketilen su miktarını ifade eder (TÜİK ve WWF, 2014).

2.6. İhracatın Ve İthalatın Su Ayak İzi

Su ayak izi, ülkeler arası sanal su akışlarını uluslararası yapılan ticaretler neticesinde ifade etmektedir. Bir ülkenin sanal su ihracatçısı ya da ithalatçısı olması, o ülkenin kendi su kaynaklarıyla ya da farklı ülkelerdeki su kaynaklarıyla ilişkisini açıklamaktadır. Türkiye’de üretilen ürünlerin büyük çoğunluğu ülke içinde tüketiliyor olsa da, üretimin su ayak izinin bir bölümü ihracat yoluyla diğer ülkelerin tüketiminin su ayak izini oluşturmaktadır. Örneğin, Türkiye’de üretilen kuru kayısı, büyük oranda Avrupa ülkelerine ihraç edilir. Böylece, kuru kayısı üretiminin su ayak izi Avrupa ülkelerinde tüketimin su ayak izine dâhil edilmektedir. Aynı zamanda, Türkiye’de tüketimin su ayak izinin bir bölümü ithal edilen mallardan kaynaklanmaktadır. Örneğin, Türkiye’de tüketilen kahvenin su ayak izi Brezilya’nın üretiminin su ayak izine dâhildir. Türkiye’de ihracatın su ayak izi ile ithalatın su ayak izi hemen hemen birbirine eşittir (WWF, 2014).

2.6.1. İhracatın Su Ayak İzi

Türkiye’de ihracatın su ayak izinin önemli bir bölümü, ithal malların işlenip ihraç edilmesiyle oluşur. Aşağıdaki şekle göre tarım ve tarıma dayalı sanayide yer alan ürünler, tüketilen su miktarına göre pamuklu tekstil ihracatının diğer ürünlere kıyasla daha fazla katma değer sağladığı görülmektedir.

2.6.2. İthalatın Su Ayak İzi

Türkiye’de ithalatın su ayak izinin büyük bir bölümünü buğday ve pamuk oluşturur. Pamuk %20’lik payla ithalatın su ayak izinin en büyük parçasıdır.


SONUÇ

Yaşamın temel gerekliliği olan su kaynakları, ölçüsüz tüketim ve kirlilik baskısıyla yitirilmektedir. Tüketildikten sonra geri dönüşümü mümkün olmayan tatlı su kaynakları tehdit altına girmiş bulunmaktadır. Tüm üretim süreçlerinin vazgeçilmez bir girdisi olan su, ekonomik büyümenin en önemli bileşenlerindendir. Artan nüfus, büyüyen ekonomi ve değişen kullanım biçimleri tatlı su talebinin artmasının ana nedenleridir. Bunlara ek olarak iklim koşullarının değişmesi, ülkelerin iç-dış su ayak izlerinde farklılıklara neden olmaktadır. Suyun, birbirleriyle ilişkili ve bazen rekabet eden sektörler arasında uygun paylaşımı; çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliği sağlamak adına olağanüstü bir öneme sahiptir.

Su ayak izinin olumsuz etkilerini azaltmak ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlamak, onlardan faydalanan tüm kesimlerin birlikte hareket etmesini gerektirir. Karar vericiler, yüksek su ayak izinin ve etkilerinin üstesinden gelebilmek için daha uygun stratejiler geliştirirken, iş dünyası ve bireyler farklı ölçeklerde çeşitli adımlar atmalıdır.

KAYNAKLAR

Akıllı, H. (2008). Ekolojik Ayak İzinin Kavramsal İçeriği ve Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Bireysel Ekolojik Ayak İzi Hesaplaması. Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi 15,1-25.
Akın, M. & Akın, G. (2007). Suyun Önemi, Türkiye’de Su Potansiyeli, Su Havzaları ve Su Kirliliği. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 47, 105-118.
Bener, Ö. & Babaoğul, M. (2008). Sürdürülebilir tüketim davranışı ve çevre bilinci oluşturmada bir araç olarak tüketici eğitimi.
Chapagain, A.K. and Hoekstra, A.Y. (2008). The global component of freshwater demand and supply: An assessment of virtual water flows between nations as a result of trade in agricultural and industrial products, Water Inter national 33(1): 19–32.
Costanza R. (2000). The dynamics of the ecological footprint concept. Ecological Economics, 32, 341–345.
Corrêa, L.H. & Xavier, H.L. (2013). Concepts, design and implementation of reverse logistics systems for sustainable supply chains in Brazil. Journal of Operations and Supply Chain Management, 6(1), 1-25.
Çiftçi, S. & Kayaer, M. (2017). Su Sorunu Ve Türkiye'nin Tatlısu Potansiyeli Çerçevesinde Türkiye’nin Sınıraşan Sularının Stratejik, Etik Ve Hukuki Boyutlarının Değerlendirilmesi. International Congress on Politic, Economic and Social Studies, 3.
Eğilmez, G., Gümüş, S. & Küçükvar, M. (2015). Environmental sustainability benchmarking of the U.S. and Canada metropoles: An expert judgment-based multi-criteria decision making approach. Cities, 42, 31-41.
Fereres E., Villalobos F. J., Orgaz F., Minguez M. I., Van Halsema G. & Perry C. J., (2017). On the water footprint as an indicator of water use in food production. 35(2), 83-85.
Hoekstra, A.Y. (2003). Virtual water trade. Proceedings of the International Expert Meeting on Virtual Water Trade, 12.
Hoekstra, A.Y. (2007) Human appropriation of natural capital: A comparison of ecological footprint and water footprint analysis. Ecological Footprint Conference.
Hoekstra A. Y. ve Mekonnen M. M., (2012). The water footprint of humanity. Proceeding of the National Academy of Sciences of the United States of America, 109(9), 3232-3237.
Karalar, R. & Kiracı, H. (2011). Çevresel sorunlara karşı bir çözüm önerisi olarak sürdürülebilir tüketim düşüncesi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 30, 63-76.
Mekonnen, M. & Hoekstra, A. Y. (2011). National Water Footprint Accounts. UNESCO-IHE, No: 50.
Mucan B., Kayabaşı A. & Madran C., (2016). Yöneticilerde Sürdürülebilirlik Algısı Ve Firma Uygulamalarına Yönelik Değerlendirme. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 12.
Pegram G., Conyngham S., Aksoy A., Bahar B. & Öztok D., (2014). Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu. http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/su_ayak_izi_raporweb.pdf

Kasım 2018 sayısının 93.sayfasında yayımlanmıştır. 

Yazarın diğer yazıları