Tarım arazilerinin korunmasının hukuki çerçevesi

Tarım arazilerinin korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler üzerinde hassasiyetle durulması gerekir.

Nüfus artışı karşısında tarımsal ve yaşamsal üretimin temel kaynağı olan tarım arazilerinin giderek küçülüyor olması ve bu kayıpların geri getirilemez nitelikte oluşu, geleceğe dair büyük kaygı oluşturmaktadır. Dolayısıyla tarım arazilerinin korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler üzerinde hassasiyetle durulması gerekir. 

Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Bir gazete haberinde1, “10 yılda 2,5 milyon futbol sahası büyüklüğünde tarım arazisinin yok olduğu” iddia ediliyordu. Ankara Ticaret Borsası’nın, Türkiye İstatistik Kurumu veri ve istatistiklerinden yola çıkarak yaptığı bahse konu haberde yer alan çalışmada 2014 yılı itibariyle Türkiye’nin son on yılda toplam 27 milyon 825 bin 64 dekar tarım arazisini, yani tarım topraklarının yüzde 10,46’sını kaybetmiş olduğu şeklinde ciddi bir iddiada bulunuluyordu.

2014 senesine ait olan bu haberin ortaya koyduğu tablo oldukça düşündürücüdür. Nüfus artışı karşısında tarımsal ve yaşamsal üretimin temel kaynağı olan tarım arazilerinin giderek küçülüyor olması ve bu kayıpların geri getirilemez nitelikte oluşu, geleceğe dair büyük kaygı oluşturmaktadır. Dolayısıyla tarım arazilerinin korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler üzerinde hassasiyetle durulması gerekir.

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (“Kanun”), 3 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun’un yürürlüğe girişinden önceki dönemde de tarım arazilerinin korunmasına yönelik olarak değişik yasalarda ve yönetmeliklerde farklı düzenlemeler yer aldıysa da bu yasa veya yönetmeliklerin hiçbiri münhasıran tarım arazilerinin korunmasına ilişkin olarak yasalaştırılmadıklarından, içerdikleri düzenlemeler de tarım arazilerinin korunmasına yönelik ancak dolaylı ve kısmi bir fayda sağlayabilmiştir. Bu sebeple Kanun, bu konuyu özel ve ayrıntılı olarak düzenleyen ve bu konudaki mevzuat boşluğunu dolduran önemli bir hukuki metindir.

Kanun’un 1. maddesine göre Kanun’un amacı: “… toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemektir.”; 2. maddesine göre de kapsamı: “… arazi ve toprak kaynaklarının bilimsel esaslara uygun olarak sınıflandırılması, tarımsal arazi ve yeterli gelirli tarımsal arazilerin asgari büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, arazi kullanım planlarının katılımcı yöntemlerle değerlendirilmesi, amaç dışı ve yanlış kullanımların önlenmesi, korumayı sağlayacak yöntemlerin oluşturulması ile görev, yetki ve sorumluluklara ilişkin usul ve esaslar”dır.
Tarım arazilerinin korunmasına dair Kanun’da öngörülen düzenlemelerden, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasının önlenmesi ile belirli bir parsel büyüklüğü altında ifrazının (bölünmenin) önlenmesine ilişkin olanlar kanaatimizce büyük önem teşkil etmektedir.

Kanun’un 13.maddesinde, Kanun’da tanımları verilmiş olan mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazilerinin tarımsal üretim amacı dışında kullanılamayacağı emredici biçimde düzenlenmiştir. Buna rağmen, şu istisnai hallerde alternatif alan bulunmaması ve Kanun çerçevesinde kurulan Toprak Koruma Kurulu’nun uygun görmesi şartıyla,

a) Savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar,
b) Doğal afet sonrası ortaya çıkan geçici yerleşim yeri ihtiyacı,
c) Petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri,
ç) İlgili bakanlık tarafından kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri,
d) Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar,
e) Kamu yararı gözetilerek yol altyapı ve üstyapısı faaliyetlerinde bulunacak yatırımlar,
f) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun talebi üzerine Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca yenilenebilir enerji kaynak alanlarının kullanımı ile ilgili yatırımlar,
g) Jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları
için tarım arazilerinin amaçları dışında kullanılmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından izin verilebileceği belirtilmiştir.
13. maddenin bir yandan tarım arazilerinin amaç dışı kullanılamayacağını emredici olarak düzenlemesi karşısında bir yandan da son derece geniş istisna hükümleri ile bu emredici düzenlemenin uygulanmayacağı hallere işaret etmesi bazı çevrelerce Kanun’un asıl amacı olan toprağın ve tarım arazilerinin korunması gayesinden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmaktadır.
Diğer taraftan tarım arazilerinin parsel büyüklüklerinin belirlenmesi de Kanun’un tarım arazilerinin korunmasına yönelik olarak öngördüğü bir başka dikkat çekici düzenlemedir.

Kanun’un 8. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Asgari tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemez. Bakanlık asgari tarımsal arazi büyüklüklerini günün koşullarına göre artırabilir. Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve pay adedi artırılamaz.”
Asgari parsel büyüklüğünün belirlenmesi, tarım arazisinin amacı dışında kullanılması nedenlerinden biri olan parçalı arazi sorununu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir düzenlemedir.

Kanun’un 8. maddesi kapsamında tarım arazileri doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemleri dikkate alınarak bir sınıflandırmaya tabi tutulmakta, bu sınıflandırmaya göre de asgari parsel büyüklükleri belirlenmektedir. Maddede bahsi geçen asgari parsel büyüklükleri de, ilgili tarım arazisi üzerinde tarımsal üretimin ekonomik olarak yapılabildiği ve daha da küçülmemesi gereken parsel büyüklüğünü ifade etmektedir.

Dolayısıyla asgari parsel büyüklüğünde olan bir tarım arazisi, bu büyüklüğün altında ifraz edilemeyecek, daha küçük parsellere ayrılamayacaktır. Tarım arazisinin terekeye dahil olması durumunda miras hukuku kapsamında yapılacak işlemlerde de asgari parsel büyüklüğüne ve tarım arazilerinin devir ve intikaline ilişkin düzenlemelere riayet edilerek işlem yapılacaktır.
Asgari parsel büyüklüğü altında ifraz işlemi yapılamamakla birlikte istisnai olarak, tarım dışı kullanım izni verilen alanlar veya çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak ihtiyaçları olan bitkilerin yetiştiği alanlarda arazi özellikleri nedeniyle asgari parsel büyüklüğünden daha küçük parsellerin oluşması gerekli olduğu takdirde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabilecektir.

Kanun kapsamında asgari parsel büyüklüğü, ifrazı, devir ve intikali belirli kurallara bağlı olan tarım arazileri hakkında önemle vurgulanması gereken diğer bir husus da tarım arazilerinin, 2014 yılında Kanun’da yapılan bir değişik ile ipotek veya haciz gibi mülkiyeti sınırlandırıcı işlemlere konu olabilecekleri, bilahare mülkiyet üzerinde tesis edilecek bu gibi takyidatların neticesi olarak da cebri icra işlemlerine ve cebren satışa tabi tutulabilecekleridir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere tarımsal üretimin temel kaynağı olan tarım arazilerinin korunması sonraki nesillerin geleceği için zaruridir. Tarım arazilerinin korunabilmesi ve amaç dışı kullanılmalarının engellenebilmesi adına atılacak adımlar arasında tabii ki en etkili olanı yapılan ve yapılacak olan hukuki düzenlemelerdir.

Bununla birlikte, her konuda olduğu gibi tarım arazilerinin korunması meselesinde de özellikle uygulamada tecrübe edildiği üzere hukuki düzenlemeler tek başına yeterli değildir. Hukuki düzenlemelerin devlet kurumları tarafından da desteklenmesi, bunlara icra kabiliyeti kazandırılarak uygulamaların daha yetkin bir biçimde kontrol ve denetimlerinin sağlanması gerektiği muhakkaktır. Hukuki düzenlemelerin uygulamaya aktarılarak uygulama denetiminin sağlanması, Kanun’un yapılış amacına ulaşılmasında ve ülkenin en büyük değerlerinden olan tarım arazilerinin korunarak gelecek nesillere bırakılabilmesinde bir gerekliliktir.

Ekim 2016 sayısının 48. sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları