Ticari işletme rehni

1 Ocak 2017 tarihinde 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu (“TRK”) yürürlüğe girmiş ve bu kanun ile birlikte TİRK yürürlükten kaldırılmıştır.

Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Dünya Gıda Dergisi’nin değerli okuyucuları, Temmuz 2016 sayısı için ticari işletme rehni ve uygulamasına ilişkin kaleme almış olduğumuz yazımızı hatırlayacaklardır. Yaklaşık bir sene önceki söz konusu yazımızda, 1971 senesinden bu yana hukuk düzenimizin bir parçası olan 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu (“TİRK”) kapsamındaki ticari işletme rehni ve uygulamasından bahsetmiş, TİRK’in günümüz ihtiyaçlarına uyarlanmasının ve geliştirilmesinin acil bir ihtiyaç olduğuna değinmiştik.
1 Ocak 2017 tarihinde 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu (“TRK”) yürürlüğe girmiş ve bu kanun ile birlikte TİRK yürürlükten kaldırılmıştır. TRK’nun getiriliş amacı, kanunun birinci maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Bu Kanunun amacı; teslimsiz taşınır rehin hakkının güvence olarak kullanımının yaygınlaştırılması, bu rehne konu taşınırların kapsamının genişletilmesi, taşınır rehninde aleniyetin sağlanması ile rehnin paraya çevrilmesinde alternatif yolların sunulması suretiyle finansmana erişimi kolaylaştırmaktır.” TRK’nın genel gerekçesinde de küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin finansman ihtiyaçlarını daha kolay sağlamaları amacıyla rehin konusu olabilecek unsurların genişletilerek taşınır rehninin yeniden düzenlendiği belirtilmektedir.

TRK, eski sisteme kıyasla pek çok değişiklik getirmektedir. Haliyle, 1971’den bu yana ticari işletme rehnine dair kökleşmiş uygulama TRK ile değişmektedir. Dolayısıyla da TRK düzenlemesi, şimdiden hukukçular arasında detaylı olarak incelenmeye değer bir konu haline gelmiştir. TRK ile ilgili olarak, hukuk çevrelerince değişik görüşler öne sürülmekte ve çeşitli eleştiriler yöneltilmektedir. Biz ise, bu ayki yazımızda hukuki tartışmalara değinmeksizin eski ile yeni düzenlemenin dikkat çeken farklılıklarına genel bir bakış açısı sunmayı hedeflemekteyiz.
Belirtmek gerekir ki, TRK ile birlikte ticari işletme rehni halen daha teslimsiz bir taşınır rehni olma özelliğini devam ettirmektedir. Fakat yeni kanun ile taşınır rehninin kuruluşu, kapsamı, tescili, rehnin kurulmasının ardından hüküm ve sonuçları ile ilgili olarak birçok yeni düzenleme getirilmiştir. Bu değişikliklerin başlıcalarını aşağıdaki gibi özetlememiz mümkündür:
TRK’nda en önemli değişikliklerden biri rehnin konusuna ilişkindir. TİRK döneminde (sanayi işletmeleri ile ilgili istisna hariç) ticari işletme bir bütün olarak rehin konusu yapılır iken, yeni düzenlemede bu zorunluluk ortadan kaldırılmıştır. Yeni düzenlemede taşınır rehninin konusunu oluşturan unsurlar çeşitlendirilmiştir. TRK’nun 5.maddesinde sayılan taşınırlardan herhangi bir veya birkaçı münferit olarak taşınır rehnine konu edilebilmektedir. Bunlar alacaklar, çok yıllık ürün veren ağaçlar, fikri ve sınai mülkiyete konu haklar, hammadde, hayvan, her türlü kazanç ve iratlar, başka bir sicile kaydı öngörülmeyen ve idari izin belgesi niteliğinde olmayan her türlü lisans ve ruhsatlar, kira gelirleri, kiracılık hakkı, makine ve teçhizat, araç, ekipman, alet, iş makinaları, elektronik haberleşme cihazları dahil her türlü elektronik cihaz gibi menkul işletme tesisatı, sarf malzemesi, stoklar, tarımsal ürün, ticaret unvanı ve/veya işletme adı, ticari işletme veya esnaf işletmesi, ticari plaka ve ticari hat, ticari proje, vagon ve bu sayılanlardan üçüncü kişiler zilyetliğindeki taşınır varlık, hak ve paylı mülkiyet hakları olarak sayılabilir. Bununla birlikte; bu unsurların borcu karşılayamaması halinde işletmenin tamamı üzerinde rehin tesis edilebilecektir.

Rehin sözleşmesinin tarafları da TRK’nda, eski düzenlemeden farklı olarak daha geniş tutulmuştur. TİRK’nun yürürlükte olduğu dönemde rehin alan, kredi kuruluşları ile kooperatifler iken TRK’na göre rehin alan, kredi kuruluşu, tacir veya esnaf olabilecektir. Yine TİRK döneminde rehin veren, rehne konu ticari işletmenin maliki olan gerçek veya tüzel kişi iken, yeni düzenlemede rehin alanın niteliğine göre rehin veren tacir, esnaf, çiftçi, üretici örgütü veya serbest meslek erbabı olabilir.

TİRK döneminde rehin sözleşmesinin ticari işletmenin kayıtlı olduğu sicil çevresindeki bir noterce düzenleme şeklinde yapılması gerekmekte iken, taşınır rehnine ilişkin yeni düzenleme uyarınca rehin sözleşmesi taraflar arasında elektronik ortamda veya yazılı olarak düzenlenebilecektir. Elektronik ortamda düzenlenen rehin sözleşmesinin güvenli elektronik imza ile onaylanması gerekecektir. Yazılı olarak düzenlenen rehin sözleşmesinde ise sadece taraf imzaları noterce onaylanacak veya sözleşme sicil yetkilisinin huzurunda imzalanacaktır. Dolayısıyla TRK, rehin sözleşmesinin noterce re’sen düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmıştır.

TİRK döneminde olduğu gibi TRK düzenlemesine göre de rehin hakkının doğması için rehin sözleşmesinin sicile tescil edilmesi gerekir. Fakat yeni dönemde sicil birimi değiştirilmiştir. Eskiden Ticaret veya Esnaf ve Sanatkar Sicili’ne tescil gerekli iken yeni düzenlemede, taşınır rehinlerinin tesciline ilişkin yeni bir sicilin kurulması öngörülmüştür (Rehinli Taşınır Sicili). Bu konuya ilişkin çalışmalar da başlatılmış ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Noterler Birliği arasında bir protokol düzenlenmiştir. Buna göre Rehinli Taşınır Sicili’nin kurulması ve sicil birimi olarak faaliyet yürütme görevi noterlere verilmiş ve internet portalı olarak Taşınır Rehni Sicil Sistemi (TARES) de erişime açılmıştır.

TRK’nda, rehin sözleşmesinde rehin tutarının TL cinsinden belirtilme zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla TRK ile birlikte yabancı para üzerinden taşınır rehni tesis edilebileceği hususu açıklık kazanmıştır.

Yeni düzenlemede, taşınır rehni ile güvence altına alınan borç ödenmediği takdirde rehin alan, eski düzenlemeye kıyasla daha farklı haklara sahip olmaktadır. TİRK döneminde ticari işletme rehni ile teminat altına alınmış bir borç ödenmediğinde rehin alan ancak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yaparak alacağını, icrai satış sonucunda satış bedelinden, tahsil edebilmekteydi. Rehin alanın, borç ödenmediğinde, ticari işletmenin veya münferit bir unsurunun mülkiyetini devralması mümkün olmadığı gibi buna ilişkin (temerrüt halinde mülkiyetin rehin alacaklısına geçmesine imkan veren) bir sözleşme yapılması da geçersiz kabul ediliyordu. Fakat TRK ile birlikte rehin alanın hakları da değişmiştir. Buna göre rehin ile teminat altına alınmış bir borç, süresinde ödenmezse alacaklı şu yollara başvurabilir: (i) birinci derece alacaklı ise, rehinli taşınırın mülkiyetinin kendisine devrini talep edebilir, (ii) alacağını varlık yönetim şirketine devredebilir, (iii) devre konu olmayan bir taşınır varlık söz konusu ise kiralama ve lisans hakkını kullanabilir, (iv) alacağını bu yollarla dahi tahsil edemediği takdirde, genel hükümler çerçevesinde icrai takip yapabilir. Görüldüğü üzere rehin alanın alacağına kavuşmak için başvurabileceği yollar yeni kanunda uzun yıllar tatbik edilenden çok daha farklı şekilde düzenlenmiştir.
Yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız hususlar, taşınırların rehnine ilişkin olarak TRK’nun getirdiği birçok yeni düzenleme arasından ilk etapta dikkati çekenlerdir. Bunlar dahi, kanun koyucunun TRK ile birlikte ne denli köklü bir değişiklik öngördüğünü anlamamıza olanak sağlamaktadır. TRK, 1971 senesinden bu yana ticari işletme rehnini düzenleyen TİRK’nu yürürlükten kaldırarak çok daha faklı bir sistem getirmektedir. 1 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren ve bu bağlamda daha çok yeni sayılabilecek TRK’nun, nasıl bir uygulamasının olacağı ise gelecek dönemlerde netlik kazanacaktır. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, TRK ile getirilen yeni düzenlemelerin yerindeliği ve bunların Türk Medeni Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu’nun temel prensipleri ile uyumu hukuk çevrelerinde tartışılmakta ve TRK düzenlemesi ile ilgili farklı görüşler ileri sürülmektedir. TRK kapsamında taşınırların teslimsiz rehni ile ilgili olarak önümüzdeki süreçte oluşacak yüksek mahkeme içtihatlarının da, TRK ve uygulamasının anlaşılması bakımından büyük bir kaynak olacağı muhakkaktır.

Haziran 2017 sayısının 77.sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları