Türk Hukuku’nda İş Ortaklığı (Joint Venture)

Ticari dinamiklere ayak uydurmak isteyen şirketler, bir işi veya bir projeyi tek başlarına üstlenmektense başka şirketler ile ortaklaşa hareket etmeyi tercih edebilirler.

Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com

Ticari dinamiklere ayak uydurmak isteyen şirketler, bir işi veya bir projeyi tek başlarına üstlenmektense başka şirketler ile ortaklaşa hareket etmeyi tercih edebilirler. İşte bu tür birlikteliklerden biri de iş ortaklığı tarzındaki iş birliğidir. İş ortaklığı, birlikte bir projeyi gerçekleştirerek, neticesinde elde edilecek kazancı paylaşmak amacıyla tarafların bir araya geldikleri bir tür iş birliği olarak tarif edilebilir.
İş ortaklığı ilişkisi ortaklar arasında akdedilecek bir sözleşme temeline dayanmaktadır. Ancak, Türk Hukuku’nda iş ortaklığı sözleşmesini tüm yönleri ile ele alan ve münhasıran iş ortaklığı sözleşmeleri için öngörülmüş yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. İş ortaklığının hukuki yapısı Türk Hukuku bakımından adi şirket niteliğinde kabul edilmektedir. Bu nedenle de Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesi ve devamında yer alan ve adi şirketi düzenleyen hükümler, iş ortaklığına, niteliği itibariyle uygun düştüğü ölçüde uygulanmaktadır.
Nitekim, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 22.5.2015 tarih ve 2015/2104 Esas – 2015/2761 Karar sayılı ilamında da iş ortaklığı:
“Müşterek iş ortaklığı (Joint Venture) hukukumuzdaki adi ortaklığa benzemekte olup, iki veya daha fazla işletmenin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri bir ortaklık” olarak tarif edilmiştir.
Yine Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 17.maddesinde de adi ortaklık, konsorsiyum, iş ortaklığı, ortak girişim gibi isimler altında sözleşmeye dayalı olarak kurulan ve Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen şirketlerin belirgin niteliklerini taşımayan ortaklıkların Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun uygulanması bakımından da adi şirket sayılacağı öngörülmüştür.
İş ortaklığı, yukarıda da değindiğimiz üzere, sözleşme temeline dayanmaktadır. Bu doğrultuda ortaklar, belirli bir işi, belirli bir sürede sonuçlandırmak üzere yazılı bir sözleşme ile bir araya gelmektedirler.
İş ortaklığının kuruluş amacı, elde edilecek kazancın paylaşımıdır ve ortaklar ortaklığın kuruluş nedenini teşkil eden işin tamamının yapılmasını müştereken dışarıya karşı taahhüt ederler.
Keza, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinin 7 numaralı paragrafında yapılan iş ortaklığı tarifinde de iş ortaklığının benzer nitelik ve özelliklerine değinilmektedir:

“İş ortaklıkları: Yukarıdaki fıkralarda yazılı kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler iş ortaklıklarıdır. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez.”
Tanımın dikkat çektiği bir diğer önemli özellik ise, iş ortaklığının tüzel kişiliğinin bulunmadığıdır.
İş ortaklığının ortakları, birlikte taahhüt ettikleri işin tamamının ifasından müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bir diğer ifade ile ortaklardan her biri ortaklığın üstlenmiş olduğu işin tamamının ifasını dışarıya karşı üstlenmektedir. Bununla birlikte işin tamamının icra ve ifasından dışarıya karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacak ortağın, elbette ki iç ilişkide iş ortaklığının diğer ortaklarına söz konusu sorumluluk kapsamında rücu etmesi de mümkündür.
İş ortaklığının ortaklar arası iç ilişkileri bakımından şu özellikli konuları belirtmemiz gerekir:
Ortakların sermaye koyma borcu vardır. Keza, Türk Borçlar Kanunu’nun 621.maddesinde de sermaye payının para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak konabileceği belirtilmiştir.
Ortaklar, Türk Borçlar Kanunu’nun 623. maddesi uyarınca kâra ve zarara katılırlar ve iş ortaklığının kazancını kendi aralarında paylaşırlar.
Ortaklardan hiçbiri kendi hesabına iş ortaklığının amacına aykırı iş yapamaz. Bu husus Türk Borçlar Kanunu’nun 626.maddesinde açık bir şekilde düzenlenmiştir: “Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işler yapamazlar.” Dolayısıyla iş ortaklığında ortaklar arası iç ilişkiler bakımından rekabet kısıtlama ve yasakları oldukça önemlidir.
İş ortaklığı, yönetim için görevlendirilen ya tek ortak tarafından ya da birden fazla ortak veya tüm ortaklar tarafından yönetilebilir. Ortakların arasındaki yazılı sözleşmeye bağlı olarak yönetim bir üçüncü kişiye dahi devredilebilir.
İş ortaklığının dış ilişkileri bakımından belirtilmesi gereken en önemli konu ise, iş ortaklığının tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklığın davaya taraf ehliyetinin de olmadığıdır. Bu sebepledir ki, iş ortaklığına ilişkin davalarda ortakların tamamının taraf olarak birlikte davalı ya da davacı olarak yer alması gerekmektedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 1.3.2018 tarih ve 2016/2966 Esas – 2018/2161 Karar sayılı ilamında da öngörüldüğü üzere:
“İki veya daha fazla işletmenin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri ortaklığın (Joint Venture'nin) tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti de yoktur. Bu sebeple ortaklık adına açılacak davaların adi ortaklığı oluşturan ortaklardan herbiri tarafından açılması zorunludur. Bu husus kamu düzenine dair olup mahkemece re'sen nazara alınır.”
Ayrıca, iş ortaklığının dışa karşı temsili de, Türk Borçlar Kanunu’nun 637. maddesine göre kural olarak yönetici olarak seçilen ortak tarafından gerçekleştirilebileceği gibi, yine ortaklar arasındaki sözleşmeye istinaden üçüncü bir kişi de temsilci olarak belirlenebilir ve bu temsilci iş ortaklığını dışarıya karşı temsil edebilir.
Türk Borçlar Kanunu hükümleri nezdinde hukuki yapısını yukarıdaki gibi özetlemeye çalıştığımız iş ortaklığının son olarak da vergisel boyutuna değinmek isteriz. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan iş ortaklığı tanımında, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda belirtilen şekilde ve belirtilen amaç doğrultusunda kurulacak iş ortaklıklarından kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesini talep edenlerin iş ortaklığı olarak kabul edileceği anlaşılmaktadır. Bu hüküm, kurumlar vergisi mükellefiyeti tesisinin iş ortaklıkları bakımından ihtiyari olduğunu göstermektedir.
İş ortaklığının, Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında bir iş ortaklığı olarak kabul edilmesi ve iş ortaklığına kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilebilmesi için ise birtakım şartların mevcut olması gerekmektedir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun Uygulanması Hakkında 1 Seri Numaralı Genel Tebliğ’in 2.5.2.maddesinde de bu şartlar şu şekilde sıralanmıştır:
- Ortaklardan en az birisinin kurumlar vergisi mükellefi olması,
- Ortaklığın belli bir işi sonuçlandırmak üzere yazılı bir sözleşmeyle kurulması,
- İş ortaklığı konusunun belli bir iş olması,
- Birlikte yapılacak olan işin belli bir süre içinde gerçekleştirilmesinin öngörülmesi,
- İş ortaklığı ile işveren arasında bir yüklenim sözleşmesinin olması,
- Ortakların, müştereken yüklenilen işin belli bir veya birden fazla bölümünden değil, tamamından işverene karşı sorumlu olmaları,
- İşin bitiminde kazancın paylaşılması,
- Birlikte yapılması öngörülen ve müştereken yüklenilen işin bitimi ve Vergi Usul Kanununda belirtilen mükellefiyetle ilgili ödevlerin tamamının yerine getirilmesiyle mükellefiyetin sona ermesi.
Görüldüğü üzere, yukarıda sayılan şartları haiz bir iş ortaklığı, tercih etmesi durumunda Kurumlar Vergisi Kanunu çerçevesinde kurumlar vergisi mükellefi olarak tescil edilebilmektedir. Bununla birlikte mükellefiyet tesisine yönelik tercih hakkının tek seferlik öngörüldüğü uzmanlarca belirtildiğinden, söz konusu tercih hakkının da dikkatli kullanılması yine vergi uzmanları tarafından önerilmektedir.

Eylül 2018 sayısının 90.sayfasında yayımlanmıştır. 

Yazarın diğer yazıları