Yabancı yatırımcıların Türkiye’de ticari girişimlerinden biri olarak şubeler

Yabancı yatırımcıların Türkiye’de ticari girişimlerinden biri olarak şubeler: Hukuki ve vergisel boyutları

Yabancı yatırımcıların Türkiye’de ticari girişimlerinden biri olarak şubeler: Hukuki ve vergisel boyutları

Av. Emine Başcı Devres
Devres Hukuk Bürosu
www.devres-law.com


Hatırlanacağı üzere Dünya Gıda Dergisinin Ağustos 2016 sayısında, yabancı yatırımcıların Türkiye’de teşvik edilmesi ve bu doğrultuda yabancı yatırımcıların kullandığı yatırım planlama araçlarından biri olarak irtibat bürolarını ele almıştık. İlgili yazımızda daha ayrıntılı olarak bahsettiğimiz üzere, yabancı yatırımcılar irtibat büroları vasıtasıyla Türkiye’de ticari faaliyette bulunmaksızın, yatırım öncesi hedefledikleri piyasa hakkında araştırma yapabilmekte ve bu esnada birtakım vergi avantajlarından faydalanabilmektedirler.

Yabancı yatırımcıların irtibat büroları vasıtasıyla yaptıkları araştırmalar neticesinde Türkiye’de yatırım yapma ve ticari faaliyette bulunmaya karar vermeleri halinde, söz konusu ticari faaliyetler yabancı yatırımcıların ya doğrudan Türkiye’de kuracağı müstakil şirketler vasıtasıyla veyahut da Türkiye’de kuracakları şubeleri üzerinden gerçekleştirilecektir.

Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin 118. maddesine göre, “Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezinin bulunduğu sicil çevresi içerisinde isterse başka bir sicil çevresi içinde olsun, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai veya ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şubedir.”

Şubenin hukuki mahiyeti konusunda ön plana çıkan ilk unsur, şubenin iç ilişkide merkeze bağlı olmasıdır. Bu bağlamda merkez ile şube iktisadi bir bütün oluşturarak ortak bir işletme politikası yürütürler. Ayrıca şube, ancak merkez nam ve hesabına üçüncü kişilerle iş ve işlem yaptığından şube tarafından yürütülen faaliyetten doğan hak ve yükümlülüklerin muhatabı da merkez, bir diğer ifade ile işletme sahibi olmaktadır. Şube dış ilişkilerinde ise bağımsızdır. Zira bizzat bu yetkisine dayanarak işletme sahibi/merkez nam ve hesabına kendi başına üçüncü kişilerle iş ve işlem yapmaktadır. Diğer taraftan hem Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde verilen tanımda belirtildiği üzere, hem de emsal Yargıtay kararlarında tevsik edildiği gibi şube niteliğinin belirlenmesinde, şubenin bağımsız bir sermayesinin veya muhasebesinin bulunup bulunmaması tek başına şube niteliğinin tayini için yeterli bir kriter olarak öngörülmemektedir.

Ticaret Hukukumuza göre merkezi Türkiye’de olan şirketler kadar, yabancı ülkede kurulu şirketler de Türkiye’de şube açabilirler. Keza yukarıda da belirttiğimiz gibi, yabancı yatırımcının Türkiye’de ticari faaliyette bulunması Türkiye’de şube açılması vasıtasıyla da gerçekleşebilir. Türk Ticaret Kanunumuzun 40. maddesinin 4. paragrafı, yabancı ticari işletmelerin de Türkiye’de şube açabileceğini düzenleyerek, yabancı şirkete bağlı bir şubenin tescil ve temsilinin ana hatlarını çizmiştir:

“Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır. Ticari işletmenin birden çok şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur.”

Yabancı şirketlerin Türkiye’de şube açmaları için ticaret sicil müdürlüklerince şube açılışına yönelik olarak öngörülen prosedürün tamamlanması ve istenilen evrakların hazırlanarak sicile sunulması gerekmektedir. Sicil müdürlüklerince talep edilen evrakların kapsam ve mahiyeti esas itibariyle aynı olmakla birlikte, yine de her bir sicil müdürlüğü tarafından yabancı şirketlerin Türkiye’de şube açmalarına ilişkin ilan edilen evrak listelerinin güncel olarak takip edilmesi ve evrakların başvuruda bulunulacak ilgili ticaret sicil müdürlüğünce talep edilen şekil ve sayıda hazırlanması önemle tavsiye edilir.

Yabancı şirketlerin Türkiye’de şube açılışları için hazırlanacak evraklar ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, söz konusu başvurunun yabancılık unsuru taşıması sebebiyle bir kısım evrakın yurtdışında hazırlanacak olmasıdır. Özellikle mahiyeti itibari ile yurtdışında düzenlenecek olan, yabancı şirketin Türkiye’de şube açmasına ve bu şubeye atanacak Türkiye’de yerleşik tam yetkili temsilcisi/temsilcilerine yönelik alacağı karar ile yabancı şirketin yetkili temsilcileri tarafından imzalanacak şube kuruluş beyannamesi gibi evrakların, yabancı şirketin tabi bulunduğu ülkedeki noterler tarafından onaylanması ve bilahare apostil şerhi ile tasdik edilmesi gerekmektedir. Böylelikle yabancı ülkede hazırlanmış bu evraklara, Türkiye’de resmiyet ve geçerlilik kazandırılmış olmaktadır.

Yabancı şirketin Türkiye’deki şubesinin iş ve işlemleri yönünden, yabancı şirket tarafından atanan tam yetkili temsilci ve onun temsil yetkisinin kapsamı da oldukça önemlidir. Türk Ticaret Kanunu’nun yukarıda bahsi geçen maddesinde, bu temsilcinin ticari mümessil olduğu açıkça belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesine göre de ticari mümessil (temsilci), tacir yardımcılarından en geniş yetkilere sahip olanı ve işletme sahibinin ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.

Yabancı şirketler, Türkiye’deki şubelerinden ötürü (yabancı şirketin tabi olduğu ülke ile Türkiye arasında çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin yürürlükte olabilecek uluslararası anlaşma hükümleri saklı kalmak kaydıyla) dar mükellefiyet esasına göre vergiye tabidir. İlaveten, Türk Hukuku’na uygun olarak şubenin iş ve işlemleri için yetkilendirilen ticari mümessil de belirli şartlar altında Türkiye’de yürütülecek ticari faaliyetler kapsamında vergisel yükümlülüklere muhatap olabilecektir.

Hem Kurumlar Vergisi Kanunu’nda hem de Gelir Vergisi Kanunu’nda Türkiye’de şube açan yabancı şirketin Türkiye’deki ticari faaliyetlerinden ötürü dar mükellef statüsünde vergiye tabi olacağı düzenlenmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinde tanımlandığı üzere kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye'de bulunmayanlar, dar mükellefiyet esası gereğince sadece Türkiye'de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler. Yine Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ilerleyen maddelerinde belirtildiği üzere, Vergi Usul Kanunu uyarınca Türkiye'de işyeri olan (ki şubeler, Vergi Usul Kanunu uyarınca işyeri olarak kabul edilmektedir) veya daimî temsilci bulunduran yabancı kurumlarca bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticarî kazançlar da kurumlar vergisine tabidir.

Aynı doğrultuda Gelir Vergisi Kanunu’nun 7. maddesine göre de, kazanç sahibinin Türkiye'de işyerinin olması veya daimi temsilci bulundurması ve kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla sağlanması  kazancın Türkiye’de dar mükellefiyet kapsamında elde edildiğini gösterir. Mezkur kanunun takip eden 8. maddesinde de daimi temsilci, bir hizmet veya vekâlet sözleşmesi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına belirli veya belirsiz bir müddetle veya müteaddit ticari muameleler ifâsına yetkili bulunan kimsedir. Yine ticari mümessiller, tüccar vekilleri ve memurları ile Ticaret Kanunu hükümlerine göre acenta durumunda bulunanlar da başkaca şart aranmaksızın temsil edilenin daimi temsilcisi sayılmaktadırlar.

Bu durumda yabancı şirket tarafından Türkiye’deki şubesi kapsamında yürütülen ticari faaliyetler bakımından yabancı şirketin, Türkiye’de merkezi olmamakla birlikte Türkiye’de hem işyeri hem de daimi temsilci bulundurması sebebiyle dar mükellef olarak vergiye tabi tutulacağı (çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla) kuşkusuzdur.

Bu şekilde mükellef olduğu tespit edilen ve Türkiye’de şubesi bulunan yabancı şirketin Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine göre vergisel yükümlülükleri kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilecektir. Kanuni temsilcilerin vergi yükümlülüklerini yerine getirmemelerinden ötürü mükellefin malvarlığından alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar da, daha sonradan mükellefe rücu hakkı bulunmak kaydıyla, bu yükümlülüğü yerine getirmemiş olan kanuni temsilcilerin malvarlıklarından alınacaktır. Mezkur madde bu uygulamanın Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanacağını öngördüğünden, Türkiye’de şube açan yabancı şirketin atayacağı ticari mümessilin de, bu şartlar çerçevesinde vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden sorumlu tutulacağını belirtmemiz mümkündür.

Yine yabancı şirketin Türkiye’deki şubesine atadığı ticari temsilcinin yabancı şirket tarafından yerine getirilmeyen vergi yükümlülüklerinden Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesine göre şahsi mal varlığı ile sorumlu olduğunu da söylememiz gerekmektedir.

Sonuç olarak, yabancı şirketler tarafından Türkiye’de açılan şubeler, yabancı yatırımların Türkiye’de artması açısından önemli ticari faaliyet araçlarından biri olarak değerlendirilmekte ve yabancı yatırımcılar tarafından tercih edilmektedir. Yabancı yatırımcı Türkiye’de şube açarak, Türkiye’de ticari faaliyette bulunma ve kazanç elde etme amacını taşır. Yabancı şirket ile iktisadi ve işletmesel birlik içinde faaliyet gösterecek olan şubeler de bağlı bulundukları yabancı şirket adına Türkiye’de ticari faaliyette bulunur ve kazanç elde eder. Şubelerin yabancı şirketin nam ve hesabına üçüncü kişilerle ilişkiye girmesi ve bu faaliyetlerinden doğacak tüm hak ve yükümlülüklerin muhatabının da hukuken yabancı şirket olması nedeni ile vergi mevzuatımız uyarınca yabancı şirketin, Türkiye’de şubesi eliyle yürüttüğü faaliyetler nedeniyle vergiye tabi olması sonucunu doğurur. Bu kapsamda yabancı şirketin Türkiye’deki şubesine atadığı ticari mümessile mevzuatımız gereğince her ne kadar asıl mükelleften tahsil edilemeyen vergi alacakları için başvurulması öngörülmüşse de, uygulamada bazen ilgili kurumlar tarafından asıl mükellefin mal varlığı sorgulanmaksızın ve asıl mükellefe başvurulmaksızın doğrudan ticari mümessilin malvarlığına yöneltildiği ve ticari mümessilin muhatap alındığına rastlanılmaktadır. Uygulamanın yetkili birimler tarafından mevzuata uygun olarak ifa edilmesi ve ticari mümessilin sorumluluğuna ancak mevzuatımız tarafından öngörülen koşullar çerçevesinde gidilmesi uygulamanın doğruluğu ve yabancı yatırımcılara güven telkini için temenni edilmektedir.

Aralık 2016 sayısının 72'nci sayfasında yayımlanmıştır.

Yazarın diğer yazıları